21 Mayıs 2026

, ,

Geçmişi Yeniden Yazarak Geleceği Öldürmek



Birkaç gün önce bir konuşmaya kulak misafiri oldum.

Birbirini tanımayan iki kişi, bugünden, zorluklardan, eksikliklerden bahsetmeye başladı. İçlerinden biri şöyle dedi: “59’dan önce, kapitalizmde en azından işler yolundaydı.”

Bir kadın, ona dikkatle baktı ve arı duru bir cevap verdi: “Ama siyahi insanlar beyaz insanlarla aynı kaldırımda yürüyemezlerdi.”

Bu sözler beni, yaşamadığımız bir geçmişi bize satmanın ne kadar kolay olduğu ve o geçmişin de kendi rezilliklerine sahip olduğunu unutmanın ne kadar tehlikeli olduğu konusunda düşünmemi sağladı.

Mekanizma: Hatırlamanızı İstedikleri Şeyleri Seçiyorlar

Anlatılar savaşında toplar patlamıyor. Milyonlarca insan, ideolojiye yatırım yapıyor. Bugünün savaş alanı, sadece askeri veya ekonomik değil. Hafıza.

Bize ne olduğumuzu anlatma biçimleri, ne olmamız gerektiğine karar vermemizi sağlıyor.

Bu siperde, cumhuriyetçi nostalji, imparatorluğun en etkili baştan çıkarma silahı haline geldi. Tüm hikâyeyi bilmenizi istemiyorlar. Unutmanızı istiyorlar. Sonra o boşluğa kendi versiyonlarını yerleştiriyorlar: ideal burjuva cumhuriyeti, hayal edilen geçmiş, Devrim’in bizden çaldığı söylenen kayıp cennet.

Zihinleri nasıl işliyor?

Çok basit: gerçek bir olguyu (misal, 1959’dan önce varolan bir burjuva cumhuriyetini) alıyorlar, çelişkilerinden arındırıyorlar, sağını solunu süslüyorlar, onu size yaşamadan özlem duyabileceğiniz bir serap olarak geri veriyorlar. Bu tarih değil, sadece nostaljik bir hava katmak için sepya filtresinden geçirilmiş propaganda.

Bu propagandaya maruz kalmanız için Instagram, X veya Facebook’u açmanız yeterli. O dönemin binalarını, neon tabelalarını, Malecón’da geçit töreni yapan en yeni model arabaları öven düzinelerce gönderiye rastlayacaksınız. Size dergilerin kapaklarına layık bir Havana gösteriyorlar ve onu cennetmiş gibi sunuyorlar.

Ama size, bu “parıltı”nın bedava olmadığını, kesinlikle herkes için olmadığını söylemiyorlar.

Küba o zamanlar ABD’nin en sevdiği deneme alanıydı: mafyalar, büyük malikaneler, fuhuş ve imparatorluğa sadece bir suç ortağı olarak hizmet eden bir burjuvazi. O neon ışık, kolektif refahı değil, eşitsizliği aydınlatıyordu.

Amaç, yekten ve alenen bugünden nefret etmenizi sağlamak değil. Böyle olsa, ellerini açık ederlerdi. Daha zekice belirlenmiş bir amaç doğrultusunda hareket ediyorlar: Devrimin gerekliliğini sorgulamaya başlamanızı sağlamak istiyorlar. Size şu soruyu sordurmak niyetindeler: “Ya o kadar kötü olmasaydı ne olurdu?” Bu soru, hafıza kaybının sızdığı, nihayetinde demobilizasyona yol açan çatlaktır.

Oyun, 20 Mayıs 1902’de doğan cumhuriyetin Küba’nın sorunlarını çözdüğüne, otuzlar veya ellilerdeki devrimci durumu ortadan kaldırdığına, o kadar mükemmel olduğuna ve bir Devrime gerek olmadığına inanmanızı sağlamak amacıyla kurgulanmıştır.

Tehlike: Hafızanın Başı Kesik Tavuğa Dönüştürülmesi

İster adanın içinde ister dışında olsun, bir Kübalıyı önceki cumhuriyetin kurtarılması gereken bir model olduğuna inandırmayı başardıklarında, kesin bir zafer kazanmış olurlar. Çünkü o zaman adalet arayan bir ulusun fikir birliği ortadan kalkar ve sözde cenneti kesintiye uğratan hata haline gelir.

Eğer Devrim hata ise, o zaman abluka anlaşılabilir bir yaptırım; cebri önlemler hak edilmiş bir ceza, teslimiyetse makul bir seçenektir. Bize sundukları açık çek budur. Burada mesele, altmış yılı aşkın direnişle inşa edilen sosyal adalet projesinin anlamını boşaltmaktır.

Seçmeci hafıza, sadece geçmiş hakkında yalan söylemekle kalmaz, bugünü anlama kapasitenizi de köreltir. Çünkü o Cumhuriyet’i sadece ışıl ışıl caddeleri ve parıldayan arabalarıyla görmeye alışırsanız, eşitsizliğin küçük bir olay, ırkçı dışlamanın önemsiz bir ayrıntı, Platt Anlaşması ile zincirlenmiş egemenliğin düzen ve tüketimcilik için ödenmesi gereken, kabul edilebilir bir bedel olduğuna inanmaya başlarsınız.

İşte asıl zehir, tam da budur. Hafıza seçmeci hale geldiğinde, tarihsel bilinç körelir. Bu kadar çok kan dökülmesinin neden gerekli olduğunu kendinize sormayı bırakırsınız. Her şeyin bir aşırılık olduğunu, her şeyde ifrada varıldığını, burjuva rüyasının şiddetle kesintiye uğradığını düşünmeye başlarsınız. Sonra farkında olmadan, nefret söylemine, ablukanın “hak edilmiş ceza” olarak meşrulaştırılmasına, yabancı müdahalesinin “insani yardım” olduğu fikrine karşı gardınız düşer.

Başı kesik tavuğa dönmüş bir hafıza, aynı zamanda nesilleri de paramparça eder. Ellilerin ancak rüyamızda görebileceğimiz o kartpostallara layık görüntülerine maruz kalan bir genç, mücadele konusunda belirlediği rol modellerinden mahrum kalmış haliyle, o cumhuriyetin aynı zamanda topraksız köylünün, hakları olmayan işçinin, kaldırımsız siyahilerin cumhuriyeti olduğunu bilmeden büyür. O kişi, ne hakkında konuştuğuna dair en ufak bir fikri olmadan, “kayıp özgürlük”ten bahsedecektir.

Çünkü seçmeci hafıza, sadece aldatmakla kalmaz, silahsızlandırır. Kazanılanı savunmak için gereken araçları elinizden alır. Kendi kahramanlarınızdan şüphe duymanıza neden olur. Bu, sizi bugünü uydurulmuş bir geçmişin merceğinden bakmaya iter, ardından mevcut herhangi bir zorluğu dış saldırganlığa değil, bizzat Devrim’e bağlarsınız. Bilişsel alanda süren savaşta tam da bu noktada mat olursunuz: kılıcın açtığı yaralar için kalkanınızı suçlamaya başlarsınız.

Bağlamdan yoksun bir biçimde, “dünün Havana’sı” diye paylaşım yapan her hesabın arkasında hesaplı bir operasyon var.

Burjuva cumhuriyetini yapısal kusurlarından bahsetmeden idealize eden her makalenin arkasında büyük bir finansman var.

O zamanlar doğmamış olmasına rağmen “eskiden daha iyiydik” diye tekrarlayan her insanın zihninde süren bilişsel savaşta birileri zafere ulaşıyor.

Onların bizi etkilemesine izin vermeyelim. Yapay nostaljinin berraklığımızı çalmasına izin vermeyelim. Seçmeci hafızanın gerçeği silmesine izin vermeyelim. Çünkü Küba, kayıp bir cennet üzerine kurulmadı. Bir halkın sömürge olmaktan vazgeçip onurlu bir ülke olma kararı üzerine kuruldu. Tam da bugün şüphe duymamızı istedikleri bu karar, bizi ayakta tutan sebep olmaya devam ediyor.

Geçmişi iyi okuyalım ve bugünü anlayalım. Geleceği inşa etmenin tek yolu budur.

Jorge Enrique Jerez Belisario
20 Mayıs 2026
Kaynak

0 Yorum: