McDonald’s,
ODTÜ şubesini Aralık 1997’de açtı. Okulda faal SİP’liler, bugünün TKP’lileri,
McDonald’s karşıtı çalışmaya öncülük ettiler. Çeşitli kesimlerin katıldığı son
yürüyüşte herkes, mekâna girmeyi planlıyordu. Bu planı gören SİP’liler, tüm kitleyi
stada yönlendirdi, orada çekilen halaylarla saldırının önünü aldı, onu boşa düşürdü.
2013’te
Ankara’da Gezi ayaklanmasının ilk günlerinde polisle yaptıkları telsiz sohbeti
de aynı amaç doğrultusunda gerçekleştirildi. Orada polisle anlaşanlar, ertesi günlerde
“mahalleleri boşaltmamak lazım” deyip kitlelerini Batıkent’teki kafelerine
çektiler.
Kızılay’ın
ortasında kitle, Dikmen ve Mamak’tan insanların yürüyüş yapmasını beklerken TKP
gibi yapılar, o yürüyüşü dizginlediler. Meşrutiyet caddesindeki kitle konusunda
TKP yöneticisi polis amiri ile konuşurken, o sırada Ethem başından vurularak
öldürülüyordu.
“Goşistler”den
arınma siyasetinin öncüsü TKP, bugün Ethem’in vurulduğu yerde toplanan Özgür
Özel kitlesine karışmıyor ama ona sırtını yaslayarak konuşuyor. Yandaş gazetecilik
yapıyor. Parayla satın alınmış delegelerle kurulu partiyi sahipleniyor.
Bugün
Özel’in kitlesi, Ethem’in mezarı üzerinde tepiniyor. Gezi ayaklanmasında tüm
öfkeyi sandığa, Fethullah’a, düzen siyasetine bağlayanlar, efendilerinden ihanetlerinin
bedelini istiyorlar. Ethem’in ailesini susturmak için kardeşini belediye
meclisine alanlar, bugün onu kapı önüne koyuyorlar. Ethem’in yoldaşı olduğunu
iddia edenler, bir bir feministleşiyorlar. Herkes ehlileştiriliyor, mutenalaştırılıyor.
Aynı
TKP zihniyeti, devleti ve demokrasiyi goşistlerden arındırma memuru olarak iş
görüyor. 19 Aralık katliamında ellerini ovuşturup “yaşasın, devrimci
demokratlar bitiyor” diye seviniyorlardı. Bugün o devrimci demokratlardan Veli
Saçılık ve Barış Yıldırım isimli solcu influencer’larla ile birlikte CHP’cilik
yapıyorlar. Bu solcu influencer’lar, hem İmamoğlu’nu hem de RAF’ın direşken savaşçısını
aynı tezgâhta satabiliyorlar. Gezi günlerinde internette RAF kurduklarını
söyleyenler, bugün Özgür Özel bayrağı sallıyorlar.
O
ODTÜ’den çıkma jeolog, süreci yanlış ve eksik anlatıyor.[1] McDonald’s karşıtı
eylemlilik sertleşince, 1998 sonunda, o stada kapatılan kitleyle birlikte, çalışma
sonlandırıldı. Sonra 2000’de ölüm orucu süreci başlayınca, onun etkisini
kırmak, sürecin parçası olan örgütlerin önünü almak için ODTÜ’de McDonald’s
çalışması yeniden başlatıldı. O günlerde kendileriyle röportaj yapan SİP’liler,
ölüm orucu sürecinin parçası olan örgütlere “ne yapalım, onlar da gelsin
bildiri dağıtsınlar okulda” diyorlardı. Kendi güdük McDonald’s çalışmasıyla hapishanelerde
direnenlerin mücadelesini bir tutuyorlardı.
2001’in
Mayıs ayında bahar şenliklerine gittik. Fizik kantininin yakınında SİP
standından birileri, bildiri dağıtan bir genci dövdüler. Ayırdık. Gencin elindeki
bildiriden o gencin ÖDP’li olduğunu anladık. Bildiride, “her sene herkesin
kolektif olarak icra ettiği, stadda Devrim yazısını yazma işini bu sene SİP’liler
tekellerine almak istiyorlar. Biz buna karşıyız” deniliyordu. SİP’liler, o
dönemde herkesin çalışma yürüttüğü Edebiyat Kulübü’ne getirilen Vedat Türkali için
hazırlanan afişlere de kendi yeni parti isimlerini koymuş, bu itirazlara yol
açmış, bazı öğrenciler bu yüzden tartaklanmıştı.
Akşam
konser başlarken TKP’liler, kitleyi çimlere indirdi ve hep birlikte mumlarla “Devrim”
yazısı yazıldı. Arkadaşa dönüp “biz de bir şey yapalım” dedim. O gidip ölüm
orucu mücadelesine destek sunan örgütlere mensup az sayıdaki insanı çağıracak,
ben de gidip mum alacaktım.
Konser
sahnesinin arka kısmına geldiğimde 7-8 kişi vardı. Hep birlikte, sahaya,
üzerine tek çarpı atılmış F harfi yazdık ve mumları yaktık. Eylem, tribündeki kitlenin
coşkulu alkışları ve sloganları ile karşılandı. Bunun üzerine bir arkadaş, “SİP’liler
McDonald’s’a yürüyecekmiş” dedi. Alınterici arkadaş, Rektörlüğe yürümeyi
önerdi. Biz naçiz önerimiz dâhilinde, “kendi sloganlarımızla McDonald’s’a doğru
kitleyle birlikte yürüyelim” dedik. Daha da ötesini düşündük ama gerekli
teçhizatı bulamadık! (Sonrasında Alınterici arkadaş, gazetesi için kaleme
aldığı haberde, sanki tüm eylemi baştan sona kendisi örgütlemiş, her şeyi
kendisi yapmış gibi anlattı!)
O
sırada bizim yazdığımız yazı üzerine SİP’liler, sahanın bir köşesine “McDefol”
yazdılar. Sonra yanımıza gelip, “bizim de bir süprizimiz olacak” dediler. Ardından
kitleyi hamburgerciye doğru yürüttüler. Biz de arkadan kendi sloganlarımızla
yürüdük. TKP’liler olabildiğince, bizi tecrit etmeye, kitleden kopartmaya
çalıştılar. Hapishanelerdeki tecrite katkı sundular. Ama biz, yürüdükçe
büyüdük. Bu, TKP’lileri rahatsız etti. Sürprizlerini gerçekleştiren TKP’liler,
hava fişek ateşlediler!
Sonra
tuhaf bir şey oldu. McDonald’s önündeki eylem bitince kitle toparlandı ve
geleneksel olarak yurtlara doğru yürüyüşe geçti. Ama bu sefer biz kitlenin
önünde kaldık! Kitlenin önemli bir bölümü bizim sloganlarımıza destek verdi. Bunun
üzerine saçma bir hamleyle, biz sağa, yurtlara doğru yürürken TKP’liler,
kitleyi sola çevirip, onu okulun arka çıkış kapısına doğru sürüklediler. Kitle,
anlamsız bir şekilde okulun dışına çıktı. Karanlıkta kayboldu!
Gezi
dâhil tüm momentlerde aynı şeyi yaptılar. NATO eylemliliğinde kitleyi pikniğe
götürdüler. 1 Mayıs konusunda başka bir alana adres gösterip valilikten tebrik
telefonu aldılar. Tüm teorileri ve pratikleri, düzene “iyi huylu solculuk nasıl
yapılır”ı ispatlamak üzerine kurulu. Kendilerine çizilen kum havuzu bu kadar.
Bugün
Halkevleri ve ÖDP çizgisi de Gezi konusunda aynı yerde duruyor. Söz sahibi
oldukları kurumları alandan uzak tuttular. Eylemlilik sürecine kolektif politik
bir kararlılıkla iştirak etmediler. Hep makam ve mevkilerin emirlerini yerine
getirdiler. O gün Gezi’ye dair yaptıkları yalandı, bugün Gezi’ye dair
söyledikleri yalan!
Kendi
hukukçuları diyor ki “Yargıtay’a temyiz başvurusu bu süreci uzatır.” Ama bu
solcuların önderi Özgür ve Özel, temyiz başvurusu yapıyor. Sonra “hemen kurultay
yapılsın” diyor. Bunun hukuken mümkün olmadığını o da biliyor. CHP’yi içeriden
tasfiye edenleri başka bir yerde aramak gerekiyor.
Kemal
Okuyan, “CHP bitti, biz muhalefet partisi olmak istiyoruz” diyorsa kendisine icazet
veren devletten görev talep ediyordur. Bunun için köylücü, gerici, ilkel, yabani
unsurların tasfiye edilmesi gerekir. Bunlar, ilerlemeciliği Marksizm
sanıyorlar. O burjuvazinin mevzi kazanmasını devrimcilik biliyorlar.
TKP,
Maçoğlu üzerinden Maoculuğu tasfiye etmiştir. Arta kalanı da, CIA’den icazetli adamın acentesi,
devletten kitap yazma talimatı alan Emrah Cilasun gibilerle “Rahmi Koç ve ailesiyle
ittifak kuralım” diyen Muzaffer Oruçoğlu tüketecektir.
O
McDonald’s, sonrasında TKP’lilerin de kabul ettiği üzere, mücadele neticesinde
değil, 2001’deki ekonomik kriz sebebiyle şubesini kapattı. Geride kendi
kültürünü bıraktı ve o kültürle yeni nesiller yetiştirildi. TKP daha da
değişti. Üyeleri AB fonlarının dağıtıldığı muslukların başına oturtuldu. (Bu açıdan, bugün HKP'lilerin TKP; TKP'lilerin HKP hakkında söyledikleri baştan sona doğru.)
19
Aralık’la birlikte kolektif bireyde, nesnellik öznecilikte tasfiye oldu. Kitleden
kaçan bireyler, Gezi’yi tasfiye ettiler. Geride onun ekmeğini yiyen sol
influencer’lar kaldı. “F Tipi’ne hayır” diyenlere gericilik düştü. Herkes,
kendi hücrelerinde solculuk oynama imkânına kavuştu. Gezi’nin bakiyesi budur.
O, hücrelere süslü ve hülyalı sözler armağan etmiştir. Zaten kitleden,
ezilenden, işçiden kaçanlar, meşru bir zemine kavuşmuştur. İmamoğlu-Özel
bayraklarının kurtuluş yolunu gösterdiğine dair vehim, ölüm oruçları ve Gezi’yi
keserek gelen sürecin ürünüdür.
Eren Balkır
31
Mayıs 2026
Dipnot:
[1] Duan Alphan, “ODTÜlüler Memleketlerine Sahip Çıkıyor”, Mayıs-Haziran 2001, PDF.


0 Yorum:
Yorum Gönder