Rusya-Ukrayna
savaşıyla başlayan yeni süreçte, son birkaç yıldır “sosyalizm sonrası dönem”in
sona erdiğinden bahsediliyor. Elbette savaş, henüz niteliği tam olarak netleşmemiş
yeni bir dönemin ortaya çıkmasına vesile oldu. Bu sürece başka olaylar da
eklendi: İsrail’in Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği, cezayla yüzleşmediği
soykırım, Trump’ın seçilmesi, İsrail’in Lübnan’ı harap ederken Lübnanlılara
yönelik uyguladığı etnik temizlik ve İran’a karşı savaş. Tüm bunların üstüne, bir
de ABD ve İngiltere’de hükümet, bilim, akademi ve hayır kurumlarının en
tepesinde bir pedofili ağının bulunduğu ile ilgili komplo teorisi doğru çıktı. Asıl
mesele de bu ağın İsrail’in çıkarlarına hizmet etmek için kullanılıyor olmasıydı.
Dün,
Gürcistan Ortodoks Kilisesi Evrensel Patriği, 93 yaşında vefat etti. 1977’den,
yani Sovyetler Birliği’nin son döneminin başladığı tarihten beri iktidardaydı.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonraki geçiş döneminde büyük bir rol oynadı,
ülke siyasetini uzun süre etkiledi. Yaklaşık elli yıl süren liderliği,
sosyalizmin gerilemesinin ve kapitalizmin yükselişinin sembolüydü. Bu dönem,
neoliberalizm ve neo-muhafazakârlığın altın çağıyla aynı zamana denk geldi.
Hem
Ayetullah Hameney’in hem de Patrik’in birkaç hafta arayla vefat etmesi, tesadüf.
Ayetullah Hameney, birkaç hafta önce öldürülüp şehit edilirken, İlya, hastanede
hayatını kaybetti. Onların birlikte bir fotoğrafını bulmak bile beni şok etti.
Gürcistan
için Sovyet sonrası dönem, belirli bir dizi varsayımla, tarihin sonu anlayışıyla
ve liberalizmin zaferiyle tanımlıydı. Bu varsayımlar arasında, ABD’nin tek
süper güç olduğuna dair iddia, liberal kurumların (AB, NATO) genişlemesi,
kurallara dayalı düzene olan inanç ve tarihin genel olarak tahmin edilebilir
bir yönde ilerlediği fikri yer alıyordu. AB’nin ve NATO’nun Gürcistan’da
yaşadığı başarısızlıkların bir sebebi de Rus işgalinden sonra Gürcistan’a dış
politika düzleminde uyguladıkları, alabildiğine pervasız dayatmalardı.
Dün,
93 yaşında olan Etienne Davignon’nun, Kongo lideri Patrice Lumumba’nın
öldürülmesiyle ilgili olarak yargılanmasına karar verilmesi de oldukça yerinde
ve kozmik bir olay. Cezire’nin haberine göre, “Eğer dava devam ederse,
Davignon, başbakanın öldürülmesinden ve cesedinin asitte eritilmesinden bu yana
65 yıl içinde mahkemeye çıkan ilk Belçikalı yetkili olacak.” Bu tür bir adalet,
65 yıldır aranan adaletle çelişiyormuş gibi görünse de, önemli olan, Etienne
Davignon’nun AB’nin ortak dış politikası ve güvenliğinin temel mimarı
olmasıdır.
Kongo
kasabı ve Lumumba’nın katili, AB dış politikasının mimarıdır. AB’nin soykırımın
destekçisi ve ABD’nin uşağı olması, hiç de şaşırtıcı bir durum değil. Bu adamın
yargılanması ihtimali, bugün daha da sembolik bir anlam kazanıyor: esasında
onun şahsında AB’nin dış politikası yargılanıyor.
Patrik
II. İlya’nın ölümünün Gürcistan’da sembolik düzeyde “sosyalizm sonrası” dönemi
kapattığı koşullarda, ülke, bugün yeni gerçeklikle uzlaşmayı reddeden muhalif
güçlerin faaliyetlerine sahne oluyor. Liberal kurumlar inşa etmeyi öngören eski
gerçekliğe dönmek isteyenler, AB ve NATO üyeliğine uzanan bir “yol haritası” üzerinde
çalışıyorlar, bu çalışma dâhilinde, birilerine “en iyi teknokratlar biz olacağız”
sözü veriyorlar. Bunlardan bazıları, Patrik’in ölümünü fırsat bilerek, bu sözü
özel ortamlarında veya herkesin gözü önünde dile getiriyorlar. Patrik’in
ölümünü fırsat biliyorlar, çünkü Gürcistan’da en fazla otoriteye ve güvene
sahip olan Kilise, Gürcistan hükümetinin yanında yer alıyor. Ama bu kişiler,
liberalizme elverişli koşullarının, “üreme kapları”nın hükmünü yitirdiğini
görmüyorlar.
Moldova
veya Ukrayna, AB’ye aday ülkeler için yazılmış o kusursuz senaryonun kusursuz
kahramanları olsalar bile, bu projenin içi boşalıyor. AB çöküş sürecinde. Dolayısıyla,
Gürcistan’da Avrupacı ve Atlantikçi muhalefetin devleti “İran’a ait bir merkez
ve ona bağlı bir müttefik” olarak takdim etmesinin bir önemi yok. Bu muhalefetin
amacı, bu yalanı ABD’ye satarak, Amerika’nın Gürcistan’ı düşman listesine
eklemesini ve mevcut hükümeti devirmek için yaptırımlar uygulamasını sağlamaya
çalışmak.
Sakaşvili
döneminde Gürcistan, Afganistan ve Irak’a asker gönderdi, ayrıca ABD’nin gizli
işkence merkezlerine ev sahipliği yaptı. Gürcü Rüyası Partisi yönetimindeki
hükümet ise İran ile işbirliği yapmakla suçlanıyor. İran Dışişleri Bakanı, dün
Patriğe sağlık dileklerini iletirken, Gürcü Rüyası Partisi de Ayetullah’ın ve
okul kızlarının ölümleri için başsağlığı dileklerini iletti. Tüm bunlar
olurken, Gürcistan, İran’a yönelik en ufak bir diplomatik jesti bile kamuoyu
önünde eleştirmekten asla geri durmayan daha büyük müttefiki İsrail ile denge
kurmak zorunda.
Ayetullah
Hameney’in şehadeti, İran için bir dönemi kapatıyor: tecrit edilmiş,
yaptırımlara maruz kalmış, “şer ekseni” fantezilerinin kötü adamı o. Lider kadrosu
ki birçoğu şehit oldu, ABD ve Avrupa’nın soykırımcı palyaço gösterilerinde
herkesten daha fazla cesaret gösterdi, daha büyük bir vizyon ortaya koydu.
Amerikalılar,
İran’a karşı savaşı kız çocuklarını bombalayarak başlattı. İran’a yönelik
yumuşak propaganda harbi, “kadınları özgürleştirmek” üzerine kurulu olan ABD’nin
savaşı kız çocuklarını öldürerek başlatması, yenilgisinin ne kadar kaçınılmaz
olduğunun delili. İranlı liderlerin, hepsinin ölebileceğini, ailelerinin de
aynı kaderi paylaşabileceğini bilerek, herkesin gözü önünde sokaklarda dolaşıp
röportaj vermelerinde derin ve dokunaklı bir şey var. Netanyahu ve Trump, kendi
küçük korunaklı alanlarında sıkışıp kalmış birer korkak olarak çıkıyor karşımıza.
Trump, gösterişli zenginliği içinde, kadın ve çocukların öldürülmesini
emrediyor. Bize gerçekleri unutturmak için yoğun bir propaganda faaliyeti
yürütülüyor olsa da, bu tür bir izlenimin hafızalarımızdan kolayca silineceğini
sanmıyorum. Bu süreç, aynı zamanda bize, İran diasporasının ne kadar aşağılık,
pespaye, insanlık dışı ve rahatsız edici olduğunu da gösterdi. İran’a dair
anlatıların hepsi çöp sepetinin dibini boyluyor.
En
önemli mesele şu: İran, Ortadoğu’nun sömürgecilikten kurtarılması sürecini başlattı.
ABD-İsrail hegemonyasının işleyiş biçimi şu şekildeydi: Bir ülke, askeri üsler
kurar, bu üsler, komşu bir ülkeyi yok etmek (ve/veya kukla hükümete karşı kendi
halkının muhalefetini ezmek) için kullanılır, yok edilen ülke, daha sonra ABD
ve İsrail çıkarlarına düşman olan bir sonraki hedefi ortadan kaldırmak için
yeni üsler kurar. Enver Sedat’ın ihanetiyle harekete geçen bu domino etkisi,
neredeyse tüm Ortadoğu’yu kontrolleri altına aldı. Son domino taşı, bugün
devrildi.
Son
iki haftadır Gürcistan’ın son 2.500 yıllık tarihini inceliyorum. Bu çalışma,
bana zamana ve dirence yönelik güven duygusu aşıladı. Daha kötü şeylerin çok
daha uzun sürdüğünü bilmek, teselli verici, ancak bu imparatorlukların, bu
zulümlerin bir sonu var ve o son gelecek. Her kışın bir baharı vardır.
İsrail,
ABD, hepsinden önemlisi, bu ikisinin doğduğu rahim olarak vahşi Avrupa
emperyalizmi, bir şekilde yargılanacak. Adaletle yüzleşecekler ve son
bulacaklar. Değişen bir dünyaya dair yüzeysel tasvirler üzerinden bu ihtimali
şimdiden öngörmek zor. Ayrıca, ABD ve AB’nin elindeki hegemonik gücün yeniden
tesis edilme ihtimali de mevcut ama gene de gidişat bunun gerçekleşmeyeceğini
söylüyor. Bu güçler, son bulacaklar. Vaktimiz de var, tarihsel ve devrimci güvenimiz de.
Sopo Caparidze
18 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder