21
Şubat 2026’da, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez (AOC), X
platformundaki bir paylaşımında “İran’la savaşa hayır” dedi. Bu paylaşım, 8
milyondan fazla görüntülenme aldı. İlerici kesim, bu tviti epey paylaştı. Tviti
okuyanlar, onu sergilenen bir direnişin yansıması zannettiler.
Oysa
değildi.
Çünkü
AOC, Ocak ayında, İran hükümetinin eşi benzeri görülmemiş ölçüde korkunç,
şiddet uygulayan, karşı koyulması gereken bir rejim olduğunu söyleyendi. Bu yalanı
bizzat besleyen AOC, ABD’nin harekete geçmesi gerektiğinin sinyalini verdi.
Şubat ayında ise “İran’la savaşa hayır” yazdı. Ancak eğer “rejim”in canavarca
olduğuna, ABD’nin onu durdurma konusunda bir rol oynaması gerektiğine dair
önermeyi kabul etmişseniz, savaşa “hayır” diyor olamazsınız. Sadece savaşın son
aşamasına “hayır” diyorsunuzdur. Gerekçeyi onay veriyor ama sonuca itiraz ediyorsunuzdur.
Bu,
ilkeli bir savaş karşıtı duruş değil. Bu, bombalara karşı çıkmış olmanın
takdirini kazanmak isteyen, ancak bombaların gerekliymiş gibi görünmesini
sağlayan ahlaki zemini hazırlayan birinin tavrıdır.
Instagram
paylaşımında ise savaşın tırmandırılması fikrine karşı çıkmayan AOC, sadece herkesçe
görünür olan son aşamasına karşı çıktı. “Tam kapsamlı bir savaş”a ve “kitlesel
bir bombardıman”a karşı olduğunu söyledi. ABD’nin elinde başka “araçlar”
olduğunu ısrarla dile getirdi. “Rejim”i kınadı. “Protestocular”la dayanışma
içinde olduğunu ifade etti.
Savaş
Gerçekte Nasıl İşliyor?
Modern
savaş, bombalarla başlamaz. Bir hikâyeyle başlar.
Birinci
adım, her zaman aynıdır: Hedef ülkeyi eşi benzeri görülmemiş ölçüde canavar bir
ülke olarak gösterin. Medya aracılığıyla, abartılı, çarpıtılmış veya tamamen
uydurulmuş vahşet iddialarını zihinlere boca edin. Ahlaki öfkeyi açığa
çıkarttın. Halkın bir şeyler yapılması gerektiği hissine kapılmasını sağlayın.
İkinci
Adım: Bu öfkeyi yaptırımları haklı çıkarmak için kullanın. Yaptırımlar, genelde
savaşa karşı barışçıl bir alternatifmiş gibi takdim edilir. Oysa öyle değiller.
Yaptırımlar, ekonomik savaştır. Bankacılık sistemlerini boğar, ilaç ithalatını
engeller, yakıt tedarikini keser ve altyapıyı çökertir. Maliyeti hükümetler
veya ordular değil, tüm sivil halk omuzlar. Bir ekonomi çöktüğünde,
istikrarsızlık ortaya çıkar. Bu istikrarsızlık, daha sonra dış müdahalenin
gerekli olduğunun kanıtı olarak gösterilir.
Çember,
şu şekilde tamamlanır: Zulüm Propagandası → Yaptırımlar → İstikrarsızlaştırma → Askeri Müdahale.
Bu,
bir teori değil. Bu, ABD dış politikasının belgeli ispatlı tarihidir. Irak’ta,
Libya’da, Venezuela’da, Suriye’de aynı şey olmuştur. Senaryo değişmez. Sadece
hedef değişir.
Batı
İran’a Her Zaman Müdahildi
İran’da
Ocak ayı başlarında canavar bir hükümete karşı kendiliğinden gelişen halk
ayaklanması yaşandığına dair zokayı yutmadan evvel, tarihi anlamanız gerekiyor.
Çünkü ABD, yetmiş yılı aşkın süredir İran’ın siyasi hayatına müdahale ediyor.
1953’te
CIA ve MI6 (İngiliz istihbaratı), Ajax Operasyonu ile İran’ın demokratik olarak
seçilmiş başbakanı Muhammed Musaddık’ın devrilip Şah’ın iktidara geldiği süreci
organize ederek, on yıllarca sürecek olumsuz sonuçların zeminini hazırladı. Bu,
tartışılmaz bir gerçektir. Darbe süreciyle ilgili belgelerin üzerindeki gizlilik
kaldırılmıştır. ABD hükümeti yaptıklarını kabul etmiştir.
Müdahale
altyapısı, hiçbir vakit ortadan kaldırılmadı, sadece modernize edildi. Ulusal
Demokrasi Vakfı (NED), ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve Batı
tarafından finanse edilen STK’lardan oluşan ağ, onlarca yıl İranlı muhalif
medyaya, sivil toplum örgütlerine ve aktivist ağlarına para aktardı. 2006
yılında Bush yönetimi, İran içinde rejim değişikliğine yönelik ortaya konulan
çabaları finanse etmek için 75 milyon dolar talep etti. Obama yönetimi, bu
programları sürdürdü, kapsamını genişletti. CIA ve Mossad, İran içinde sabotajlar
düzenledi, İranlı bilim insanlarını öldürdü, İran topraklarında faaliyet
gösteren silahlı örgütleri silahlandırdı ve finanse etti, birçok gizli
operasyon yürüttü. Protesto haberlerini aktaran uydu kanalı Iran
International, Körfez monarşileri ve İran’ın istikrarsızlaştırılmasında
doğrudan çıkarları olan Batılı hükümetlerle bağlantılı kaynaklar tarafından
destekleniyor. Voice of America Persian ve Radio Farda, bağımsız
gazetecilik değil, ABD devletinin araçlarıdır.
Geçtiğimiz
ay açığa çıkan toplumsal huzursuzluğun bu bağlamda anlaşılması gerekiyor. İran’daki
istikrarsızlığa yol açan ekonomik sıkıntılar, İran hükümeti tarafından
yaratılmadı. Sıradan İranlıların hayatını çekilmez hale getirmek için
tasarlanmış, on yıllarca süren ağır yaptırımlar tarafından kasıtlı olarak
kurgulandı. Batı, baskı tenceresini ocağa koydu, ateşi harladı, sonra da
kameraları kaynayan tencereye çevirip buna “ayaklanma” dedi.
İran,
topraklarında istikrarsızlaştırma operasyonları yürüten CIA ve Mossad destekli
silahlı unsurlara karşı kendini savunma hakkına sahiptir. Bu baskı değil,
egemenliktir. Batı medyası ve AOC gibi politikacılar, bu savunmayı “barışçıl
protestocular”a yönelik bir baskı olarak nitelendirdiklerinde, haber yapmış
olmuyorlar, enformasyon alanında rejim değişikliğine hizmet eden operasyonlar
yürütüyorlar.
AOC’nin
bu bağlamın hiçbirini dikkate almadan “protestocular”la dayanışma içinde
olduğunu söylemesi, safdillik değil. Bu destek, görev gereğidir. Washington ve
işgal altındaki Tel Aviv’de İran’a karşı gerçekleştirilecek saldırıları haklı
çıkarmak için oluşturulan dile ilericiler nezdinde güvenilirlik kazandırıyor.
Her
Şey Savaşın Bir Veçhesi
Bilgi
savaşı, savaştır. Ekonomik savaş, savaştır. Psikolojik operasyonlar, savaştır.
Rejim değişikliği altyapısı, savaştır. Döngünün sonunda gerçekleştirilen füze
saldırısı ise kameraların gösterdiği kısımdan ibarettir.
AOC,
rejim değişikliği propagandasını besleyip güçlendirdiğinde, İran hükümetini
Batı müdahalesini savunanların diliyle kınadığında ve ABD’den “yardım etmesini”
istediğinde tarafsız kalmış olmuyor. Gerilimi tırmandırma mekanizmasının
çarklarına yağ döküyor. Birinci adımı atıyor.
Sonra
da “İran’la savaşa hayır” diye tvit atıyor, üstelik bir de bunun için övgü
bekliyor.
Kontrollü
muhalefet, işte böyle işliyor. İnsanlara güçlü birinin kendi yanlarında
olduğunu hissettiriyor. Oysa bu kişi, aslında savaşı üreten sisteme hiçbir
şekilde itiraz etmiyor. AOC, “savaş karşıtı” duygunun yüzü olarak kendini
konumlandırırken, savaşı kaçınılmaz kılan çerçeveyi bizzat destekliyor.
Bombalara karşı çıkarken, sivilleri açlıktan ve ölümden öldüren ekonomik
kuşatmayı alkışlamak, kesinlikle ilkeli bir duruş değil. Bu, bir kılıf.
“Savaşa
Hayır” Salt Bir Slogan Olmamalı
İran
halkıyla gerçek dayanışma, ABD hükümetinden “bir şeyler yapmasını” talep etmekle
olmaz. Gerçek dayanışma, şu anda sıradan İranlıların hayatlarını mahveden
yaptırımlara karşı çıkmakla olur. Kamuoyunu bir sonraki müdahaleye hazırlayan
medya kampanyalarını reddetmekle olur. Hangi parti tarafından kontrol edilirse
edilsin, ABD hükümetinin yurt dışında insan hakları için meşru bir araç olarak
iş göremeyeceğini kabul etmekle olur.
İran’la
savaşı haklı çıkaran propagandayı güçlendirirken “İran’la savaşa hayır”
diyemezsiniz. Bombalara karşı çıkarken, bombaların önünü açan ekonomik
kuşatmayı destekleyemezsiniz.
Gerçek
anti-emperyalizm, sadece son darbeyi değil, süreci tırmandıran aklı da reddetmeyi
gerektirir. Bu, sürecin her aşamasında hayır denilmelidir. Savaşın öncesinde
onu mümkün kılan her şeye destek verip savaşın çıplaklaştığı, herkesçe görünür
olduğu anda ona karşı çıkamazsınız.
“Savaşa
hayır” bir slogan değildir. Bir ilke olmalıdır.
Emperyalistlerin
kendilerini anti-emperyalist hareket olarak yeniden adlandırmalarına izin
vermeyin. Süreci bilince çıkartın. Her aşamasını reddedin.
Bronx Savaş Karşıtı Koalisyon
23 Şubat 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder