07 Mayıs 2026

,

Çağla



Gezi günlerinde popüler olan Kapitalizmle Mücadele Derneği (Anti-Kapitalist Müslümanlar), o ilgiyle birlikte, geniş katılımlı bir toplantı düzenledi. Gezi kalkışmasının o sıcak günlerinde yapılan toplantıda birbirini tanımayan 40-50 kişi, bir araya geldi. Sonra bu “birbirini tanımayan insanlar”ın aslında arkadaş oldukları, gizli bir çalışma dâhilinde hareket ettikleri görüldü.

Dernek şubesinin tepesine kurulan bu kişiler, Fethullahçıydı. Onların koltuğu altına sığınan, Halkevleri ve Sol Parti gibi örgütlerin üyeleri ile birlikte bu ekip, derneğin siyasetine yön verdi. İstemedikleri kişileri tasfiye ettiler. Kendilerine özel bir arkadaş kulübü kurdular. Dernek çalışmasını başka kanallara akıttılar.

Sonra bir gün içkili gecelerde gelip kalsınlar diye, bu arkadaşlar, Ankara’da “faal” olan bir anarşist gruba dernek bürosunun anahtarlarını verdiler. Nedenini açıklamadılar, hesap vermediler. Aradan zaman geçti. O anarşist gruba üye olan, ömründe bir işte çalışmamış gencin röportajı, Evrensel gazetesinde yayınlandı. KHK’larla işten atılmaların yaşandığı günlerdi. Bu genç de hayatta giremeyeceği bir devlet kurumundan Fethullahçılık gerekçesiyle atılmıştı. Röportajda o genç, “Ben anarşistim, benim Fethullahçılıkla ne alakam olabilir!” diye sızlanıyordu. Oysa onu o işe aldıran, Fethullahçı arkadaşlarıydı.

Veli Saçılık’ın durumu böyle midir, Nüfus Müdürlüğü’nden Fethullahçıların kurduğu Aile Bakanlığı’na onlar sayesinde mi geçti, onların desteğiyle mi bankamatik memuru oldu, bu soruya kendisi cevap verecek ama birçok solcunun, o dönemde Fethullahçılarla ilişkisi sayesinde girdiği işlerden atıldığını biliyoruz.

Kimse, o KHK zulmüne karşı kitlesel bir eylemliliği örgütleme gereği duymadı. Her şey bireyselleştirildi, tekilleştirildi, münferitleştirildi. Genel gentirifikasyon süreciyle birlikte “mutena” olduğunu düşünenler, başka diyarlara göçtüler.

Candan Badem de bu kervana katıldı. “Ben ateistim, Fethullahçılarla ne alakam olabilir. Odamda Fethullah’ın kitabı var diye beni okuldan attılar” mesajı internette kayıtlı. İlişki, sadece Zekeriya Beyaz’ın “sosyolojik araştırma” gereği kaldığı otelde porno seyretmesi ya da çiçekleri sulayan Kamer Genç’in gece kaçamağı kadar basit değildi. Sonrasında dine ve Müslümana küfrederek kendini aklamaya çalışma gereği duyan Badem, Rusçası ve “Ermeni altınları” merakı sayesinde liberal çevrelerle, Abant kliğiyle ve Fethullahçılarla bağlantı kurmuş bir isimdi. Okula bu şekilde hoca olabilmişti. Zaten okulu açan da Fethullahçılardı. Tunceli Üniversitesi’nde hoca, belediyesinde meclis üyesi olması, bu liberallikle alakalıydı. “Ermeni altınları” da altın yumurtlayan tavuk olarak görülen Ermenilerle ilişkili liberal çevreyle rabıtasına dair bir ifade.

Yalçın Küçük öldi, geriye arsız Acun kaldi. Hintli Marksist Eycaz Ahmed’in ardından yazılanlarla Küçük’ün ardından yazılanları kıyaslasak, bu ülkedeki Marksizmin çoraklığının düzeyini anlayabiliriz. Herkes, Küçük’ten sonra ancak kişisel-özel anılarını anlatabildi. Teorik çentiğine, müdahalesine, katkısına dair kimse kalem oynatamadı.

Bugünlerde deniliyor ki savaş sırasında İran, Dubai’deki bulut tohumlama merkezlerini bombalamış, bu sebeple, Pakistan’dan Irak’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kar ve yağmur yağışına tanık olunmuş. Bu ülkede Marksizm ve sosyalizmin iliğini de liberalizm sömürüyor!

Herkes, Küçük’ün demans olarak ölmesine üzülüyor ama “iyi ki” demek gerek. İyi ki demans olmuş da öğrencisi Badem’in emperyalizmin ve Siyonizmin uşağı olduğunu görmeden, bilmeden öldü.

“ABD emperyalizmi İran’a saldırırsa ABD’nin yanında yer alırım” diyen, Filistinlilere “İsrail’e teslim olsunlar, ne gerek var savaşmaya. İsrail vatandaşı olsunlar” tavsiyesinde bulunan Badem, öğreniyoruz ki Küçük’ün öğrencisiymiş. Üstelik Rusçası, Küçük’ün Rusçasından iyiymiş.

Geride bir tek Rusça denilen altın bilezik kalmıştı. O cehaletin üzerindeki örtü de yapay zekâ sayesinde yırtılıp atıldı. Badem, o nedenle, emperyalizme ve Siyonizme uşaklığı öneriyor. Ortadoğu’da Palantir’in askeri olarak dolaşıyor. Yurtsever gazetesi de bu algoritmanın ürünü uşağa destek veriyor. Devlet ve sermayenin iç içe geçtiği koşullarda Badem’in yoldaşları, yapay zekâ videolarında Karl Marx’a dans ettiriyorlar. Bir diğer yoldaşları, Lenin’i kafa yapıcı mantara benzetiyor.

Artık Dersim ile Tunceli ayrı şeyler. Devlet dedi ki “Dün Ermenileri kovun, kovalayın diye size tüfek verdim, onları bana geri verin”. Dersim halkı vermedi, Tuncelili bireyler, “biz size tüfek oluruz” dediler. Kıyım yaşandı. Candan Badem, o kırım ve işgal politikasının uzantısı olarak, o şehre hoca ve belediye meclisi üyesi yapıldı. “Emperyalizme ve Siyonizme teslim olun, ben öyle yapıyorum” mesajı, bir yanıyla Dersimlilere yönelikti. Bir Tuncelili olarak Hüseyin Aygün, o nedenle Küçük hocasını Candan Badem’in mesajıyla anma gereği duydu. Aygün, seçim döneminde Badem’in yazı yazdığı yayının sahibi örgütün de desteklediği bağımsız adaydı. O günlerde “Avrupa Birliği’nden para alalım” dediği için tartışma yaşanmıştı. Aygün, alınan parayı savunuyor, ona kılıf örüyordu. 

Şimdilerde Aygün, utanmadan, emperyalizmden bahseden yazılar yazıyor. Tabandaki insanları bu şekilde kandırabileceğini düşünüyor.

Bugün Gülistan Doku üzerinden, Dersim’in dokusu ile ilgili, kuytu köşelerde bir tartışma sürüyor. Bu dokunun dönüşümüne onay ve cevaz veren, soldu. Jin de jiyan da azadi de dokudaki dönüşümdü. Feminizm, kadına fuhuştan gayrısını öneremezdi. 

Sol, kendisinin bu dönüşümle birlikte nefes alacağını düşündü. Almanya, İsviçre ve Hollanda’nın gölgesine sığınarak ilerleyebileceğini gördü. Ağalara ve paşalara yanaşan bireyler, solun da parçası olduğu yozlaşmanın ürünüydü.

Bugün o Almanya’nın daha da silahlandırılması gerektiğini söyleyen liberaller güdüyor sosyalist hareketi. Onlar, devrimci bozgunculuğu İran için dillendirirken, nedense aynı teorinin izlerini İsrail ve ABD için sürmüyorlar. Oralarda işçi örgütü veya sol örgüt peşine düşmüyorlar.

Oysa bugün “gerici feodal ağa” dedikleri dedeler, basit bir kavgada devletin mahkemesine gidilmesine karşı bir set görevi görürlerdi. Bir sorun yaşandığında, dedenin yanına gidilir, dede, bir kâğıda alınan kararı yazar, altına da bir çizgi çekerdi. O çizgi kutsaldı ve aşılmaması gerekeni gösterirdi. Bugün sermaye ve orduları ilerlesin, mevzi kazansın diye, o çizgi silindi. Dede de cem de yok edildi.

Dolayısıyla, artık bireyler, rahatlıkla, egemen güçlerle ilişki kurabiliyorlar. Masalarına oturabiliyorlar. Yükselme, zengin olma, günü kurtarma adına, zengin devlet görevlilerinin yanına sığınabiliyorlar. Kızlarını, kız kardeşlerini onlarla aynı masaya oturtabiliyorlar. Aleviliği yeniden, bu sefer, cinsellik ve alkole göre tanımlıyorlar. Sonra da AKP’yi işaret ediyorlar. O cinsellik ve alkol kapısından valiyle bağlantılı isimler giriyor. Ağlarına düşürdükleri kızları birilerine peşkeş çekiyorlar. Bu ahlaksızlık, “ilericilik” ve “modernlik” adına alkışlanıyor. Sesini çıkartanın kafasına “gerici misin?” sopası indiriliyor.

Dersim, toprağındaki bakırı Nazilere satmak isteyenlerin kurduğu Tunceli’ye dönüşüyor. O bakırın eski ve yeni sahipleri arasındaki rant kavgasına ezilen-sömürülen halk kitleleri, figüran kılınıyor. O gün küçük kız çocukları subaylara hizmetçi ve metres yapılırken, bugün de Tunceli’nin kızları, sömürü çarklarına kurban veriliyor. Birileri, kadın cinayetleri ile ilgili olarak Avrupa Birliği’nden ve başka yerlerden gelen fonları ellerini ovuşturarak bekliyorlar.

İşte Candan Badem, bu düzene onay verdiği için hoca ve belediye meclis üyesi yapılıyor. Liberal zokalarla teslim alınan solcular, düzenin namlularına sürülüyorlar. Aydınlanmacılık ve modernizm adına solcular, sosyalizmi, burjuvazinin devletine veya devletin burjuvazisine uşaklık etmek olarak tarif ediyorlar. O solculuğun tohumlama merkezleri, bombalanmayı bekliyor. Fiili dekolonizasyon sürecine bu işlem de dâhil edilmeli.

Eren Balkır
25 Nisan 2026

0 Yorum: