27 Mart 2026

, ,

Patriğin Ölümü: Sosyalizm Sonrası Dönem Sona mı Erdi?


Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan yeni süreçte, son birkaç yıldır “sosyalizm sonrası dönem”in sona erdiğinden bahsediliyor. Elbette savaş, henüz niteliği tam olarak netleşmemiş yeni bir dönemin ortaya çıkmasına vesile oldu. Bu sürece başka olaylar da eklendi: İsrail’in Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği, cezayla yüzleşmediği soykırım, Trump’ın seçilmesi, İsrail’in Lübnan’ı harap ederken Lübnanlılara yönelik uyguladığı etnik temizlik ve İran’a karşı savaş. Tüm bunların üstüne, bir de ABD ve İngiltere’de hükümet, bilim, akademi ve hayır kurumlarının en tepesinde bir pedofili ağının bulunduğu ile ilgili komplo teorisi doğru çıktı. Asıl mesele de bu ağın İsrail’in çıkarlarına hizmet etmek için kullanılıyor olmasıydı.

Dün, Gürcistan Ortodoks Kilisesi Evrensel Patriği, 93 yaşında vefat etti. 1977’den, yani Sovyetler Birliği’nin son döneminin başladığı tarihten beri iktidardaydı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonraki geçiş döneminde büyük bir rol oynadı, ülke siyasetini uzun süre etkiledi. Yaklaşık elli yıl süren liderliği, sosyalizmin gerilemesinin ve kapitalizmin yükselişinin sembolüydü. Bu dönem, neoliberalizm ve neo-muhafazakârlığın altın çağıyla aynı zamana denk geldi.

Hem Ayetullah Hameney’in hem de Patrik’in birkaç hafta arayla vefat etmesi, tesadüf. Ayetullah Hameney, birkaç hafta önce öldürülüp şehit edilirken, İlya, hastanede hayatını kaybetti. Onların birlikte bir fotoğrafını bulmak bile beni şok etti.

Gürcistan için Sovyet sonrası dönem, belirli bir dizi varsayımla, tarihin sonu anlayışıyla ve liberalizmin zaferiyle tanımlıydı. Bu varsayımlar arasında, ABD’nin tek süper güç olduğuna dair iddia, liberal kurumların (AB, NATO) genişlemesi, kurallara dayalı düzene olan inanç ve tarihin genel olarak tahmin edilebilir bir yönde ilerlediği fikri yer alıyordu. AB’nin ve NATO’nun Gürcistan’da yaşadığı başarısızlıkların bir sebebi de Rus işgalinden sonra Gürcistan’a dış politika düzleminde uyguladıkları, alabildiğine pervasız dayatmalardı.

Dün, 93 yaşında olan Etienne Davignon’nun, Kongo lideri Patrice Lumumba’nın öldürülmesiyle ilgili olarak yargılanmasına karar verilmesi de oldukça yerinde ve kozmik bir olay. Cezire’nin haberine göre, “Eğer dava devam ederse, Davignon, başbakanın öldürülmesinden ve cesedinin asitte eritilmesinden bu yana 65 yıl içinde mahkemeye çıkan ilk Belçikalı yetkili olacak.” Bu tür bir adalet, 65 yıldır aranan adaletle çelişiyormuş gibi görünse de, önemli olan, Etienne Davignon’nun AB’nin ortak dış politikası ve güvenliğinin temel mimarı olmasıdır.

Kongo kasabı ve Lumumba’nın katili, AB dış politikasının mimarıdır. AB’nin soykırımın destekçisi ve ABD’nin uşağı olması, hiç de şaşırtıcı bir durum değil. Bu adamın yargılanması ihtimali, bugün daha da sembolik bir anlam kazanıyor: esasında onun şahsında AB’nin dış politikası yargılanıyor.

Patrik II. İlya’nın ölümünün Gürcistan’da sembolik düzeyde “sosyalizm sonrası” dönemi kapattığı koşullarda, ülke, bugün yeni gerçeklikle uzlaşmayı reddeden muhalif güçlerin faaliyetlerine sahne oluyor. Liberal kurumlar inşa etmeyi öngören eski gerçekliğe dönmek isteyenler, AB ve NATO üyeliğine uzanan bir “yol haritası” üzerinde çalışıyorlar, bu çalışma dâhilinde, birilerine “en iyi teknokratlar biz olacağız” sözü veriyorlar. Bunlardan bazıları, Patrik’in ölümünü fırsat bilerek, bu sözü özel ortamlarında veya herkesin gözü önünde dile getiriyorlar. Patrik’in ölümünü fırsat biliyorlar, çünkü Gürcistan’da en fazla otoriteye ve güvene sahip olan Kilise, Gürcistan hükümetinin yanında yer alıyor. Ama bu kişiler, liberalizme elverişli koşullarının, “üreme kapları”nın hükmünü yitirdiğini görmüyorlar.

Moldova veya Ukrayna, AB’ye aday ülkeler için yazılmış o kusursuz senaryonun kusursuz kahramanları olsalar bile, bu projenin içi boşalıyor. AB çöküş sürecinde. Dolayısıyla, Gürcistan’da Avrupacı ve Atlantikçi muhalefetin devleti “İran’a ait bir merkez ve ona bağlı bir müttefik” olarak takdim etmesinin bir önemi yok. Bu muhalefetin amacı, bu yalanı ABD’ye satarak, Amerika’nın Gürcistan’ı düşman listesine eklemesini ve mevcut hükümeti devirmek için yaptırımlar uygulamasını sağlamaya çalışmak.

Sakaşvili döneminde Gürcistan, Afganistan ve Irak’a asker gönderdi, ayrıca ABD’nin gizli işkence merkezlerine ev sahipliği yaptı. Gürcü Rüyası Partisi yönetimindeki hükümet ise İran ile işbirliği yapmakla suçlanıyor. İran Dışişleri Bakanı, dün Patriğe sağlık dileklerini iletirken, Gürcü Rüyası Partisi de Ayetullah’ın ve okul kızlarının ölümleri için başsağlığı dileklerini iletti. Tüm bunlar olurken, Gürcistan, İran’a yönelik en ufak bir diplomatik jesti bile kamuoyu önünde eleştirmekten asla geri durmayan daha büyük müttefiki İsrail ile denge kurmak zorunda.

Ayetullah Hameney’in şehadeti, İran için bir dönemi kapatıyor: tecrit edilmiş, yaptırımlara maruz kalmış, “şer ekseni” fantezilerinin kötü adamı o. Lider kadrosu ki birçoğu şehit oldu, ABD ve Avrupa’nın soykırımcı palyaço gösterilerinde herkesten daha fazla cesaret gösterdi, daha büyük bir vizyon ortaya koydu.

Amerikalılar, İran’a karşı savaşı kız çocuklarını bombalayarak başlattı. İran’a yönelik yumuşak propaganda harbi, “kadınları özgürleştirmek” üzerine kurulu olan ABD’nin savaşı kız çocuklarını öldürerek başlatması, yenilgisinin ne kadar kaçınılmaz olduğunun delili. İranlı liderlerin, hepsinin ölebileceğini, ailelerinin de aynı kaderi paylaşabileceğini bilerek, herkesin gözü önünde sokaklarda dolaşıp röportaj vermelerinde derin ve dokunaklı bir şey var. Netanyahu ve Trump, kendi küçük korunaklı alanlarında sıkışıp kalmış birer korkak olarak çıkıyor karşımıza. Trump, gösterişli zenginliği içinde, kadın ve çocukların öldürülmesini emrediyor. Bize gerçekleri unutturmak için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütülüyor olsa da, bu tür bir izlenimin hafızalarımızdan kolayca silineceğini sanmıyorum. Bu süreç, aynı zamanda bize, İran diasporasının ne kadar aşağılık, pespaye, insanlık dışı ve rahatsız edici olduğunu da gösterdi. İran’a dair anlatıların hepsi çöp sepetinin dibini boyluyor.

En önemli mesele şu: İran, Ortadoğu’nun sömürgecilikten kurtarılması sürecini başlattı. ABD-İsrail hegemonyasının işleyiş biçimi şu şekildeydi: Bir ülke, askeri üsler kurar, bu üsler, komşu bir ülkeyi yok etmek (ve/veya kukla hükümete karşı kendi halkının muhalefetini ezmek) için kullanılır, yok edilen ülke, daha sonra ABD ve İsrail çıkarlarına düşman olan bir sonraki hedefi ortadan kaldırmak için yeni üsler kurar. Enver Sedat’ın ihanetiyle harekete geçen bu domino etkisi, neredeyse tüm Ortadoğu’yu kontrolleri altına aldı. Son domino taşı, bugün devrildi.

Son iki haftadır Gürcistan’ın son 2.500 yıllık tarihini inceliyorum. Bu çalışma, bana zamana ve dirence yönelik güven duygusu aşıladı. Daha kötü şeylerin çok daha uzun sürdüğünü bilmek, teselli verici, ancak bu imparatorlukların, bu zulümlerin bir sonu var ve o son gelecek. Her kışın bir baharı vardır.

İsrail, ABD, hepsinden önemlisi, bu ikisinin doğduğu rahim olarak vahşi Avrupa emperyalizmi, bir şekilde yargılanacak. Adaletle yüzleşecekler ve son bulacaklar. Değişen bir dünyaya dair yüzeysel tasvirler üzerinden bu ihtimali şimdiden öngörmek zor. Ayrıca, ABD ve AB’nin elindeki hegemonik gücün yeniden tesis edilme ihtimali de mevcut ama gene de gidişat bunun gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Bu güçler, son bulacaklar. Vaktimiz de var, tarihsel ve devrimci güvenimiz de.

Sopo Caparidze
18 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: