27 Mayıs 2026

Kapitalizmde Ümmet Olunamaz

1882’de Karl Marx, ilk kez Avrupa dışına çıktı ve eskiden sadece teoride ilgilendiği sömürgeleştirilmiş ülkelerden birine ayak bastı. Cezayir kıyılarına indi ve kısa süre sonra kızı Eleanor Marx’a yazdığı mektupta şunları söyledi: “Müslümanlar için astlık diye bir şey yoktur. Eşitsizlik ‘hakiki bir Müslüman’ için iğrenç bir şeydir, ancak bu düşünceler devrimci bir hareket yoksa yerle bir olacaktır.”

Yaklaşık bir buçuk yüzyıl sonra, onun öngörüsü acı bir şekilde doğrulanıyor. İslam âleminin büyük bir kısmı derin eşitsizlikle malul. Gazze’de soykırım yaşanırken bu âlem sessiz kaldı, paramparça haliyle, olanı biteni izlemekle yetindi. Daha doğuda, Suudi Arabistan’da ise Hac ibadeti, kutsal bir ibadetin ticarileştirilmiş turistik bir versiyonu olarak devam ediyor. Burada Filistinlilerle dayanışma içinde olunduğunu ifade etmek bile yasak.

Yüz milyonlarca insanın günlük davranışlarında, ahlak anlayışlarında, hayırseverliklerinde ve adalet özlemlerinde ifade buldukları asil duygulara rağmen, kitleler, süreçte büyük ölçüde kudretsiz hallerini korudu, baskı altında yaşamaya devam etti. Adaletsizlik ve zulüm, her yerde. Buna karşın, birçok İslam aydını, Müslümanların durumunu bu kadar isabetli bir şekilde kavrayan ve siyasi kaderlerinin gidişatını öngören teorisyenin düşüncelerini reddetmeye devam ediyor.

Müslüman dünyası, her zamankinden daha fazla bölünmüş halde. Tevhidin yerini tefrik aldı. Bununla birlikte, ümmet fikri varlığını sürdürüyor, İslam maneviyatının derinliğine ve Hz. Muhammed’e ulaşan vahyin dünya tarihi açısından ne kadar büyük bir öneme sahip olduğuna tanıklık ediyor.

Ancak ümmet, somut gerçeklikle bağını giderek kaybediyor, yüce manevi alanları pratik hayata dönüştürmekte zorlanıyor. Ümmet fikri, tek başına aç kitleleri doyuramaz, emperyalist barbarlık karşısında koruma sağlayamaz veya adalet, dayanışma ve düzen ihtiyacını karşılayamaz. Bu nedenle İslam dünyası, kendi diniyle arasındaki canlı bağı kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Bu süreç, zaten öncelikle emperyalist merkezde gerçekleşmiştir. Bir din maddi bir uygulama olarak yaşamayı bıraktığında, manevi boyutu bile sorgulanır. İslam’ın kanıtı, her daim, pratikteki etkinliği ve işleyen bir medeniyet kurma yeteneğidir.

İslam dünyasının en keskin siyasi yorumcuları bile, sınıf mücadelesine nadiren dikkat çeker. Çoğu Müslüman, bu mücadelenin iki yönlü kurbanıdır.

1. Köylüler, proleterler veya işsiz kent yoksulları ve yerinden edilmiş mültecilerden oluşan lümpenproleter kitleler olarak, İslam dünyasındaki muktedir sınıfların hâkimiyeti altında acı çekerler.

2. Küresel Güney’in bir parçası olarak, Küresel Kuzey’in keyfi uygulamalarına tabi kalırlar.

Müslümanların çoğunlukta olduğu birçok ulus devletin komprador burjuvazileri, Kuzey’in emperyalist burjuvazisinin çıkarlarına hizmet etmeye devam etmektedir.

Daha önceki üretim biçimlerinde, İslam dünyasında yöneticiler ve yönetilenler arasında ümmet çatısı altında kısmi bir birlik mevcuttu. Bu durumda iktidardakiler, yoksulların toplumsal ihtiyaçlarını karşılamaya en az çaba gösteriyordu. Bugün durum böyle değil. Yöneticiler, artık siyasi iktidar arayışlarında açıkça yabancıların çıkarlarına hizmet ediyorlar.

Bu nedenle, zenginlere karşı kıskançlığa karşı uyarıda bulunan ve genellikle toplumsal eşitsizliği normalleştiren şekillerde yorumlanan Kur'an ayetlerini yeniden ele almak gereklidir. İmparatorluk yanlısı din adamları, genellikle kötü niyet olmaksızın, ancak anti-entelektüelizm sebebiyle, kapitalizmi haklı çıkarmak için bu ayetlere sık sık başvururlar. Kur’an, nispeten eşitler arasında serbest ticaretin hâlâ mümkün olduğu bir dönemde indirilmiştir. Bu tür ticaret, toplumsal tabakalaşmaya yol açsa da, toplumun tamamına fayda sağlayabilecek bir rekabet biçimini mümkün kılmıştır. Ancak kapitalist rekabet, yapısal olarak aldatıcıdır. Zenginler daha da zenginleşirken, fakirler daha da fakirleşir. Amerika’nın hegemonyasının zayıfladığı koşullarda küresel olarak kitlesel eşitsizlik devam etmektedir.

Kapitalizm, işçilerin çıkarlarıyla kapitalistlerin çıkarları arasındaki ayrımı hukuki zemine kavuşturur. Üretim araçlarını işçilerden kopartarak, kapitalistlerin çoğunluğun iradesinin ötesinde kâr peşinde koşmalarını sağlar. Ayrıca, uluslararası düzeyde, adaletsiz ticaret anlaşmaları ve emperyalist savaşlar yoluyla, Küresel Güney’in halklarının egemenliğini yok eder.

Emperyalizmin başarılı olabilmesi için, Müslümanları kendi yarattığı ulus devletlere yapay olarak bölmesi gerekir. Bu devletler, daha sonra yerel elitlerin çıkarı için kendi aralarında rekabet ederek, Müslüman kitleleri daha da bölerler.

Geciken sanayileşmeye ve (on yıllarca süren emperyalist istikrarsızlaştırma ve kaynak sömürüsü nedeniyle) yavaş ilerleyen proleterleşmeye bağlı olarak Müslüman dünyasının önemli bir kısmı, tutarlı bir sınıf bilinci geliştirmekte zorlanmaktadır. Müslümanlar, dünya genelinde emperyalizmden yana saf tutmamıştır. Müslüman toplumların alt tabakaları, yönetenler ve yönetilenler arasında nispeten uyumlu ilişkiler kurulması fikri üzerinden şekillenen bir zihinsel dünyada yaşamaya devam etmektedir.

Dahası Müslümanlar, esas olarak milli burjuvazilerin çıkarlarına hizmet eden ulus devlet putuna tapmaktadırlar. Dini konularda bile, bu burjuvaziler, genellikle Küresel Kuzey’in çıkarlarıyla aynı safta yer alarak, dini bu çıkarlara tabi kılmaktadırlar.

Bazı ülkelerde, yönetici sınıfa mensup Müslümanlar, Avrupa tarzı liberalleşmeyi savunmaktadır. Türkiye ve Balkanlar’daki liberaller, genellikle İslam’ın mirasına karşı küçümseyici yaklaşarak, yoksul Müslüman kitlelerin durumunu daha da kötüleştirmektedirler. Koyu tenli Müslümanlara karşı ırkçılık beslemekte ve sömürgeci hiyerarşiye uygun şekilde, “tarla kölesi” rolünü koyu tenli Müslümanlara bırakarak, kendileri de “ev kölesi” gibi davranmaktadırlar.

Diğer ülkelerde ise bu uyumlulaşma çabası, daha açık bir şekilde gerici bir biçim almaktadır. Bu ülkelerde, Balkanlar’da olduğu gibi laik Müslümanları hor görürken, aynı zamanda evrenselci ümmet anlayışıyla doğrudan çelişen kabileci ulus devleti putlaştırmakta, kârı altın buzağı gibi kutsal saymaktadırlar. Bu kâr, esas olarak kapitalist merkeze yapılan petrol satışlarından gelmektedir.

Siyasi pasifliği ve çelişkili tüketimci hedonizmi savunan, vicdanları rahatlatmak için anlamsız kurallarla dolu bir maskaralıkla bunu telafi etmeye çalışan, kendilerini dinine sadık Müslümanların sığınağı olarak takdim eden gerici devletler, aynı anda Müslüman mültecilere zulmediyor, Müslüman göçmen işçileri acımasızca sömürüyor. Oysa tüm bu pratikler, İslam’ın tam anlamıyla çarpıtılmasının sonucudur.

İslam dünyasının sorunlarını ne liberalizm ne de gerici yorumlar çözecektir. Bunu ancak sınıf bilinci çözebilir, bu bilinç de ancak tarihsel materyalizmin teorik ve rasyonel görüşleri ciddiye alırsak ortaya çıkabilir. Bu bilinç, ümmetin çıkarlarına aykırı hareket eden Müslüman ülkelerin yönetici sınıflarına ve ümmetin koordineli hareketini engelleyen aşiretçi liberal veya gerici milliyetçiliklere karşı mücadeleyi öngörür.

Bu bilinç, bizi emperyalist merkezin işçileriyle, İsrail’e silah sevkiyatını engelleyen İtalyan liman işçileriyle, Müslümanlara yönelik soykırıma tepki olarak Avrupa şehirlerini durdurup felç edebilen işçilerle ve kalpleri ezilen Müslümanlarla dayanışma içinde atan Latin Amerikalı işçilerle birlikte mücadeleye sevk edecektir.

Ancak o zaman Müslümanlar ve tüm insanlık için onurlu bir yaşamı nasıl güvence altına alacağımızı, ezilenlerin çığlıklarına kayıtsızlık ve yanlış ahlaki üstünlükle damgalanmış, atomize edilmiş, dini kurallar üzerine yapılan tartışmalara hapsolmak yerine, imparatorluğun kendisini nasıl ortadan kaldıracağımızı tartışmaya başlayabiliriz.

Küresel Güney’de yaşayan çok sayıda Müslüman, kapitalist emperyalizme karşı dünya mücadelesine katılma sorumluluğunu taşımaktadır. Bu sorumluluk kabul edilirse, Müslümanların tarihte bir zamanlar sahip olduğu rolü, sembolizm yoluyla değil, somut mücadele yoluyla geri kazanmak mümkün hale gelir.

Dünyanın mazlumları halen daha bir cevap bekliyor. Ancak o zaman, kelimenin gerçek anlamıyla bir ümmet olabiliriz. Bu da kapitalizm koşullarıda imkânsızdır.

Muens Sinanoviç
10 Aralık 2025
Kaynak

0 Yorum: