29 Mart 2026

,

David Harvey ve Kapitalizmin Sürekli Değişen Sınırları



Profesör David Harvey, onlarca yıldır eser üreten, son derece etkili bir Marksist coğrafyacı ve iktisatçı. Kapitalizmi ve onun sürekli değişen özelliklerini ve sınırlarını analiz eden birçok önemli kitabın yazarı. Geçen Ekim ayında 90 yaşına girmesine rağmen, New York Şehir Üniversitesi Lisansüstü Merkezi’nde ders vermeye hâlâ devam ediyor.

2026’da The Story of Capital: What Everyone Should Know About How Capital Works [“Sermayenin Hikâyesi: Sermayenin Nasıl İşlediği Konusunda Herkesin Bilmesi Gerekenler”] başlıklı yeni bir kitabı çıktı. Kitabı yayımlayan Verso’nun tanıtım yazısında şunlar söyleniyor:

“Harvey, The Story of Capital [‘Sermayenin Hikâyesi’] isimli kitabında, kavramsal mimariye bütüncül bir yaklaşım sergiliyor, emek ve teknolojiden devlete ve jeopolitiğe, kâr oranına, toplumsal yeniden üretime, doğayla ilişkiye, muhayyel sermayeye ve rantiyelerin geri dönüşüne kadar birçok konuda içinden geçtiğimiz bu önemli dönemde bize rehberlik ediyor. Bunu yaparak Harvey, çağdaş kapitalizmin doğasını kavramaya çalışan herkes için önemli bir referans olacak bir eser ortaya koymuştur.”

Verso, ayrıca, Harvey’nin yeni kitabındaki kimi fikirleri aktardığı bir video da yayınladı.[1]

Harvey’nin tüm kitapları, on yıllar boyunca birçok Marksist teorisyenin eğitiminde merkezi bir rol oynamıştır. Kendisi, bilhassa Marksist iktisat teorisinde bir ikon haline gelmiştir. Ancak sorun tam da burada başlıyor. Kanaatimce Harvey, yirminci ve yirmi birinci yüzyıl kapitalizmine dair yorumuyla okurlarını yanıltıyor. Onun Marx’tan bu yana kapitalizmdeki gelişmeleri açıklamak için getirdiği teorik “yenilikler”, temelde yanlış.

Bu sonuca varmamı, son kitabının bir incelemesiyle değil, bunun yerine, son on yılda veya daha uzun süredir Harvey’nin analizini ele aldığım blog yazılarıma ve makalelerime atıfta bulunarak savunacağım.

Harvey, altmışlardan itibaren kapitalizmin coğrafyası ve ekonomik temelleri üzerine birçok kitap kaleme aldı. Bu süreç, ilk çığır açan eseri seksenlerde çıkarttığı The Story of Capital [“Sermayenin Sınırları” -1982] ile başlıyor, New Imperialism [“Yeni Emperyalizm” -2003] ve A Brief History of Neoliberalism [“Neoliberalizmin Kısa Tarihi” 2005] ile iki binlerin başlarına dek uzanıyor. Ancak ben, eleştirime The Enigma of Capital [“Sermayenin Gizemi” -2010] adlı kitabıyla başlayacağım.

Kitabın çıktığı yıl yazdığım blog yazısında da dediğim gibi, Harvey, bu kitapta, kapitalist krizin başlıca nedeni olarak “kârlı yatırımın ulaştığı sınırların” Marx’ın kâr oranının düşme eğilimi yasasıyla (KODEY) ile alakasının bulunmadığını söylüyor. Harvey, özellikle Büyük Resesyon’da krizlere neden olma konusunda bu yasanın herhangi bir rolü olmadığını açıktan dile getiriyor. Bunun yerine, Büyük Resesyon’un, önceki 25 yılın ücretleri baskılayan ve aşırı borçlanmayı teşvik eden neoliberal politikalarından kaynaklandığını düşünüyor. Nihayetinde bu durumun Keynesyen tarzda “etkin talep” eksikliğine yol açtığını, bunun da, Marx'ın kârlılık yasasının öngördüğünün aksine, kârlılıkta bir düşüşe neden olduğunu söylüyor.

Harvey’ye göre “neoliberalizm”, Kapital’in ikinci cildinde özetlendiği biçimiyle, Marx’ın aktardığı yeniden üretim şemasının neredeyse her düzeyini değiştirdi. Kapitalist krizler, yetmişlerdeki krizlerden farklı bir niteliğe sahipti. Artık kapitalist talep, kârların “fazlasını” absorbe etmek için kâfi değildi. Bu nedenle, kredi veya borçlanma yoluyla karşılanması gerekiyordu. Bu kredi miktarı dibe vurduğunda, aşırı üretim veya yetersiz tüketim krizi ortaya çıkıyordu.

Marx, ikinci ciltte, herhangi bir krizin, tüketim ve yatırım sektörleri arasındaki orantısızlıktan veya bir fazlalığı “absorbe etme” kifayetsizliğinden kaynaklandığına ilişkin iddiaları reddeder.[2] Artan yatırım, sermaye malları sektörünün zaman içinde tüketim malları sektöründen daha hızlı büyümesi ihtimalini artırır. Ancak, Andrew Kliman'dan alıntı yapacak olursak: “Yeniden üretim şemalarının gösterdiği şey, tüketim talebinin azalmasına rağmen, yeni makineler üretmek için makine talebindeki artış ve makine üretiminin göreceli genişlemesi yoluyla büyümenin süresiz olarak gerçekleşebileceğidir.” (yayınlanmamış kitabından) Yeni yatırıma veya tüketime yönelik kapitalist talep, değer üretimini gerçekleştirmek için hâlâ yeterli olabilir.[3]

Dolayısıyla kapitalizmdeki krizlerin nedeni, Marx’ın yeniden üretim şemasında aranamaz. Kapitalist üretim biçiminde krediye duyulan ihtiyaç, talep eksikliğinden veya tüketim malları fazlasını "absorbe etme” ihtiyacından kaynaklanmaz. Bunun nedeni, fabrika, ofis ve yeni teknoloji gibi sabit sermayenin finansmanının, tek bir üretim döngüsünde yaratılan değerden sağlanamamasıdır. Bu nedenle, kapitalistlerin tek bir döngüdeki kârlarından daha fazla maliyetli üretim araçlarını satın alabilmeleri için kredi sağlanmalıdır. Kredi, borcu ve faizi geri ödeyecek kadar değerin ileride sağlanacağı vaadiyle verilir.

Buradaki risk, Marx’ın da belirttiği gibi, bu para sermayesinin veya kredinin “muhayyel” olmasıyla ilgilidir, zira yatırım, borcu ve faizi geri ödemek için yeterli artı değer üretecek kadar verimli değildir. Bu durum, özellikle yatırımcılar fonlarını doğrudan üretken sektörlere yatırım yapmak yerine borsa spekülasyonuna yatırdıklarında geçerlidir. Dolayısıyla kapitalizmdeki krizler, Harvey’nin öne sürdüğü gibi, çok fazla artı değeri absorbe edememekten değil, nihayetinde yatırım ve krediyi finanse etmek için artı değerin yetersiz kalmasından kaynaklanır. Bu konuda daha fazla bilgi için, Paul Mattick Jr.’ın Harvey'in çalışmasına yönelik mükemmel eleştirisine bakınız.

2014 yılında Harvey, Seventeen Contradictions of Capitalism [“Kapitalizmin On Yedi Çelişkisi”] isminde, okumaya değer bir kitap yayımladı. Marx’ın kriz teorisini “düzeltmeye yönelik müdahalelerini” bir adım daha ileri götürerek, “kapitalizmin merkezindeki çelişkinin tüketim araçlarından yoksun tüketicilere yol açan sermaye biriktirme dürtüsü olduğunu” söyledi. Krizlere neden olan şey, tüketim eksikliğiydi, kâr eksikliği değil. Dolayısıyla, Marx’ın kârlılık yasası, krizleri açıklayamazdo, bu anlamda önemsizdi.

Harvey’ye göre, seksenlerin başında tanık olduğumuz, sermayeyi değersiz kılıp yok eden, kârlılığı yeniden sağlayan çifte resesyonun bu yasayla hiçbir ilgisi yoktu. Ona göre her şey, “siyasetle alakalı”ydı.

Harvey, Marx’ın kâr oranlarının düşme eğilimi yasasını kapitalizm koşullarında yaşanan krizlerin önemli bir nedeni olduğunu söyleyen fikri redde tabi tutmakla kalmaz. Sermayenin Gizemi adlı eserinde şöyle der:

“Birçok Marksist iktisatçının iddia ettiği gibi, krizin oluşumunun nedenini açıklayan tek bir teori yoktur. Örneğin, tüm bu akışkanlığı ve karmaşıklığı, misal, düşen kâr oranı gibi birleşik bir teoriye sıkıştırmaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur.”

Aslında Harvey, kapitalist krizlerin Marx’ın kârlılık yasasına dayandığını düşünen benim gibi kişileri hedef alıyordu. 2014 yılında yazdığı bir makalede şöyle diyor:

“Krizlerin ortasında, Marksistler, sıklıkla kâr oranlarının düşme eğilimi teorisine temel nedeni izah eden bir teori olarak başvuruyorlar. Örneğin, Michael Roberts, kısa süre önce yaptığı bir sunumda, mevcut uzun süreli depresyonu bu kâr oranlarının düşme eğilimine bağlıyor.”

Harvey, devamında şunları söylüyor:

“Roberts, yasanın geçerliliğinin kanıtı olarak, düşen kâr oranlarına ilişkin bir dizi grafik ve istatistiksel veri ekleyip tezini güçlendiriyor. Verilerin gerçekten argümanını destekleyip desteklemediği (a) verilerin teoriyle ilişkili güvenilirliğine ve uygunluğuna ve (b) Roberts’ın tanımladığı mekanizmadan başka azalan kârlarla sonuçlanabilecek mekanizmaların olup olmadığına bağlıdır.”

Harvey, Michael Heinrich gibi Marx-Engels külliyatı araştırmacılarının Marx’ın da kârlılık yasasına şüpheyle yaklaştığı ve onu terk ettiği yönündeki görüşlerini kabul ediyor. “Heinrich’in açıklamasını, yasanın genel geçerliliği hakkındaki uzun süredir devam eden şüpheciliğimle büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum.” Aslında Harvey, bunun bir yasa olup olmadığı konusunda da şüphelere sahip: “Marx’ın dilinin, bulgusunu bir yasa, bir eğilim yasası veya bazen sadece bir eğilim olarak adlandırmak arasında giderek daha fazla gidip geldiğini biliyoruz.”

Harvey, Marx’ın dile getirdiği yasayı kriz teorisinin temeli olarak savunanların, tek taraflı yaklaşımlarıyla, her şeyi tek sebebe bağlama sevdalısı olduklarını söylüyor.[4] Zira, “Yasanın savunucuları, genellikle karşıt eğilimleri küçümsüyorlar.” Dolayısıyla, bizim gibi KODEY teorisyenleri, finansal çöküş gibi krizlerde kapitalizmin sahip olduğu, nedeni ortaya koyacak daha iyi faktörler olduğu gerçeğini dışlıyoruz. Dışarıdan bakıldığında biz, “finansallaşmanın 2007-2008 kriziyle hiçbir ilgisi olmadığını öne sürüyoruz. Bu iddia, olayların gerçek seyri karşısında gülünç görünüyor. Ayrıca bankacıları ve finansörleri krizin yaratılmasındaki rolleri konusunda aklama amacı taşıyor.” Bu, benim gibi insanların 2008 krizinde finansın rolüne çok önem verdikleri gerçeği göz önüne alındığında tuhaf bir suçlama aslında (bu konuda The Great Recession: A Marxist View [“Büyük Resesyon: Marksist Bir Görüş”-2009] ile Guglielmo Carchedi ile birlikte yayına hazırladığım World in Crisis: A Global Analysis of Marx's Law of Profitability [“Krizdeki Dünya: Marx’ın Kârlılık Yasasının Küresel Analizi” -2018] isimli çalışmada benim kaleme aldığım bölüme bakılabilir.)

Harvey, Marx’ın kârlılık yasasını destekleyen, sayıları giderek artan ampirik kanıtların geçerliliğinden şüphe duyuyor, zira “iş dünyasındaki gelişmeleri ele alan dergi ve gazetelerde, ABD’deki kâr oranının veya en azından kârın kütlesinin düşmek yerine yükseldiğine dair bolca kanıt olduğunu” söylüyor. Savaş sonrası kâr oranında bir düşüş olduğu doğru olsa bile, “kâr birçok nedenden dolayı düşebilir” diyor. (Keynes sonrası açıklama) talepteki düşüşü; (yeni-Rikardocu kârdaki düşüş açıklaması bağlamında) ücretlerdeki artışı; (neoklasizmin açıklaması olarak) “kaynak kıtlığını”; (Monthly Review okulunun endüstriyel sermayeden rant elde etme görüşü anlamında) tekellerin gücünü örnek gösteriyor.

Ancak o zamandan beri birçok yazar, Marx’ın kârlılık yasasının mantıksal olarak tutarsız veya “muğlak” olmadığını ya da Heinrich’in öne sürdüğü gibi, Marx’ın bunu sonraki yıllarında terk etmediğini ortaya koydu. Örnek olarak benim “Marx's Law of Profitability: Answering Old and New Misconceptions” [“Marx’ın Kârlılık Yasası: Eski ve Yeni Yanlış Anlamalara Cevaplar”] ile Cristos Balomenos’un “Did Engels’ editing of ‘Capital’, Volume 3 Distort Marx’s Analysis of the ‘Tendency of the Rate of Profit to Fall?” [“Engels Kapital’in 3. Cildi’ni Yayına Hazırlarken Marx’ın Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi Analizini Tahrif Etti mi?”] isimli makalesi, ayrıca, benim Engels 200 isimli kitabımın 106-111. sayfaları arasındaki bölüm gösterilebilir.

“Tek taraflı veya saplantılı olma” konusuna gelince, Carchedi’nin de dediği gibi:

“Eğer krizler tekrarlanıyorsa ve hepsinin farklı nedenleri varsa, bu farklı nedenler farklı krizleri açıklayabilir, ancak tekrarlanmalarını açıklayamaz. Eğer tekrarlanıyorlarsa, farklı krizlerin farklı nedenleri olarak tekrar tekrar kendini ortaya koyan ortak bir nedenleri olmalıdır. Krizlerin ‘tek nedenliliği’nden kaçınmanın bir yolu yoktur.”

2015 yılına gelindiğinde, Harvey, okurlarının Marx’ın krizleri sermaye döngüsünün farklı parçaları arasındaki “karşılıklı etkileşim”in bir sonucu olarak gördüğünü düşünmelerini istiyordu: üretim “diğer anlar” tarafından belirlenir. Dolayısıyla, nedensel dizi “tek nedenli” veya tek yönlü değildir: sermayenin karlılığından yatırıma ve üretime ve ardından tüketime doğru değil, “karşılıklı etkileşim”e dayalıdır.

O dönemde yazdığım bir makalede[5], Marx’ın görüşünü farklı şekilde yorumlamıştım. Marx, “belirli bir üretim, belirli bir tüketimi, dağıtımı ve değişimi ve bu farklı anlar arasındaki belirli ilişkileri belirler” diyor. Üretim, sadece “tek taraflı bir biçimde”, diğer anlar tarafından belirlenir. Üretim, bir krizde üretime geri besleme yapan bir zincirleme reaksiyonu başlatır ve tetikler.

Ancak Harvey’nin dediği gibi, kapitalizmde krizlerin birçok nedeni vardır:

“İnsan vücudunun sadece yaşlılıktan başka birçok farklı nedenden dolayı hastalanıp ölebileceği gibi, sermayenin organik bütününde de birden fazla stres ve potansiyel başarısızlık noktası mevcuttur. Dahası, bir noktadaki başarısızlık, genellikle başka bir yerde başarısızlığa yol açar.”

Her kriz farklı nedenlere sahiptir ve diğerlerinden farklıdır, bu nedenle: “Teşhis koymaya çalışan Marksistin görevi, önceki herhangi bir krize atıfta bulunmaksızın, sermayenin bu sefer neyden muzdarip olduğunu tespit etmektir.”

Marksistler, bundan daha iyisini yapamazlar, çünkü insan vücudundaki hastalığa neden olan şeyler zamanla değişebilir; örneğin genler mutasyona uğrar, çevre, yeme alışkanlıkları ve sağlık hizmetleri değişir.

O dönem kaleme aldığım yazıda kapitalizmde yaşanan krizlerle ilgili alternatif bir mecaz önerisinde bulunmuştum: langırt makinesi. Top, sermaye birikimini temsil eder. Zincirleme reaksiyonla çeşitli engellere çarparak hızla döner. Bu engeller yanar ve her biri biraz farklı olan çeşitli krizlere denk düşer.

Harvey’nin mecazında olduğu gibi, bir kriz, diğerinin üzerine sıçrar (konuttan hisse senetlerine, bankalara vb.). Ancak langırt makinesinin varoluş nedeni, seviyesinin aşağı doğru eğimli olması ve yerçekiminin devreye girmesidir; çalışma prensibinin özü budur. Top, her zaman dibe doğru düşme eğilimindedir ve dışarıdan gelen müdahaleler (hükümet müdahalesi vb.) bile bu eğilimi durduramaz. Bu eğilim, nihayetinde engelleri ve müdahaleleri (karşı eğilimler) aşar ve top, en alttaki deliğe düşer. Birikim durur.

Harvey, daha sonra yayımladığı kitabı Marx, Capital and the Madness of Economic Reason’da [“Marx, Kapital ve Ekonomik Aklın Çılgınlığı”], Marx’ın Kapital’in birinci cildinde kapitalizmin üretim kısmına dair harika bir analiz sunmasına rağmen, sonraki ciltlerinin eksik olduğunu, Engels tarafından bir araya getirildiğini söyler. Bu nedenle Marx’ın analizi, modern kapitalizmdeki gelişmeleri açıklamada yetersiz kalmaktadır. Çünkü üretim, “hareket halindeki değerin sadece küçük bir parçası”dır. Harvey, kapitalizmde krizlerin, artı değer üretiminden ziyade, dolaşım veya gerçekleşmedeki bir bozulmada bulunma olasılığının en azından daha yüksek olduğunu düşünmektedir (2. Cilt). Krizlerin, “finansallaşma” sebebiyle finans ve borç konusunda daha sık yaşandığını dile getirmektedir (3. Cilt).

Netice itibarıyla, sınıf mücadelesinin ve kırılma noktalarının en önemlileri, artık geleneksel işçi-kapitalist çatışmasının (iş yeri veya üretim noktası) haricinde, topluluklarda ve sokaklarda mevcuttur, iş yerinde değil.

Bense, Kapital’in birinci, ikinci ve üçüncü ciltlerin arasında bir bağ olduğunu, Marx’ın bu bağ üzerinden, kapitalizmdeki krizlere dair bir teori sunduğunu, bu teorinin de sermayedeki kâr ve artı-değer biriktirme dürtüsünü temel aldığını söylüyorum.[6] İlgili teoriye göre, Marx’ın kârlılık yasasının işleyişine bağlı olarak, kâr, düzenli ve tekrarlayan aralıklarla düşer.

Paul Mattick Jr.’ın yetmişlerde dile getirdiği biçimiyle:

“Dolaşım sürecinde ilk ortaya çıksa da, gerçek kriz, bir dolaşım veya gerçekleşme sorunu değil, yalnızca üretim ve dolaşımın birlikte oluşturduğu yeniden üretim sürecinin bir bütün olarak bozulması olarak anlaşılabilir. Yeniden üretim süreci, sermaye birikimine, dolayısıyla, birikimi mümkün kılan artı değer kütlesine bağlı olduğundan, kriz olasılığından gerçek bir krize geçişin belirleyici faktörleri (tek faktörler olmasa da) üretim alanında mevcuttur. [...] Sermayeye özgü kriz, ayrı ayrı ele alındığında, ne üretimde ne de dolaşımda değil, birikimde içsel olan ve değer yasası tarafından yönetilen kâr oranının düşme eğilimine bağlı olarak oluşan güçlüklerden kaynaklanır.”

Harvey, krizlerin esas olarak ücretlerin, yetmişlerden sonraki neoliberal dönemde olduğu gibi, en dibe dek düşürülmesinden kaynaklandığını iddia ediyor (demek ki bu, bir “gerçekleşme” sorunu, bir üretim sorunu değil). Peki amancak savaş sonrası kapitalizm koşullarında, 1974-1975’te yaşanan ilk eş zamanlı durgunluk, düşük ücretlerden mi kaynaklandı? Bilâkis, o dönem Marksistler de dâhil birçok analist, ücretlerin kârları “düşürdüğünü”, bunun da durgunluğa neden olduğunu savundu. Çoğu Marksist şimdi bunun, 1980-1982’deki durgunluğa yol açan bir kârlılık krizi olduğu konusunda hemfikir.

Harvey, kapitalizmin ellilerde iyi işlediğini, çünkü ücretlerin yüksek, sendikaların güçlü olduğunu, muhtemelen etkili bir talep yarattığını düşünüyor. Bu konuda dile getirilen başka bir açıklamada ise, kapitalizmin altın çağını yaşadığı, çünkü savaş sonrası kârlılığın yüksek olduğu ve sermayenin bu nedenle üretimi ve birikimi sürdürmek için tavizler verebildiği üzerinde duruluyor. Altmışların ortalarından sonra büyük ekonomilerin çoğunda kârlılık düşmeye başlayınca, (işyerlerinde) sınıf mücadelesi yoğunlaştı ve işçi sınıfının yenilgisinden sonra neoliberal döneme girdik.

2018’de Harvey, Marx’ın değer teorisini günümüze uyarlamak için kendi inisiyatifiyle bir çalışma yürüttü. “Marx’ın Emek Değer Teorisine Reddiyesi” başlıklı makalesinde[7], Marx’ın aslında bir “emek değer teorisi”ne sahip olmadığını söyledi. Bunun yerine Marx, değerin, yalnızca piyasadaki değişim yoluyla yaratılan/ortaya çıkan bir metada somutlaşan emeğin bir yansıması olduğunu söylüyordu. Harvey’nin de belirttiği gibi: “Piyasa yoksa değer de yoktur”. Eğer bu doğruysa, değer, üretim sürecinde değil, parada ortaya çıkar.

Harvey burada, Marx’ın kârlılık yasasını da reddeden birçok savunucuya sahip “değer biçimi” teorisini benimsiyor. Oysa bir malın değeri, piyasaya çıkmadan önce üretim sürecinde harcanan ve kapsamı genişletilen emektir.[8] Değer, harcanan fiziksel ve zihinsel insan emeğidir ve bu emek, piyasa için toplumsal üretim süreciyle soyutlanır. Değer, paranın bir ürünü değildir. Para, harcanan emeğin temsili veya değişim değeridir, tersi değil. Marx’ın Kapital birinci cildiğinde dediği gibi: “Bir malın değeri, dolaşıma girmeden önce fiyatında ifade edilir, bu nedenle ilgili değer, dolaşımın ön koşuludur, sonucu değil.”

2019’da küresel ölçekte sermayenin kârlılığında uzun vadeli bir düşüş eğiliminin açığa çıktığı görüşünü destekleyen kanıtlar, Marksist çevreler, hatta bazı ana akım iktisatçılar eliyle ortalığa serilince Harvey, yasanın geçerliliğini reddetmek için yeni bir argüman geliştirdi.[9] Marksistlerin kapitalizme bakarken kâr oranına çok fazla önem verdiklerini, ancak kârın kütlesinin başına ne geldiğiyle ilgilenmediklerini söyledi. Gerçekten de günümüzde bir kapitalist ekonomide neler olup bittiğini ortaya koyan bir gösterge arıyorsak bakmamız gereken şey, kârın kütlesidir.

Ancak bu gerçek, Marx’ın kârlılık yasasını hiçbir şekilde çürütmez. Aksine, kapitalist bir ekonomide kâr oranı düştükçe, kârın toplamının artması büyük bir olasılıktır. Henryk Grossman, başyapıtının büyük bir bölümünü, kâr oranı ve kârın kütlesinin birbirini nasıl etkilediğini gösteren tablolar oluşturmaya ayırdı, sonuçta, yetersiz kârın yatırımı sürdürmeye yetmediğini söyleyen bir kriz teorisi üretti.[10]

2019’da Tarihsel Materyalizm Konferansı’nda Harvey ile yaptığım bir tartışmada[11], düşen kârların en nihayetinde büyümenin yavaşlamasına veya kârın toplamında doğrudan bir düşüşe yol açtığını ve böylece tüketim veya kredide herhangi bir düşüşten çok önce kapitalizmde bir birikim krizine neden olduğunu gösteren güçlü ampirik kanıtlar sundum.

Jacobin dergisinde[12] yayımlanan ve yeni kitabından alıntılar sunan makalesinde Harvey, Marx’ı kapitalizmi küresel bir sistem olarak görmesi nedeniyle övüyor. Ancak mesele, piyasadaki değiş tokuş ve her yerde gerçekleşen kapitalist üretim gibi sayısız ve hacimli toplumsal pratiklerin sicilinden birkaç genel kavram ve ilişkiyi nasıl damıtacağımız, türetilen kavramsal aygıtın (Marx’ın ifadesiyle) genel olarak sermayenin “hareket yasaları”nın geçerli yorumlarına “yeterli” olmasını nasıl sağlayacağımızdır.

Harvey’ye göre, Marksist kriz teorisi, bu göreve uygun değildir. Bunun yerine Harvey, Marksistlerin kapitalizmdeki birikim krizlerinden ziyade, toplumsal eşitsizliğin nedenine ve “emeğin yabancılaşması”na odaklanmaları gerektiğini öne sürüyor. Gördüğünüz gibi, sınıf mücadelesi, artık emek ve sermaye arasındaki çatışmaya değil, “emek kapasitesinin dolaşımına”, yani tüketici gücünün eksikliğine ve artan borçlara dayandırılıyor.

Marksist iktisatçılar için 2020’lerde izlenecek yolun bu olup olmadığı konusunda alınacak kararı okurlara bırakıyorum.

Michael Roberts
24 Mart 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] “David Harvey presents The Story of Capital”, 23 Şubat 2026, Verso.

[2] Michael Roberts, “David Harvey, Marx’s method and the enigma of surplus”, 13 Kasım 2011, Next Recession.

[3] Michael Roberts, “Marx’s reproduction schema”, 6 Temmuz 2021, NR.

[4] David Harvey, “Monomaniacs and the rate of profit”, 17 Aralık 2014, NR.

[5] Michael Roberts, “Monocausality and crisis theory - a reply to David Harvey”, 14 Nisan 2016, Academia.

[6] Michael Roberts, “Capital.150 part two: the economic reason for madness”, 23 Eylül 2017, NR.

[7] Michael Roberts, “Marx’s law of value: a debate between David Harvey and Michael Roberts”, 2 Nisan 2018, NR.

[8] Michael Roberts, “Marx’s value theory and the value form interpretation”, 23 Aralık 2023, NR.

[9] Michael Roberts, “The profit-investment nexus: Keynes or Marx”, Nisan 2017, Academia.

[10] Henryk Grossman, Law of the Accumulation and Breakdown, 1929, MIA.

[11] Michael Roberts, “HM1 – Marx’s double-edge law”, 11 Kasım 2019, NR.

[12] David Harvey, “David Harvey on Marxism for the 21st Century”, 24 Şubat 2026, Jacobin.

0 Yorum: