30 Mart 2026

,

Evet Tüm Yahudiler


Halkıma, yaptığımız kötülüklere ve dönüştüğümüz şeytanlara karşı muazzam bir tiksinti duymaya başladım. O korkak ikiyüzlülüğümüz, soykırımcılara yönelik yalakalığımız, bencilliğimiz neticesinde gerçeklikten kopmuş halimiz, uçsuz bucaksız “iki tarafı da görmek gerek” diyen yanımız, uyuşuk eylemsizliğimiz, güçsüz pankart sallamalarımız, küçümseyen kınamalarımız, acınacak mağdurlar olduğumuzu söyleyen kompleksimiz, bencil ihanetlerimiz, arsız benmerkezciliğimiz, sömürücü kariyerizmimiz, kan ve toprak ırkçılığımız, liberal korkaklığımız, soğukkanlılıkla yok ettiğimiz Filistinli cesetleri arasında yığılmış boş laflarımız... hepsinden tiksiniyorum.

İsrail, Gazze’de iki buçuk yıldır aralıksız bombardıman, infazlar ve kurgulanmış açlıkla muhtemelen yüz binlerce insanı öldürdü. Görünen o ki sadizmimizin ulaştığı derinliğin bir sınırı yok.

Yahudiliğin nefesinin ve atan kalbinin, peygamber Musa’nın müjdelediği şeyin, var olduğu ve kendini gösterdiği son anlardan biri, Yahudi Siyonistlerin zaten “İsrail” olarak adlandırılacak Yahudi ölüm kolonisini inşa etmekle meşgul oldukları Auschwitz’de sona erdi.

Musa’nın Yahudiliğinin bir yankısının hâlâ var olup olamayacağına veya onun kurtarılıp kurtarılamayacağına henüz karar verilebilmiş değil, ancak gene de şunu güvenle söyleyebilirim: cevap benim hiç umrumda değil, buraya bunun için gelmedim. Siyonist teşekkül, küle dönüp Filistin özgürleşene dek Yahudiliğin devamlılığı olasılığını düşünmeye bile niyetim veya arzum yok.

Bu , “Yahudiliğin ruhu” için yapılan, içe dönük bir mücadele değil , Filistin, bizim “Yahudi ahlakı üzerinden yaptığımız bir hesaplaşma” değil. Ortada Yahudi ahlakından eser yok. Filistin, Yahudiler olarak bizim faşist efendiler, acımasız propagandacılar ve fon sağlayıcıları sıfatıyla evler yıktığımız, çaldığımız, Batı Şeria’da pogromlar başlattığımız, askerileşmiş yerleşimciler olarak çocukları toplu halde infaz ettiğimiz bir sömürgeciliğe karşı verilen bir sömürgecilikten kurtulma mücadelesidir.

Yahudi Siyonistler, bunun “antisemitik klişeler”i çağrıştırdığını söyleyecekler, zerre umrumuzda değil, sözleriniz tamamen anlamsız, çünkü İsrail’deki Yahudiler Purim bayramlarını, ABD-İsrail’in İran’a düzenlediği, 165 kız öğrenci ve personelin katledilmesiyle neticelenen saldırıları alkışlayak kutladılar. Yahudi terörizminin gerçeği, Filistin topraklarına çoktan kazınmıştır, Davud’un gamalı haçları, Filistinlilerin derilerine işlenmiştir. Yahudiler, artık totaliter Yahudilik çağında yaşıyor ve bu çağa can veriyor. Artık bundan sonra “Antisemitizm”e veya “Yahudilerin mağduriyeti”ne dair bir şey duymak istemiyorum.

Siyonistler, İsrail’den nefret etmenin Yahudilerden nefret etmekle eşdeğer olduğunu iddia ediyorlar ama bir yandan da insanların İsrail’i Yahudilerle yan yana getirmemesini talep ediyorlar. Yahudilere Siyonizmi ve devam eden Filistin soykırımını sona erdirmekten hepimizin sorumlu olduğunu söylediğimde, genellikle şu cevabı alıyorum: “Tüm Yahudiler değil, ‘Siyonistler’ de, ‘Yahudiler’ deme. Aslında Hristiyan Siyonistler Yahudilerden daha fazla.” Şu anda tam da muhatabım, Yahudiler, toplumumuzun her kurumunda faşist Siyonizmi destekleyen halk.

Sorumluluklarınızdan sürekli kaçıyorsunuz, artık yeter. Yahudiler olarak kendimizi gururlu, kolektif bir halk, nesilden nesile kesintisiz akan bir soy olarak görüyoruz, ta ki modern Yahudiliğin çatlak aynasında terörizm, katliam, kan, sadizm, tecavüz ve organ hırsızlığından başka bir şey yansımayana kadar. Neredeyse her Yahudi grubu, bir şekilde İsrail’in varlığını destekliyor ve biz, kendi kirli evimizi temizlemek yerine başkalarını suçlamaya cüret ediyoruz.

Topluluğumuzun tamamında örgütlü Yahudi oluşumları, sarsılmaz ve tutarlı bağlılıkları, propagandaları, paraları ve kaynaklarıyla koloniyi ayakta tutuyor. “İsrail”i güçlendirmeyi ve savunmayı sadece bir mitzva (dini görev) değil, Yahudi halkına karşı görevlerinin bir parçası ve Yahudi kimliklerinin bir uzantısı olarak görüyorlar. Unutmayın, Yahudiler, şu anda Filistin'de bir dizi işkence ve tecavüz zindanı işletiyor. Lübnan ve İran’ı bombalıyor. İsrailli işkenceciler, geçen gün bir yaşındaki bir Filistinli çocuğu kaçırıp bacaklarına yanan sigara bastılar. İşte “Yahudi devleti” dedikleri şey bu, ne kadar ileri gittiğimizin kanıtı bu.

Siyonizm, Yahudilik içinde marjinal bir akım değildir: Her yerde mevcuttur. Vicdan sahibi Yahudilerin, Siyonizm ile Yahudilik arasındaki ayrımı somut bir şekilde ortaya koymaları, kendi topluluklarımızda Siyonizmi yok etmeleri, yaygın suç ortaklığımızı görmezden gelmememeleri ve bugünkü Yahudiliğin faşist gerçekliğine dair gözlemlerini aktaranlara polislik yapmamaları gerekiyor.

Filistinliler, Araplar ve Müslümanlar, kendileri ve halkları için büyük bedeller ödeyerek, bu gerçekleri nesillerdir açıktan dile getiriyorlar. Yazar Nida Şehadet, Yahudi yerleşimci sömürgeciliğinin gerçekliğini her gün canlı bir şekilde anlatıyor. Söylediklerimin hiçbiri yeni değil, sadece bir Yahudinin bunu bir Yahudiden duyması, nadir görülen bir durum.

Yahudi halkı, Filistinlilerin sömürgecilikten kurtulma mücadelelerinin anlatılarını küçümsüyor, bu mücadeleyi ırkçı bir yerden redde tabi tutuyor, bunun yerine, sürekli Yahudi masumiyetinden dem vuruyor: Bir halk olarak, hem insanlıktan hem de gerçeklikten alabildiğine kopmuş haldeyiz.

Neredeyse tüm Yahudilerin ve Yahudi mekânlarının Siyonist olması ve İsrail’in varlığını desteklemesi, ahlaki olarak iflas etmiş bir halk olarak bizim suçlanmamızın bir delili. Hiçbir Yahudi, Filistin’i destekleyemez. Bu durum bizi, sadece faşist yönetimimizin baskısı altında olanları değil hepimizi, sadist katliamlarımıza direnmek ve varlığımızı sürdürmek için sürekli yeni yollar geliştirmeye mahkûm ediyor. Yahudilerin Filistin hakkındaki düşünceleri ve duyguları önemli değil ya da daha doğru bir ifadeyle, önemli olmamalı: Yahudilerin duygularına şu anda çok fazla önem veriliyor, özellikle de beyaz Yahudilerin duyguları için dünya durma noktasına geliyor. Yahudi üniversite personeli ve öğrencileri, kutsal Aksa Tufanı operasyonundan sonra sözde “antisemitizm” iddiaları için büyük tazminatlar alıyorlar (Columbia Universitesi’nde açılan davalar neticesinde 21 milyon dolar tazminat ödenecek). Sürekli hedef gösterilen, saldırılara uğrayan, suiistimallere maruz kalan Araplara ve Müslümanlara yönelik baskılarla Yahudilerin yüzleştiklerini kıyaslayın. Filistin, nesiller boyu süren bir özgürlük mücadelesidir, bir avuç Yahudi’nin halka oluşturup ağladığı, yas tuttuğu bir mekân değil.

Filistin’in özgürlüğüne kavuşması için Yahudilerin onayına ihtiyaç yok. Yahudilerin ciddiyetle hareket etmeleri, Filistin’den çekilmeleri ve Yahudiliği faşist Siyonizmden arındırmaları gerekiyor.

Kendi irademizle, Yahudi halkı, Siyonizmi modern Yahudiliğin merkezi bir payandası olarak görüp taçlandırdı. İsrail’i yeni Tanrımız haline getirdi. Giderek inançsızlaşan ve (beyaz üstünlüğünün, yerleşimciliğin, ulus inşası pratiğinin ve Avrupa-Amerika imparatorluğunun iktidarının hüküm sürdüğü) Yukarıdakilerin Dünyası’nda kendisine yer arayan bir halk için aşırı militarize edilmiş bir altın buzağı o.

İsrail’i ve Siyonizmi, dünya Yahudilerinin hayatının her yönüne sorunsuz bir şekilde entegre ettik: Siyonizmin sınırları yok. İsrail, Netenyahu ve Likud partisi üzerinden faşist bir ülke haline gelmedi, bilâkis İsrail, yerleşimci-sömürgeci yapısı nedeniyle doğuştan faşist. Aynı şey, Trump ve Amerika’ya haçlı seferi düzenleyen yerleşimci kolonileri için de geçerli. Dr. Muhammed Abdu’nun Islam and Anarchism [“İslam ve Anarşizm”] kitabında dediği gibi, İsrail’in planı da bu pratik üzerine kurulu.

Amerika ve İsrail, 1492’de kurulan dünyanın ürünü olan, soykırımcı yerleşimciler eliyle yerli halkın toplu mezarlarının üzerine kurulan, ıslah edilmesi ve kurtarılması mümkün olmayan teşekküllerdir.

Küresel Yahudi nüfusunun neredeyse yarısı (yüzde 46’sı) İsrail’de yerleşimci-işgalci olarak yaşıyor: Bunların büyük çoğunluğu (yüzde 82’si), Gazze’deki etnik temizliği destekliyor. ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü mevcut savaşa yönelik desteğin oranı ise yüzde 93. Geri kalanımızın büyük bir kısmı ise Amerika gibi kolonilerde ayrıcalıklı beyaz yerleşimciler olarak yaşıyor (yüzde 41). İsrail haricinde yerleşimci kolonilerinde yaşayan biz de, bulunduğumuz yerlerde Yerlilerin Topraklarına Dönüş Hakkı, Siyahilerin kendi kaderlerini tayin hakkı temelli hareketlere karşı yerleşimci olarak sorumluluklarımızı yerine getirmemeyi iş ediniyoruz. Kaplumbağa Adası denilen tüm bu Kuzey Amerika’da, Siyahilere ve Yerlilere yönelik soykırım 533 yıldır devam ediyor.

Neredeyse tüm Yahudilerin ve Yahudi oluşumlarının Siyonist olduğunu söylediğimde, kendilerini “anti-Siyonist” veya “Filistin yanlısı” olarak tanımlayan çok az sayıdaki Yahudi ve Yahudi örgütünün önemli bir bölümünü de kastediyorum. Yüzeyin altına indiğinizde, Lara Kilani ve İyi Çoban Kolektifi ekibinin sık sık dile getirdiği biçimiyle, çoğunun liberal Siyonist olduğunu göreceksiniz. “Siyonizm karşıtı” olduğunu iddia eden tüm Yahudiler, direnişi her zaman küçümsedikleri ve sömürgeciyi sömürgeleştirilenle özdeşleştirdikleri için (örneğin, “Hem Hamas’ın şiddetini hem de İsrail’in şiddetini kınıyoruz” veya “Filistinliler ve İsrailliler/Yahudiler için toprak üzerinde birlikte var olabilecek bir gelecek” dedikleri için) siyaseten Siyonisttirler.

Gerçek Yahudi anti-Siyonistler, İsrail’in (büyük şeytan Amerika’nın) tümüyle ortadan kaldırılması, Siyonist veya Avrupa-Amerikan emperyalizminin/yerleşimci-sömürgeciliğinin zerre kontrol etmediği toprakların tamamen geri alınması fikrini tereddütsüz desteklerler. Bu destek, Yahudilerin (gittikleri yerlerde zarar vermemelerini veya başka yerlerdeki yerli halkları daha fazla yerinden etmemelerini sağlamak suretiyle) Filistin’den çıkarılmasını, Filistin’in sürdürdüğü silahlı direnişe açıktan ve saygı temelli bir destek sunulmasını ihtiva eder.

Gazze’nin mücahitleri, şu anda Hamas’ın Kassam Tugayları tarafından yönetilen mücadelenin kalbinde yer almaktadırlar. Bu tugaylar, 7 Ekim 2023’te o mucizevi Aksa Tufanı’nı gerçekleştirmişlerdir. Gerçek Yahudi anti-Siyonistler, bu operasyonu tarihteki en verimli sömürge karşıtı operasyonlardan biri olarak görürler.

Yahudiler arasında bu tür siyasi bağlılıklara nadiren rastlanmaktadır. Varolan bağlılıksa halen daha zayıftır. Zira, işgal altındaki Filistin’de son yüzyılda halkımızın akla gelebilecek en iğrenç ve en tiksindirici eylemleri gerçekleştirmesini engellemek için maddi veya anlamlı hiçbir şey yapamadık. Yahudiler, şu anda Filistinlileri toplama kampına dönüştürülmüş hapishanelerde tutsaklara kızgın metal çubuklarla tecavüz edip onları katlediyorlar. Emperyalizmin merkezinde rahat bir hayat süren sözde “müttefik” Yahudilerse, hâlâ “antisemitizm”den dem vuruyor, “İsrail’in eylemlerinden tüm Yahudileri sorumlu tutmayın” diyerek şikâyetlerini dile getirmeye cüret ediyorlar. Yahudiler olarak bu Siyonizm denilen kâbusla kendi saflarımızda yüzleşmek ve savaşmak, ahlaki sorumluluğumuzdur:

Evet, tüm Yahudilerin sorumluluğudur.

Son dönemde kendisini “Siyonist” olarak tanımlamak, gözden düşmüş bir pratikse de Yahudi halkı içerisinde İsrail’in varlığına olan destek, halen daha epey güçlü. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Siyonizmi kötü bir şey olarak gördükten sonra İsrail’e karşı giderek daha fazla tavır alırken, Yahudi halkı, faşist bağlılıklarından taviz vermedi. Dünyanın dört bir yanındaki sinagoglarda Yahudi soykırımı üzerine hararetli çatışmalar çıktığını görüyor musunuz?

Filistinlilerin topraklarını satan, İsrail İşgal Güçleri’ne mensup teröristleri konuşturan, bağış toplama etkinliklerinde ağırlayan Yahudi toplulukları ve dini mekânlar içinde iç karışıklıklar yaşandığını görüyor musunuz? Hayır, elbette ki hayır. Yahudiler, tüm sinagoglarda İsrail’e destek verilmesi beklentisi içerisinde. Bu duruş, Yahudi’nin olağan hayatının bir parçası olarak görülüyor: “Sadece Yahudi olduğumuz için sürekli olarak bizden nefret eden bir dünyada doğuştan gelen hakkımızı savunuyoruz” diyorlar. Yahudilerin masumiyetine dair yanılsamalarımız, kendimize verdiğimiz o büyük önem, kurulmuş olan koloniye yönelik haklı ve güçlü bağlılığımız, Yahudi topluluğu içinde neredeyse hiç tartışılmıyor.

Yahudi Siyonistler, Filistin’i Yahudilerle aynı safta görüyorlar çünkü onlar Yahudi; Yahudi anti-Siyonistlerse Filistin’i Filistinlilerle aynı safta görüyorlar çünkü onlar, yukarıdakilerin ezdiği, kutsal alt dünyanın insanları, kendi topraklarında, kendi şartlarında onur ve özgürlük için savaşan yeryüzünün saygıdeğer halkı. Ülke, gerçekten de onlarla birlikte savaşıyor.

Biz pozisyonlarımızdan asla taviz vermeyiz veya geri adım atmayız çünkü tanklarla çocukları diri diri ezen faşistler, Yahudi kardeşlerimiz: Anti-Siyonist bağlılıklar etik temellidir, kimliksel değil.

Yahudi halkı, Netenyahu hükümetinin politikaları, Siyonist teşekkülün liderliğini kimin üstlenmesi gerektiği, Batı Şeria yerleşimleri ve benzeri konularda farklı görüşlere sahip olabilir, ancak Hamas’ın Kassam Tugayları’nı ve 7 Ekim’i desteklediğinizi, Filistin’den Yahudilerin çıkarılmasını savunduğunuzu, İsrail’in tamamen dağılmasını istediğinizi söylediğinizde, Yahudiler, sizi Yahudi topluluğuna ihanet eden kişiler olarak mimler. Ahlaki netliğe sahip Yahudiler, Siyonizmi Yahudilikten söküp atmak için gereken cesarete, omurgaya, örgütlenmeye, inanca, somutlaşmış ilkelere ve iradeye sahip değiller.

İsrail’den ve onun yol açtığı her şeyden nefret eden Yahudilere sesleniyorum: Sizi ölüme yazgılı projelerine ihanet eden biri olarak adlandırdıklarında, kendinizle gurur duyun. “Hain” olmaktan asla vazgeçmeyelim.

İsrail’in tamamı gayrimeşru bir yerleşim yeridir. Tüm İsrailliler, başkalarından çaldıkları topraklarda yaşayan yerleşimciler ve askerlerdir, “siviller” değil. Hem liberal hem de muhafazakâr Yahudi Siyonistler, özgür bir Filistin’de Yahudi yerleşimcilerin geleceği fikrine sıkıca bağlılar, o kibirleriyle, kendilerini Filistin’in sömürgecilikten arınmış geleceğinin önüne koyuyoylar, Yahudi yerleşimcilerin topraklarda kalmaya ve çalıntı ganimetlerinin en azından bir kısmını ellerinde tutmaya hak kazandıklarına inanıyorlar.

Yahudi anti-Siyonistler, kendi halkımız arasında bu hak sahipliği duygusunun en ufak bir izine bile tahammül etmemelidir. Kimse, Filistinlilerin soykırımcılarıyla birlikte yaşamalarını beklemesin.

İki buçuk yıl geçti, Amerikan yapımı bombalar hâlâ gökyüzünden düşerken, gururla Yahudi pilotlar, Gazze, Lübnan ve İran’da hayatlarını tehlikeye atıyor, dünyanın dört bir yanında Yahudi cemaatler o mağrur halleriyle, İsrail bayrağını dalgalandırıyor, Siyonizm karşıtlarının işten çıkarılması, görevden uzaklaştırılması, sınır dışı edilmesi ve suçlu ilan edilmesi için örgütleniyor, bu cemaat mensuplarının İsrail’de yerleşim imkânı bulması sağlanıyor, seyahatleri önündeki engeller kaldırılıyor, Siyonist orduya kaynaklar teksif ediliyor, modern tarihin en büyük engelli çocuk neslini yaratan o kıymetli Yahudi kolonimizi korusun diye Tanrı’ya dua ediyor. “Büyük İsrail” için kapsamı acımasızca genişletilen şiddetli etnik temizlik harekâtıyla birlikte Lübnan’da bir milyondan fazla insan yerinden yurdundan oldu. Sinagoglar artık kutsal değil, Siyonizmin yaşadığı yerde Tanrı yok. Bari Yahudi halkı olarak ne hale geldiğimiz konusunda dürüst olalım.

Avrupa-Amerika’daki Yahudiler, çocuklarını sinagoglara, yaz kamplarına ve Yahudi okullarına gönderiyorlar. Hepsi Siyonist. En nihayetinde onlara İsrail hakkında (“yurtsuz bir halka halksız bir yurt bahşeddildi” veya “çölü biz yeşerttik” türünden) apaçık yalanlar öğretiyorlar. İsrail’in doğum gününü (Nekbe) kutluyorlar. Yahudi çocuklarını bir gün kendileri de Siyonist yerleşimci ve asker olmaya veya Yahudi kimliklerinin ve görevlerinin bir parçası olarak bulundukları yerden Yahudi devletini savunmaya hazırlıyorlar.

Yahudi çocuklarını bu Siyonist Yahudiliğin kurumlarına hizmet yoluna sokan, beyinlerini yıkayıp şekillendirerek genç Yahudileri propagandanın etkisiyle Arap karşıtı, İslam düşmanı, milliyetçi, hak iddia eden bağnazlara dönüştürenlerin suçu günahı, Yahudi anne babalarının, öğretmenlerinin ve toplumdaki yetişkinlerin boynuna.

Onlar da, tıpkı sizin şu an olduğunuz gibi, insanlığın ahlaki nabzından son derece kopuk olacaklar. Oysa insanlık, Siyonizmin ve İsrail’in derinlere işlemiş bir kötülük olduğunu giderek daha iyi anlıyor. Bu gerçeği en son Yahudiler görecek, en son onlar anlayacak, ama iş işten geçecek.

Filistin konusunu analiz ederken Yahudilere başvurmamak, onların sözüne kulak vermemek gerek. Buna hâlâ ihtiyaç duyanlar, bu gerçeği idrak etmeli. Zaten orijinal hiçbir şey söylemiyoruz, her şey sulandırılmış, özünden arındırılmış ve bizi şekillendiren Yahudi propagandacıların süzgecinden süzülmüş halde. Kendinizi, iktidarın boğazından zorla geçirilmemiş, kısıtlanmamış bakış açılarıyla ödüllendirin.

Yahudi halkı, Yahudi topluluğunu ancak kendimizi kahraman veya kurban olarak gördüğümüzde ya da tarihin sunduğu o rahat mesafeyle meseleye yaklaştığımızda savunuyor. Sorumluluk almamız ve mevcut felâket anında faşist rolümüzle yüzleşmemiz gerektiğindeyse bunu yapmıyor. Siyonizm, Yahudi topluluğunu romantize ediyor. Ütopik kavramlarıyla, Avrupa-Amerika’nın emperyalist amaçları adına istisnai bir durum oluşturmak için, Yahudi üstünlükçülüğüne iman etmiş kabileciliği kendince istismar ediyor.

Ayrıca “İsrail, Yahudileri güvensiz hale getiriyor/antisemitizmi artırıyor” söylemini de reddetmek gerek, çünkü:

1. İsrail bağlamında baskı uygulayan, zulmeden biziz, biz kurban değiliz;

2. Bu söylem, Yahudilerin sorumluluğunu göz ardı ediyor, çünkü “İsrail”, sadece üzerimizde asılı duran, şekilsiz, kendi kendini canlandıran bir şey değil, Yahudiler olarak nesiller boyu süren ortak çabalarla günbegün aktif bir şekilde inşa ettiğimiz ve sürdürdüğümüz bir koloni;

3. Bu “antisemitizm” değil, tüm kurumlarımızın desteklediği Yahudi önderliğindeki soykırıma bir tepki;

4. Yahudiler, şu anda Yahudi oldukları için sistematik bir baskıyla karşı karşıya kalmıyorlar. Buna karşılık, “antisemitik olaylar”a dair verileri İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (ADL) tutuyor ve bu kurum, her anti-Siyonist eylemde kullanılan afişi ve pankartı “antisemitik bir olay” olarak kayıt altına alıyor. Bu anlamda, “antisemitizm artıyor” propagandasına boyun eğmemek gerekiyor;

5. Yahudilerin mağduriyeti, “Yahudilerin güvenliği” ve “antisemitizm” söylemlerinden gına geldi. Bunlar, sadece dikkatleri Yahudilerin Filistinlilere, Araplara ve Müslümanlara karşı işlediği soykırımdan başka yöne çekmek için kullanılan yöntemler.

Birçoğu, ortaya koyduğum argümanın Yahudi halkını haksız yere hedef haline getirdiğini söyleyecektir: Asıl noktadan hâlâ uzaksınız. Tüm dinimizle soykırımcı Siyonizmi destekliyoruz, sonra da “hedefe” kendimizi koyuyoruz. Oysa soykırımcı Siyonizmi terk edip, ilkeli anti-Siyonizmi savunarak kendimizi hedeften çıkartabiliriz. Aslında temelde Siyonizmin hedef aldığı kurbanlar biz değiliz, biz Siyonizmin failleriyiz: Gerçek hedefler, İsraillilerin “çifte saldırılar” ve “Babam Nerede?” adını verdikleri yapay zekâ ürünü teçhizatın belirlediği hedeflere gönderilen bombalarla olabildiğince çok Filistinli aileyi öldürmek için hedefe konulan Filistinlilerdir.

Eğer Yahudiler adalete önem verselerdi, faşizme karşı savaşan atalarımızın ruhunu somutlaştırsalardı, cemaatlerinin İsrail bayraklarını yırtıp yakarken, ırkçı soykırımcı hahamları Bima’dan ve sinagoglardan kovarken, tapınakların ölüm kolonisiyle tüm bağlarını koparmasını talep ederken, Siyonist kanseri ortadan kaldırmak için din bünyesinde devrim başlatırken görürdük. Kendimizi feda eder, Filistinlilere ve direnişe canımızı verirdik, modern Yahudiliğe ihanet eder, son yüz yıldır, hele ki 7 Ekim 2023’teki kutsal Aksa Tufanı’ndan sonra var olmayan “ortak halk” kavramına karşı açıktan isyan ederdik. Eğer Yahudilerde bir nebze olsun ahlak olsaydı, Yahudiliğin içinde şiddetli bir bölünme ve savaşa tanıklık ederdik. Onlarda böylesi bir erdeme rastlanmıyor. Ve soykırım hâlâ devam ediyor.

Yeter artık, bizim tartışma zemini oluşturma çabalarımızdan, sponsorlu paylaşımlarımızdan, Filistinliler, Araplar ve Müslümanlar gerçeği söyledikleri için çok daha kötü bir kaderle karşı karşıya kalırken, Filistin için kimliklerinin ifşa edilmesi veya işten çıkarılmamızla ilgili kendi kendini haklı çıkaran röportajlarımızdan. Yeter artık, bizim sığ liberal influencer sınıfımızdan, kariyeristliğimizden, müsrif ve anlamsız seçimciliğimizden, Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların etlerinin, derilerinin ve organlarının geride hiçbir kimlik veya iz bırakmadan beton yığınlarının altında toplanıp buhar olması karşılığında yapılan kendi kendimizi tebrik ettiğimiz kitap anlaşmalarımızdan. Biz Yahudiler özel değiliz. Açık olan şu ki “Yahudilerin desteği”, niyeti ne olursa olsun, Filistin’in mücadelesini liberal ve şarkiyatçı bir şekilde etkisiz kıldığı için çoğu vakit zararlıdır.

Tanrı İsrail’i kahretsin, “Yahudilerin genel güvenliği”ni koruma bahanesiyle yüz binlerce insanı katleden Yahudi yerleşim kolonisi, yerle yeksan olsun.

Tanrı, bu hasta, pedofil ve tecavüzcü devleti lanetlesin. Biz Yahudilerin “geri dönüş yasası” uyarınca varolduğunu düşündüğümüz, sömürgeci fikrin ürünü “doğuştan hak olarak kurulmuş devlet”i, tüm Yahudi kurumlarımız hep bir ağızdan destekliyor. Kendi halkımız içinde bu acı gerçeği saptırmak veya küçümsemek, bunu dile getirenleri “antisemitik” olarak karalamaya cüret etmek, sahip olduğumuz sorumluluktan dürüst olmayan, korkakça bir şekilde kaçmaktır. Yahudi ahlakının her türlü emaresi çoktan silinip gitti, o ahlakı Gazze’de biz öldürdük.

Gazeteci Leys Maruf’un sık sık dile getirdiği üzere, “bugün Yahudilerin en gür çıkan sesi, soykırımdır.” Maruf, Yahudilerin kendi toplulukları içinde Siyonizme karşı savaşmaları, Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların Siyonizmin başlangıcından beri yaptıkları gibi, polemiklerin ötesine geçip, maddi anlamda fedakârlıkta bulunmaları gerektiğini söylerken haklı.

Siyonizmin bitmek bilmeyen ölüm makinesinin çarklarına kum atarken, nesillerini ve tüm ailelerini yitiren onlar. Nazizme karşı savaşan anti-faşist Almanlardan bahseden Leys Maruf, anti-Siyonist Yahudilerin Yahudi Siyonizmine karşı anlamlı bir direniş sergilemediklerini söylüyor. Şu hususa dikkatimizi çekmek istiyor: “Yahudi John Brown nerede?” “Yahudi Oskar Schindler nerede?” Maruf, açıklamasında, Siyonist projenin bir asırdan fazla süren tarihinde, Filistin özgürlüğü davası için tek bir Yahudi’nin bile ölmediğine dikkat çekiyor. Peki, biz Yahudiler olarak ayrılık için savaşmaya ve fedakârlık yapmaya yeterince önem vermediğimiz halde, Leys’ten veya herhangi bir Filistinliden Yahudilik ve Siyonizmi birbirine karıştırmamalarını neden bekliyoruz? Kimse bekleyemez. Filistinliler, bize hiçbir şey borçlu değil, asıl bizim Filistin’e olan borcumuz her gün katlanarak büyüyor, ödenemeyecek bir düzeye çıkıyor.

Tarihin bu anında ahlaken Yahudi olmak, Siyonizmle aktif ve militan bir şekilde mücadele etme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir. Evet, tüm Yahudiler mücadele etmelidir. Her bir anımız soykırımla tanımlı. Bu Yahudi üstünlükçüsü teşekkül, işleyişini sürdürmek için Yahudilerin rızasına ve iştirakine güveniyor. Eğer Yahudiler, ona iştirak etmezlerse, hele ki ona karşı aktif olarak savaşırlarsa, çöker.

Bu Avrupa-Amerika emperyalizminin askeri karakolunu biz işletiyoruz, onu aklamak ve soruşturmalara karşı korumak için üzerine Yahudilik kılıfı geçiriyoruz, kendi bencil, yerleşimci çıkarlarımız için onu sürekli çalışır durumda tutuyoruz. Yahudi halkı adil olsaydı, her ayinde, bayramda ve toplantıda Yahudi mekânlarını protesto eden, onlarla karşı karşıya gelen Yahudiler görürdük. İşgal altındaki Filistin’de direnişi desteklemek için askeri becerilerini kullanan Yahudilere rastlardık. Bu nesiller boyu süren soykırıma katılan Yahudilere karşı mahkemeler kurulurdu. Halkımızı Nazilerden ve Siyonizmden arındırmak için büyük ölçekli çabalar gösterilirdi ki kimseye daha fazla zarar vermeyelim.

Yahudilik, bu türden bir enerjiye sahip değil. Son iki buçuk yılda, onca dökülen kana rağmen, tek bir sinagog bile Siyonistlikten anti-Siyonistliğe geçmedi. Tam tersi oldu. Birçok Yahudi, Aksa Tufanı operasyonu denilen o sömürgecilik karşıtı eylemin ardından, Siyonist Yahudiliğe ve İsrail’e yönelik desteğini ikiye üçe katladı.

Hâlâ (en azından Avrupa-Amerika’da) Filistin’in silahlı direnişini destekleyen, ABD/İsrail’in tamamen dağılmasını, toprakların sömürgecilikten arındırılmasını savunan, gerçek anlamda Siyonizm karşıtı tek bir haham veya sinagog bile tanımıyorum. Bu, bizi tümüyle töhmet altında bırakan somut bir gerçek.

Yahudi bombaları ve kurşunlarına, her gün diri diri yakılan bebeklere tanıklık eden, canlı yayınlanan şu soykırım bile, Yahudi kurumlarını ve liderlerini Siyonizmden ciddi veya somut bir şekilde bir adım bile uzaklaştırmaya yetmedi.

Modern Yahudilik, hâlâ Tanrı’sızken ki bunun kanıtı, şu yerle bir edilmiş Gazze’dir, İslam, Filistin’in ve bölgedeki müttefiklerinin, tüm Ümmetin, Siyonist sömürgeleştirmeye ve Avrupa-Amerika imparatorluğuna karşı koymak için manevi güç aldığı derin bir kaynak olduğunu cümle âleme gösteriyor.

Çoğu Yahudi olan soykırım sorumlularıyla hesaplaşma vakti giderek yaklaşıyor. Yahudiler, Yahudiliklerinden değil, İsrail ve Nazi-Siyonizmine olan sarsılmaz, tekdüze bağlılıkları sebebiyle soykırıma suç ortağı oluyorlar. Üstelik bir topluluk olarak bu bağdan asla vazgeçemiyorlar. Ne söylenebilir ki? Bu, bizim yarattığımız bir soykırım. Bu şiddeti yaydığımız ve soykırımı destekleme taahhüdümüzden vazgeçmeyi reddettiğimiz için sonuçlar kaçınılmaz olarak Yahudi kurumlarına ve bireylerine geri döndüğünde, bunu kimse “antisemitizm” olarak yaftalayamaz. Herkes, yaptıklarının bedelini illaki ödeyecek. İnsanlar, bu suçların işlenmesi için gerekli zemin sunan kişilerin ve oluşumların peşine ömür boyu düşecekler. Bu, onların hakkı. Tıpkı katliama zemin hazırlama konusunda oynadığı roller ne kadar küçük olursa olsun, yaşlılıklarına kadar aranan Naziler gibi aranacaklar. Üstelik bu soykırım, sadece nesiller boyu süren bir süreç değil, aynı zamanda halen daha devam eden bir soykırım. Bu soykırım, doğası gereği yerleşimci-sömürgecilikle ilgilidir, dolayısıyla Nazi soykırımıyla kıyaslanamaz.

Çözüm, her Yahudi bireyin, sinagogun ve kuruluşun “İsrail” denilen koloniyi derhal, tamamen ve alenen terk etmesi, halkımızı olan bitenden sorumlu tutması ve kaynakları Filistin’in kendi şartlarına göre özgürleşmesine teksif etmesindedir. Evet, bu söylediklerim tüm Yahudiler için geçerlidir.

Eğer sorumluluklarımızı yerine getirip bu işi kendimiz yapmazsak, başkaları kaçınılmaz olarak işi kendi ellerine alacaklardır, çünkü insanlığa yapılan bu hakaret, asla kabul edilemez.

O buldozer, o kadının bedeni üzerinden hiç geçmemiş gibi yapamazsınız. O kablolardan yaptığınız kırbaçlar, sırtlara vurulmamış gibi yapamazsınız. Filistin’deki kıymetli şehitleri hayata geri döndüremezsiniz. O gemi çoktan yelken açtı, Yahudiliğin suçları ebediyen dillendirilecek. Siz gözlerinizi kaçırsanız da, “bizim suçumuz değil” diye gerekçeler uydursanız da, katliam her gün devam ediyor. Bu, bizim suçumuz ve kan dökenler zor kullanılarak durdurulana dek durmayacak.

Yaşasın, onurlu ve çelik gibi sağlam adamlarıyla yer altından kendi yaptıkları silahlarla ve o sarsılmaz inançlarıyla ayağa kalkarak Siyonist düşmanın kalbine korku salan, ölümcül darbeler indiren Hamas ve Kassam Tugayları! Yahudilerin hayatı çaldığı yerde, Kassam, vücudu ihtiyaç duyduğu oksijene kavuşturdu.

Bu, gelmiş geçmiş en utanç verici Yahudi nesli. Hiçbirimiz “bilmiyorduk” diyemeyiz. Manevi olarak boş, ahlaken içi boşaltılmış haldeyiz. Sadece bencillikle “İsrail tüm Yahudileri temsil etmiyor” demekle yetinmeyin. Yahudilik içindeki Siyonizmi ortadan kaldırmak suretiyle bu ayrımın maddi olarak doğru olması için mücadele edin. Tek seçenek bu.

Siyonizmin kötülükleri konusunda Yahudiler, zayıf ve bencil sloganların ötesine geçip sorumluluk almaktansa, kendilerine yalan söylemeyi, kendilerini kandırmayı tercih ediyorlar. Filistin ve tüm bölge, bu değerli ve kırılgan gezegende hezeyanlar üzerine kurulu inkârımızın, bitmek bilmeyen şiddet pratiklerimizin ve bu kadar çok hayatı yok etmek için başvurduğumuz yol ve yöntemlerin sorumluluğunu üstlenmeyi reddetmemizin bedelini daha ne kadar ödemek zorunda kalacak?

Yahudiler, İsrail devletini ve Siyonist ideolojiyi, İsrail’in ev sahibi olan Amerika denilen koloni de dâhil olmak üzere, her düğümü ve uzantısıyla birlikte tümden yok etmelidir. Filistin’i Yahudilikten daha çok önemsiyorum. Eğer Filistin’in yaşaması için Yahudiliğin ölmesi gerekiyorsa, onu öldürün.

Amanda Gelender
28 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: