25 Mayıs 2026

,

Yeni Radde



Türkiye’de bugün yaşanan şey yalnız CHP krizi değil; Türkiye’de devletin toplumu siyasetsizleştirme başarısının krizidir. Yani bugün çöken yalnız CHP değil, CHP’nin temsil ettiği cumhuriyetçi-devletli siyaset biçimidir. Çünkü bu siyaset, uzun süre toplumu örgütleyen değil, toplumsal enerjiyi devlet krizine dönüşmeden emen bir mekanizma gibi çalıştı.

İnsanların öfkesi, siyasete değil prosedüre; örgütlenmeye değil seçime; tarihsel özneleşmeye değil temsile yönlendirildi. Artık bu form, hiçbir sürpriz göstermeyecek şekilde çözülüyor ve iktidar, buna yeni bir hukuki-siyasal biçim veriyor. Çünkü Türkiye kapitalizmine artık “yurtta sulh, cihanda sulh” yetmiyor.

Türkiye sermayesi, daha merkezileşmiş, daha müdahaleci, daha militarize bir devlet formu istiyor. İçeride toplumsal çözülmeyi yönetebilen, dışarıda bölgesel güç olarak hareket eden yeni bir rejim inşa edildi.

CHP, eski cumhuriyetçi denge siyasetinin diliyle hareket ederken, bir dönem gerçekten siyasal gerilimin karşı kutbu olabildi; iktidar ve emperyalizm Kılıçdaroğlu gibi atadığı adamlarla bunu kontrollü bir hale çevirdi. Bir siyasal ethos inşa etti.

Ama artık buradan siyaset üretilebilecek tarihsel sınırın sonuna geldik. Çünkü bugün tıkanan şey, yalnız CHP’nin örgütsel yapısı değil; toplumu temsil mekanizmaları içinde tutarak siyaset üretmeye çalışan bütün bir legalist siyaset anlayışıdır.

Solun önemli bir kısmı da yıllarca siyaseti hukuki sınırlar içinde düşünmeye alıştı. 19 Mart’ta gördük ki cumhuriyetçi sol, Gezi’den bu yana hiçbir şey biriktirmemekle birlikte, eldekini de muhafaza edememiş.

19 Mart’ı 1 Mayıs’a bağlayacak siyasal müdahaleyi de “halk hazır değil” diye geçiştirebildi. Son müdahaleyle halkın siyasete daha hazır olmadığı yere doğru gidiyoruz.

Diğer yanda en radikal hatalarla sistem içine akan Kürt siyaseti ve kuyrukçuları, Kürt meselesini sınıf mücadelesinin, devlet biçiminin ve bölgesel dönüşümlerin parçası olarak değil; dar bir demokratikleşme ve hak meselesi olarak ele aldılar.

Kılıçdaroğlu’nun ve Öcalan’ın fiili saray danışmanı olduğu bir yere geldik; kim bilir belki bu radde, sistematik bir şekilde, muhalefet gücünü ve insan kaynağını iktidar mantığına bozuk para gibi harcatma amacı güden daha özel düzenlemelerin konusudur. Bilmiyoruz, ama siyasal sonuçlarını görmemek, ciddi bir gerizekalılık derecesi gerektirir.

Fiili danışmanların bir süredir ana muhalefet ile iktidar arasında biriken kahir ekseriyeti, dinci ve milliyetçi çevrelerin önüne atılması, yalnızca gelecekte iktidar mantığının yeniden kurulması meselesinden ibaret olacaktır ya da siyasal varlıkları ellerine teslim edilen güçle Türk ve Kürt halkını ne radde minyatürleştirip emperyalizmin hizmetine sunmalarıyla orantılıdır.

Türkiye demokrasisinin dünya sıralamasındaki yerini yükseltme mücadelesi veren sol liberal, radikal sol ve demokratlar, legal alan genişledikçe siyasetin gelişeceği sandılar. Oysa tam tersine, toplumsal örgütlenme kapasitesi çözülürken siyaset, giderek temsil mekanizmalarına sıkıştı. İşte buna “demokrasi, hatta bir dönem “ileri demokrasi” dediler. Toplumun siyasallaşması değil; siyasal kapasitenin kurumsal temsile devredilmesi “ilerleme” sayıldı.

Peki bugün geldiğimiz yere demokrasiciler ne ad verecek? Açık biçimde merkezileşmiş bir devlet zoruyla karşı karşıyayız. Ama mesele, yalnız devlet baskısının sertleşmesi değil.

Hem cumhuriyetçi cephe hem de demokrasi cephesi de yıllar boyunca halkın örgütlü siyasal öznelere değil, yönetilen seçmen kitlelerine dönüşmesine yardımcı oldu. Kendi bağımsız hattını kuracak cesur adımları atmadı.

Devlet, hâkimiyeti salt zorla kurmaz. İnsanların neyi mümkün görüp görmediği üzerinden de kurar. Devlet, yalnız baskı aygıtı değildir; toplumsal hareket kapasitesini biçimlendiren ideolojik bir örgütlenmedir.

İnsanlar, yalnız korktuklarından değil, birlikte hareket ederek tarih yapabileceklerine inanmadıkları için hareketsizleştiler. Türkiye solu uzun süre bu çözülmeyi “seçim mi, kopuş mu” ikileminin dışına taşıyamadı. Böylece gerçek siyasal alan boşaldı.

Minima Politika
25 Mayıs 2026
Kaynak

0 Yorum: