Gezi
günlerinde popüler olan Kapitalizmle Mücadele Derneği (Anti-Kapitalist Müslümanlar), o ilgiyle birlikte,
geniş katılımlı bir toplantı düzenledi. Gezi kalkışmasının o sıcak günlerinde yapılan
toplantıda birbirini tanımayan 40-50 kişi, bir araya geldi. Sonra bu “birbirini
tanımayan insanlar”ın aslında arkadaş oldukları, gizli bir çalışma dâhilinde
hareket ettikleri görüldü.
Dernek
şubesinin tepesine kurulan bu kişiler, Fethullahçıydı. Onların koltuğu altına
sığınan, Halkevleri ve Sol Parti gibi örgütlerin üyeleri ile birlikte bu ekip, derneğin
siyasetine yön verdi. İstemedikleri kişileri tasfiye ettiler. Kendilerine özel
bir arkadaş kulübü kurdular. Dernek çalışmasını başka kanallara akıttılar.
Sonra
bir gün içkili gecelerde gelip kalsınlar diye, bu arkadaşlar, Ankara’da “faal”
olan bir anarşist gruba dernek bürosunun anahtarlarını verdiler. Nedenini açıklamadılar,
hesap vermediler. Aradan zaman geçti. O anarşist gruba üye olan, ömründe bir
işte çalışmamış gencin röportajı, Evrensel gazetesinde yayınlandı. KHK’larla
işten atılmaların yaşandığı günlerdi. Bu genç de hayatta giremeyeceği bir
devlet kurumundan Fethullahçılık gerekçesiyle atılmıştı. Röportajda o genç, “Ben
anarşistim, benim Fethullahçılıkla ne alakam olabilir!” diye sızlanıyordu. Oysa
onu o işe aldıran, Fethullahçı arkadaşlarıydı.
Veli
Saçılık’ın durumu böyle midir, Nüfus Müdürlüğü’nden Fethullahçıların kurduğu Aile
Bakanlığı’na onlar sayesinde mi geçti, onların desteğiyle mi bankamatik memuru
oldu, bu soruya kendisi cevap verecek ama birçok solcunun, o dönemde Fethullahçılarla
ilişkisi sayesinde girdiği işlerden atıldığını biliyoruz.
Kimse,
o KHK zulmüne karşı kitlesel bir eylemliliği örgütleme gereği duymadı. Her şey
bireyselleştirildi, tekilleştirildi, münferitleştirildi. Genel gentirifikasyon
süreciyle birlikte “mutena” olduğunu düşünenler, başka diyarlara göçtüler.
Candan
Badem de bu kervana katıldı. “Ben ateistim, Fethullahçılarla ne alakam olabilir.
Odamda Fethullah’ın kitabı var diye beni okuldan attılar” mesajı internette
kayıtlı. İlişki, sadece Zekeriya Beyaz’ın “sosyolojik araştırma” gereği kaldığı
otelde porno seyretmesi ya da çiçekleri sulayan Kamer Genç’in gece kaçamağı kadar
basit değildi. Sonrasında dine ve Müslümana küfrederek kendini aklamaya çalışma gereği duyan Badem, Rusçası ve “Ermeni altınları” merakı sayesinde liberal
çevrelerle, Abant kliğiyle ve Fethullahçılarla bağlantı kurmuş bir isimdi.
Okula bu şekilde hoca olabilmişti. Zaten okulu açan da Fethullahçılardı.
Tunceli Üniversitesi’nde hoca, belediyesinde meclis üyesi olması, bu liberallikle
alakalıydı. “Ermeni altınları” da altın yumurtlayan tavuk olarak görülen
Ermenilerle ilişkili liberal çevreyle rabıtasına dair bir ifade.
Yalçın
Küçük öldi, geriye arsız Acun kaldi. Hintli Marksist Eycaz Ahmed’in ardından
yazılanlarla Küçük’ün ardından yazılanları kıyaslasak, bu ülkedeki Marksizmin
çoraklığının düzeyini anlayabiliriz. Herkes, Küçük’ten sonra ancak kişisel-özel
anılarını anlatabildi. Teorik çentiğine, müdahalesine, katkısına dair kimse
kalem oynatamadı.
Bugünlerde
deniliyor ki savaş sırasında İran, Dubai’deki bulut tohumlama merkezlerini
bombalamış, bu sebeple, Pakistan’dan Irak’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada
kar ve yağmur yağışına tanık olunmuş. Bu ülkede Marksizm ve sosyalizmin iliğini
de liberalizm sömürüyor!
Herkes,
Küçük’ün demans olarak ölmesine üzülüyor ama “iyi ki” demek gerek. İyi ki demans
olmuş da öğrencisi Badem’in emperyalizmin ve Siyonizmin uşağı olduğunu
görmeden, bilmeden öldü.
“ABD
emperyalizmi İran’a saldırırsa ABD’nin yanında yer alırım” diyen, Filistinlilere
“İsrail’e teslim olsunlar, ne gerek var savaşmaya. İsrail vatandaşı olsunlar”
tavsiyesinde bulunan Badem, öğreniyoruz ki Küçük’ün öğrencisiymiş. Üstelik Rusçası, Küçük’ün Rusçasından iyiymiş.
Geride
bir tek Rusça denilen altın bilezik kalmıştı. O cehaletin üzerindeki örtü de yapay
zekâ sayesinde yırtılıp atıldı. Badem, o nedenle, emperyalizme ve Siyonizme
uşaklığı öneriyor. Ortadoğu’da Palantir’in askeri olarak dolaşıyor. Yurtsever
gazetesi de bu algoritmanın ürünü uşağa destek veriyor. Devlet ve sermayenin iç
içe geçtiği koşullarda Badem’in yoldaşları, yapay zekâ videolarında Karl Marx’a dans
ettiriyorlar. Bir diğer yoldaşları, Lenin’i kafa yapıcı mantara benzetiyor.
Artık Dersim ile Tunceli ayrı şeyler. Devlet dedi ki “Dün Ermenileri kovun, kovalayın diye size tüfek verdim, onları bana geri verin”. Dersim halkı vermedi, Tuncelili bireyler, “biz size tüfek oluruz” dediler. Kıyım yaşandı. Candan Badem, o kırım ve işgal politikasının uzantısı olarak, o şehre hoca ve belediye meclisi üyesi yapıldı. “Emperyalizme ve Siyonizme teslim olun, ben öyle yapıyorum” mesajı, bir yanıyla Dersimlilere yönelikti. Bir Tuncelili olarak Hüseyin Aygün, o nedenle Küçük hocasını Candan Badem’in mesajıyla anma gereği duydu. Aygün, seçim döneminde Badem’in yazı yazdığı yayının sahibi örgütün de desteklediği bağımsız adaydı. O günlerde “Avrupa Birliği’nden para alalım” dediği için tartışma yaşanmıştı. Aygün, alınan parayı savunuyor, ona kılıf örüyordu.
Şimdilerde Aygün, utanmadan, emperyalizmden bahseden yazılar yazıyor. Tabandaki insanları
bu şekilde kandırabileceğini düşünüyor.
Bugün Gülistan Doku üzerinden, Dersim’in dokusu ile ilgili, kuytu köşelerde bir tartışma sürüyor. Bu dokunun dönüşümüne onay ve cevaz veren, soldu. Jin de jiyan da azadi de dokudaki dönüşümdü. Feminizm, kadına fuhuştan gayrısını öneremezdi.
Sol, kendisinin bu dönüşümle birlikte nefes alacağını düşündü. Almanya, İsviçre ve Hollanda’nın gölgesine sığınarak ilerleyebileceğini gördü. Ağalara ve paşalara yanaşan bireyler, solun da parçası olduğu yozlaşmanın ürünüydü.
Bugün o Almanya’nın daha da
silahlandırılması gerektiğini söyleyen liberaller güdüyor sosyalist hareketi. Onlar, devrimci bozgunculuğu İran için dillendirirken, nedense aynı teorinin izlerini İsrail ve ABD için sürmüyorlar. Oralarda işçi örgütü veya sol örgüt peşine düşmüyorlar.
Oysa
bugün “gerici feodal ağa” dedikleri dedeler, basit bir kavgada devletin mahkemesine
gidilmesine karşı bir set görevi görürlerdi. Bir sorun yaşandığında, dedenin yanına
gidilir, dede, bir kâğıda alınan kararı yazar, altına da bir çizgi çekerdi. O çizgi
kutsaldı ve aşılmaması gerekeni gösterirdi. Bugün sermaye ve orduları
ilerlesin, mevzi kazansın diye, o çizgi silindi. Dede de cem de yok edildi.
Dolayısıyla,
artık bireyler, rahatlıkla, egemen güçlerle ilişki kurabiliyorlar. Masalarına oturabiliyorlar.
Yükselme, zengin olma, günü kurtarma adına, zengin devlet görevlilerinin yanına
sığınabiliyorlar. Kızlarını, kız kardeşlerini onlarla aynı masaya
oturtabiliyorlar. Aleviliği yeniden, bu sefer, cinsellik ve alkole göre
tanımlıyorlar. Sonra da AKP’yi işaret ediyorlar. O cinsellik ve alkol
kapısından valiyle bağlantılı isimler giriyor. Ağlarına düşürdükleri kızları
birilerine peşkeş çekiyorlar. Bu ahlaksızlık, “ilericilik” ve “modernlik” adına
alkışlanıyor. Sesini çıkartanın kafasına “gerici misin?” sopası indiriliyor.
Dersim,
toprağındaki bakırı Nazilere satmak isteyenlerin kurduğu Tunceli’ye dönüşüyor.
O bakırın eski ve yeni sahipleri arasındaki rant kavgasına ezilen-sömürülen
halk kitleleri, figüran kılınıyor. O gün küçük kız çocukları subaylara hizmetçi
ve metres yapılırken, bugün de Tunceli’nin kızları, sömürü çarklarına kurban
veriliyor. Birileri, kadın cinayetleri ile ilgili olarak Avrupa Birliği’nden ve
başka yerlerden gelen fonları ellerini ovuşturarak bekliyorlar.
İşte
Candan Badem, bu düzene onay verdiği için hoca ve belediye meclis üyesi
yapılıyor. Liberal zokalarla teslim alınan solcular, düzenin namlularına
sürülüyorlar. Aydınlanmacılık ve modernizm adına solcular, sosyalizmi,
burjuvazinin devletine veya devletin burjuvazisine uşaklık etmek olarak tarif
ediyorlar. O solculuğun tohumlama merkezleri, bombalanmayı bekliyor. Fiili dekolonizasyon
sürecine bu işlem de dâhil edilmeli.
Eren Balkır
25 Nisan 2026



0 Yorum:
Yorum Gönder