03 Mayıs 2026

,

Uzun Devrim: İran’ın Mücadelesi Neden 1979’da Sona Ermedi?

Devrimci dönüşümün uzaması ve emperyalistlerin İslam Cumhuriyeti’ne yönelik saldırısı üzerine

Burjuva eğitim sistemi, bizi devrimi tek, görkemli bir olay olarak algılamaya, onu takvimde bir tarih, sokakta bir barikat, sarayından kaçan bir hükümdar üzerinden anlamaya sevk ediyor. İngiliz Devrimi, 1642 ve 1688’e; Fransız Devrimi, 1789'a ve Bastille’in düşüşüne; Amerikan Devrimi, 1776’ya, ardından gelen, İngilizlere karşı bağımsızlık savaşına; Rus Devrimi, Ekim 1917’ye indirgeniyor. Sistem bunu yaparak, sadece tarihi basitleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda devrimlerin anlık olaylar değil, süreçler olduğunu, çelişkileri çözülmeden önce sıklıkla nesiller boyu süren uzun dönüşümler neticesinde gerçekleştiğini gerçeğini gizliyor.

İran Devrimi’ni de bu gerçek üzerinden anlamalıyız. Anti-emperyalist mücadeleye sempati duyanlar da dâhil olmak üzere birçok gözlemci, İran Devrimi’ni tamamlanmış bir olay olarak ele alıyor: Şah, Ocak 1979’da ülkeden ayrılıyor, Humeyni sürgünden dönüyor, İslam Cumhuriyeti ilan ediliyor, mesele kapanıyor. Bu, tarihsel bir saçmalık.

İran Devrimi, 1979’da sona ermedi, yeni bir aşamaya girdi. Bugün tanık olduğumuz, İslam Cumhuriyeti’ne karşı sürdürülen emperyalist savaş, yerleşik bir düzenin dışarıdan kesintiye uğraması değil, yarım asırdır devam eden devrimci sürecin son aşamasıdır.

Bunun neden böyle olduğunu anlamak için, sadece yönetici sınıfın bir fraksiyonunu diğeriyle değiştirmekle kalmayıp, toplumsal düzeni gerçekten dönüştüren devrimlerin tarihsel kayıtlarını incelemeliyiz.

Devrimler Yüzyılı: İngiltere, 1603–1714

Kapitalist iktidarın ilk kez belirli bir toprağa kavuştuğu, ona temel teşkil eden İngiliz Devrimi, 1642’de Nottingham’da kraliyet sancağının dikilmesiyle başlamadı. Kökleri, Stuart döneminin başlarında yaşanan mali-askeri krize, bilhassa I. Charles’ın 1630’ların sonlarında İskoç Presbiteryenleriyle yaptığı felâketle neticelenen savaşlara dayanmaktadır. Parlamento onayı olmadan ordularını idame ettirecek yeterli geliri toplayamayan Kral, on bir yıl önce feshettiği ve kalıcı hale getirmek için umutsuzca çabaladığı bir parlamentoyu toplamak zorunda kaldı.

Temelde feodal devletin genişleyen ticari sermaye çağında fazla gelir elde etme kapasitesinin krizi olan bu anayasal kriz, 1640’lar boyunca tek bir iç savaş değil, iki iç savaşa yol açtı, Ocak 1649’da Whitehall’daki Ziyafet Evi önünde I. Charles’ın idamıyla sonuçlandı. Ancak devrim, hükümdarın kesik başıyla sona ermedi. Oliver Cromwell ve Ordu Konseyi’nin devrimci burjuva diktatörlüğü, Stuart monarşisinin yeniden kurulduğu 1660 yılına kadar hüküm sürdü. Ancak yeniden kuruluş istikrarsız işleyen bir süreçti: Ekonomik egemenliğini pekiştiren İngiliz burjuvazisi, monarşinin kaldırılmasını değil, onun boyun eğdirilmesini istiyordu. 1688’deki “Şanlı Devrim”, Orange’lı William ve Mary Stuart’ı anayasal semboller olarak tahta çıkardı ve açıktan parlamenter otoriteye tabi kıldı. II. James, taç giyme töreninin kendisine yönetimsel anlamda gerçek bir güç bahşettiğine inanma hatasına düşmüştü. Gerçekte, İngiliz burjuvazisinin açıkça belirttiği gibi, o, sadece süslü şapkası olan bir aristokrattı. Rolünü oynadığı sürece büyük bir saygıyla karşılanacaktı, ancak babasının ve büyükbabasının kralların “haklarına dair fikirlerini koruduğunu açıkça belirttiği anda hızla görevden alındı, yerine daha itaatkâr bir kişi bulundu.

Devrimci süreç gene de devam etti. Stuart, karşı devrimi İrlanda ve İskoçya’da şiddet kullanarak sürdürdü, nihai ifadesine 1715 ve 1745’teki Jakobcu isyanlarda kavuştu. İngiliz burjuva devrimi, ancak 1745 isyanının yenilgisi ve Hanover yönetiminin pekişmesiyle kesin bir sonuca ulaştı. Marksist tarihçi Christopher Hill’in Century of Revolution [“Devrim Yüzyılı”] adlı eserinde ortaya koyduğu gibi, İngiltere’nin mutlakiyetçi monarşiden kapitalist devlete dönüşümü yıllara değil, on yıllara, hatta. bir asırdan fazla süren, çatışma, uzlaşma, geri dönüş ve yeniden atılımla tanımlı bir sürece ihtiyaç vardı.

Fransa’nın Uzun Soluklu Dönüşümü: 1789-1871

Fransız Devrimi de benzer bir dizgeyi takip ediyor. 1789’da eski rejimin çöküşü , XVI. Louis ve Marie Antoinette’in idamı, Jakobenlerin iktidara gelişi, sadece ilk perdeyi oluşturur. Napolyon Bonaparte’ın devrimci burjuva diktatörlüğü, 1815’e dek Avrupa’yı sarsan devrimci savaşlar ve Napolyon Savaşları, Bourbon monarşisinin yeniden kurulması ve 1830’da hızla çöküşü, Temmuz Monarşisi, 1848 devrimi, İkinci Cumhuriyet, (Marx’ın Louis Bonaparte'ın On Sekizinci Brumaire’i adlı ünlü eserinde incelediği) Louis Bonaparte’ın İkinci İmparatorluğu, Fransa-Prusya Savaşı ve nihayet 1871 Paris Komünü, tek ve uzun soluklu devrimci süreci teşkil etmektedir.

Marx, Fransa’da İç Savaş adlı eserinde, Komünarlar arasında Jakoben burjuva radikallerinin varlığına dikkat çekmiş, ancak Komün’ün bu radikal geleneğin “sona erdiğini” vurgulamıştır. Komün’ün yenilgisi, Üçüncü Cumhuriyet’in yolunu açmıştır; bu cumhuriyet, seleflerinin devrimci coşkusunu terk ettiği için istikrarlı bir burjuva yönetim biçimi olmuştur. 1789’dan 1871’e kadar: Fransız burjuvazisinin sınıf diktatörlüğüne uygun bir devlet biçimi elde etmesinden önce seksen iki yıl süren devrimci ayaklanma, restorasyon ve yeniden devrimci ilerleme dönemi yaşanmıştır.

Amerika’nın Benzer Devrimi: 1776-1865

Sıklıkla burjuva dönüşümlerinin en temiz ve en hızlısı olarak görülen, bu anlamda yanlış değerlendirilen Amerikan Devrimi, aslında tamama ermek için neredeyse bir yüzyıla ihtiyaç duymuştu. Bağımsızlık Bildirgesi ve Paris Antlaşması, İngiliz sömürge yönetiminden siyasi ayrılığı sağladı, ancak Kuzey’deki kapitalist üretim biçimi ile Güney’deki kölelik biçimi arasındaki temel çelişkiyi çözmedi. Kuzeyli sanayiciler, Amerikan pazarını İngiliz ithalatından korumak için güçlü korumacı gümrük vergilerine ihtiyaç duyarken, Güney’deki köle sahipleri de İngiliz tekstil pazarlarına sınırsız erişime bağımlıydı. Bu durum, 1820’lerden itibaren şiddetlenen, ülkeyi 1832-1833’teki hükümsüzleştirme krizinde neredeyse iç savaş durumuna getiren gümrük politikası savaşlarına yol açtı. Bunu, John Brown’ın Harpers Ferry’deki devrimci eylemlerinin ardından patlak veren, kölelik konusunda on yıllarca süren siyasi uzlaşmalar ve başarısız girişimler izledi.

Marx’ın kapitalist birikimin temeli olarak ücretli emek ve kölelik arasındaki uzlaşmaz çatışma diye tanımladığı bu çelişki, ancak 1861-1865 arası dönemde cereyan eden İç Savaş ile çözülebilirdi. Konfederasyonun yenilgisi ve köleliğin kaldırılması, Amerikan burjuva devriminin başlangıcı değil, tamamlanması anlamına geliyordu. 1776’dan 1865’e dek, Amerikan burjuva devriminin çelişkilerinin ortaya çıkması ve daha istikrarlı bir burjuva yönetim biçiminin kurulması, seksen dokuz yıl sürdü. Bu, güneydeki toprak sahibi sınıfın yenilgisi ve boyun eğdirilmesi yoluyla gerçekleşti, ancak İngiltere’deki aristokrasi gibi, bu, onların sonu değildi. Boyun eğdirilmiş bir rolü kabul etmeye zorlandılar, ancak Amerikan burjuvazisi, siyahi tarım işçileri üzerinde terörle kurulan saltanatı memnuniyetle yeniden tesis etti. Bu durumun çözülmesine başlanması bile seksen yıl daha sürdü ve altmışlarda zirveye ulaşan yurttaş hakları hareketiyle sonuçlandı.

İran’ın Devrimci Süreci: 1979-Günümüz

Bu tarihsel arka plan ışığında, İran Devrimi’nin süresi daha anlaşılır hale geliyor. 1979’da Pehlevi monarşisinin çöküşü, devrimin sonu değil, başlangıcıydı. İslam Cumhuriyeti, İran’ın devrimci dönüşümünde yeni bir aşamayı temsil ediyordu. Bu aşama, emperyalist hegemonyaya ve bağımlı bir kapitalist ekonominin çelişkileriyle başa çıkabilen, sömürgeciliği aşmış bir devlet kurma girişimiyle karakterize ediliyordu.

ABD önderliğindeki emperyalist güçler, tehlikenin boyutunu hemen anladılar. İran Devrimi, Batı’nın enerji sömürüsü ve stratejik kontrolü için belirlenmiş bir bölgede bağımsız kalkınma modelinin kurulmasını tehdit ediyordu. ABD emperyalistlerinin cevabı sistematik ve uzun süreli oldu:

Emperyalist Vekalet Savaşı (1980-1988): ABD, bölgesel kozlarından Saddam Hüseyin aracılığıyla, devrimi beşiğinde boğmak için tasarlanmış sekiz yıllık bir saldırganlık savaşı başlattı. Batı sermayesince silahlandırılan ve finanse edilen Irak işgali, İslam Cumhuriyeti’ne felâket ölçüsünde insani ve maddi kayıplar yaşattı. Devrim, kitlesel seferberlik ve savunmaya yönelik fedakârlıklar sayesinde hayatta kaldı.

Yaptırım Rejimi (1990’lar-Günümüz): Doğrudan askeri saldırının başarısızlığının ardından, ABD, İran’ın ekonomik kalkınmasını sekteye uğratmak, küresel pazarlara entegrasyonunu engellemek ve devrimci hükümete karşı iç baskı oluşturmak üzere tasarlanmış ayrıntılı bir yaptırım mimarisi inşa etti. Bu ekonomik savaş, otuz yıl boyunca yoğunlaşarak, İran halkına karşı uygulanan yapısal şiddetin ana biçimi haline geldi.

Suikast ve Terörizm: Emperyalist güçler, özellikle 2020’de General Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gibi hedef gözeterek gerçekleştirilen suikastlar, ABD ve İsrail istihbaratının düzenlediği operasyonlar için vekil güç olarak iş gören Halkın Mücahidleri gibi tarikat benzeri terör örgütlerinin desteğinden istifade etti.

Doğrudan Askeri Saldırı (2025-Günümüz): İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen mevcut açık savaş, İran Devrimi’ni ortadan kaldırmak için başvurulan en son ve en umutsuz emperyalist girişimdir. Bu saldırının acil hedeflerine ulaşamaması ve İran ulusunun birleşik bir savunma için seferber olması, devrimin devam eden canlılığını göstermektedir.

Geçmişin Alışkanlıkları ve Mücadelenin Süresi

Lenin, burjuva zihniyetinin kavramayı reddettiği şeyi anlamıştı: “Geçmişin alışkanlıklarından kopmak yıllar değil, nesiller gerektirir. Eski düzenin toplumsal ilişkileri, ideolojik oluşumları ve kurumsal yapıları bir rejimin yıkılmasıyla ortadan kalkmaz. Bunlar varlığını sürdürür, değişime uğrar ve yeniden kurulmayı hedefler. Devrimin düşmanları olarak eski düzene bağlı sınıflar ve emperyalist güçler, yenilgiyi kabul etmezler. Yeniden örgütlenir, uyum sağlar ve saldırılarını yenilerler. Sovyet revizyonistlerinin anlamakta başarısız olduğu, nihayetinde Sovyetler Birliği’nin yıkımına yol açan da buydu.

Gerçek devrimci dönüşümün uzun sürmesine bu türden maddi gerçekler neden olmuştur. İngiliz Devrimi bir yüzyıl sürdü; Fransız Devrimi neredeyse aynı sürede gerçekleşti; Amerikan Devrimi ise bir yüzyılın büyük bir bölümünü kapladı. Ellinci yılına yaklaşan İran Devrimi, süresi bakımından istisna değil, emperyalist egemenlikten ve onun sürdürdüğü toplumsal ilişkilerden temel bir kopuşu pekiştirmek için gereken sürenin olağan bir örneğidir.

Bugün tanık olduğumuz şey, liberal basının iddia ettiği gibi, İran ile ABD arasında yaşanan bir “çatışma değil. Bu, İran Devrimi’nin başka yollarla devam etmesidir; uzun süredir devam eden anti-emperyalist yapılanma ve emperyalist saldırı sürecinin son aşamasıdır. Egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için tek vücut olarak ayağa kalkan İran milleti, bir kez uyanan devrimci bilincin kalıcı olarak bastırılamayacağını ortaya koymaktadır.

Mesele, İran sınırlarının ötesine uzanıyor. Kapitalist sistemin krizde olduğu, ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı, emperyalist savaşların arttığı, ekonomik çöküşün hızlandığı bir dönemde, çevre devletlerin bağımsız kalkınma için başvurdukları yolları sürdürme becerisi, küresel güç dengesinde belirleyici bir faktörü ifade ediyor. İran, kendine yönelik mevcut emperyalist saldırının püskürtmesi durumunda, yalnızca belirli bir hükümetin ve devletin hayatta kaldığını ortaya koymakla kalmayacak, ayrıca anti-emperyalist devrimin, ne kadar uzun ve acı verici olursa olsun, en yoğun askeri ve ekonomik baskıya karşı bile dayanabileceğinin mümkün olduğunu da gösterecek.

İran Devrimi devam ediyor. Düşmanları geri adım atmadı, onu savunanlar da. Geçmişten bugüne uzanan köklerden kopuş süreci her daim bu şekilde işliyor.

Liberation News Network
24 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: