31 Mayıs 2026

,

Vehim


McDonald’s, ODTÜ şubesini Aralık 1997’de açtı. Okulda faal SİP’liler, bugünün TKP’lileri, McDonald’s karşıtı çalışmaya öncülük ettiler. Çeşitli kesimlerin katıldığı son yürüyüşte herkes, mekâna girmeyi planlıyordu. Bu planı gören SİP’liler, tüm kitleyi stada yönlendirdi, orada çekilen halaylarla saldırının önünü aldı, onu boşa düşürdü.

2013’te Ankara’da Gezi ayaklanmasının ilk günlerinde polisle yaptıkları telsiz sohbeti de aynı amaç doğrultusunda gerçekleştirildi. Orada polisle anlaşanlar, ertesi günlerde “mahalleleri boşaltmamak lazım” deyip kitlelerini Batıkent’teki kafelerine çektiler.

Kızılay’ın ortasında kitle, Dikmen ve Mamak’tan insanların yürüyüş yapmasını beklerken TKP gibi yapılar, o yürüyüşü dizginlediler. Meşrutiyet caddesindeki kitle konusunda TKP yöneticisi polis amiri ile konuşurken, o sırada Ethem başından vurularak öldürülüyordu.

“Goşistler”den arınma siyasetinin öncüsü TKP, bugün Ethem’in vurulduğu yerde toplanan Özgür Özel kitlesine karışmıyor ama ona sırtını yaslayarak konuşuyor. Yandaş gazetecilik yapıyor. Parayla satın alınmış delegelerle kurulu partiyi sahipleniyor.

Bugün Özel’in kitlesi, Ethem’in mezarı üzerinde tepiniyor. Gezi ayaklanmasında tüm öfkeyi sandığa, Fethullah’a, düzen siyasetine bağlayanlar, efendilerinden ihanetlerinin bedelini istiyorlar. Ethem’in ailesini susturmak için kardeşini belediye meclisine alanlar, bugün onu kapı önüne koyuyorlar. Ethem’in yoldaşı olduğunu iddia edenler, bir bir feministleşiyorlar. Herkes ehlileştiriliyor, mutenalaştırılıyor.

Aynı TKP zihniyeti, devleti ve demokrasiyi goşistlerden arındırma memuru olarak iş görüyor. 19 Aralık katliamında ellerini ovuşturup “yaşasın, devrimci demokratlar bitiyor” diye seviniyorlardı. Bugün o devrimci demokratlardan Veli Saçılık ve Barış Yıldırım isimli solcu influencer’larla ile birlikte CHP’cilik yapıyorlar. Bu solcu influencer’lar, hem İmamoğlu’nu hem de RAF’ın direşken savaşçısını aynı tezgâhta satabiliyorlar. Gezi günlerinde internette RAF kurduklarını söyleyenler, bugün Özgür Özel bayrağı sallıyorlar.

O ODTÜ’den çıkma jeolog, süreci yanlış ve eksik anlatıyor.[1] McDonald’s karşıtı eylemlilik sertleşince, 1998 sonunda, o stada kapatılan kitleyle birlikte, çalışma sonlandırıldı. Sonra 2000’de ölüm orucu süreci başlayınca, onun etkisini kırmak, sürecin parçası olan örgütlerin önünü almak için ODTÜ’de McDonald’s çalışması yeniden başlatıldı. O günlerde kendileriyle röportaj yapan SİP’liler, ölüm orucu sürecinin parçası olan örgütlere “ne yapalım, onlar da gelsin bildiri dağıtsınlar okulda” diyorlardı. Kendi güdük McDonald’s çalışmasıyla hapishanelerde direnenlerin mücadelesini bir tutuyorlardı.

2001’in Mayıs ayında bahar şenliklerine gittik. Fizik kantininin yakınında SİP standından birileri, bildiri dağıtan bir genci dövdüler. Ayırdık. Gencin elindeki bildiriden o gencin ÖDP’li olduğunu anladık. Bildiride, “her sene herkesin kolektif olarak icra ettiği, stadda Devrim yazısını yazma işini bu sene SİP’liler tekellerine almak istiyorlar. Biz buna karşıyız” deniliyordu. SİP’liler, o dönemde herkesin çalışma yürüttüğü Edebiyat Kulübü’ne getirilen Vedat Türkali için hazırlanan afişlere de kendi yeni parti isimlerini koymuş, bu itirazlara yol açmış, bazı öğrenciler bu yüzden tartaklanmıştı.

Akşam konser başlarken TKP’liler, kitleyi çimlere indirdi ve hep birlikte mumlarla “Devrim” yazısı yazıldı. Arkadaşa dönüp “biz de bir şey yapalım” dedim. O gidip ölüm orucu mücadelesine destek sunan örgütlere mensup az sayıdaki insanı çağıracak, ben de gidip mum alacaktım.

Konser sahnesinin arka kısmına geldiğimde 7-8 kişi vardı. Hep birlikte, sahaya, üzerine tek çarpı atılmış F harfi yazdık ve mumları yaktık. Eylem, tribündeki kitlenin coşkulu alkışları ve sloganları ile karşılandı. Bunun üzerine bir arkadaş, “SİP’liler McDonald’s’a yürüyecekmiş” dedi. Alınterici arkadaş, Rektörlüğe yürümeyi önerdi. Biz naçiz önerimiz dâhilinde, “kendi sloganlarımızla McDonald’s’a doğru kitleyle birlikte yürüyelim” dedik. Daha da ötesini düşündük ama gerekli teçhizatı bulamadık! (Sonrasında Alınterici arkadaş, gazetesi için kaleme aldığı haberde, sanki tüm eylemi baştan sona kendisi örgütlemiş, her şeyi kendisi yapmış gibi anlattı!)

O sırada bizim yazdığımız yazı üzerine SİP’liler, sahanın bir köşesine “McDefol” yazdılar. Sonra yanımıza gelip, “bizim de bir süprizimiz olacak” dediler. Ardından kitleyi hamburgerciye doğru yürüttüler. Biz de arkadan kendi sloganlarımızla yürüdük. TKP’liler olabildiğince, bizi tecrit etmeye, kitleden kopartmaya çalıştılar. Hapishanelerdeki tecrite katkı sundular. Ama biz, yürüdükçe büyüdük. Bu, TKP’lileri rahatsız etti. Sürprizlerini gerçekleştiren TKP’liler, hava fişek ateşlediler!

Sonra tuhaf bir şey oldu. McDonald’s önündeki eylem bitince kitle toparlandı ve geleneksel olarak yurtlara doğru yürüyüşe geçti. Ama bu sefer biz kitlenin önünde kaldık! Kitlenin önemli bir bölümü bizim sloganlarımıza destek verdi. Bunun üzerine saçma bir hamleyle, biz sağa, yurtlara doğru yürürken TKP’liler, kitleyi sola çevirip, onu okulun arka çıkış kapısına doğru sürüklediler. Kitle, anlamsız bir şekilde okulun dışına çıktı. Karanlıkta kayboldu!

Gezi dâhil tüm momentlerde aynı şeyi yaptılar. NATO eylemliliğinde kitleyi pikniğe götürdüler. 1 Mayıs konusunda başka bir alana adres gösterip valilikten tebrik telefonu aldılar. Tüm teorileri ve pratikleri, düzene “iyi huylu solculuk nasıl yapılır”ı ispatlamak üzerine kurulu. Kendilerine çizilen kum havuzu bu kadar.

Bugün Halkevleri ve ÖDP çizgisi de Gezi konusunda aynı yerde duruyor. Söz sahibi oldukları kurumları alandan uzak tuttular. Eylemlilik sürecine kolektif politik bir kararlılıkla iştirak etmediler. Hep makam ve mevkilerin emirlerini yerine getirdiler. O gün Gezi’ye dair yaptıkları yalandı, bugün Gezi’ye dair söyledikleri yalan!

Kendi hukukçuları diyor ki “Yargıtay’a temyiz başvurusu bu süreci uzatır.” Ama bu solcuların önderi Özgür ve Özel, temyiz başvurusu yapıyor. Sonra “hemen kurultay yapılsın” diyor. Bunun hukuken mümkün olmadığını o da biliyor. CHP’yi içeriden tasfiye edenleri başka bir yerde aramak gerekiyor.

Kemal Okuyan, “CHP bitti, biz muhalefet partisi olmak istiyoruz” diyorsa kendisine icazet veren devletten görev talep ediyordur. Bunun için köylücü, gerici, ilkel, yabani unsurların tasfiye edilmesi gerekir. Bunlar, ilerlemeciliği Marksizm sanıyorlar. O burjuvazinin mevzi kazanmasını devrimcilik biliyorlar.

TKP, Maçoğlu üzerinden Maoculuğu tasfiye etmiştir. Arta kalanı da, CIA’den icazetli adamın acentesi, devletten kitap yazma talimatı alan Emrah Cilasun gibilerle “Rahmi Koç ve ailesiyle ittifak kuralım” diyen Muzaffer Oruçoğlu tüketecektir.

O McDonald’s, sonrasında TKP’lilerin de kabul ettiği üzere, mücadele neticesinde değil, 2001’deki ekonomik kriz sebebiyle şubesini kapattı. Geride kendi kültürünü bıraktı ve o kültürle yeni nesiller yetiştirildi. TKP daha da değişti. Üyeleri AB fonlarının dağıtıldığı muslukların başına oturtuldu. (Bu açıdan, bugün HKP'lilerin TKP; TKP'lilerin HKP hakkında söyledikleri baştan sona doğru.)

19 Aralık’la birlikte kolektif bireyde, nesnellik öznecilikte tasfiye oldu. Kitleden kaçan bireyler, Gezi’yi tasfiye ettiler. Geride onun ekmeğini yiyen sol influencer’lar kaldı. “F Tipi’ne hayır” diyenlere gericilik düştü. Herkes, kendi hücrelerinde solculuk oynama imkânına kavuştu. Gezi’nin bakiyesi budur. O, hücrelere süslü ve hülyalı sözler armağan etmiştir. Zaten kitleden, ezilenden, işçiden kaçanlar, meşru bir zemine kavuşmuştur. İmamoğlu-Özel bayraklarının kurtuluş yolunu gösterdiğine dair vehim, ölüm oruçları ve Gezi’yi keserek gelen sürecin ürünüdür.

Eren Balkır
31 Mayıs 2026

Dipnot:
[1] Duan Alphan, “ODTÜlüler Memleketlerine Sahip Çıkıyor”, Mayıs-Haziran 2001, PDF.

0 Yorum: