Güncel
Zorluklar ve İran Sorunu
BRICS,
Avrasya Ekonomik Birliği ve Çin’in yükselişi gibi alternatif ekonomik blokların
ortaya çıkışı, bu yapıyı sarsmaya başladı. Buna rağmen ABD; mevcut ticaret
çerçevelerinde sürdürdüğü hâkimiyet, Çin ve (dışlanmadan önce) Rusya dâhil
olmak üzere, büyük ekonomilerin bu sistemler içindeki sürekli entegrasyonu
sayesinde önemli bir avantaja halen daha sahiptir.
Amerika’nın
hızlı ve düşük maliyetli askeri müdahaleleri tercih etmesi ve uzun süreli
çatışmaları sürdürmek için iç siyasi kapasitesinin olmaması göz önüne
alındığında, İran’a ilişkin stratejik hesaplamalar özellikle önem
kazanmaktadır. Trump yönetiminin alışılmadık bir dürüstlükle ifade ettiği gibi,
hedef, her zaman rejim değişikliğidir. Bu politika, 1979 İran Devrimi’nden beri
ekonomik savaş, gizli operasyonlar ve vekil güç terörizmini içeren kırk yedi
yıllık bir hibrit savaşla sürdürülen bir politikadır.
Nkruma’nın
neo-sömürgeci müdahale stratejilerine dair analizi, ABD’nin İran’a yönelik saldırganlığının
neden süreklilik arz ettiğini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır.
“Ekstrem durumlarda,
emperyalist gücün birlikleri neo-sömürgeci devletin topraklarını işgal edebilir
ve hükümetini kontrol altına alabilir. Ancak çoğu zaman neo-sömürgeci kontrol,
ekonomik veya parasal araçlarla sağlanır.”
Amerika’nın
İran’a karşı yürüttüğü harekât, bir yandan doğrudan askeri tehditler ve vekil
güç terörü, diğer yandan kapsamlı ekonomik yaptırımlar ve finansal izolasyon
gibi iki uç arasında gidip gelerek, neo-sömürgeci egemenliğin stratejik
esnekliğini yansıtmaktadır.
Bu
harekât, öncelikle belirli İran doktrinlerine karşı ideolojik muhalefetten
değil, devrimin gerçek ulusal egemenliği ve emperyalist kontrolden
bağımsızlığını sağlamasından kaynaklanmaktadır. Terörist örgütlerin
konuşlandırılması; CIA, MI6 ve Mossad tarafından istihbarat operasyonları
yürütülmesi, İranlı bilim insanları ve yetkililerin suikastları uğraması da dâhil
olmak üzere yoğun çabalara rağmen, ABD İran’ı Pehlevi monarşisi altında eski
ikincil konumuna geri döndürmeyi başaramamıştır.
Nkruma,
bu tür müdahalelerin temel amacını şöyle tanımlıyordu:
“Neo-sömürgecilerin amacı,
sadece sermaye ihraç etmek değil, aynı zamanda denizaşırı pazarları kontrol
etmektir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmeye yönelik kararlı
adımlar atmasını engellemek için kurnazca girişimlerde bulunmaktadır, çünkü
artık asıl amaç, yerli ve büyüyen pazarın sömürülmesidir.”
1979'dan
Sonra İran’ın Sanayileşmesi ve Bilimsel Gelişimi
İran’ın
devrim sonrası sanayileşmesi, kendi bilimsel ve teknolojik kapasitesini geliştirmesi
ve doğal kaynaklarını kontrol altına alması, neo-sömürgeciliğin engellemeye
çalıştığı “sanayileşmeye yönelik kararlı adımlar”ın somut karşılıklarıdır.
Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü hibrit savaş, sadece rejim değişikliğini
değil, emperyalist ekonomik kontrolünden kurtulmanın mümkün olduğunu gösterme
tehdidi oluşturan bağımsız kalkınma modelinin yok edilmesini de amaçlamaktadır.
1979’dan
bu yana İran’daki kalkınmaya ait nicel veriler, devrimci dönüşümle ilgili bu
analizi desteklemektedir. İmalat sektöründe İran, önemli bir büyüme
kaydetmiştir: imalat sektörünün katma değeri, devrimin gerçekleştiği 1979
yılında yüzde 7,47 olan düşük seviyeden 2023 yılında GSYİH'nin yüzde 19,41’ine
ulaşmış, dünya ortalaması olan yüzde 12,05’in önemli ölçüde üzerine çıkmıştır.
Bu, on yıllardır süren yaptırımlara ve ekonomik savaşa rağmen, imalatın
ekonomik üretimdeki payının neredeyse üç katına çıktığını göstermektedir.
İran’ın
eğitim altyapısının genişlemesi de aynı derecede çarpıcı olmuştur. Devrimden
önce İran’da yaklaşık 20 üniversite vardı ve yükseköğrenime kayıtlı öğrenci
sayısı 250.000’den azdı. 2024 yılına gelindiğinde, bu sayı, 2.500’ün üzerinde
üniversite ve yükseköğretim kurumuna çıktı. 3,5 milyondan fazla öğrenciye
ulaştı. Üniversite öğrencisi sayısı 1979’da 160.308 iken 2024’te 4 milyona
ulaşarak, 25 kat arttı.
Tıp
eğitimi, özellikle çarpıcı bir büyüme kaydetmiştir. Tıp uzmanlarının sayısı
devrim öncesinde sadece 5.890 iken, 2019 yılına kadar 36.000’e çıkarak altı
katından fazla artmıştır. 2024 yılına kadar, 70’den fazla tıp bilimleri
üniversitesine 400.000’den fazla öğrenci kayıt yaptırmış, kadınlar, toplam
kayıtların yüzde 65’inden fazlasını oluşturmuştur. Sağlık hizmetleri işgücü,
78.000 pratisyen hekim, 36.000 tıp uzmanı, 24.000 diş hekimi ve 19.000
eczacıdan oluşacak şekilde büyümüştür.
Bilimsel
araştırma çıktıları, küresel ortalamaları geride bırakan bir hızla artmıştır.
Science-Metrix’e göre, İran’ın bilimsel çıktıları 2010 yılında dünya
ortalamasının 11 katı hızla artmıştır; bu, tüm ülkeler arasında en hızlı büyüme
oranıdır. İran’ın bilimsel yayınlardaki sıralaması, devrim öncesinde dünya
çapında 39. sıra iken, 2023 yılında 15. sıraya yükselmiş ve Ortadoğu’da ve önde
gelen İslam ülkelerinde birinci sıraya yerleşmiştir. İran, 1980 yılında sadece
284 olan bilimsel makale yayınlarken, 2024 yılında yayınlanan makale sayısını
75.928’e çıkarmış, 267 kat artış kaydetmiştir.
Alanlara
özgü başarılar, İran’ın bilimsel gelişiminin genişliğini göstermektedir.
Nanoteknoloji alanında İran, 1996 yılında 66 ülke arasında 58. sırada yer
alırken, 2017 yılında 42 sıra yükselerek dünya çapında 16. sıraya, 2024 yılında
ise nanoteknoloji yayınlarında dünya çapında 4. sıraya yükselmiştir. İran, 2024
yılında nanoteknoloji alanında 10.860 bilimsel makale yayınlayarak dünya
çapında 6. sıraya yükselmiş, nanoteknoloji alanında dünyadaki toplam üretiminin
yaklaşık yüzde 5'ini oluşturmuştur.
Nükleer
mühendislik alanında İran’ın yayınları dünya ortalamasının 250 katı hızla
arttı. 2017 yılı itibariyle İran, nükleer mühendislik ve enerji yayınlarında
dünya sıralamasında 12. sırada ve Batı Asya’da ise 1. sırada yer almaktadır. Bu,
1996 yılında Batı Asya’da 13. sırada yer alan İran için çarpıcı bir gelişmedir.
İran, uranyum işleme, ileri santrifüj teknolojisi ve tıbbi kullanım için
radyofarmasötiklerin üretimi dâhil olmak üzere, tamamen yerli bir nükleer yakıt
döngüsü geliştirdi. Bu başarılar, ABD emperyalizminin uyguladığı sürekli
ambargolara rağmen gerçekleştirildi.
Havacılık
mühendisliği de benzer bir ilerleme kaydetmiştir. İran, 1996 yılında havacılık
ile ilgili bilimsel makalelerde dünya sıralamasında 45. sırada yer alırken,
2017 yılında dünya sıralamasında 11. sıraya, Batı Asya’da ise 1. sıraya
yükselmiştir. Ülke, yerli olarak geliştirilen roketler kullanarak birçok uyduyu
yörüngeye başarıyla fırlatmış ve yerli uydu fırlatma kapasitesine sahip birkaç
ülkeden biri haline gelmiştir.
Biyoteknoloji
ve tıp bilimi, özellikle dikkate değer ilerlemeler kaydetmiştir. İran, hücre
tedavisi alanındaki gelişmelerde dünya çapında ilk beş ülke arasında yer
almakta, kök hücre araştırmaları ve tedavisi alanında dünya çapında sekizinci
sırada bulunmaktadır. Ülke, gelişmiş rekombinant ilaçlar da dâhil olmak üzere,
dünyadaki 150 önemli farmasötik biyoteknoloji ürününden 40’ını üretmektedir. En
dikkat çekici olanı ise, İran’ın COVID-19 pandemisi sırasında, gelişmiş
rekombinant ilaçlar ve COVIran Bereket isimli Covid aşısı gibi yurt içinde
üretilen aşılar da dâhil olmak üzere, ilaç üretiminde yüzde 95-97 oranında
kendi kendine yeterlilik sağlamış olmasıdır.
Savunma
sanayii, ithalat ikame stratejilerinin başarısını göstermektedir. İranlı
savunma yetkilileri, 2023 yılı itibarıyla askeri teçhizatda yüzde 93 oranında
kendi kendine yeterlilik sağlandığını ve yerli üretim sistemlerin ihracatının
üç kat arttığını bildirmiştir. Bu başarı, İran-Irak Savaşı ve on yıllar süren
silah ambargoları sonrasında füze teknolojisi, hava savunma sistemleri,
insansız hava araçları ve siber savaş yeteneklerinin yerli olarak
geliştirilmesini zorunlu kılan bir süreç sonucunda gerçekleştirilmiştir.
Toplumsal
kalkınma göstergeleri, devrimci dönüşümün geniş tabanlı karakterini teyit
etmektedir. Yaşam beklentisi, devrim öncesinde yaklaşık 50 yıl iken, 2024 yılı
itibariyle 78 yıla yükselmiştir. Genel okuryazarlık oranı yüzde 89’a yükselmiş,
kadınların okuryazarlık oranı yüzde 85, erkeklerin ise yüzde 93’e ulaşmıştır.
Bebek ölüm oranı keskin bir düşüş göstermiş, İran, 2017 itibarıyla bulaşıcı
hastalıklara karşı mücadele konusunda dünya çapında ikinci ülke olarak kabul
edilmiştir.
İranlı
öğrenciler, uluslararası akademik yarışmalarda olağanüstü bir performans
sergilemiştir. Milli takımlar, küresel bilim olimpiyatlarında yüzlerce madalya
kazanmıştır, kazanılan 329 madalyanın 110’unu altın madalyadır. 2024 yılında
İranlı öğrenciler, önemli yarışmalarda 10 altın ve 10 gümüş madalya ile dünya
üçüncülüğünü elde etmiştir. 2025 yılında Uluslararası Astronomi ve Astrofizik
Olimpiyatı ile Uluslararası Yapay Zekâ Olimpiyatı’nda üstün başarı
göstermiştir.
Bu
başarılar, ancak ABD’nin sürdürdüğü emperyalist ekonomik savaş bağlamında tam
anlamını kazanmaktadır. Büyükelçi Ali Akber Rızai’nin de belirttiği gibi, “Sürdürülen
baskı ve yaptırımlar birçok açıdan kısıtlayıcı olsa da bu baskı ve
yaptırımların İran’ın 1979 sonrası bilimsel ve teknolojik gelişim sürecinde iç
inovasyonun önemli itici gücü olarak işlev gördüğü görülmektedir.”
İran’ın
sanayileşmesini ve bilimsel gelişimini engellemek için tasarlanan yaptırımlar
başarıya ulaşmamış, bunun yerine, İran’ın emperyalist baskıya direnişinin
temelini oluşturan iç inovasyonu ve kendi kendine yeterliliği zorlamıştır.
Stratejik
Sınırlamalar ve Askeri Seçeneklerin Çıkmazı
İran’a
yönelik güncel Amerikan stratejisi, bu kısıtlamaların farkında olduğunu
göstermektedir. Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat servislerinin
kalıcı bürokrasisi, kapsamlı bir askeri zaferin ABD’nin artık sahip olmadığı
endüstriyel, insani ve siyasi kaynakları gerektireceğini anlamaktadır. Bunun
sonucunda ABD, İran’ı yaptırımlar ve para birimi manipülasyonu yoluyla ekonomik
olarak boğulmaya yönelmiş, bunu periyodik askeri saldırılar ve terörist
operasyonları ile destekleklemiştir. ABD’nin hedefi, hükümetin meşruiyetini ve
ekonomik işlevselliğini zayıflatarak, iç çöküşü hızlandırmaktır.
Ancak
İran proletaryası, içteki burjuva yönetimi yönelik meşru şikâyetleri ile ABD’nin
emperyalist müdahalesinin varoluşsal tehdidi arasında önemli bir ayrım yapma
konusunda oldukça sofistike bir tavır sergilemiştir. İran işçi sınıfının geçmiş
ve şimdiki yönetimlere karşı ciddi hayal kırıklıkları olmasına rağmen İran işçi
sınıfı, Pehlevi yandaşlarının geri dönmesi veya ulusal parçalanma yaşanması
halinde egemenlik, eğitim, bilimsel gelişme ve yaşam standartları alanlarında
elde edilen tüm devrimci kazanımların anında tersine döneceğini görmektedir.
Son
zamanlarda yapılan askeri konuşlandırmalar, uçak gemisi grupları, seyir füzesi
donanımlı muhripler, öncelikle psikolojik amaçlara hizmet etmekte, kısa vadede
yıkıcı hasarların ortaya çıkacağı korkusunu uyandırırken, uzun süreli
müdahalenin sürdürülemez doğasını gizlemektedir. İkmal kapasiteleri, bölgedeki
Amerikan üslerine yönelik misilleme saldırıları ve İsrail hedeflerine yönelik
sürekli füze saldırıları ile ilgili kritik sorular, Batı politika çevrelerinde
hâlâ cevapsız kalmaktadır.
Umman
kanalları aracılığıyla yapılan Amerikan diplomatik iletişiminin raporları,
İsrail’in katılımı olmadan sadece “sembolik” askeri harekât öneren
stratejilerindeki tutarsızlığa işaret etmektedir. Şimdiden İran’ın bu tür
girişimleri reddedeceğini öngörmek zor olmasa gerek.
Lojistiğin
anlık yürütülmesi zorunluluğunun ve stratejik derinlik yoksunluğunun damgasını
vurduğu Amerikan askeri modeli, uzun süreli savaşı, ekonomik, siyasi ve askeri
açıdan sürdürülemez kılmaktadır. ABD yönetiminin açıklamalarından da
anlaşıldığı gibi, arzu edilen sonuç, ya baskı altında diplomatik teslimiyettir
ki bu taktik şimdiye dek sürekli başarısız olmuştur. Ya da rejim değişikliği
operasyonlarının bir şekilde başarılı olacağı beklenmektedir.
Serimizin
bir sonraki bölümünde, 1991’den bu yana ABD’nin emperyalist stratejisinin
gelişimini ve bunun İran’a yönelik saldırılarıyla nasıl örtüştüğünü daha
ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.
Marx Engels Lenin Enstitüsü
20 Şubat 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder