12 Mart 2026

,

İsrail’in Cinleri Tepesinde


Alın size ikilem. Dünyanın dört bir yanındaki borsalar, İran’a yönelik saldırıya endişeyle tepki verirken, Tel Aviv Borsası patlama yaşıyor. Bir ikilem daha: Bölgedeki milyonlarca insan, ABD-İsrail’in yürüttüğü askeri operasyondan ve sonuçlarından korkarken, İsrail toplumu sevinç içinde. Son anketlere göre, Yahudi nüfusunun yüzde 93’ü savaşı destekliyor. Yedioth Ahronoth gazetesinde bir gazeteci, bu coşkulu havayı şu şekilde aktarıyor:

“Biz, o korkunç İran ahtapotundan kurtulurken, ben sokakta yürüyorum, dükkânlar açık, Wolt kuryeleri, İsrail vatandaşlarına suşi, şavurma ve aşırı pahalı çikolatalı kekler teslim etmek için koşturuyor, insanlar parkta koşuyorlar, evimde elektrik, sıcak su ve internet var. Pilates stüdyosu açık ve İsrail borsası rekorlar kırıyor. Tam şu anda, tepemde, ovalarda, Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçakları başka bir sorti için havalanıyor. [...] Devrim Muhafızları’nda orta rütbeli bir subayın evini inanılmaz bir hassasiyetle imha ediyorlar.

Devletin kuruluşundan bu yana yaşanan en kritik savaş bu muymuş? Tam da bu, çünkü İsrail Devleti, açıklanamayan bir mucize.”

Yazar devamında, İsrail’in başarısını Netenyahu’nun büyük liderliğine, halkının olağanüstü niteliklerine ve ilahi yardıma borçlu olduğunu öne sürüyor. Israel Hayom gazetesinin önde gelen gazetecilerinden biri de İsrail Başbakanı’na yönelik bir başka şovenist övgüyü dile getiriyor. Netenyahu’nun eleştirmenleri bile, düşmanı sürekli olarak yok etmesinde, Hamas’a, ardından Hizbullah’a, şimdi de İran’a karşı yürüttüğü topyekûn savaşta, ayrıca, Trump’ın mollalarla müzakere etme ve Gazze için bir barış planı geliştirme yönündeki aptalca girişimlerini engellemesinde “sabır, kurnazlık, kararlılık ve sarsılmaz bir odaklanma becerisi”ne sahip olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar.

Strateji, kesinlikle birbiri ardına gelen şok ve dehşet yaratma amaçlı harekâtlardan oluşuyor gibi görünüyor. Şu anda hedefte İran var, ancak mesaj, tüm Ortadoğu devletlerine veriliyor: “İsrail’in bölgesel hegemonyaya veya Filistin’de etnik temizliğe yönelik girişimine karşı çıkma cüretinde bulunmayın.” Hegemonya tesis edilirse İsrail, ihtiyaç duyduğu dokunulmazlığa zaten kavuşacak: tarihçi Benny Morris, 1948’de Ben Gurion’u tüm Filistinlileri sınır dışı etmediği için eleştiren açıklamasında dile getirilen hata düzeltiliyor. Bezalel Smotriç’in 2021’de İsrail meclisindeki Filistinli üyelere dediği gibi, “buradasınız, çünkü Ben Gurion işini bitirmedi.” Hükümetin ve genel olarak siyasi elitin gözünde, işi bitirmenin vakti gelmiş gibi görünüyor.

Bu, devlet öncesi Siyonist stratejiden, ardından gizli operasyonlar ve kripto-diplomasi üzerine kurulu bölge politikasından bir kopuşu işaret ediyor. Bana sık sık mevcut savaşın Yinon Planı olarak bilinen şeyi uygulamayı amaçlayıp amaçlamadığı soruluyor. Oded Yinon, Şaron’un danışmanıydı. 1982’de Arap dünyasında böl ve yönet stratejisini özetleyen bir makalenin yazarlarından biriydi. Mezhepçiliğin İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğünü, onun teşvik edilmesi gerektiğini söylüyordu. Bu, Şaron’un Gazze’deki İslamcı güçleri cesaretlendirmek de dâhil olmak üzere, Filistin direnişinin saflarında bölünme yaratmaya çalıştığı dönemde gündeme gelmiş bir fikirdi. Bu girişim başarısız olunca, Şaron, Lübnan’daki Filistin Kurtuluş Örgütü’ne doğrudan saldırdı. Bu saldırı, İsrail’de stratejik bir hata olarak görülüp genel anlamda eleştirildi.

İran’a yönelik hava bombardımanını desteklemek amacıyla, Irak’tan Kürtlerin ülkeyi karadan işgal etme girişimine katkı sunulacağına dair haberler, bu taktiklerin halen daha yürürlükte olduğunu teyit ediyormuş gibi görünebilir. Ancak durum böyle değil. Eski strateji, bugünkü kadar aleni değildi: diğer devletlerin iç siyasetine yönelik gizli müdahale, övünülecek bir politika değildi, ama bu politikanın, bölgeyi savaşa sürüklemek gibi bir amacı yoktu.

Görünüşe göre, bu bahsini ettiğimiz tarz, artık İsrail devletinin çalışma biçimi değil. İşin tuhaf yanı, burada İsrail’in tam da şarkiyatçıların İslam Cumhuriyeti’ne yönelik, doğru olmayan yaklaşımı üzerinden eleştirilmesi gerekiyor. İsrail, “Batılı” rasyonel ve hümanist bir siyaset yaklaşımına göre değil, bağnaz bir ideolojiye göre hareket eden bir güçtür.

Mevcut İsrail stratejisini belirleyenler, bunun kökenlerinin mesihçi Siyonizm öğretisine dayandığını, mevcut savaşı bu öğretinin ilahi müdahaleyle gerçekleşmesi olarak gördüklerini açıkça dile getiriyorlar. Netenyahu, müttefiklerinden daha az ideolojik olabilir, asıl derdi, dar bir yaklaşım üzerinden, kendi siyasi bekası olabilir, ancak kendisinin stratejik bir deha ve Tanrı’nın elçisi olarak yüceltilmesine dönük sözlere onay verdiğine hiç şüphe yok.

Bu kampa göre, İsrail toplumunun kendisinin çok daha teokratik hale gelmesi gerekiyor. Smotriç, henüz “İsrail’in henüz kohenlerin, din adamları sınıfının devleti olmadığını, ancak gene de kutsap kitap tefsirine göre uygulanan Halakha kanununa doğru ilerlediğini” üzülerek dile getiriyor: “İsrail Devleti, Yahudi halkının ülkesi, Tanrı’nın izniyle, Kral Davut ve Kral Süleyman zamanlarındaki gibi işleyecektir” diyor. Hükümetin ülke içine yönelik uyguladığı kanunların büyük bir kısmı, bu amaca hizmet edecek şekilde hazırlanmıştır. Ayrıca bu düzlemin oluşabilmesi için Filistin sorununun çözülmesi gerekiyor. Gazze, bu noktada model teşkil ediyor. Smotriç, şunları söylüyor: “Yarım yamalak önlemlerin vakti geçti. Refah, Deyrü’l-Belah, Nusira tümüyle yok edilmeli. ‘Amalek’in semanın altında kalan tüm hatırasını sileceksiniz. Şu semanın altında onlara yer yok.”

Ekim 2024’te aynı Smotriç, “her nesil, tarihi yeni bir yola sokma, dünyadaki güç dengesini değiştirme ve geleceği yeniden şekillendirme fırsatını yakalar. Yakında yeni ve daha iyi bir Ortadoğu’ya yol açacak, kader tayin edici kararlar almak zorunda kalacağız” diyordu. Çoğu Batılı siyasi yorumcu, İslamcılar tarafından yapılmadığı sürece, mesihçi açıklamaları siyasetle ilişkilendirmezler. Oysa bunlar, boş sözler değil. İşittiğimiz şey, hem siyasi hem de askeri kurumlara hâkim olan, medyadaki mevcut coşkunun ve koşulsuz desteğin temelini teşkil eden bir dünya görüşüdür.

İran’a karşı savaş, Mossad ve akademi çevrelerinde olduğu gibi, siyasete daha seküler ve iddia edildiğine göre daha rasyonel bir yaklaşım sergileyenler, ayrıca Ekim seçimlerinde Netenyahu’yu potansiyel olarak yenebilecek yegâne politikacılar olarak Avigdor Liberman ve Neftali Bennet tarafından da destekleniyor. Gerekçe olarak, bu insanlar, İsrail’in varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kaldığı için harekete geçmek zorunda kaldığını öne sürüyorlar. Bu iddia, Colin Powell’ın Irak işgalini BM'ye gerekçelendirmesi kadar inandırıcı. Daha da saçma olanı ise, Filistinlilerin haklarını sistematik olarak ihlal eden bir devletin insan hakları adına savaştığı argümanıdır.

Ekonomik açıdan bakıldığında, İsrail borsasındaki coşkuya rağmen, İsrail devletinin izlediği yol alabildiğine tartışmalı. Doğrudan harcamalar günde iki milyar şekel, dolaylı harcamalar ise beş ila altı milyar şekel civarında olup, ülke, büyük miktarda Amerikan mali yardımına muhtaç. Hükümetin mantığı, bunun ekonomik getirilerle dengeleneceği tespiti üzerine kurulu: İsrail’in ürettiği son teknoloji ürünü silahların savaş alanında sergilenmesiyle birlikte, silah satışlarından elde edilen ve hızla artan kârlara bel bağlanıyor. Ayrıca, İran’a ait petrol rezervleriyle, İsrail’in korumasına ihtiyaç duyduklarını anlayan Körfez ülkelerindeki rezervlere erişim imkânı üzerinde de duruluyor. Gelgelelim, bunun mali yükü telafi edeceğinin garantisi yok. Aynı durum, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal öncelikler yerine yerleşim yerlerine ve Mesihçi Yahudiliğin teşvikine harcanan paralar için de geçerli.

İsrail’in uzun vadede stratejisini sürdürmekte zorlanmasının başka nedenleri de var. Geçmişte bu tür harekâtlar, zorluklarla karşılaştıkları anda terk edilmişti. Amerika’nın verdiği can kayıpları, bölgedeki diğer ülkelerden gelen baskı, ABD’deki kamuoyu, İran rejiminin potansiyel direnci ve Filistinlilerin devam eden direnişi, dengeleri değiştirebilir.

Geçmişteki girişimlere bakıldığında, Lübnan işgalinin kimseye faydası olmayacak. Ülke, bugün bizzat yürüttüğü savaşlarda elini güçlendiren, silah endüstrisi, çokuluslu şirketler, güçlü devletlerin megaloman liderleri, Hristiyan ve Yahudi Siyonist lobileri, küresel kuzeydeki çekingen hükümetler ve Ortadoğu’daki yozlaşmış Arap rejimlerinden oluşan küresel koalisyona fazlasıyla bağımlı halde. Kesin olan şu ki, bu fiyasko sona ermeden önce İsrail, İranlılara, Lübnanlılara ve Filistinlilere büyük acılar çektirecek.

Ilan Pappé
10 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: