Halkıma,
yaptığımız kötülüklere ve dönüştüğümüz şeytanlara karşı muazzam bir tiksinti
duymaya başladım. O korkak ikiyüzlülüğümüz, soykırımcılara yönelik
yalakalığımız, bencilliğimiz neticesinde gerçeklikten kopmuş halimiz, uçsuz
bucaksız “iki tarafı da görmek gerek” diyen yanımız, uyuşuk eylemsizliğimiz,
güçsüz pankart sallamalarımız, küçümseyen kınamalarımız, acınacak mağdurlar
olduğumuzu söyleyen kompleksimiz, bencil ihanetlerimiz, arsız
benmerkezciliğimiz, sömürücü kariyerizmimiz, kan ve toprak ırkçılığımız,
liberal korkaklığımız, soğukkanlılıkla yok ettiğimiz Filistinli cesetleri
arasında yığılmış boş laflarımız... hepsinden tiksiniyorum.
İsrail,
Gazze’de iki buçuk yıldır aralıksız bombardıman, infazlar ve kurgulanmış
açlıkla muhtemelen yüz binlerce insanı öldürdü. Görünen o ki sadizmimizin ulaştığı
derinliğin bir sınırı yok.
Yahudiliğin
nefesinin ve atan kalbinin, peygamber Musa’nın müjdelediği şeyin, var olduğu ve
kendini gösterdiği son anlardan biri, Yahudi Siyonistlerin zaten “İsrail”
olarak adlandırılacak Yahudi ölüm kolonisini inşa etmekle meşgul oldukları
Auschwitz’de sona erdi.
Musa’nın
Yahudiliğinin bir yankısının hâlâ var olup olamayacağına veya onun kurtarılıp
kurtarılamayacağına henüz karar verilebilmiş değil, ancak gene de şunu güvenle
söyleyebilirim: cevap benim hiç umrumda değil, buraya bunun için gelmedim. Siyonist
teşekkül, küle dönüp Filistin özgürleşene dek Yahudiliğin devamlılığı
olasılığını düşünmeye bile niyetim veya arzum yok.
Bu
, “Yahudiliğin ruhu” için yapılan, içe dönük bir mücadele değil , Filistin,
bizim “Yahudi ahlakı üzerinden yaptığımız bir hesaplaşma” değil. Ortada Yahudi
ahlakından eser yok. Filistin, Yahudiler olarak bizim faşist efendiler,
acımasız propagandacılar ve fon sağlayıcıları sıfatıyla evler yıktığımız, çaldığımız,
Batı Şeria’da pogromlar başlattığımız, askerileşmiş yerleşimciler olarak çocukları
toplu halde infaz ettiğimiz bir sömürgeciliğe karşı verilen bir sömürgecilikten
kurtulma mücadelesidir.
Yahudi
Siyonistler, bunun “antisemitik klişeler”i çağrıştırdığını söyleyecekler, zerre
umrumuzda değil, sözleriniz tamamen anlamsız, çünkü İsrail’deki Yahudiler Purim
bayramlarını, ABD-İsrail’in İran’a düzenlediği, 165 kız öğrenci ve personelin katledilmesiyle
neticelenen saldırıları alkışlayak kutladılar. Yahudi terörizminin gerçeği,
Filistin topraklarına çoktan kazınmıştır, Davud’un gamalı haçları,
Filistinlilerin derilerine işlenmiştir. Yahudiler, artık totaliter Yahudilik
çağında yaşıyor ve bu çağa can veriyor. Artık bundan sonra “Antisemitizm”e veya
“Yahudilerin mağduriyeti”ne dair bir şey duymak istemiyorum.
Siyonistler,
İsrail’den nefret etmenin Yahudilerden nefret etmekle eşdeğer olduğunu iddia ediyorlar
ama bir yandan da insanların İsrail’i Yahudilerle yan yana getirmemesini talep
ediyorlar. Yahudilere Siyonizmi ve devam eden Filistin soykırımını sona
erdirmekten hepimizin sorumlu olduğunu söylediğimde, genellikle şu cevabı
alıyorum: “Tüm Yahudiler değil, ‘Siyonistler’ de, ‘Yahudiler’ deme. Aslında
Hristiyan Siyonistler Yahudilerden daha fazla.” Şu anda tam da muhatabım, Yahudiler,
toplumumuzun her kurumunda faşist Siyonizmi destekleyen halk.
Sorumluluklarınızdan
sürekli kaçıyorsunuz, artık yeter. Yahudiler olarak kendimizi gururlu, kolektif
bir halk, nesilden nesile kesintisiz akan bir soy olarak görüyoruz, ta ki
modern Yahudiliğin çatlak aynasında terörizm, katliam, kan, sadizm, tecavüz ve
organ hırsızlığından başka bir şey yansımayana kadar. Neredeyse her Yahudi
grubu, bir şekilde İsrail’in varlığını destekliyor ve biz, kendi kirli evimizi
temizlemek yerine başkalarını suçlamaya cüret ediyoruz.
Topluluğumuzun
tamamında örgütlü Yahudi oluşumları, sarsılmaz ve tutarlı bağlılıkları,
propagandaları, paraları ve kaynaklarıyla koloniyi ayakta tutuyor. “İsrail”i
güçlendirmeyi ve savunmayı sadece bir mitzva (dini görev) değil, Yahudi
halkına karşı görevlerinin bir parçası ve Yahudi kimliklerinin bir uzantısı
olarak görüyorlar. Unutmayın, Yahudiler, şu anda Filistin'de bir dizi işkence
ve tecavüz zindanı işletiyor. Lübnan ve İran’ı bombalıyor. İsrailli
işkenceciler, geçen gün bir yaşındaki bir Filistinli çocuğu kaçırıp bacaklarına
yanan sigara bastılar. İşte “Yahudi devleti” dedikleri şey bu, ne kadar ileri
gittiğimizin kanıtı bu.
Siyonizm,
Yahudilik içinde marjinal bir akım değildir: Her yerde mevcuttur. Vicdan sahibi
Yahudilerin, Siyonizm ile Yahudilik arasındaki ayrımı somut bir şekilde ortaya
koymaları, kendi topluluklarımızda Siyonizmi yok etmeleri, yaygın suç
ortaklığımızı görmezden gelmememeleri ve bugünkü Yahudiliğin faşist gerçekliğine
dair gözlemlerini aktaranlara polislik yapmamaları gerekiyor.
Filistinliler,
Araplar ve Müslümanlar, kendileri ve halkları için büyük bedeller ödeyerek, bu
gerçekleri nesillerdir açıktan dile getiriyorlar. Yazar Nida Şehadet, Yahudi
yerleşimci sömürgeciliğinin gerçekliğini her gün canlı bir şekilde anlatıyor.
Söylediklerimin hiçbiri yeni değil, sadece bir Yahudinin bunu bir Yahudiden
duyması, nadir görülen bir durum.
Yahudi
halkı, Filistinlilerin sömürgecilikten kurtulma mücadelelerinin anlatılarını
küçümsüyor, bu mücadeleyi ırkçı bir yerden redde tabi tutuyor, bunun yerine,
sürekli Yahudi masumiyetinden dem vuruyor: Bir halk olarak, hem insanlıktan hem
de gerçeklikten alabildiğine kopmuş haldeyiz.
Neredeyse
tüm Yahudilerin ve Yahudi mekânlarının Siyonist olması ve İsrail’in varlığını
desteklemesi, ahlaki olarak iflas etmiş bir halk olarak bizim suçlanmamızın bir
delili. Hiçbir Yahudi, Filistin’i destekleyemez. Bu durum bizi, sadece faşist
yönetimimizin baskısı altında olanları değil hepimizi, sadist katliamlarımıza
direnmek ve varlığımızı sürdürmek için sürekli yeni yollar geliştirmeye mahkûm
ediyor. Yahudilerin Filistin hakkındaki düşünceleri ve duyguları önemli değil
ya da daha doğru bir ifadeyle, önemli olmamalı: Yahudilerin duygularına şu anda
çok fazla önem veriliyor, özellikle de beyaz Yahudilerin duyguları için dünya
durma noktasına geliyor. Yahudi üniversite personeli ve öğrencileri, kutsal
Aksa Tufanı operasyonundan sonra sözde “antisemitizm” iddiaları için büyük
tazminatlar alıyorlar (Columbia Universitesi’nde açılan davalar neticesinde 21
milyon dolar tazminat ödenecek). Sürekli hedef gösterilen, saldırılara uğrayan,
suiistimallere maruz kalan Araplara ve Müslümanlara yönelik baskılarla Yahudilerin
yüzleştiklerini kıyaslayın. Filistin, nesiller boyu süren bir özgürlük
mücadelesidir, bir avuç Yahudi’nin halka oluşturup ağladığı, yas tuttuğu bir mekân
değil.
Filistin’in
özgürlüğüne kavuşması için Yahudilerin onayına ihtiyaç yok. Yahudilerin
ciddiyetle hareket etmeleri, Filistin’den çekilmeleri ve Yahudiliği faşist
Siyonizmden arındırmaları gerekiyor.
Kendi
irademizle, Yahudi halkı, Siyonizmi modern Yahudiliğin merkezi bir payandası
olarak görüp taçlandırdı. İsrail’i yeni Tanrımız haline getirdi. Giderek
inançsızlaşan ve (beyaz üstünlüğünün, yerleşimciliğin, ulus inşası pratiğinin
ve Avrupa-Amerika imparatorluğunun iktidarının hüküm sürdüğü) Yukarıdakilerin
Dünyası’nda kendisine yer arayan bir halk için aşırı militarize edilmiş bir altın
buzağı o.
İsrail’i
ve Siyonizmi, dünya Yahudilerinin hayatının her yönüne sorunsuz bir şekilde
entegre ettik: Siyonizmin sınırları yok. İsrail, Netenyahu ve Likud partisi
üzerinden faşist bir ülke haline gelmedi, bilâkis İsrail, yerleşimci-sömürgeci
yapısı nedeniyle doğuştan faşist. Aynı şey, Trump ve Amerika’ya haçlı seferi
düzenleyen yerleşimci kolonileri için de geçerli. Dr. Muhammed Abdu’nun Islam
and Anarchism [“İslam ve Anarşizm”] kitabında dediği gibi, İsrail’in planı
da bu pratik üzerine kurulu.
Amerika
ve İsrail, 1492’de kurulan dünyanın ürünü olan, soykırımcı yerleşimciler eliyle
yerli halkın toplu mezarlarının üzerine kurulan, ıslah edilmesi ve kurtarılması
mümkün olmayan teşekküllerdir.
Küresel
Yahudi nüfusunun neredeyse yarısı (yüzde 46’sı) İsrail’de yerleşimci-işgalci
olarak yaşıyor: Bunların büyük çoğunluğu (yüzde 82’si), Gazze’deki etnik
temizliği destekliyor. ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü mevcut savaşa
yönelik desteğin oranı ise yüzde 93. Geri kalanımızın büyük bir kısmı ise Amerika
gibi kolonilerde ayrıcalıklı beyaz yerleşimciler olarak yaşıyor (yüzde 41).
İsrail haricinde yerleşimci kolonilerinde yaşayan biz de, bulunduğumuz yerlerde
Yerlilerin Topraklarına Dönüş Hakkı, Siyahilerin kendi kaderlerini tayin hakkı
temelli hareketlere karşı yerleşimci olarak sorumluluklarımızı yerine
getirmemeyi iş ediniyoruz. Kaplumbağa Adası denilen tüm bu Kuzey Amerika’da, Siyahilere
ve Yerlilere yönelik soykırım 533 yıldır devam ediyor.
Neredeyse
tüm Yahudilerin ve Yahudi oluşumlarının Siyonist olduğunu söylediğimde,
kendilerini “anti-Siyonist” veya “Filistin yanlısı” olarak tanımlayan çok az
sayıdaki Yahudi ve Yahudi örgütünün önemli bir bölümünü de kastediyorum.
Yüzeyin altına indiğinizde, Lara Kilani ve İyi Çoban Kolektifi ekibinin sık sık
dile getirdiği biçimiyle, çoğunun liberal Siyonist olduğunu göreceksiniz. “Siyonizm
karşıtı” olduğunu iddia eden tüm Yahudiler, direnişi her zaman küçümsedikleri
ve sömürgeciyi sömürgeleştirilenle özdeşleştirdikleri için (örneğin, “Hem Hamas’ın
şiddetini hem de İsrail’in şiddetini kınıyoruz” veya “Filistinliler ve
İsrailliler/Yahudiler için toprak üzerinde birlikte var olabilecek bir gelecek”
dedikleri için) siyaseten Siyonisttirler.
Gerçek
Yahudi anti-Siyonistler, İsrail’in (büyük şeytan Amerika’nın) tümüyle ortadan
kaldırılması, Siyonist veya Avrupa-Amerikan emperyalizminin/yerleşimci-sömürgeciliğinin
zerre kontrol etmediği toprakların tamamen geri alınması fikrini tereddütsüz desteklerler.
Bu destek, Yahudilerin (gittikleri yerlerde zarar vermemelerini veya başka
yerlerdeki yerli halkları daha fazla yerinden etmemelerini sağlamak suretiyle) Filistin’den
çıkarılmasını, Filistin’in sürdürdüğü silahlı direnişe açıktan ve saygı temelli
bir destek sunulmasını ihtiva eder.
Gazze’nin
mücahitleri, şu anda Hamas’ın Kassam Tugayları tarafından yönetilen mücadelenin
kalbinde yer almaktadırlar. Bu tugaylar, 7 Ekim 2023’te o mucizevi Aksa Tufanı’nı
gerçekleştirmişlerdir. Gerçek Yahudi anti-Siyonistler, bu operasyonu tarihteki
en verimli sömürge karşıtı operasyonlardan biri olarak görürler.
Yahudiler
arasında bu tür siyasi bağlılıklara nadiren rastlanmaktadır. Varolan bağlılıksa
halen daha zayıftır. Zira, işgal altındaki Filistin’de son yüzyılda halkımızın
akla gelebilecek en iğrenç ve en tiksindirici eylemleri gerçekleştirmesini
engellemek için maddi veya anlamlı hiçbir şey yapamadık. Yahudiler, şu anda Filistinlileri
toplama kampına dönüştürülmüş hapishanelerde tutsaklara kızgın metal çubuklarla
tecavüz edip onları katlediyorlar. Emperyalizmin merkezinde rahat bir hayat
süren sözde “müttefik” Yahudilerse, hâlâ “antisemitizm”den dem vuruyor, “İsrail’in
eylemlerinden tüm Yahudileri sorumlu tutmayın” diyerek şikâyetlerini dile
getirmeye cüret ediyorlar. Yahudiler olarak bu Siyonizm denilen kâbusla kendi
saflarımızda yüzleşmek ve savaşmak, ahlaki sorumluluğumuzdur:
Evet,
tüm Yahudilerin sorumluluğudur.
Son
dönemde kendisini “Siyonist” olarak tanımlamak, gözden düşmüş bir pratikse de Yahudi
halkı içerisinde İsrail’in varlığına olan destek, halen daha epey güçlü. Dünyanın
dört bir yanında insanlar, Siyonizmi kötü bir şey olarak gördükten sonra İsrail’e
karşı giderek daha fazla tavır alırken, Yahudi halkı, faşist bağlılıklarından
taviz vermedi. Dünyanın dört bir yanındaki sinagoglarda Yahudi soykırımı
üzerine hararetli çatışmalar çıktığını görüyor musunuz?
Filistinlilerin
topraklarını satan, İsrail İşgal Güçleri’ne mensup teröristleri konuşturan,
bağış toplama etkinliklerinde ağırlayan Yahudi toplulukları ve dini mekânlar
içinde iç karışıklıklar yaşandığını görüyor musunuz? Hayır, elbette ki hayır.
Yahudiler, tüm sinagoglarda İsrail’e destek verilmesi beklentisi içerisinde. Bu
duruş, Yahudi’nin olağan hayatının bir parçası olarak görülüyor: “Sadece Yahudi
olduğumuz için sürekli olarak bizden nefret eden bir dünyada doğuştan gelen
hakkımızı savunuyoruz” diyorlar. Yahudilerin masumiyetine dair
yanılsamalarımız, kendimize verdiğimiz o büyük önem, kurulmuş olan koloniye
yönelik haklı ve güçlü bağlılığımız, Yahudi topluluğu içinde neredeyse hiç
tartışılmıyor.
Yahudi
Siyonistler, Filistin’i Yahudilerle aynı safta görüyorlar çünkü onlar Yahudi;
Yahudi anti-Siyonistlerse Filistin’i Filistinlilerle aynı safta görüyorlar
çünkü onlar, yukarıdakilerin ezdiği, kutsal alt dünyanın insanları, kendi
topraklarında, kendi şartlarında onur ve özgürlük için savaşan yeryüzünün saygıdeğer
halkı. Ülke, gerçekten de onlarla birlikte savaşıyor.
Biz
pozisyonlarımızdan asla taviz vermeyiz veya geri adım atmayız çünkü tanklarla
çocukları diri diri ezen faşistler, Yahudi kardeşlerimiz: Anti-Siyonist
bağlılıklar etik temellidir, kimliksel değil.
Yahudi
halkı, Netenyahu hükümetinin politikaları, Siyonist teşekkülün liderliğini
kimin üstlenmesi gerektiği, Batı Şeria yerleşimleri ve benzeri konularda farklı
görüşlere sahip olabilir, ancak Hamas’ın Kassam Tugayları’nı ve 7 Ekim’i
desteklediğinizi, Filistin’den Yahudilerin çıkarılmasını savunduğunuzu, İsrail’in
tamamen dağılmasını istediğinizi söylediğinizde, Yahudiler, sizi Yahudi
topluluğuna ihanet eden kişiler olarak mimler. Ahlaki netliğe sahip Yahudiler,
Siyonizmi Yahudilikten söküp atmak için gereken cesarete, omurgaya,
örgütlenmeye, inanca, somutlaşmış ilkelere ve iradeye sahip değiller.
İsrail’den
ve onun yol açtığı her şeyden nefret eden Yahudilere sesleniyorum: Sizi ölüme
yazgılı projelerine ihanet eden biri olarak adlandırdıklarında, kendinizle gurur
duyun. “Hain” olmaktan asla vazgeçmeyelim.
İsrail’in
tamamı gayrimeşru bir yerleşim yeridir. Tüm İsrailliler, başkalarından
çaldıkları topraklarda yaşayan yerleşimciler ve askerlerdir, “siviller” değil.
Hem liberal hem de muhafazakâr Yahudi Siyonistler, özgür bir Filistin’de Yahudi
yerleşimcilerin geleceği fikrine sıkıca bağlılar, o kibirleriyle, kendilerini
Filistin’in sömürgecilikten arınmış geleceğinin önüne koyuyoylar, Yahudi
yerleşimcilerin topraklarda kalmaya ve çalıntı ganimetlerinin en azından bir
kısmını ellerinde tutmaya hak kazandıklarına inanıyorlar.
Yahudi
anti-Siyonistler, kendi halkımız arasında bu hak sahipliği duygusunun en ufak
bir izine bile tahammül etmemelidir. Kimse, Filistinlilerin soykırımcılarıyla
birlikte yaşamalarını beklemesin.
İki
buçuk yıl geçti, Amerikan yapımı bombalar hâlâ gökyüzünden düşerken, gururla
Yahudi pilotlar, Gazze, Lübnan ve İran’da hayatlarını tehlikeye atıyor,
dünyanın dört bir yanında Yahudi cemaatler o mağrur halleriyle, İsrail
bayrağını dalgalandırıyor, Siyonizm karşıtlarının işten çıkarılması, görevden
uzaklaştırılması, sınır dışı edilmesi ve suçlu ilan edilmesi için örgütleniyor,
bu cemaat mensuplarının İsrail’de yerleşim imkânı bulması sağlanıyor,
seyahatleri önündeki engeller kaldırılıyor, Siyonist orduya kaynaklar teksif
ediliyor, modern tarihin en büyük engelli çocuk neslini yaratan o kıymetli
Yahudi kolonimizi korusun diye Tanrı’ya dua ediyor. “Büyük İsrail” için kapsamı
acımasızca genişletilen şiddetli etnik temizlik harekâtıyla birlikte Lübnan’da
bir milyondan fazla insan yerinden yurdundan oldu. Sinagoglar artık kutsal
değil, Siyonizmin yaşadığı yerde Tanrı yok. Bari Yahudi halkı olarak ne hale
geldiğimiz konusunda dürüst olalım.
Avrupa-Amerika’daki
Yahudiler, çocuklarını sinagoglara, yaz kamplarına ve Yahudi okullarına
gönderiyorlar. Hepsi Siyonist. En nihayetinde onlara İsrail hakkında (“yurtsuz
bir halka halksız bir yurt bahşeddildi” veya “çölü biz yeşerttik” türünden)
apaçık yalanlar öğretiyorlar. İsrail’in doğum gününü (Nekbe) kutluyorlar.
Yahudi çocuklarını bir gün kendileri de Siyonist yerleşimci ve asker olmaya
veya Yahudi kimliklerinin ve görevlerinin bir parçası olarak bulundukları
yerden Yahudi devletini savunmaya hazırlıyorlar.
Yahudi
çocuklarını bu Siyonist Yahudiliğin kurumlarına hizmet yoluna sokan,
beyinlerini yıkayıp şekillendirerek genç Yahudileri propagandanın etkisiyle
Arap karşıtı, İslam düşmanı, milliyetçi, hak iddia eden bağnazlara
dönüştürenlerin suçu günahı, Yahudi anne babalarının, öğretmenlerinin ve
toplumdaki yetişkinlerin boynuna.
Onlar
da, tıpkı sizin şu an olduğunuz gibi, insanlığın ahlaki nabzından son derece
kopuk olacaklar. Oysa insanlık, Siyonizmin ve İsrail’in derinlere işlemiş bir
kötülük olduğunu giderek daha iyi anlıyor. Bu gerçeği en son Yahudiler görecek,
en son onlar anlayacak, ama iş işten geçecek.
Filistin
konusunu analiz ederken Yahudilere başvurmamak, onların sözüne kulak vermemek
gerek. Buna hâlâ ihtiyaç duyanlar, bu gerçeği idrak etmeli. Zaten orijinal
hiçbir şey söylemiyoruz, her şey sulandırılmış, özünden arındırılmış ve bizi
şekillendiren Yahudi propagandacıların süzgecinden süzülmüş halde. Kendinizi,
iktidarın boğazından zorla geçirilmemiş, kısıtlanmamış bakış açılarıyla
ödüllendirin.
Yahudi
halkı, Yahudi topluluğunu ancak kendimizi kahraman veya kurban olarak
gördüğümüzde ya da tarihin sunduğu o rahat mesafeyle meseleye yaklaştığımızda
savunuyor. Sorumluluk almamız ve mevcut felâket anında faşist rolümüzle
yüzleşmemiz gerektiğindeyse bunu yapmıyor. Siyonizm, Yahudi topluluğunu
romantize ediyor. Ütopik kavramlarıyla, Avrupa-Amerika’nın emperyalist amaçları
adına istisnai bir durum oluşturmak için, Yahudi üstünlükçülüğüne iman etmiş
kabileciliği kendince istismar ediyor.
Ayrıca
“İsrail, Yahudileri güvensiz hale getiriyor/antisemitizmi artırıyor” söylemini
de reddetmek gerek, çünkü:
1.
İsrail bağlamında baskı uygulayan, zulmeden biziz, biz kurban değiliz;
2.
Bu söylem, Yahudilerin sorumluluğunu göz ardı ediyor, çünkü “İsrail”, sadece
üzerimizde asılı duran, şekilsiz, kendi kendini canlandıran bir şey değil, Yahudiler
olarak nesiller boyu süren ortak çabalarla günbegün aktif bir şekilde inşa
ettiğimiz ve sürdürdüğümüz bir koloni;
3.
Bu “antisemitizm” değil, tüm kurumlarımızın desteklediği Yahudi önderliğindeki
soykırıma bir tepki;
4.
Yahudiler, şu anda Yahudi oldukları için sistematik bir baskıyla karşı karşıya
kalmıyorlar. Buna karşılık, “antisemitik olaylar”a dair verileri İftira ve
İnkârla Mücadele Birliği (ADL) tutuyor ve bu kurum, her anti-Siyonist eylemde
kullanılan afişi ve pankartı “antisemitik bir olay” olarak kayıt altına alıyor.
Bu anlamda, “antisemitizm artıyor” propagandasına boyun eğmemek gerekiyor;
5.
Yahudilerin mağduriyeti, “Yahudilerin güvenliği” ve “antisemitizm” söylemlerinden
gına geldi. Bunlar, sadece dikkatleri Yahudilerin Filistinlilere, Araplara ve
Müslümanlara karşı işlediği soykırımdan başka yöne çekmek için kullanılan
yöntemler.
Birçoğu,
ortaya koyduğum argümanın Yahudi halkını haksız yere hedef haline getirdiğini
söyleyecektir: Asıl noktadan hâlâ uzaksınız. Tüm dinimizle soykırımcı Siyonizmi
destekliyoruz, sonra da “hedefe” kendimizi koyuyoruz. Oysa soykırımcı Siyonizmi
terk edip, ilkeli anti-Siyonizmi savunarak kendimizi hedeften çıkartabiliriz. Aslında
temelde Siyonizmin hedef aldığı kurbanlar biz değiliz, biz Siyonizmin failleriyiz:
Gerçek hedefler, İsraillilerin “çifte saldırılar” ve “Babam Nerede?” adını
verdikleri yapay zekâ ürünü teçhizatın belirlediği hedeflere gönderilen
bombalarla olabildiğince çok Filistinli aileyi öldürmek için hedefe konulan
Filistinlilerdir.
Eğer
Yahudiler adalete önem verselerdi, faşizme karşı savaşan atalarımızın ruhunu
somutlaştırsalardı, cemaatlerinin İsrail bayraklarını yırtıp yakarken, ırkçı
soykırımcı hahamları Bima’dan ve sinagoglardan kovarken, tapınakların ölüm
kolonisiyle tüm bağlarını koparmasını talep ederken, Siyonist kanseri ortadan
kaldırmak için din bünyesinde devrim başlatırken görürdük. Kendimizi feda eder,
Filistinlilere ve direnişe canımızı verirdik, modern Yahudiliğe ihanet eder,
son yüz yıldır, hele ki 7 Ekim 2023’teki kutsal Aksa Tufanı’ndan sonra var
olmayan “ortak halk” kavramına karşı açıktan isyan ederdik. Eğer Yahudilerde
bir nebze olsun ahlak olsaydı, Yahudiliğin içinde şiddetli bir bölünme ve savaşa
tanıklık ederdik. Onlarda böylesi bir erdeme rastlanmıyor. Ve soykırım hâlâ devam
ediyor.
Yeter
artık, bizim tartışma zemini oluşturma çabalarımızdan, sponsorlu
paylaşımlarımızdan, Filistinliler, Araplar ve Müslümanlar gerçeği söyledikleri
için çok daha kötü bir kaderle karşı karşıya kalırken, Filistin için
kimliklerinin ifşa edilmesi veya işten çıkarılmamızla ilgili kendi kendini
haklı çıkaran röportajlarımızdan. Yeter artık, bizim sığ liberal influencer
sınıfımızdan, kariyeristliğimizden, müsrif ve anlamsız seçimciliğimizden,
Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların etlerinin, derilerinin ve
organlarının geride hiçbir kimlik veya iz bırakmadan beton yığınlarının altında
toplanıp buhar olması karşılığında yapılan kendi kendimizi tebrik ettiğimiz
kitap anlaşmalarımızdan. Biz Yahudiler özel değiliz. Açık olan şu ki “Yahudilerin
desteği”, niyeti ne olursa olsun, Filistin’in mücadelesini liberal ve şarkiyatçı
bir şekilde etkisiz kıldığı için çoğu vakit zararlıdır.
Tanrı
İsrail’i kahretsin, “Yahudilerin genel güvenliği”ni koruma bahanesiyle yüz
binlerce insanı katleden Yahudi yerleşim kolonisi, yerle yeksan olsun.
Tanrı,
bu hasta, pedofil ve tecavüzcü devleti lanetlesin. Biz Yahudilerin “geri dönüş
yasası” uyarınca varolduğunu düşündüğümüz, sömürgeci fikrin ürünü “doğuştan hak
olarak kurulmuş devlet”i, tüm Yahudi kurumlarımız hep bir ağızdan destekliyor.
Kendi halkımız içinde bu acı gerçeği saptırmak veya küçümsemek, bunu dile
getirenleri “antisemitik” olarak karalamaya cüret etmek, sahip olduğumuz sorumluluktan
dürüst olmayan, korkakça bir şekilde kaçmaktır. Yahudi ahlakının her türlü emaresi
çoktan silinip gitti, o ahlakı Gazze’de biz öldürdük.
Gazeteci
Leys Maruf’un sık sık dile getirdiği üzere, “bugün Yahudilerin en gür çıkan
sesi, soykırımdır.” Maruf, Yahudilerin kendi toplulukları içinde Siyonizme
karşı savaşmaları, Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların Siyonizmin
başlangıcından beri yaptıkları gibi, polemiklerin ötesine geçip, maddi anlamda
fedakârlıkta bulunmaları gerektiğini söylerken haklı.
Siyonizmin
bitmek bilmeyen ölüm makinesinin çarklarına kum atarken, nesillerini ve tüm
ailelerini yitiren onlar. Nazizme karşı savaşan anti-faşist Almanlardan
bahseden Leys Maruf, anti-Siyonist Yahudilerin Yahudi Siyonizmine karşı anlamlı
bir direniş sergilemediklerini söylüyor. Şu hususa dikkatimizi çekmek istiyor:
“Yahudi John Brown nerede?” “Yahudi Oskar Schindler nerede?” Maruf,
açıklamasında, Siyonist projenin bir asırdan fazla süren tarihinde, Filistin
özgürlüğü davası için tek bir Yahudi’nin bile ölmediğine dikkat çekiyor. Peki,
biz Yahudiler olarak ayrılık için savaşmaya ve fedakârlık yapmaya yeterince
önem vermediğimiz halde, Leys’ten veya herhangi bir Filistinliden Yahudilik ve
Siyonizmi birbirine karıştırmamalarını neden bekliyoruz? Kimse bekleyemez.
Filistinliler, bize hiçbir şey borçlu değil, asıl bizim Filistin’e olan
borcumuz her gün katlanarak büyüyor, ödenemeyecek bir düzeye çıkıyor.
Tarihin
bu anında ahlaken Yahudi olmak, Siyonizmle aktif ve militan bir şekilde
mücadele etme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir. Evet, tüm Yahudiler
mücadele etmelidir. Her bir anımız soykırımla tanımlı. Bu Yahudi üstünlükçüsü teşekkül,
işleyişini sürdürmek için Yahudilerin rızasına ve iştirakine güveniyor. Eğer
Yahudiler, ona iştirak etmezlerse, hele ki ona karşı aktif olarak savaşırlarsa,
çöker.
Bu
Avrupa-Amerika emperyalizminin askeri karakolunu biz işletiyoruz, onu aklamak
ve soruşturmalara karşı korumak için üzerine Yahudilik kılıfı geçiriyoruz,
kendi bencil, yerleşimci çıkarlarımız için onu sürekli çalışır durumda
tutuyoruz. Yahudi halkı adil olsaydı, her ayinde, bayramda ve toplantıda Yahudi
mekânlarını protesto eden, onlarla karşı karşıya gelen Yahudiler görürdük. İşgal
altındaki Filistin’de direnişi desteklemek için askeri becerilerini kullanan
Yahudilere rastlardık. Bu nesiller boyu süren soykırıma katılan Yahudilere
karşı mahkemeler kurulurdu. Halkımızı Nazilerden ve Siyonizmden arındırmak için
büyük ölçekli çabalar gösterilirdi ki kimseye daha fazla zarar vermeyelim.
Yahudilik,
bu türden bir enerjiye sahip değil. Son iki buçuk yılda, onca dökülen kana
rağmen, tek bir sinagog bile Siyonistlikten anti-Siyonistliğe geçmedi. Tam
tersi oldu. Birçok Yahudi, Aksa Tufanı operasyonu denilen o sömürgecilik
karşıtı eylemin ardından, Siyonist Yahudiliğe ve İsrail’e yönelik desteğini ikiye
üçe katladı.
Hâlâ
(en azından Avrupa-Amerika’da) Filistin’in silahlı direnişini destekleyen,
ABD/İsrail’in tamamen dağılmasını, toprakların sömürgecilikten arındırılmasını
savunan, gerçek anlamda Siyonizm karşıtı tek bir haham veya sinagog bile tanımıyorum.
Bu, bizi tümüyle töhmet altında bırakan somut bir gerçek.
Yahudi
bombaları ve kurşunlarına, her gün diri diri yakılan bebeklere tanıklık eden,
canlı yayınlanan şu soykırım bile, Yahudi kurumlarını ve liderlerini
Siyonizmden ciddi veya somut bir şekilde bir adım bile uzaklaştırmaya yetmedi.
Modern
Yahudilik, hâlâ Tanrı’sızken ki bunun kanıtı, şu yerle bir edilmiş Gazze’dir,
İslam, Filistin’in ve bölgedeki müttefiklerinin, tüm Ümmetin, Siyonist
sömürgeleştirmeye ve Avrupa-Amerika imparatorluğuna karşı koymak için manevi
güç aldığı derin bir kaynak olduğunu cümle âleme gösteriyor.
Çoğu
Yahudi olan soykırım sorumlularıyla hesaplaşma vakti giderek yaklaşıyor. Yahudiler,
Yahudiliklerinden değil, İsrail ve Nazi-Siyonizmine olan sarsılmaz, tekdüze
bağlılıkları sebebiyle soykırıma suç ortağı oluyorlar. Üstelik bir topluluk
olarak bu bağdan asla vazgeçemiyorlar. Ne söylenebilir ki? Bu, bizim
yarattığımız bir soykırım. Bu şiddeti yaydığımız ve soykırımı destekleme
taahhüdümüzden vazgeçmeyi reddettiğimiz için sonuçlar kaçınılmaz olarak Yahudi
kurumlarına ve bireylerine geri döndüğünde, bunu kimse “antisemitizm” olarak
yaftalayamaz. Herkes, yaptıklarının bedelini illaki ödeyecek. İnsanlar, bu
suçların işlenmesi için gerekli zemin sunan kişilerin ve oluşumların peşine ömür
boyu düşecekler. Bu, onların hakkı. Tıpkı katliama zemin hazırlama konusunda oynadığı
roller ne kadar küçük olursa olsun, yaşlılıklarına kadar aranan Naziler gibi
aranacaklar. Üstelik bu soykırım, sadece nesiller boyu süren bir süreç değil,
aynı zamanda halen daha devam eden bir soykırım. Bu soykırım, doğası gereği
yerleşimci-sömürgecilikle ilgilidir, dolayısıyla Nazi soykırımıyla kıyaslanamaz.
Çözüm,
her Yahudi bireyin, sinagogun ve kuruluşun “İsrail” denilen koloniyi derhal,
tamamen ve alenen terk etmesi, halkımızı olan bitenden sorumlu tutması ve
kaynakları Filistin’in kendi şartlarına göre özgürleşmesine teksif etmesindedir.
Evet, bu söylediklerim tüm Yahudiler için geçerlidir.
Eğer
sorumluluklarımızı yerine getirip bu işi kendimiz yapmazsak, başkaları
kaçınılmaz olarak işi kendi ellerine alacaklardır, çünkü insanlığa yapılan bu
hakaret, asla kabul edilemez.
O
buldozer, o kadının bedeni üzerinden hiç geçmemiş gibi yapamazsınız. O kablolardan
yaptığınız kırbaçlar, sırtlara vurulmamış gibi yapamazsınız. Filistin’deki
kıymetli şehitleri hayata geri döndüremezsiniz. O gemi çoktan yelken açtı,
Yahudiliğin suçları ebediyen dillendirilecek. Siz gözlerinizi kaçırsanız da, “bizim
suçumuz değil” diye gerekçeler uydursanız da, katliam her gün devam ediyor. Bu,
bizim suçumuz ve kan dökenler zor kullanılarak durdurulana dek durmayacak.
Yaşasın,
onurlu ve çelik gibi sağlam adamlarıyla yer altından kendi yaptıkları
silahlarla ve o sarsılmaz inançlarıyla ayağa kalkarak Siyonist düşmanın kalbine
korku salan, ölümcül darbeler indiren Hamas ve Kassam Tugayları! Yahudilerin
hayatı çaldığı yerde, Kassam, vücudu ihtiyaç duyduğu oksijene kavuşturdu.
Bu,
gelmiş geçmiş en utanç verici Yahudi nesli. Hiçbirimiz “bilmiyorduk” diyemeyiz.
Manevi olarak boş, ahlaken içi boşaltılmış haldeyiz. Sadece bencillikle “İsrail
tüm Yahudileri temsil etmiyor” demekle yetinmeyin. Yahudilik içindeki Siyonizmi
ortadan kaldırmak suretiyle bu ayrımın maddi olarak doğru olması için mücadele
edin. Tek seçenek bu.
Siyonizmin
kötülükleri konusunda Yahudiler, zayıf ve bencil sloganların ötesine geçip
sorumluluk almaktansa, kendilerine yalan söylemeyi, kendilerini kandırmayı
tercih ediyorlar. Filistin ve tüm bölge, bu değerli ve kırılgan gezegende hezeyanlar
üzerine kurulu inkârımızın, bitmek bilmeyen şiddet pratiklerimizin ve bu kadar
çok hayatı yok etmek için başvurduğumuz yol ve yöntemlerin sorumluluğunu
üstlenmeyi reddetmemizin bedelini daha ne kadar ödemek zorunda kalacak?
Yahudiler,
İsrail devletini ve Siyonist ideolojiyi, İsrail’in ev sahibi olan Amerika
denilen koloni de dâhil olmak üzere, her düğümü ve uzantısıyla birlikte tümden
yok etmelidir. Filistin’i Yahudilikten daha çok önemsiyorum. Eğer Filistin’in
yaşaması için Yahudiliğin ölmesi gerekiyorsa, onu öldürün.
Amanda Gelender
28 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder