20 Mart 2026

İç Cihat


Durumun ne kadar vahim olduğunu anlatmaya gerek yok. Az kalsın, Üçüncü Dünya Savaşı’na giriyorduk. Hayatımızda bir kez yaşanacak bir salgının etkisinden henüz hâlâ kurtulabilmiş değiliz. Ekonomi, işçi sınıfını boğuyor. Teknoloji devleri, yapay zekâlarıyla tepemizde sopalarını sallıyorlar, ürünleri her an yerimizi almaya hazır.

Çöküş, salt siyasi veya ekonomik düzlemde gerçekleşmiyor. Aynı zamanda psikoloji de çöküyor. İnsanlar, birer endişeli enkaz... Sosyal medyanın lime lime ettiği toplumda herkes, borç dağı altında eziliyor, anlamsız işlerin prangasında inim inim inliyor. Yaptıkları hiçbir şeyin önemli olmadığına dair o his, herkesi boğuyor.

Böyle düşünmekte haklılar. Birçoğu, narsizmin ve uyuşukluğun o zehirli karışımıyla başa çıkıyor. Anlamdan yoksun hayatlar yaşarken mutluymuş gibi davranıyorlar. Orta kademe yöneticilerin güç oyunları, kullanılıp atılan emek ve algoritmik eğlence etrafında dönen hayatlar. Yarın ortadan kaybolsa bile önemi kalmayacak işler. Uyuşturucu, alkol, video oyunları, Marvel filmleri, TikTok ile bulanıklaşan geceler. Bu, yaşamak değil.

Tarih, boş yere ölen insanlarla dolu. Ama bu kadar çok insanın, boş yere yaşadığı dönem, nadir görülen bir olgu.

Gerçek dönüşüm, disiplinle başlar. Günbegün titizlikle tatbik edilen kişisel disiplinle. Hepimizin içine ekilmiş narsizme karşı verilen zorlu mücadeleyle başlar. Acıyı uyuşturmayı, dikkat dağıtıcı şeylere kaçmayı, hayatın büyük bir kısmını anlamsız bir işte tüketirken “sadece hayattan zevk almaya bakın” diyen o ses. Bu ses, özgürlük değil. Çürümedir. Ona karşı koymak, sadece kişisel gelişim değil, politik bir eylemdir. Bu, devrimci bir eylemdir.

İçimizdeki mücadele, tarihi şekillendiren aynı diyalektik süreçlerin yansımasıdır. Mücadeleye rağmen değil, mücadele sayesinde daha keskin, daha net ve daha organize oluruz. Etrafınıza bakın ve kendinize şunu sorun: Gerçekten böyle yaşamaya devam etmek istiyor musunuz?

Toplumunuzun yavaş yavaş parçalanmasını izlemekten memnun musunuz? İşinizin hiçbir anlam ifade etmediği, patronunuzun sizi kullanılıp atılacak biri olarak gördüğü, etrafınızdaki insanların her geçen gün daha da harap olduğu bir hayattan memnun musunuz? Memnun olmamalısınız. Kimse memnun olmamalı. Burjuvalar bile bu kadar boş bir dünyada gerçek huzuru bulamazlar.

Bu mücadeleyi tek başımıza kazanamayız. Direnmenin tek yolu, kolektif örgüt kurmak ve gerçek bir mücadeleye girişmektir. Kişisel disiplin, kolektif eylemle bağlantı kurmalıdır. İçsel mücadelemiz, ancak bu umutsuzluğu yaratan sisteme karşı daha büyük mücadeleye katıldığında güçlü hale gelir. Mücadele olmadan disiplin boştur.

Mücadeleyle birlikte disiplin, gerçek değişimi getirebilecek bir güç haline gelir. Değişim, hafif bir esinti değil, mücadeleden doğan bir ateştir. Marx, bize tarihin sınıf çatışmasıyla ilerlediğini, karşıt güçlerin olması gerekeni inşa etmek için mevcut olanı yıktığını gösterdi. Hayat, hareket halindeki bir çelişkidir. Hegel, bize sınırlarımızla savaşarak, kim olduğumuzu yıkıp olmamız gereken kişi haline gelerek büyüdüğümüzü öğretti.

Bu, dönüşümün zorlu süreci, içsel ve dışsal amansız bir mücadele. İçsel güç ve dışsal mücadele, birbirini besler. Biri olmadan diğeri anlamsız bir gürültüden ibarettir.

“Mücadele en iyi öğretmendir.”

Narsist Modernliğe Karşı

Günümüzde liberalizm, insan ruhuna bulaşmış bir hastalık. Size kendi çıkarınızın peşinde koşmanın en yüksek erdem olduğunu söylüyor. Amaç ve anlam dolu bir yaşamın yerine tüketimi ve kolay bir yaşam arayışını merkeze alıyor. Şirket yanlısı yapılar, iş arkadaşlarınızla birlikte büyümek yerine, onları tepelemeyi ödüllendirmek üzere inşa ediliyor. Bu tek başına hayatta kalma mücadelesinde, insan onuru yok ediliyor. Bu zihniyetin son aşamasına giriyoruz.

Genç erkekler, Kickstarter’da sıradan insanları taciz eden veya statü için suç işleyen hallerini canlı yayınlıyorlar. Genç kadınlar, OnlyFans hesabı açıp kendilerini devrimci özneler olarak görüyorlar. Kadını erkeğiyle gençlerin hayatı gerçek bir anlamdan mahrum bırakılıyor, onları amaçsız ve anlamsız kılan zenginler ve muktedirler eliyle soyuluyorlar.

Gençler, kendilerini pazarlayıp buna “özgürlük” diyorlar, kendilerini “alfa erkekler” ve “patron kadınlar” olarak etiketlerken, sessizce boğuluyorlar. Bu, insanın anlamının yüzleştiği bir kriz. Bu nesil, iktidara gelse ne olacak? Narsisizmin bildikleri tek pusula olduğu bir dünyada nasıl bir dünya kuracaklar? Eğer yeni nesle “gidin influencer’ları ve OnlyFans modellerini örnek alın” denmişse, o vakit bu yol bizi nasıl kurtuluşa götürsün? Oysa hep birlikte manevi bir yok oluşa, büyümenin, mücadelenin ve ruhun olmadığı bir geleceğe doğru ilerliyoruz.

İlk sundukları çözüm, sizi influencer’ların ve dijital âlemde kendini marka kılma çabalarının hüküm sürdüğü dünyaya mahkûm etmek. Bu işe yaramazsa, çare olarak farkındalığa yöneliyorlar. Sanki meditasyon yaparak yabancılaşmadan kurtulabilirmişsiniz gibi. Sanki on dakika derin nefes almak, sizi sonsuz iş ve tüketim makinesine zincirlenmiş bir hayattan kurtaracakmış gibi. Şirket ofislerinde yoga seansları şeker misali dağıtılıyor. Buna “sağlıklı yaşam” diyorlar. Gerçekte kastettikleriyse, itaat.

Sürekli “Biliyoruz ki eziliyorsunuz, o zaman alın size bir mat ve bir mantra, böylece çalışmaya devam edebilirsiniz” diyorlar. Bu yeterli olmadığında, size terapi odasının eşiğine bırakıyorlar, orada işlevinizi yitirmeyesiniz diye olan bitenle yeterince başa çıkmayı öğretiyorlar.

Terapi, bir yara bandı haline geliyor. Dönüşüm için değil, uyuşturmak için bir araç. Sizi onarıp işe geri göndermek için var. Eğer endişeliyseniz, depresyondaysanız, bu dünyanın ağırlığı altında dağılıyorsanız, size neden böyle hissettiğinizi sormuyorlar. Etrafınızdaki dünyada neyin bozuk olduğunu sormazlar. Sadece size bir reçete yazarlar. Semptomları uyuşturmak için hapları vardır. Bu haplar, makinenin çalışmasını sağlar. Yönetilebilir hale gelirsiniz. Kontrol altına alınırsınız. Ama asla iyileşmezsiniz.

Hastalık, beyninizde değil. Tek başına düzeltilebilecek bir kimyasal dengesizlik değil. Hastalık her yerde. Soluduğumuz havada, bize öğretilen değerlerde, hayatta kalmaya zorlandığımız dünyada. Avuç avuç depresyon ilacı da alsanız, insanları canlı canlı yiyen ve buna özgürlük diyen bir toplumu düzeltemezsiniz.

İçimizdeki Devrim

Bu dünyaya uymayın, aksine, zihninizi yenileyerek değişin.

[Romalılar 12:2]

Şüphesiz ki Allah, bir kavmin durumunu, onlar kendi içlerindekini değiştirmedikçe değiştirmez.

[Kur’an 13:11]

Dünyayı değiştirmek için önce kendimizle mücadele etmeliyiz. Bu, tek başımıza değil, daha büyük bir oluşum sürecinin ilk adımı olarak gerçekleşmelidir. Bu, her birimizin içindeki mücadeledir. Kim olduğumuz ve kim olmamız gerektiği arasındaki çelişki... Hegel, bu mücadeleye “tarihin motoru” adını verdi. Büyüme, çelişkilerden neşet eder. Kendinizin iki tarafı çatıştığında, bu gerilim başarısızlık değildir. Dönüşümdür. Ezilir un ufak olursunuz. Kendinizi yeniden inşa edersiniz. Süreçte yeni bir şey ortaya çıkar. İçinizde ve dünyada değişim bu şekilde gerçekleşir. Ne olmamız gerektiğini yeniden inşa etmek için, olduğumuz hali parçalara ayırırız. Ancak bu değişim, boş pozitif düşüncenin veya yüzeysel onaylamaların eseri değildir. Disiplin gerektirir. Netlik gerektirir.

Batı, dinini kaybetti. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde insanlar, sadece inanç için değil, bir amaç için de dine yöneldiler. Din, hayata şekil verdi ve içsel mücadeleye ihtiyaç duydu. Bu, yüzümüzü bir kiliseye, camiye veya tapınağa geri dönmemiz gerektiği anlamına gelmez. Din, kendi başına önemli değil. Önemli olan, kendinizden daha büyük bir şey bulmaktır. Hayatınızı düzenleyen ve sizi büyütüp şu anki halinizin ötesine geçmenizi sağlayacak bir şey. Dünya, bize rahatlığın peşinden koşmayı ve en kötü içgüdülerimize teslim olmayı öğretir. Devrim ise mücadele yoluyla yeni bir benlik yaratmayı. Eğer sistemin değerlerini kalbimizden söküp atamazsak, onu yok edemeyiz.

Peki bunu nasıl yapacağız?

▪ Kendinizi eğitin. Akıllı görünmek için değil, dünyayı ve dünyadaki yerinizi daha iyi anlamak ve böylece ikisini de değiştirmeye yardımcı olabilmek için. Marksist klasikleri okuyun. Tarih okuyun. Şiir okuyun. Zihninizi besleyin ve görüşünüzü keskinleştirin.

▪ Formda kalın. Vücudunuz bir tapınak değil, bir silahtır. Onu eğitin, terbiye edin. Halkınızı koruyacak ve gelebilecek her şeye dayanacak kadar güçlü olun.

▪ Örgütlenin. Nihilizmi besleyen sistemlerden bağımsız olan devrimci bir örgüte katılın veya böyle bir örgüt kurun. Tek başınıza kazanamazsınız. Bu, bir hobi veya kulüp faaliyeti değil. Bu iş, disipline, odaklanmaya, gerçek becerilere ve sistemi devirip daha iyi bir dünya yaratmak için mücadelede güveneceğiniz yoldaşlara ihtiyaç duyar.

▪ Kök salın. Sadece internetteki sohbetlerle yetinmeyin. Birlikte yemek yiyin. Kendi ailenize ve topluluğunuza sahip çıkın. Herkesle iç içe yaşayan, güvenilir biri olun.

▪ Gereksiz yüklerden kurtulun. Dünya sizi uyuşturmak istiyor. Size rahatlığı, konforu bir tasma gibi satıyor. Eğer pornografi, esrar, LSD, TikTok ve ucuz dopaminin esiriyseniz, zaten yarı yarıya yenilmişsiniz demektir. Hayatınızı adım adım onlardan geri alın.

▪ Düşmanınızı tanıyın. Sistemin nasıl işlediğini inceleyin. Dilin ve söylemin nasıl kontrol edildiğini anlayın. Düşmanlarınızın dilini öğrenin ki onu onlara karşı kullanabilesiniz.

▪ Bir beceri edinin. Bir şeyleri başarın. Dövüşmeyi öğrenin, müzik yapın, sanat icra edin, gıda ürünü yetiştirin. Güç veren ve topluluğunu besleyen bir zanaat bulun. Başkalarını besleyen bir şey yaratmadan bu dünyadan ayrılmayın.

▪ Stratejik sabrı öğretecek uygulamalara imza atın. Bu, bir yüz metre yarışı değil, uzun ve zorlu bir sınıf savaşı. Her zaman doğru seçimler yapamayacaksınız, ilerlemeye devam etmelisiniz. Gerektiğinde dinlenin, ancak asla pes etmeyin. Zafer, binlerce küçük karardan oluşur, bu yüzden doğru kararlar için savaşmaya devam edin.

Disiplin, ceza değil. Özgürlüktür. Çevrenizin bir ürünü olmadığınızı ilan etme eylemidir. Kendi iradenizi geri kazanmanın ve düzen için tehlikeli hale gelmenin yoludur. Katı bir uyumlulukla ilgili değildir. Karakterde daha keskin, düşüncede daha net ve bağlılıkta daha güçlü olmak için verilen günlük mücadeledir.

Disiplin, çürümeye karşı koymanın yoludur. Rahatlık yerine büyümeyi, dikkat dağıtıcı şeyler yerine amacı seçmenin yoludur. Ancak bu içsel mücadele, daha büyük bir şeye bağlanmazsa hiçbir anlam ifade etmez. Sadece kendimiz için eğitim vermeyiz. Başkalarını yükseltmek için eğitim veririz. Düzenleyici, inşacı, koruyucu ve vizyoner olmak için eğitim veririz. Eğitim veririz, çünkü dünya çürüyor ve dönüşmekten başka seçeneğimiz yok.

“İnsani özü, her bir bireyde var olan soyut bir kavram değildir. Gerçekte, toplumsal ilişkilerin bütünüdür.”

[Karl Marx, Feuerbach Üzerine Tezler 6. Tez]

Büyüme sürecimiz, sadece içsel irademizle değil, kurduğumuz ilişkilerle, direndiğimiz sistemlerle ve çevremizdeki dünyayı yeniden şekillendirmek için attığımız kolektif eylemlerle de şekillenir. Disiplin, bu sürecin temelidir. Örgütlenmeye hazırlanma yöntemimizdir. Güveni böyle kazanırız. Mücadelede bu şekilde güvenilir hale geliriz. Bu, hayatınızda bir yapı oluşturmak demektir. Kendinizi sorumlu tutmaktır. Bilinçli bir şekilde çalışmaktır. Sabırlı olmaktır. Zor zamanlarda ortaya çıkmak, yoldaşlara yaslanmak ve karşılığında onlara gücünüzü sunmaktır. Disiplin, yalnızlaşmak değildir. Kalıcı olabilecek bir şey inşa etmenin yoludur. Bu dönüşüm, tam da sizinle başlar.

Bağlantı

İçsel dönüşüm, son değil, sadece başlangıçtır. Bu dünyanın etrafınıza ördüğü kabuktaki ilk çatlaktır. Rahatlık, korkaklık, dikkat dağıtma ve nefsi alışkanlıklarımızla mücadele ettiğimizde, bu sistemin bizi sardığı kabukları söküp atmaya başlarız. Net ve duru bir şekilde görmeye başlarız. Yeniden hissetmeye başlarız. Hayatımızın amacının asla yalnızlık, rekabet ve anlamsız emek üzerinden tükenmek olmadığını hatırlamaya başlarız. Ancak bu mücadele içsel kalırsa, eksik kalır. Kolektif eylem olmadan kişisel netlik, kendini şımartma eyleminden başka bir şey değildir.

Amaç, sadece daha iyi hissetmek değil. Savaşabilen, inşa edebilen, dünya istediğinde yük taşıyabilen biri olmak. Kendinizi tek başınıza özgürleştiremezsiniz. Yabancılaşma denilen illetten, düşünerek kurtulamazsınız. Günlük tutarak, meditasyon yaparak veya egzersiz yaparak sistemden kurtulamazsınız. Bunlar, kendinizi geliştirmenize yardımcı olabilir, ancak bıçağı hiç kullanmazsanız keskinleştirmenin hiçbir anlamı yoktur.

Sistem, bağlantısız insanlardan beslenir. Kafalarının içinde sıkışmış, döngülere saplanmış, ekranların arkasında kalmış insanlardan kâr eder. Bu yüzden size büyümenin yalnız bir yolculuk olduğunu, kendini geliştirmenin öz saygıyla bittiğini, iyileşmenin bir yaşam tarzı markası olduğunu öğretir.

Bu sistem, sizden daha iyi bir işçi, daha iyi bir tüketici, daha hoş bir köle olmanızı istiyor. Ama devrim, acınızı bir marka kılma çabanızın ürünü olamaz. Devrim, bu acıya neden olan dünyayı reddetmenin eseridir. Mücadelenin amacı, bu cehennemde hayatta kalma çabasında daha verimli olmak değildir. Amaç, kendinizi mücadeleye ve başkalarını da aynısını yapmaya hazırlamaktır. İşte kurulması gereken bağlantı budur. Öz disiplin, bağlılığı doğurmalıdır. İçsel berraklık, dışarıda bir amaç belirlenmesini sağlamalıdır.

Tarih, örneklerle yüklü. Bolşevikler, bu bağlantıyı bizzat canlarıyla kurdular. Sadece devrim teorisi üretmekle kalmadılar, devrim için eğitim aldılar. Lenin, yıllarını sürgünde geçirdi, kendini çalışmaya, çeviriye ve stratejiye adadı. Şehitlik için değil, kapasiteni geliştirmek için disiplin üzerine kurulu bir hayat yaşadı. Bolşevikler, disiplinin ahlakla değil, tarihsel sorumlulukla ilgili olduğuna inanıyorlardı. Harekete faydalı olmak için kendilerini eğittiler, çünkü devrimin öfkeden fazlasına, savaşçılara ihtiyacı vardı.

Kara Panterler de böyle yaşadılar. Her sabah okula gitmeden önce binlerce çocuğun karnını doyuran hayatta kalma programları için çalıştılar. Klinikler kurdular. Siyasi eğitimler verdiler. Devrimci erdemi soyut bir şey olarak görmediler. Onu bedenleriyle bilfiil somutladılar. Erken kalktılar, ofisleri temizlediler, teori okudular, yürüyüşlere katıldılar, öz savunma eğitimi aldılar ve topluluklarına hizmet ettiler. Kuralları uyguladılar: işteyken uyuşturucu yok, hırsızlık yok, toplantılarda uyumak yok... Bu, otoriterlik değildi. Bu, yapının içerisinde silaha dönüştürülmüş sevgiydi. Halkı temsil ettiklerini biliyorlardı. Onlar için savaşmaya hazırlanıyorlardı.

Değişmeye başladığınızda, başkalarının da değişmesine yardım etmelisiniz. Kendi hayatınızı örgütlemeye başladığınızda, başkalarını da örgütlemeye başlamalısınız. Bir örgüte katılırsınız. Bir örgütlenme süreci başlatırsınız. Henüz var olmayan bir geleceğe inanan insanları bulursunuz, onlarla birlikte, tuğla tuğla hayatı inşa edersiniz.

Disiplinli ve açık görüşlü insanlar birleştiğinde, bir tehdit haline gelirler. Bir güç haline gelirler. Boş sözlerle değil, yönü olan bir yaşam sürerek başkalarına ilham verirler. Bu dünyanın büyük bir bölümünü kaplayan çaresizlik sisini dağıtırlar. İnsanlara yeniden hayatta olmanın ne anlama geldiğini hatırlatırlar. Hareketler böyle büyür. Devrimler böyle başlar. Kendiliğinden patlamalardan değil, kendi dönüşümlerinin sadece bir başka izolasyon biçimi olmasına izin vermeyi reddedenlerin istikrarlı, örgütlü disiplininden doğarlar. Aynadan çıkıp dünyaya adım atarlar. İç mücadelelerinin izlerini taşırlar ve güçlerini kendilerinden daha büyük bir şeye sunarlar. Gelecek yazılmamıştır. Ama onu yazmaya hazır olanları beklemektedir.

Sonuç

Narsizmin, dikkat dağıtmanın ve sistemik çürümenin ağırlığı altında boğulan bir dünyada, özgürlüğe giden kestirme bir yol yok. Elimizde işimizi kolaylaştıracak, internetten indirebileceğimiz bir uygulama da yok. Bir trend de söz konusu değil.

Bizi bu anın içinden çekip çıkartacak hiçbir hızlı çözüm yok. Tek çıkış yolu, mücadele. Öz disiplin. İçsel çatışmanın ateşinde şekillenen berraklık. Sistem, sizin zayıf, dağınık, onaylanmaya bağımlı hale gelmiş, fedakârlığa alerji geliştirmiş kişiler olmanızı istiyor. Rahatlığı huzurla, zevk düşkünlüğünü özgürlükle karıştırmanızı istiyor. Oysa huzur inşa edilmeli, özgürlük kazanılmalı.

Bu, nefsin tatmini için kendini geliştirmek değil. Optimum seviyeye ulaşmakla ya da daha etkileyici olmakla da bir alakası yok. Bu, devrimci karakterin geliştirilmesidir. Bu, bir temel atmaktır. Kolektif gücün inşa edilebileceği sağlam bir temel. Bu içsel dönüşüm olmadan, hareketlerimiz içten çürür. Titizlik olmadan, baskı altında çökeriz. Disiplin olmadan, büyümeyiz. Sürükleniriz.

Bu yolu ciddiye alanlar. Çelişkileriyle yüzleşenler. Şüphe ve korkunun üstesinden gelenler. Kendilerini çelik gibi sertleştirenler. Sistem bunları tehlikeli bilir. Bunlar, başkaları düştüğünde onları sırtlayanlardır. İçsel mücadele, dışsal mücadeleye yol açmalıdır.

Nefsle mücadele, bankacılarla mücadeleye evrilmelidir. Kişisel uyanış, siyasi netliğe dönüşmelidir. Sadece daha iyi olmak yeterli değildir. Hazırlanmalısınız. Aynaya bakıp sadece kim olduğunuzu değil, kim olmanız gerektiğini de görmelisiniz. Bir inşacı. Bir savaşçı. Bir yoldaş. Çöküşte olan bir dünyada bir ışık.

Gelecek, hayatta kalmaktan daha büyük bir şeye kendini adamış olanlar tarafından inşa edilmelidir. Güçsüz değilsiniz. Eğitimdesiniz. Her gün bu eğitimin bir parçası olsun. Her başarısızlık, size bir şeyler öğretsin. Her zayıflık, güç için bir fırsat olsun. Ve zamanı geldiğinde, kapı aralandığında ve tarih sizi çağırdığında, o kapıdan geçmeye hazır olmalısınız. Dünyayı yeniden şekillendirmeyi ummadan önce, kendi içsel savaşlarımızı vermeliyiz. Disiplinli bir benlik, disiplinli bir toplumun tohumudur.

Devrimci Eğitim ve Eylem Birliği
28 Temmuz 2025
Kaynak

0 Yorum: