08 Mayıs 2026

Soldan Kopmak Gerek



Çoğu solcu, kendisini anti-kapitalist olarak tanımlar. Kapitalist sistemin özüne karşı olduklarına yürekten inanırlar ve birçoğu, bunun onları liberallerden ayıran şey olduğunu iddia eder. Oysa, tutkulu söylemlerine ve samimi niyetlerine rağmen, solun ideolojisi, her zaman burjuva çıkarlarına bağlıdır. Bu çelişki, solcuları kapitalizmin temel sorunundan uzaklaştırır, bu sorunu asla gerçekten ele alamayacaklarını güvence altına alır.

Tarihsel olarak sol, feodalizme karşı devrimci bir güç olarak ortaya çıkmış, değişim ve ilerlemeyi savunmuştur. Ancak, kapitalist bir toplum bağlamında, solun rolü değişmiştir. Savundukları idealler veya kınadıkları adaletsizlikler ne olursa olsun, solun temel ideolojisi, kapitalist sistemi özünü sorgulama sürecinin odağından uzaklaştırmaya yazgılıdır.

Günümüzdeki haliyle solun, karşı çıktığını iddia ettiği yapıları bizzat daimi kıldığı gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Bugün, yakında yayınlanacak olan “At Nalı Teorisi Doğru, Ama Sizin Düşündüğünüz Gibi Değil” adlı belgeselimden yola çıkarak bunun nedenlerini tartışmak istiyorum.

Solun Burjuva Temelleri

Sol/sağ ayrımının kökleri, Fransız Devrimi’ne kadar uzanır. Burjuvazi ve aristokrasi temsilcileri, Ulusal Meclis’te fiziksel olarak karşıt taraflarda oturuyorlardı. Burjuvaziyi destekleyenler solda, monarşiyi ve eski aristokratik düzeni korumak isteyenler ise sağda yer alıyordu. Bu bölünme, sadece sembolik değil, farklı sınıfların maddi çıkarlarını derinden yansıtıyordu.

Devrimci dönemde sol, “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”i savunan bir değişim gücü olarak görülüyordu. Bu idealler, eski feodal yapıları devirmeyi ve kendi egemenliklerini kurmayı amaçlayan yeni ortaya çıkan burjuvazide makes buldu. Bu bağlamda sol, burjuva sınıfının çıkarlarını savunma konusunda çok önemli bir rol oynadı.

Karl Marx'ın Louis Bonapart’ın On Sekizinci Brumaire’i adlı eserindeki analizi, bu dinamik hakkında daha fazla bilgi sunmaktadır. Marx, burjuvazinin başlangıçta iktidarı ele geçirmek için devrimci idealleri savunduktan sonra, sınıf çıkarları güvence altına alınmasıyla birlikte bu ilkelerden nasıl hızla vazgeçtiğini anlatmaktadır.

“Anayasa, Ulusal Meclis, hanedan partileri, mavi ve kırmızı cumhuriyetçiler… platformdan yükselen gürlemeler, günlük basının şimşekleri, tüm edebiyat, siyasi isimler ve entelektüel itibarlar, medeni hukuk ve ceza kanunu, ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ […] hepsi yok oldu.

[Karl Marx, Louis Bonapart’ın On Sekizinci Brumaire’i -1852]

Marx, On Sekizinci Brumaire’de burjuvazinin, iktidarını pekiştirmek için siyasi hareketleri ve ideolojileri nasıl manipüle ettiğini, onları öne çıkaran ideallere nasıl ihanet ettiğini ayrıntılarıyla anlatır. Bu ihanet, solun tarihinde tekrar eden bir temadır. Burjuvazi, egemenliğe kavuştuktan sonra, devrimci söylemleri yerini yeni edindikleri statüyü, solun doğduğu sınıfın maddi çıkarlarını korumaya bıraktı. Burjuvazinin rolü, radikal bir değişim gücünden kapitalist sistemi sürdürme mekanizmasına dönüştü.

Solcular, çeşitli kafa karıştırma yöntemleriyle mevcut yapılara karşı olduklarını iddia edebilirler, ancak eylemleri genellikle farklı bir hikâye ortaya koyar. Gerçekte var olan sosyalist ülkelerin temsilcilerinden ziyade, Dışişleri Bakanlığı tarafından yayılan anlatılara inanmaya fazlasıyla meyillidirler. Toplumsal değişimin temel itici gücü olarak davranışa vurgu yaparlar, bu da sınıfsal çelişkilere odaklanmak veya burjuvaziyi doğrudan ve özel olarak eleştirmek yerine, iç çekişmelere ve birbirlerine yönelik saldırılara yol açar.

Ama solcular, burjuvaziden nefret ettiklerini iddia ediyorlar! Gene de, tekelcilik ve finans kapital hakkında tartışmalar ortaya çıktığında, Yahudi halkına hiçbir atıfta bulunulmamış olsa bile (sınıftan bahsederken etnik köken önemsizdir), bu tür konuşmaları hemen antisemitik olarak etiketliyorlar. Bu yanıltma, karşı çıktıklarını iddia ettikleri sınıf çıkarlarını korumaya hizmet ediyor ve sol ideolojinin içindeki derin köklü çelişkileri ve etkisizlikleri gösteriyor.

Burjuva ideolojisine dayanan sol, kapitalizmin temel çelişkilerini ele almasını engeller. Bu da onu en iyi ihtimalle belirtilen hedeflerine ulaşmada etkisiz, en kötü ihtimalle ise egemen düzenin karşılaştığı her türlü eleştiri veya muhalefeti engellemenin bir aracı haline getirir.

Solun Kapitalist Yapıların Muhafaza Edilip Sürdürülmesinde Oynadığı Rol

Günümüzde sol, burjuva ideolojisinin sınırları içinde coşkuyla faaliyet yürütmeye devam ediyor. Bu durum, kapitalizmin tanımlayıcı çelişkisinden (üretimin toplumsallaştırılması ancak bireysel mülkiyetin korunması) dikkati dağıtan kimlik politikalarına ve kültürel konulara odaklanmasında açıkça görülmektedir. Sol, iktidarın kaynaklandığı yere göre çizilmiş olmayan çizgileri vurgulayarak, burjuvaziyi birleşik bir sınıfsal itiraza karşı koruyor.

Cinsiyet, ırk ve cinsel yönelim gibi birbirinden kopuk konulara odaklanmak ve bunları sınıf mücadelesinin daha geniş bağlamıyla ilişkilendirmemek, dikkatleri her türlü baskıyı sürdüren maddi koşullardan uzaklaştırır. Bu konular önemli olmakla birlikte, ekonomik sömürüyle bağlantılıdır. Birbirinden kopuk bir şekilde ele alınıp çözüme kavuşturulamazlar. Bunları temel ekonomik çelişkiden ayrı ele alarak, solcu çabaları sulandırır ve bu sorunların sistemdeki kökenlerinin sorgulanmadan kalmasına imkân sağlar.

Bu bölümlendirme, sol çevrelerde erdem gösterisi ve ahlaki üstünlük olarak görülüp yüceltiliyor. Odak noktası, iktidar yapılarını ele almak yerine, belirli gruplar veya dil kullanımı hakkındaki görüşleri değiştirmeye kayıyor. Bu vurgu, potansiyel müttefikler arasında bölünmelere yol açıyor, gerçek değişimi destekleyebilecek olanları birbirine yabancılaştırıyor. Bu tür bir parçalanma, kapitalist düzene meydan okuyabilecek tutarlı bir stratejinin geliştirilmesini engelliyor. Solun erdemli davranış sergilemeye olan düşkünlüğü, sistemik sorunlarla mücadele etmenin önüne geçerek, etkinliğini önemli ölçüde baltalıyor.

Dahası, solun kolektif eylem ve maddi çıkarlar karşısında bireyciliğe verdiği önem, burjuva değerleriyle olan uyumunu ortaya koyuyor. İşin tuhaf yanı şu ki sol genelde kolektivizmle ilişkilendiriliyor, ama bu ilişkinin pratikte bir karşılığı yok (ayrıca, hiçbir hareket yalnızca bireyi veya kolektifi vurgulamamalıdır; her ikisi de farklı bağlamlarda önemlidir). Sol ile estetik açıdan bağlantılı mücadelede bile cinsel ve toplumsal cinsiyet azınlıklarının özgürleşmesi (ki bu, değerli bir çaba!) mücadelesinde dahi asıl amaç, tek bir bayrak altında birleşmek yerine sürekli olarak demografik grupları (“2SLGBTQIA+”) parçalamaktır. Bu parçalanma, sürekli olarak yeni semboller ve desenler eklenerek evrim geçiren bayrakla sembolize edilir. Bu bayrak başlangıçta tüm spektrumu temsil ediyordu. Bu yaklaşım, çoğu zaman verimsizdir, hatta kendi kendini yok eden eylemlere yol açar.

Friedrich Engels, bunu 1880’de yazdığı Ütopik Sosyalizm Bilimsel Sosyalizm adlı eserinde ayrıntılı olarak ele almıştı, dolayısıyla burada yeni bir şey söylenmiyor. Engels’in “ütopik” sosyalistler olarak adlandırdığı kişiler, toplumu şekillendiren maddi koşullar ve sınıf ilişkileri yerine soyut ideallere ve ahlaki çağrılara odaklanma hatasına düşmüşlerdi. Engels, gerçek sosyalizmin idealist olmaktan ziyade, maddi koşulların ve sınıf mücadelesinin analizine dayanması gerektiğini vurgulamıştı.

Engels’in eleştirdiği ütopik sosyalistlerin çoğu, aslında kapitalistti. Bu, ahlaki bir yargı değil, çünkü paralarını ilginç ve iyi niyetli deneyleri finanse etmek için kullandılar; ancak bu deneyler, altta yatan çelişkileri ortaya çıkarıp ele alamadıkları için sonuçta başarılı olamadılar. Her ne olursa olsun, bu durum, solun burjuva çıkarlarıyla olan uyumunu örneklemektedir. Sol, dün olduğu gibi bugün de karşı çıktığını iddia ettiği iktidar yapılarını korumaya hizmet etmektedir.

Sınıf Bilincini Yeniden Kazanmak

Çağdaş sol ideolojinin sınırlarının ötesine geçmek için, “solcu”, “ilerici”, hatta “sınıf bilinçli” türünden etiketlerde belirli bir şeyle özdeşleşmeye dayalı hareketin yol açtığı tuzakları anlamak gerekiyor.

Etiketlerle güçlü bir özdeşleşme üzerine kurulu hareketler, genellikle bu kimlikleri korumaya öncelik verir ve zamanla bir hayran kitlesi veya kulüp haline gelir. Bu odaklanma, farklı grupların ideolojik saflık ve tanınma için rekabet etmesiyle parçalanmaya ve iç çatışmalara yol açabilir. Ortak bir amaç altında birleşmek yerine, bireyler ve gruplar, belirli etiketlere bağlılıklarıyla bölünür, bu da genel hareketi zayıflatır ve dikkati sistemsel değişim denilen o büyük hedeften uzaklaştırır.

Ancak etiketleri reddetmek kâfi değil. Gerçek bir sınıf bilinci geliştirmeliyiz! Sınıf bilinci, sadece sahip olduğumuzu iddia edebileceğimiz bir şey ya da benimseyebileceğimiz bir etiket değildir. Sınıf bilinçli olarak tanımlanmak, anlamsız ve gereksizdir. Sınıf bilinci, ancak hayatımızı şekillendiren maddi koşulları ve güç dinamiklerini anlamak ve bunlara göre hareket etmekle ilgilidir. Bu, işçi sınıfının ortak çıkarlarını tanımayı ve bu çıkarları ele almak için kolektif olarak örgütlenmeyi içerir.

Sınıf bilincini yeniden kazanmak, şu anda solcu (aslında her türden) aktivizme hâkim olan parçalı, kimlik temelli yaklaşımdan uzaklaşmayı gerektirir. Evet, birleşik, sınıf bilincine sahip bir hareket inşa etmek için, işçi sınıfı içindeki çeşitli gruplar arasında dayanışmayı geliştirmek şarttır. Bu, farklı grupların benzersiz olan güçlüklerini tanımak ve ele almak anlamına gelir, ancak benzerlik ve ortak çıkarlara verilen önemi feda etmeden.

Sınıf bilincine sahip bir hareket, ister düşünsel ister sezgisel olarak, toplumun ve onun iktidarla ilişkilerinin maddi bir analizine dayanır.

Pratikte bu, işçi hakları, geçimini sağlayacak ücretler, uygun fiyatlı konut ve sağlık hizmetlerine erişim gibi doğrudan işçi sınıfını etkileyen konular etrafında örgütlenmeyi içerebilir. Bu, işçilerin maddi çıkarlarına dayanan sendikalar, işçi kooperatifleri ve diğer örgütlerle ittifaklar kurmak anlamına gelir. Ayrıca, sınıf sorunları konusunda farkındalık yaratmak ve kapitalist sisteme meydan okuyabilecek geniş tabanlı bir hareket inşa etmek için eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarını kullanmayı da içerir.

Ancak bu, seçimde bir taraf seçmek ve onları “sola itmek”ten ibaret değildir.

Sonuç

Solcular, öfkelerini ve hayal kırıklıklarını içtenlikle dile getirdiklerinde yargılamamaya çalışıyorum. Ancak öğrenmeyi sürekli reddettiklerinde, bunun nedeninin, tanımlanabilir ideolojiler tarafından gerçek sınıf bilincine karşı aşılanmış olmaları olduğuna inanıyorum.

Bu, insanlara günümüzün parçalanmış dünyasında cazip gelen bir kimlik ve topluluk duygusu kazandırıyor.

Ancak kapitalizmin kusurlarını gerçekten ele almak ve toplumu daha yüksek bir aşamaya taşımak için, solcu dünya görüşünün özünde kusurlu olduğunu kabul etmeliyiz. Kimlik politikalarına, erdem gösterilerine ve parçalanmaya odaklanmak, kapitalizmin kalbindeki temel ekonomik çelişkilerden dikkati dağıtarak, yıkmayı amaçladığı yapıları sürdürmeye devam eder.

Engels’in ütopik sosyalizm eleştirisi, bugün de geçerliliğini koruyor. Bize gerçek sosyalizmin, maddi koşulların ve sınıf mücadelesinin bilimsel bir analizine dayanması gerektiğini hatırlatıyor.

Sınıf bilincini yeniden kazanmak, işçi sınıfının ortak maddi çıkarlarını tanımayı ve bu çıkarları ele almak için kolektif olarak örgütlenmeyi içerir. Bu, farklı gruplar arasında dayanışma inşa etmek ve iktidar yapılarına meydan okuyan somut eylemlere odaklanmak anlamına gelir. Etiketleri bir kenara bırakıp birleşik, sınıf bilincine sahip bir yaklaşımı benimseyerek, bir gün kapitalizmin asıl nedenleriyle yüzleşebilecek ve kalıcı bir değişim sağlayabilecek bir şey inşa edebiliriz.

Peter Coffin
28 Haziran 2024
Kaynak

0 Yorum: