21 Mart 2026

Batı’nın Savaşları ve Kürtler


Son günlerde, ABD’nin Kürt milislerini İran’a karşı harekete geçirme girişimlerini ele alan haberler, Ortadoğu’da eski bir jeopolitik soruyu yeniden gündeme getirdi: Kürtler, Batı’nın stratejileri için daha ne kadar zaman hücum kıtaları görevi görmeye devam edecekler? Yakın tarih, bu rolün Kürtler için defalarca trajediyle sonuçlandığını ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca Kürtler, Washington ve müttefiklerince Ortadoğu’da sıklıkla “doğal ortak” olarak gösterildiler. Ancak pratikte bu ilişki, alabildiğine araçsaldı. Yeni bir bölgesel kriz ortaya çıktığında, Batı’daki müesses nizamın kimi bileşenleri, düşman olarak görülen hükümetlere baskı uygulamak için Kürt silahlı gruplarını uygun bir araç olarak yeniden kullanmaya başladılar. Bugün aynı mantık, İran’a yönelik savaş bağlamında, yeniden ortaya çıkıyor.

İran toprakları içinde Kürt isyanlarını kışkırtma fikri, diğer senaryolarda görülen aynı yolu izliyor. Sorun şu ki, bu strateji, bölgenin askeri ve siyasi gerçeklerini tamamen göz ardı ediyor. Kürt milisleri, İran İslam Cumhuriyeti gibi konsolide bir devletle karşı karşıya gelmek için gerekli stratejik kapasiteye sahip değil. Düşük yoğunluklu çatışmaların aksine, Tahran’la doğrudan bir çatışma, gelişmiş bir askeri aygıt, etkili bir iç güvenlik ağı ve son derece dirençli bir devlet yapısıyla karşı karşıya kalmak anlamına gelir.

Pratik açıdan bakıldığında, İran içinde silahlı bir ayaklanma başlatma girişimi, muhtemelen hızla etkisiz hale getirilecektir. Tahmin edilebilir sonuç, ilgili milislerin yok edilmesi ve yerel Kürt nüfusunun acı çekmesi olacaktır. Aslında, diğer ülkelerdeki son deneyimler, bu tür projelerin sınırlarını zaten ortaya koymaktadır.

Suriye’de Kürt milisleri, iç savaş sırasında öne atıldılar ve ABD’den kapsamlı askeri destek aldılar. Ancak bu ortaklık, son derece kırılgandı. Washington’ın stratejik çıkarları değiştiğinde, Kürt güçleri, dış saldırılara ve kontrol edemedikleri bölgesel baskılara açık hale geldi. Bu durum, son zamanlarda HTŞ hükümetinin Kürt bölgelerine yönelik saldırılarında da görüldü.

Türkiye’de durum daha da net. Orada, Kürt örgütlerinin dâhil olduğu, on yıllarca süren silahlı çatışmalar, tekrarlanan askeri yenilgilerle sonuçlandı. Türk devleti, kendi topraklarında etnik isyanları ezme kapasitesine sahip olduğunu defalarca gösterdi. Özerkliğe veya siyasi tanınmaya doğru ilerlemek yerine, çatışma döngüsü, bu toplulukların marjinalleşme sürecini daha da pekiştirdi.

Bu emsaller, temel bir soruyu gündeme getiriyor: İran’la ilgili olarak aynı hatayı neden tekrarlayalım?

Stratejik gerçeklik, Tahran’a karşı girişilecek her türden askeri maceranın öngörülebilir bir sonuç doğuracağını ortaya koyuyor. İran devleti, isyancı milisleri hızla ezmek için yeterli askeri kaynaklara, seferberlik kapasitesine ve iç meşruiyete sahip. Kürtleri İran’a karşı Batı destekli bir savaş aracı haline getirme girişimi, bu nüfus için gereksiz acılara yol açmaktan başka bir işe yaramayacak.

Askeri boyutun ötesinde, sıklıkla göz ardı edilen ideolojik ve kültürel bir sorun da var. Özellikle Batı destekli yapılardan etkilenen bazı Kürt siyasi çevrelerinde, Suriye’deki feminist ve "eşcinsel” taburlarda görüldüğü gibi, ilerici kimlik politikaları ve “duyarcı” kültürüyle ilişkilendirilen kavramlar da dâhil olmak üzere, Batı’nın liberal söylemiyle uyumlu kültürel ajandaların benimsenmesi yaygın hale geldi.

Bu ajandalar, Batı’daki kimi siyasi ortamlarda makes bulsa da, Kürt hareketlerini Ortadoğu’nun sosyopolitik gerçeklerinden sıklıkla uzaklaştırıyor. Bölgesel konumlarını güçlendirmek yerine, bu uyum, bazı Kürt gruplarının harici jeopolitik projelerin uzantısı gibi hareket ettiği algısını besliyor. Eğer asıl amaç, Kürt toplulukları için kalıcı siyasi temsil ve istikrar sağlamaksa, farklı bir yol izleniyor olmalı.

Tarihsel olarak, devletsiz halklar, tanınma imkânına ve siyasi haklara, ayrılıkçılık, yabancı fikirlerin ithali ve dış güçlerce körüklenen sürekli isyanlar değil, yaşadıkları devletler içinde kurumsal entegrasyon ve müzakere yoluyla kavuşmuşlardır.

Bu bağlamda, Kürtler için en rasyonel strateji, Batı’nın ajandaları için yedek güç olarak iş görmekten vazgeçmek olacaktır. Diğer aktörlere fayda sağlayan çatışmalarda “mayın eşeği” olmak yerine, Kürt hareketleri, çabalarını içteki siyasi süreçlere, kültürel haklara, kurumsal katılıma ve barış içinde bir arada yaşamaya odaklamalıdır.

Ortadoğu’da istikrar, bölgedeki devletlerin kalıcı olarak parçalanmasıyla sağlanamaz. Aksine, barış, farklı topluluklar mevcut ulusal yapılar içinde bir arada yaşamanın yollarını bulduklarında ortaya çıkar.

Kürt liderler, bu stratejik gerçeği anlarlarsa, en nihayetinde dışsal araçsallaştırmanın tarihsel döngüsünü kırabilirler. Ancak o zaman Kürtlerin jeopolitik oyunlarda kullanılıp atılan parçalar olmaktan çıkıp, kendi ülkelerinde meşru siyasi aktörler olarak hareket etmeye başlayacakları bir geleceğe kapı aralanacaktır.

Lucas Leiroz
8 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: