Durumun
ne kadar vahim olduğunu anlatmaya gerek yok. Az kalsın, Üçüncü Dünya Savaşı’na
giriyorduk. Hayatımızda bir kez yaşanacak bir salgının etkisinden henüz hâlâ kurtulabilmiş
değiliz. Ekonomi, işçi sınıfını boğuyor. Teknoloji devleri, yapay zekâlarıyla tepemizde
sopalarını sallıyorlar, ürünleri her an yerimizi almaya hazır.
Çöküş,
salt siyasi veya ekonomik düzlemde gerçekleşmiyor. Aynı zamanda psikoloji de
çöküyor. İnsanlar, birer endişeli enkaz... Sosyal medyanın lime lime ettiği
toplumda herkes, borç dağı altında eziliyor, anlamsız işlerin prangasında inim
inim inliyor. Yaptıkları hiçbir şeyin önemli olmadığına dair o his, herkesi
boğuyor.
Böyle
düşünmekte haklılar. Birçoğu, narsizmin ve uyuşukluğun o zehirli karışımıyla
başa çıkıyor. Anlamdan yoksun hayatlar yaşarken mutluymuş gibi davranıyorlar.
Orta kademe yöneticilerin güç oyunları, kullanılıp atılan emek ve algoritmik
eğlence etrafında dönen hayatlar. Yarın ortadan kaybolsa bile önemi kalmayacak
işler. Uyuşturucu, alkol, video oyunları, Marvel filmleri, TikTok ile
bulanıklaşan geceler. Bu, yaşamak değil.
Tarih,
boş yere ölen insanlarla dolu. Ama bu kadar çok insanın, boş yere yaşadığı dönem,
nadir görülen bir olgu.
Gerçek
dönüşüm, disiplinle başlar. Günbegün titizlikle tatbik edilen kişisel
disiplinle. Hepimizin içine ekilmiş narsizme karşı verilen zorlu mücadeleyle
başlar. Acıyı uyuşturmayı, dikkat dağıtıcı şeylere kaçmayı, hayatın büyük bir
kısmını anlamsız bir işte tüketirken “sadece hayattan zevk almaya bakın” diyen o ses.
Bu ses, özgürlük değil. Çürümedir. Ona karşı koymak, sadece kişisel
gelişim değil, politik bir eylemdir. Bu, devrimci bir eylemdir.
İçimizdeki
mücadele, tarihi şekillendiren aynı diyalektik süreçlerin yansımasıdır.
Mücadeleye rağmen değil, mücadele sayesinde daha keskin, daha net ve daha
organize oluruz. Etrafınıza bakın ve kendinize şunu sorun: Gerçekten böyle
yaşamaya devam etmek istiyor musunuz?
Toplumunuzun
yavaş yavaş parçalanmasını izlemekten memnun musunuz? İşinizin hiçbir anlam
ifade etmediği, patronunuzun sizi kullanılıp atılacak biri olarak gördüğü,
etrafınızdaki insanların her geçen gün daha da harap olduğu bir hayattan memnun
musunuz? Memnun olmamalısınız. Kimse memnun olmamalı. Burjuvalar bile bu kadar
boş bir dünyada gerçek huzuru bulamazlar.
Bu
mücadeleyi tek başımıza kazanamayız. Direnmenin tek yolu, kolektif örgüt kurmak
ve gerçek bir mücadeleye girişmektir. Kişisel disiplin, kolektif eylemle
bağlantı kurmalıdır. İçsel mücadelemiz, ancak bu umutsuzluğu yaratan sisteme
karşı daha büyük mücadeleye katıldığında güçlü hale gelir. Mücadele olmadan
disiplin boştur.
Mücadeleyle
birlikte disiplin, gerçek değişimi getirebilecek bir güç haline gelir. Değişim,
hafif bir esinti değil, mücadeleden doğan bir ateştir. Marx, bize tarihin sınıf
çatışmasıyla ilerlediğini, karşıt güçlerin olması gerekeni inşa etmek için
mevcut olanı yıktığını gösterdi. Hayat, hareket halindeki bir çelişkidir. Hegel,
bize sınırlarımızla savaşarak, kim olduğumuzu yıkıp olmamız gereken kişi haline
gelerek büyüdüğümüzü öğretti.
Bu,
dönüşümün zorlu süreci, içsel ve dışsal amansız bir mücadele. İçsel güç ve
dışsal mücadele, birbirini besler. Biri olmadan diğeri anlamsız bir gürültüden
ibarettir.
“Mücadele en iyi öğretmendir.”
Narsist
Modernliğe Karşı
Günümüzde
liberalizm, insan ruhuna bulaşmış bir hastalık. Size kendi çıkarınızın peşinde
koşmanın en yüksek erdem olduğunu söylüyor. Amaç ve anlam dolu bir yaşamın
yerine tüketimi ve kolay bir yaşam arayışını merkeze alıyor. Şirket yanlısı
yapılar, iş arkadaşlarınızla birlikte büyümek yerine, onları tepelemeyi
ödüllendirmek üzere inşa ediliyor. Bu tek başına hayatta kalma mücadelesinde,
insan onuru yok ediliyor. Bu zihniyetin son aşamasına giriyoruz.
Genç
erkekler, Kickstarter’da sıradan insanları taciz eden veya statü için suç işleyen
hallerini canlı yayınlıyorlar. Genç kadınlar, OnlyFans hesabı açıp kendilerini
devrimci özneler olarak görüyorlar. Kadını erkeğiyle gençlerin hayatı gerçek bir
anlamdan mahrum bırakılıyor, onları amaçsız ve anlamsız kılan zenginler ve
muktedirler eliyle soyuluyorlar.
Gençler,
kendilerini pazarlayıp buna “özgürlük” diyorlar, kendilerini “alfa erkekler” ve
“patron kadınlar” olarak etiketlerken, sessizce boğuluyorlar. Bu, insanın
anlamının yüzleştiği bir kriz. Bu nesil, iktidara gelse ne olacak? Narsisizmin
bildikleri tek pusula olduğu bir dünyada nasıl bir dünya kuracaklar? Eğer yeni
nesle “gidin influencer’ları ve OnlyFans modellerini örnek alın” denmişse, o vakit
bu yol bizi nasıl kurtuluşa götürsün? Oysa hep birlikte manevi bir yok oluşa,
büyümenin, mücadelenin ve ruhun olmadığı bir geleceğe doğru ilerliyoruz.
İlk
sundukları çözüm, sizi influencer’ların ve dijital âlemde kendini marka kılma
çabalarının hüküm sürdüğü dünyaya mahkûm etmek. Bu işe yaramazsa, çare olarak
farkındalığa yöneliyorlar. Sanki meditasyon yaparak yabancılaşmadan
kurtulabilirmişsiniz gibi. Sanki on dakika derin nefes almak, sizi sonsuz iş ve
tüketim makinesine zincirlenmiş bir hayattan kurtaracakmış gibi. Şirket
ofislerinde yoga seansları şeker misali dağıtılıyor. Buna “sağlıklı yaşam”
diyorlar. Gerçekte kastettikleriyse, itaat.
Sürekli
“Biliyoruz ki eziliyorsunuz, o zaman alın size bir mat ve bir mantra, böylece
çalışmaya devam edebilirsiniz” diyorlar. Bu yeterli olmadığında, size terapi
odasının eşiğine bırakıyorlar, orada işlevinizi yitirmeyesiniz diye olan
bitenle yeterince başa çıkmayı öğretiyorlar.
Terapi,
bir yara bandı haline geliyor. Dönüşüm için değil, uyuşturmak için bir araç.
Sizi onarıp işe geri göndermek için var. Eğer endişeliyseniz,
depresyondaysanız, bu dünyanın ağırlığı altında dağılıyorsanız, size neden
böyle hissettiğinizi sormuyorlar. Etrafınızdaki dünyada neyin bozuk olduğunu
sormazlar. Sadece size bir reçete yazarlar. Semptomları uyuşturmak için hapları
vardır. Bu haplar, makinenin çalışmasını sağlar. Yönetilebilir hale gelirsiniz.
Kontrol altına alınırsınız. Ama asla iyileşmezsiniz.
Hastalık,
beyninizde değil. Tek başına düzeltilebilecek bir kimyasal dengesizlik değil.
Hastalık her yerde. Soluduğumuz havada, bize öğretilen değerlerde, hayatta
kalmaya zorlandığımız dünyada. Avuç avuç depresyon ilacı da alsanız, insanları
canlı canlı yiyen ve buna özgürlük diyen bir toplumu düzeltemezsiniz.
İçimizdeki
Devrim
“Bu dünyaya uymayın,
aksine, zihninizi yenileyerek değişin.”
[Romalılar
12:2]
“Şüphesiz ki Allah, bir
kavmin durumunu, onlar kendi içlerindekini değiştirmedikçe değiştirmez.”
[Kur’an
13:11]
Dünyayı
değiştirmek için önce kendimizle mücadele etmeliyiz. Bu, tek başımıza değil,
daha büyük bir oluşum sürecinin ilk adımı olarak gerçekleşmelidir. Bu, her
birimizin içindeki mücadeledir. Kim olduğumuz ve kim olmamız gerektiği
arasındaki çelişki... Hegel, bu mücadeleye “tarihin motoru” adını verdi.
Büyüme, çelişkilerden neşet eder. Kendinizin iki tarafı çatıştığında, bu
gerilim başarısızlık değildir. Dönüşümdür. Ezilir un ufak olursunuz. Kendinizi
yeniden inşa edersiniz. Süreçte yeni bir şey ortaya çıkar. İçinizde ve dünyada
değişim bu şekilde gerçekleşir. Ne olmamız gerektiğini yeniden inşa etmek için,
olduğumuz hali parçalara ayırırız. Ancak bu değişim, boş pozitif düşüncenin
veya yüzeysel onaylamaların eseri değildir. Disiplin gerektirir. Netlik
gerektirir.
Batı,
dinini kaybetti. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde insanlar, sadece inanç
için değil, bir amaç için de dine yöneldiler. Din, hayata şekil verdi ve içsel
mücadeleye ihtiyaç duydu. Bu, yüzümüzü bir kiliseye, camiye veya tapınağa geri
dönmemiz gerektiği anlamına gelmez. Din, kendi başına önemli değil. Önemli olan,
kendinizden daha büyük bir şey bulmaktır. Hayatınızı düzenleyen ve sizi büyütüp
şu anki halinizin ötesine geçmenizi sağlayacak bir şey. Dünya, bize rahatlığın
peşinden koşmayı ve en kötü içgüdülerimize teslim olmayı öğretir. Devrim ise
mücadele yoluyla yeni bir benlik yaratmayı. Eğer sistemin değerlerini
kalbimizden söküp atamazsak, onu yok edemeyiz.
Peki
bunu nasıl yapacağız?
▪
Kendinizi eğitin. Akıllı görünmek için değil, dünyayı ve dünyadaki yerinizi
daha iyi anlamak ve böylece ikisini de değiştirmeye yardımcı olabilmek için.
Marksist klasikleri okuyun. Tarih okuyun. Şiir okuyun. Zihninizi besleyin ve
görüşünüzü keskinleştirin.
▪
Formda kalın. Vücudunuz bir tapınak değil, bir silahtır. Onu eğitin, terbiye
edin. Halkınızı koruyacak ve gelebilecek her şeye dayanacak kadar güçlü olun.
▪
Örgütlenin. Nihilizmi besleyen sistemlerden bağımsız olan devrimci bir örgüte
katılın veya böyle bir örgüt kurun. Tek başınıza kazanamazsınız. Bu, bir hobi
veya kulüp faaliyeti değil. Bu iş, disipline, odaklanmaya, gerçek becerilere ve
sistemi devirip daha iyi bir dünya yaratmak için mücadelede güveneceğiniz
yoldaşlara ihtiyaç duyar.
▪
Kök salın. Sadece internetteki sohbetlerle yetinmeyin. Birlikte yemek yiyin.
Kendi ailenize ve topluluğunuza sahip çıkın. Herkesle iç içe yaşayan, güvenilir
biri olun.
▪
Gereksiz yüklerden kurtulun. Dünya sizi uyuşturmak istiyor. Size rahatlığı, konforu bir
tasma gibi satıyor. Eğer pornografi, esrar, LSD, TikTok ve ucuz dopaminin
esiriyseniz, zaten yarı yarıya yenilmişsiniz demektir. Hayatınızı adım adım onlardan
geri alın.
▪
Düşmanınızı tanıyın. Sistemin nasıl işlediğini inceleyin. Dilin ve söylemin
nasıl kontrol edildiğini anlayın. Düşmanlarınızın dilini öğrenin ki onu onlara
karşı kullanabilesiniz.
▪
Bir beceri edinin. Bir şeyleri başarın. Dövüşmeyi öğrenin, müzik yapın, sanat icra
edin, gıda ürünü yetiştirin. Güç veren ve topluluğunu besleyen bir zanaat bulun.
Başkalarını besleyen bir şey yaratmadan bu dünyadan ayrılmayın.
▪
Stratejik sabrı öğretecek uygulamalara imza atın. Bu, bir yüz metre yarışı
değil, uzun ve zorlu bir sınıf savaşı. Her zaman doğru seçimler
yapamayacaksınız, ilerlemeye devam etmelisiniz. Gerektiğinde dinlenin, ancak
asla pes etmeyin. Zafer, binlerce küçük karardan oluşur, bu yüzden doğru
kararlar için savaşmaya devam edin.
Disiplin,
ceza değil. Özgürlüktür. Çevrenizin bir ürünü olmadığınızı ilan etme eylemidir.
Kendi iradenizi geri kazanmanın ve düzen için tehlikeli hale gelmenin yoludur.
Katı bir uyumlulukla ilgili değildir. Karakterde daha keskin, düşüncede daha
net ve bağlılıkta daha güçlü olmak için verilen günlük mücadeledir.
Disiplin,
çürümeye karşı koymanın yoludur. Rahatlık yerine büyümeyi, dikkat dağıtıcı
şeyler yerine amacı seçmenin yoludur. Ancak bu içsel mücadele, daha büyük bir
şeye bağlanmazsa hiçbir anlam ifade etmez. Sadece kendimiz için eğitim
vermeyiz. Başkalarını yükseltmek için eğitim veririz. Düzenleyici, inşacı,
koruyucu ve vizyoner olmak için eğitim veririz. Eğitim veririz, çünkü dünya
çürüyor ve dönüşmekten başka seçeneğimiz yok.
“İnsani özü, her bir
bireyde var olan soyut bir kavram değildir. Gerçekte, toplumsal ilişkilerin
bütünüdür.”
[Karl Marx, Feuerbach Üzerine Tezler 6. Tez]
Büyüme
sürecimiz, sadece içsel irademizle değil, kurduğumuz ilişkilerle, direndiğimiz
sistemlerle ve çevremizdeki dünyayı yeniden şekillendirmek için attığımız
kolektif eylemlerle de şekillenir. Disiplin, bu sürecin temelidir. Örgütlenmeye
hazırlanma yöntemimizdir. Güveni böyle kazanırız. Mücadelede bu şekilde güvenilir
hale geliriz. Bu, hayatınızda bir yapı oluşturmak demektir. Kendinizi sorumlu
tutmaktır. Bilinçli bir şekilde çalışmaktır. Sabırlı olmaktır. Zor zamanlarda
ortaya çıkmak, yoldaşlara yaslanmak ve karşılığında onlara gücünüzü sunmaktır.
Disiplin, yalnızlaşmak değildir. Kalıcı olabilecek bir şey inşa etmenin
yoludur. Bu dönüşüm, tam da sizinle başlar.
Bağlantı
İçsel
dönüşüm, son değil, sadece başlangıçtır. Bu dünyanın etrafınıza ördüğü kabuktaki
ilk çatlaktır. Rahatlık, korkaklık, dikkat dağıtma ve nefsi alışkanlıklarımızla
mücadele ettiğimizde, bu sistemin bizi sardığı kabukları söküp atmaya başlarız.
Net ve duru bir şekilde görmeye başlarız. Yeniden hissetmeye başlarız. Hayatımızın
amacının asla yalnızlık, rekabet ve anlamsız emek üzerinden tükenmek olmadığını
hatırlamaya başlarız. Ancak bu mücadele içsel kalırsa, eksik kalır. Kolektif
eylem olmadan kişisel netlik, kendini şımartma eyleminden başka bir şey
değildir.
Amaç,
sadece daha iyi hissetmek değil. Savaşabilen, inşa edebilen, dünya istediğinde
yük taşıyabilen biri olmak. Kendinizi tek başınıza özgürleştiremezsiniz.
Yabancılaşma denilen illetten, düşünerek kurtulamazsınız. Günlük tutarak,
meditasyon yaparak veya egzersiz yaparak sistemden kurtulamazsınız. Bunlar,
kendinizi geliştirmenize yardımcı olabilir, ancak bıçağı hiç kullanmazsanız
keskinleştirmenin hiçbir anlamı yoktur.
Sistem,
bağlantısız insanlardan beslenir. Kafalarının içinde sıkışmış, döngülere
saplanmış, ekranların arkasında kalmış insanlardan kâr eder. Bu yüzden size
büyümenin yalnız bir yolculuk olduğunu, kendini geliştirmenin öz saygıyla
bittiğini, iyileşmenin bir yaşam tarzı markası olduğunu öğretir.
Bu
sistem, sizden daha iyi bir işçi, daha iyi bir tüketici, daha hoş bir köle
olmanızı istiyor. Ama devrim, acınızı bir marka kılma çabanızın ürünü olamaz. Devrim,
bu acıya neden olan dünyayı reddetmenin eseridir. Mücadelenin amacı, bu
cehennemde hayatta kalma çabasında daha verimli olmak değildir. Amaç, kendinizi
mücadeleye ve başkalarını da aynısını yapmaya hazırlamaktır. İşte kurulması
gereken bağlantı budur. Öz disiplin, bağlılığı doğurmalıdır. İçsel berraklık,
dışarıda bir amaç belirlenmesini sağlamalıdır.
Tarih,
örneklerle yüklü. Bolşevikler, bu bağlantıyı bizzat canlarıyla kurdular. Sadece
devrim teorisi üretmekle kalmadılar, devrim için eğitim aldılar. Lenin, yıllarını sürgünde geçirdi, kendini çalışmaya, çeviriye ve stratejiye adadı.
Şehitlik için değil, kapasiteni geliştirmek için disiplin üzerine kurulu bir
hayat yaşadı. Bolşevikler, disiplinin ahlakla değil, tarihsel sorumlulukla
ilgili olduğuna inanıyorlardı. Harekete faydalı olmak için kendilerini
eğittiler, çünkü devrimin öfkeden fazlasına, savaşçılara ihtiyacı vardı.
Kara
Panterler de böyle yaşadılar. Her sabah okula gitmeden önce binlerce çocuğun
karnını doyuran hayatta kalma programları için çalıştılar. Klinikler kurdular.
Siyasi eğitimler verdiler. Devrimci erdemi soyut bir şey olarak görmediler. Onu
bedenleriyle bilfiil somutladılar. Erken kalktılar, ofisleri temizlediler,
teori okudular, yürüyüşlere katıldılar, öz savunma eğitimi aldılar ve
topluluklarına hizmet ettiler. Kuralları uyguladılar: işteyken uyuşturucu yok,
hırsızlık yok, toplantılarda uyumak yok... Bu, otoriterlik değildi. Bu, yapının
içerisinde silaha dönüştürülmüş sevgiydi. Halkı temsil ettiklerini
biliyorlardı. Onlar için savaşmaya hazırlanıyorlardı.
Değişmeye
başladığınızda, başkalarının da değişmesine yardım etmelisiniz. Kendi
hayatınızı örgütlemeye başladığınızda, başkalarını da örgütlemeye
başlamalısınız. Bir örgüte katılırsınız. Bir örgütlenme süreci başlatırsınız.
Henüz var olmayan bir geleceğe inanan insanları bulursunuz, onlarla birlikte,
tuğla tuğla hayatı inşa edersiniz.
Disiplinli
ve açık görüşlü insanlar birleştiğinde, bir tehdit haline gelirler. Bir güç
haline gelirler. Boş sözlerle değil, yönü olan bir yaşam sürerek başkalarına
ilham verirler. Bu dünyanın büyük bir bölümünü kaplayan çaresizlik sisini
dağıtırlar. İnsanlara yeniden hayatta olmanın ne anlama geldiğini
hatırlatırlar. Hareketler böyle büyür. Devrimler böyle başlar. Kendiliğinden
patlamalardan değil, kendi dönüşümlerinin sadece bir başka izolasyon biçimi
olmasına izin vermeyi reddedenlerin istikrarlı, örgütlü disiplininden doğarlar.
Aynadan çıkıp dünyaya adım atarlar. İç mücadelelerinin izlerini taşırlar ve
güçlerini kendilerinden daha büyük bir şeye sunarlar. Gelecek yazılmamıştır.
Ama onu yazmaya hazır olanları beklemektedir.
Sonuç
Narsizmin,
dikkat dağıtmanın ve sistemik çürümenin ağırlığı altında boğulan bir dünyada,
özgürlüğe giden kestirme bir yol yok. Elimizde işimizi kolaylaştıracak,
internetten indirebileceğimiz bir uygulama da yok. Bir trend de söz konusu
değil.
Bizi
bu anın içinden çekip çıkartacak hiçbir hızlı çözüm yok. Tek çıkış yolu,
mücadele. Öz disiplin. İçsel çatışmanın ateşinde şekillenen berraklık. Sistem,
sizin zayıf, dağınık, onaylanmaya bağımlı hale gelmiş, fedakârlığa alerji
geliştirmiş kişiler olmanızı istiyor. Rahatlığı huzurla, zevk düşkünlüğünü
özgürlükle karıştırmanızı istiyor. Oysa huzur inşa edilmeli, özgürlük
kazanılmalı.
Bu,
nefsin tatmini için kendini geliştirmek değil. Optimum seviyeye ulaşmakla ya da
daha etkileyici olmakla da bir alakası yok. Bu, devrimci karakterin
geliştirilmesidir. Bu, bir temel atmaktır. Kolektif gücün inşa edilebileceği
sağlam bir temel. Bu içsel dönüşüm olmadan, hareketlerimiz içten çürür.
Titizlik olmadan, baskı altında çökeriz. Disiplin olmadan, büyümeyiz.
Sürükleniriz.
Bu
yolu ciddiye alanlar. Çelişkileriyle yüzleşenler. Şüphe ve korkunun üstesinden
gelenler. Kendilerini çelik gibi sertleştirenler. Sistem bunları tehlikeli
bilir. Bunlar, başkaları düştüğünde onları sırtlayanlardır. İçsel mücadele,
dışsal mücadeleye yol açmalıdır.
Nefsle
mücadele, bankacılarla mücadeleye evrilmelidir. Kişisel uyanış, siyasi netliğe
dönüşmelidir. Sadece daha iyi olmak yeterli değildir. Hazırlanmalısınız. Aynaya
bakıp sadece kim olduğunuzu değil, kim olmanız gerektiğini de görmelisiniz. Bir
inşacı. Bir savaşçı. Bir yoldaş. Çöküşte olan bir dünyada bir ışık.
Gelecek,
hayatta kalmaktan daha büyük bir şeye kendini adamış olanlar tarafından inşa
edilmelidir. Güçsüz değilsiniz. Eğitimdesiniz. Her gün bu eğitimin bir parçası
olsun. Her başarısızlık, size bir şeyler öğretsin. Her zayıflık, güç için bir
fırsat olsun. Ve zamanı geldiğinde, kapı aralandığında ve tarih sizi
çağırdığında, o kapıdan geçmeye hazır olmalısınız. Dünyayı yeniden
şekillendirmeyi ummadan önce, kendi içsel savaşlarımızı vermeliyiz. Disiplinli
bir benlik, disiplinli bir toplumun tohumudur.
Devrimci Eğitim ve Eylem Birliği
28 Temmuz 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder