Devrimci
dönüşümün uzaması ve emperyalistlerin İslam Cumhuriyeti’ne yönelik saldırısı
üzerine
Burjuva
eğitim sistemi, bizi devrimi tek, görkemli bir olay olarak algılamaya, onu
takvimde bir tarih, sokakta bir barikat, sarayından kaçan bir hükümdar
üzerinden anlamaya sevk ediyor. İngiliz Devrimi, 1642 ve 1688’e; Fransız
Devrimi, 1789'a ve Bastille’in düşüşüne; Amerikan Devrimi, 1776’ya, ardından gelen,
İngilizlere karşı bağımsızlık savaşına; Rus Devrimi, Ekim 1917’ye indirgeniyor.
Sistem bunu yaparak, sadece tarihi basitleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda
devrimlerin anlık olaylar değil, süreçler olduğunu, çelişkileri
çözülmeden önce sıklıkla nesiller boyu süren uzun dönüşümler neticesinde gerçekleştiğini
gerçeğini gizliyor.
İran
Devrimi’ni de bu gerçek üzerinden anlamalıyız. Anti-emperyalist mücadeleye
sempati duyanlar da dâhil olmak üzere birçok gözlemci, İran Devrimi’ni
tamamlanmış bir olay olarak ele alıyor: Şah, Ocak 1979’da ülkeden ayrılıyor,
Humeyni sürgünden dönüyor, İslam Cumhuriyeti ilan ediliyor, mesele kapanıyor.
Bu, tarihsel bir saçmalık.
İran
Devrimi, 1979’da sona ermedi, yeni bir aşamaya girdi. Bugün tanık olduğumuz,
İslam Cumhuriyeti’ne karşı sürdürülen emperyalist savaş, yerleşik bir düzenin
dışarıdan kesintiye uğraması değil, yarım asırdır devam eden devrimci sürecin
son aşamasıdır.
Bunun
neden böyle olduğunu anlamak için, sadece yönetici sınıfın bir fraksiyonunu
diğeriyle değiştirmekle kalmayıp, toplumsal düzeni gerçekten dönüştüren
devrimlerin tarihsel kayıtlarını incelemeliyiz.
Devrimler
Yüzyılı: İngiltere, 1603–1714
Kapitalist
iktidarın ilk kez belirli bir toprağa kavuştuğu, ona temel teşkil eden İngiliz Devrimi,
1642’de Nottingham’da kraliyet sancağının dikilmesiyle başlamadı. Kökleri, Stuart
döneminin başlarında yaşanan mali-askeri krize, bilhassa I. Charles’ın 1630’ların
sonlarında İskoç Presbiteryenleriyle yaptığı felâketle neticelenen savaşlara
dayanmaktadır. Parlamento onayı olmadan ordularını idame ettirecek yeterli
geliri toplayamayan Kral, on bir yıl önce feshettiği ve kalıcı hale getirmek
için umutsuzca çabaladığı bir parlamentoyu toplamak zorunda kaldı.
Temelde
feodal devletin genişleyen ticari sermaye çağında fazla gelir elde etme
kapasitesinin krizi olan bu anayasal kriz, 1640’lar boyunca tek bir iç savaş
değil, iki iç savaşa yol açtı, Ocak 1649’da Whitehall’daki Ziyafet Evi önünde
I. Charles’ın idamıyla sonuçlandı. Ancak devrim, hükümdarın kesik başıyla sona
ermedi. Oliver Cromwell ve Ordu Konseyi’nin devrimci burjuva diktatörlüğü,
Stuart monarşisinin yeniden kurulduğu 1660 yılına kadar hüküm sürdü. Ancak
yeniden kuruluş istikrarsız işleyen bir süreçti: Ekonomik egemenliğini
pekiştiren İngiliz burjuvazisi, monarşinin kaldırılmasını değil, onun boyun
eğdirilmesini istiyordu. 1688’deki “Şanlı Devrim”, Orange’lı William ve Mary
Stuart’ı anayasal semboller olarak tahta çıkardı ve açıktan parlamenter
otoriteye tabi kıldı. II. James, taç giyme töreninin kendisine yönetimsel
anlamda gerçek bir güç bahşettiğine inanma hatasına düşmüştü. Gerçekte, İngiliz
burjuvazisinin açıkça belirttiği gibi, o, sadece süslü şapkası olan bir
aristokrattı. Rolünü oynadığı sürece büyük bir saygıyla karşılanacaktı, ancak
babasının ve büyükbabasının kralların “haklarına dair fikirlerini koruduğunu
açıkça belirttiği anda hızla görevden alındı, yerine daha itaatkâr bir kişi
bulundu.
Devrimci
süreç gene de devam etti. Stuart, karşı devrimi İrlanda ve İskoçya’da şiddet
kullanarak sürdürdü, nihai ifadesine 1715 ve 1745’teki Jakobcu isyanlarda kavuştu.
İngiliz burjuva devrimi, ancak 1745 isyanının yenilgisi ve Hanover yönetiminin
pekişmesiyle kesin bir sonuca ulaştı. Marksist tarihçi Christopher Hill’in Century
of Revolution [“Devrim Yüzyılı”] adlı eserinde ortaya koyduğu gibi,
İngiltere’nin mutlakiyetçi monarşiden kapitalist devlete dönüşümü yıllara
değil, on yıllara, hatta. bir asırdan fazla süren, çatışma, uzlaşma, geri dönüş
ve yeniden atılımla tanımlı bir sürece ihtiyaç vardı.
Fransa’nın
Uzun Soluklu Dönüşümü: 1789-1871
Fransız
Devrimi de benzer bir dizgeyi takip ediyor. 1789’da eski rejimin çöküşü , XVI.
Louis ve Marie Antoinette’in idamı, Jakobenlerin iktidara gelişi, sadece ilk
perdeyi oluşturur. Napolyon Bonaparte’ın devrimci burjuva diktatörlüğü, 1815’e dek
Avrupa’yı sarsan devrimci savaşlar ve Napolyon Savaşları, Bourbon monarşisinin
yeniden kurulması ve 1830’da hızla çöküşü, Temmuz Monarşisi, 1848 devrimi,
İkinci Cumhuriyet, (Marx’ın Louis Bonaparte'ın On Sekizinci Brumaire’i
adlı ünlü eserinde incelediği) Louis Bonaparte’ın İkinci İmparatorluğu,
Fransa-Prusya Savaşı ve nihayet 1871 Paris Komünü, tek ve uzun soluklu devrimci
süreci teşkil etmektedir.
Marx,
Fransa’da İç Savaş adlı eserinde, Komünarlar arasında Jakoben burjuva
radikallerinin varlığına dikkat çekmiş, ancak Komün’ün bu radikal geleneğin “sona
erdiğini” vurgulamıştır. Komün’ün yenilgisi, Üçüncü Cumhuriyet’in yolunu
açmıştır; bu cumhuriyet, seleflerinin devrimci coşkusunu terk ettiği için
istikrarlı bir burjuva yönetim biçimi olmuştur. 1789’dan 1871’e kadar: Fransız
burjuvazisinin sınıf diktatörlüğüne uygun bir devlet biçimi elde etmesinden
önce seksen iki yıl süren devrimci ayaklanma, restorasyon ve yeniden devrimci
ilerleme dönemi yaşanmıştır.
Amerika’nın
Benzer Devrimi: 1776-1865
Sıklıkla
burjuva dönüşümlerinin en temiz ve en hızlısı olarak görülen, bu anlamda yanlış
değerlendirilen Amerikan Devrimi, aslında tamama ermek için neredeyse bir
yüzyıla ihtiyaç duymuştu. Bağımsızlık Bildirgesi ve Paris Antlaşması, İngiliz
sömürge yönetiminden siyasi ayrılığı sağladı, ancak Kuzey’deki kapitalist
üretim biçimi ile Güney’deki kölelik biçimi arasındaki temel çelişkiyi çözmedi.
Kuzeyli sanayiciler, Amerikan pazarını İngiliz ithalatından korumak için güçlü
korumacı gümrük vergilerine ihtiyaç duyarken, Güney’deki köle sahipleri de
İngiliz tekstil pazarlarına sınırsız erişime bağımlıydı. Bu durum, 1820’lerden
itibaren şiddetlenen, ülkeyi 1832-1833’teki hükümsüzleştirme krizinde neredeyse
iç savaş durumuna getiren gümrük politikası savaşlarına yol açtı. Bunu, John
Brown’ın Harpers Ferry’deki devrimci eylemlerinin ardından patlak veren,
kölelik konusunda on yıllarca süren siyasi uzlaşmalar ve başarısız girişimler
izledi.
Marx’ın
kapitalist birikimin temeli olarak ücretli emek ve kölelik arasındaki uzlaşmaz
çatışma diye tanımladığı bu çelişki, ancak 1861-1865 arası dönemde cereyan eden
İç Savaş ile çözülebilirdi. Konfederasyonun yenilgisi ve köleliğin
kaldırılması, Amerikan burjuva devriminin başlangıcı değil, tamamlanması
anlamına geliyordu. 1776’dan 1865’e dek, Amerikan burjuva devriminin
çelişkilerinin ortaya çıkması ve daha istikrarlı bir burjuva yönetim biçiminin
kurulması, seksen dokuz yıl sürdü. Bu, güneydeki toprak sahibi sınıfın
yenilgisi ve boyun eğdirilmesi yoluyla gerçekleşti, ancak İngiltere’deki
aristokrasi gibi, bu, onların sonu değildi. Boyun eğdirilmiş bir rolü kabul
etmeye zorlandılar, ancak Amerikan burjuvazisi, siyahi tarım işçileri üzerinde
terörle kurulan saltanatı memnuniyetle yeniden tesis etti. Bu durumun
çözülmesine başlanması bile seksen yıl daha sürdü ve altmışlarda zirveye ulaşan
yurttaş hakları hareketiyle sonuçlandı.
İran’ın
Devrimci Süreci: 1979-Günümüz
Bu
tarihsel arka plan ışığında, İran Devrimi’nin süresi daha anlaşılır hale
geliyor. 1979’da Pehlevi monarşisinin çöküşü, devrimin sonu değil,
başlangıcıydı. İslam Cumhuriyeti, İran’ın devrimci dönüşümünde yeni bir aşamayı
temsil ediyordu. Bu aşama, emperyalist hegemonyaya ve bağımlı bir
kapitalist ekonominin çelişkileriyle başa çıkabilen, sömürgeciliği aşmış bir
devlet kurma girişimiyle karakterize ediliyordu.
ABD
önderliğindeki emperyalist güçler, tehlikenin boyutunu hemen anladılar. İran
Devrimi, Batı’nın enerji sömürüsü ve stratejik kontrolü için belirlenmiş bir
bölgede bağımsız kalkınma modelinin kurulmasını tehdit ediyordu. ABD
emperyalistlerinin cevabı sistematik ve uzun süreli oldu:
Emperyalist
Vekalet Savaşı (1980-1988): ABD, bölgesel kozlarından Saddam Hüseyin
aracılığıyla, devrimi beşiğinde boğmak için tasarlanmış sekiz yıllık bir
saldırganlık savaşı başlattı. Batı sermayesince silahlandırılan ve finanse
edilen Irak işgali, İslam Cumhuriyeti’ne felâket ölçüsünde insani ve maddi
kayıplar yaşattı. Devrim, kitlesel seferberlik ve savunmaya yönelik fedakârlıklar
sayesinde hayatta kaldı.
Yaptırım
Rejimi (1990’lar-Günümüz): Doğrudan askeri saldırının başarısızlığının
ardından, ABD, İran’ın ekonomik kalkınmasını sekteye uğratmak, küresel
pazarlara entegrasyonunu engellemek ve devrimci hükümete karşı iç baskı
oluşturmak üzere tasarlanmış ayrıntılı bir yaptırım mimarisi inşa etti. Bu
ekonomik savaş, otuz yıl boyunca yoğunlaşarak, İran halkına karşı uygulanan yapısal
şiddetin ana biçimi haline geldi.
Suikast
ve Terörizm: Emperyalist güçler, özellikle 2020’de General
Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gibi hedef gözeterek gerçekleştirilen
suikastlar, ABD ve İsrail istihbaratının düzenlediği operasyonlar için vekil
güç olarak iş gören Halkın Mücahidleri gibi tarikat benzeri terör örgütlerinin desteğinden
istifade etti.
Doğrudan
Askeri Saldırı (2025-Günümüz): İslam Cumhuriyeti’ne karşı
yürütülen mevcut açık savaş, İran Devrimi’ni ortadan kaldırmak için başvurulan
en son ve en umutsuz emperyalist girişimdir. Bu saldırının acil hedeflerine
ulaşamaması ve İran ulusunun birleşik bir savunma için seferber olması,
devrimin devam eden canlılığını göstermektedir.
Geçmişin
Alışkanlıkları ve Mücadelenin Süresi
Lenin,
burjuva zihniyetinin kavramayı reddettiği şeyi anlamıştı: “Geçmişin
alışkanlıklarından kopmak yıllar değil, nesiller gerektirir. Eski
düzenin toplumsal ilişkileri, ideolojik oluşumları ve kurumsal yapıları bir
rejimin yıkılmasıyla ortadan kalkmaz. Bunlar varlığını sürdürür, değişime uğrar
ve yeniden kurulmayı hedefler. Devrimin düşmanları olarak eski düzene bağlı
sınıflar ve emperyalist güçler, yenilgiyi kabul etmezler. Yeniden örgütlenir,
uyum sağlar ve saldırılarını yenilerler. Sovyet revizyonistlerinin anlamakta
başarısız olduğu, nihayetinde Sovyetler Birliği’nin yıkımına yol açan da buydu.
Gerçek
devrimci dönüşümün uzun sürmesine bu türden maddi gerçekler neden olmuştur.
İngiliz Devrimi bir yüzyıl sürdü; Fransız Devrimi neredeyse aynı sürede gerçekleşti;
Amerikan Devrimi ise bir yüzyılın büyük bir bölümünü kapladı. Ellinci yılına
yaklaşan İran Devrimi, süresi bakımından istisna değil, emperyalist
egemenlikten ve onun sürdürdüğü toplumsal ilişkilerden temel bir kopuşu
pekiştirmek için gereken sürenin olağan bir örneğidir.
Bugün
tanık olduğumuz şey, liberal basının iddia ettiği gibi, İran ile ABD arasında yaşanan
bir “çatışma değil. Bu, İran Devrimi’nin başka yollarla devam etmesidir; uzun
süredir devam eden anti-emperyalist yapılanma ve emperyalist saldırı sürecinin
son aşamasıdır. Egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için tek vücut
olarak ayağa kalkan İran milleti, bir kez uyanan devrimci bilincin kalıcı
olarak bastırılamayacağını ortaya koymaktadır.
Mesele,
İran sınırlarının ötesine uzanıyor. Kapitalist sistemin krizde olduğu, ABD’nin
hegemonyasının zayıfladığı, emperyalist savaşların arttığı, ekonomik çöküşün hızlandığı
bir dönemde, çevre devletlerin bağımsız kalkınma için başvurdukları yolları
sürdürme becerisi, küresel güç dengesinde belirleyici bir faktörü ifade ediyor.
İran, kendine yönelik mevcut emperyalist saldırının püskürtmesi durumunda,
yalnızca belirli bir hükümetin ve devletin hayatta kaldığını ortaya koymakla
kalmayacak, ayrıca anti-emperyalist devrimin, ne kadar uzun ve acı verici
olursa olsun, en yoğun askeri ve ekonomik baskıya karşı bile dayanabileceğinin mümkün
olduğunu da gösterecek.
İran
Devrimi devam ediyor. Düşmanları geri adım atmadı, onu savunanlar da. Geçmişten
bugüne uzanan köklerden kopuş süreci her daim bu şekilde işliyor.
Liberation News Network
24
Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder