04 Mart 2026

, ,

AOC’nin “Savaşa Hayır” Sloganı


21 Şubat 2026’da, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez (AOC), X platformundaki bir paylaşımında “İran’la savaşa hayır” dedi. Bu paylaşım, 8 milyondan fazla görüntülenme aldı. İlerici kesim, bu tviti epey paylaştı. Tviti okuyanlar, onu sergilenen bir direnişin yansıması zannettiler.

Oysa değildi.

Çünkü AOC, Ocak ayında, İran hükümetinin eşi benzeri görülmemiş ölçüde korkunç, şiddet uygulayan, karşı koyulması gereken bir rejim olduğunu söyleyendi. Bu yalanı bizzat besleyen AOC, ABD’nin harekete geçmesi gerektiğinin sinyalini verdi. Şubat ayında ise “İran’la savaşa hayır” yazdı. Ancak eğer “rejim”in canavarca olduğuna, ABD’nin onu durdurma konusunda bir rol oynaması gerektiğine dair önermeyi kabul etmişseniz, savaşa “hayır” diyor olamazsınız. Sadece savaşın son aşamasına “hayır” diyorsunuzdur. Gerekçeyi onay veriyor ama sonuca itiraz ediyorsunuzdur.

Bu, ilkeli bir savaş karşıtı duruş değil. Bu, bombalara karşı çıkmış olmanın takdirini kazanmak isteyen, ancak bombaların gerekliymiş gibi görünmesini sağlayan ahlaki zemini hazırlayan birinin tavrıdır.

Instagram paylaşımında ise savaşın tırmandırılması fikrine karşı çıkmayan AOC, sadece herkesçe görünür olan son aşamasına karşı çıktı. “Tam kapsamlı bir savaş”a ve “kitlesel bir bombardıman”a karşı olduğunu söyledi. ABD’nin elinde başka “araçlar” olduğunu ısrarla dile getirdi. “Rejim”i kınadı. “Protestocular”la dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

Savaş Gerçekte Nasıl İşliyor?

Modern savaş, bombalarla başlamaz. Bir hikâyeyle başlar.

Birinci adım, her zaman aynıdır: Hedef ülkeyi eşi benzeri görülmemiş ölçüde canavar bir ülke olarak gösterin. Medya aracılığıyla, abartılı, çarpıtılmış veya tamamen uydurulmuş vahşet iddialarını zihinlere boca edin. Ahlaki öfkeyi açığa çıkarttın. Halkın bir şeyler yapılması gerektiği hissine kapılmasını sağlayın.

İkinci Adım: Bu öfkeyi yaptırımları haklı çıkarmak için kullanın. Yaptırımlar, genelde savaşa karşı barışçıl bir alternatifmiş gibi takdim edilir. Oysa öyle değiller. Yaptırımlar, ekonomik savaştır. Bankacılık sistemlerini boğar, ilaç ithalatını engeller, yakıt tedarikini keser ve altyapıyı çökertir. Maliyeti hükümetler veya ordular değil, tüm sivil halk omuzlar. Bir ekonomi çöktüğünde, istikrarsızlık ortaya çıkar. Bu istikrarsızlık, daha sonra dış müdahalenin gerekli olduğunun kanıtı olarak gösterilir.

Çember, şu şekilde tamamlanır: Zulüm Propagandası Yaptırımlar İstikrarsızlaştırma Askeri Müdahale.

Bu, bir teori değil. Bu, ABD dış politikasının belgeli ispatlı tarihidir. Irak’ta, Libya’da, Venezuela’da, Suriye’de aynı şey olmuştur. Senaryo değişmez. Sadece hedef değişir.


Batı İran’a Her Zaman Müdahildi

İran’da Ocak ayı başlarında canavar bir hükümete karşı kendiliğinden gelişen halk ayaklanması yaşandığına dair zokayı yutmadan evvel, tarihi anlamanız gerekiyor. Çünkü ABD, yetmiş yılı aşkın süredir İran’ın siyasi hayatına müdahale ediyor.

1953’te CIA ve MI6 (İngiliz istihbaratı), Ajax Operasyonu ile İran’ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı Muhammed Musaddık’ın devrilip Şah’ın iktidara geldiği süreci organize ederek, on yıllarca sürecek olumsuz sonuçların zeminini hazırladı. Bu, tartışılmaz bir gerçektir. Darbe süreciyle ilgili belgelerin üzerindeki gizlilik kaldırılmıştır. ABD hükümeti yaptıklarını kabul etmiştir.

Müdahale altyapısı, hiçbir vakit ortadan kaldırılmadı, sadece modernize edildi. Ulusal Demokrasi Vakfı (NED), ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve Batı tarafından finanse edilen STK’lardan oluşan ağ, onlarca yıl İranlı muhalif medyaya, sivil toplum örgütlerine ve aktivist ağlarına para aktardı. 2006 yılında Bush yönetimi, İran içinde rejim değişikliğine yönelik ortaya konulan çabaları finanse etmek için 75 milyon dolar talep etti. Obama yönetimi, bu programları sürdürdü, kapsamını genişletti. CIA ve Mossad, İran içinde sabotajlar düzenledi, İranlı bilim insanlarını öldürdü, İran topraklarında faaliyet gösteren silahlı örgütleri silahlandırdı ve finanse etti, birçok gizli operasyon yürüttü. Protesto haberlerini aktaran uydu kanalı Iran International, Körfez monarşileri ve İran’ın istikrarsızlaştırılmasında doğrudan çıkarları olan Batılı hükümetlerle bağlantılı kaynaklar tarafından destekleniyor. Voice of America Persian ve Radio Farda, bağımsız gazetecilik değil, ABD devletinin araçlarıdır.

Geçtiğimiz ay açığa çıkan toplumsal huzursuzluğun bu bağlamda anlaşılması gerekiyor. İran’daki istikrarsızlığa yol açan ekonomik sıkıntılar, İran hükümeti tarafından yaratılmadı. Sıradan İranlıların hayatını çekilmez hale getirmek için tasarlanmış, on yıllarca süren ağır yaptırımlar tarafından kasıtlı olarak kurgulandı. Batı, baskı tenceresini ocağa koydu, ateşi harladı, sonra da kameraları kaynayan tencereye çevirip buna “ayaklanma” dedi.

İran, topraklarında istikrarsızlaştırma operasyonları yürüten CIA ve Mossad destekli silahlı unsurlara karşı kendini savunma hakkına sahiptir. Bu baskı değil, egemenliktir. Batı medyası ve AOC gibi politikacılar, bu savunmayı “barışçıl protestocular”a yönelik bir baskı olarak nitelendirdiklerinde, haber yapmış olmuyorlar, enformasyon alanında rejim değişikliğine hizmet eden operasyonlar yürütüyorlar.

AOC’nin bu bağlamın hiçbirini dikkate almadan “protestocular”la dayanışma içinde olduğunu söylemesi, safdillik değil. Bu destek, görev gereğidir. Washington ve işgal altındaki Tel Aviv’de İran’a karşı gerçekleştirilecek saldırıları haklı çıkarmak için oluşturulan dile ilericiler nezdinde güvenilirlik kazandırıyor.

Her Şey Savaşın Bir Veçhesi

Bilgi savaşı, savaştır. Ekonomik savaş, savaştır. Psikolojik operasyonlar, savaştır. Rejim değişikliği altyapısı, savaştır. Döngünün sonunda gerçekleştirilen füze saldırısı ise kameraların gösterdiği kısımdan ibarettir.

AOC, rejim değişikliği propagandasını besleyip güçlendirdiğinde, İran hükümetini Batı müdahalesini savunanların diliyle kınadığında ve ABD’den “yardım etmesini” istediğinde tarafsız kalmış olmuyor. Gerilimi tırmandırma mekanizmasının çarklarına yağ döküyor. Birinci adımı atıyor.

Sonra da “İran’la savaşa hayır” diye tvit atıyor, üstelik bir de bunun için övgü bekliyor.

Kontrollü muhalefet, işte böyle işliyor. İnsanlara güçlü birinin kendi yanlarında olduğunu hissettiriyor. Oysa bu kişi, aslında savaşı üreten sisteme hiçbir şekilde itiraz etmiyor. AOC, “savaş karşıtı” duygunun yüzü olarak kendini konumlandırırken, savaşı kaçınılmaz kılan çerçeveyi bizzat destekliyor. Bombalara karşı çıkarken, sivilleri açlıktan ve ölümden öldüren ekonomik kuşatmayı alkışlamak, kesinlikle ilkeli bir duruş değil. Bu, bir kılıf.

“Savaşa Hayır” Salt Bir Slogan Olmamalı

İran halkıyla gerçek dayanışma, ABD hükümetinden “bir şeyler yapmasını” talep etmekle olmaz. Gerçek dayanışma, şu anda sıradan İranlıların hayatlarını mahveden yaptırımlara karşı çıkmakla olur. Kamuoyunu bir sonraki müdahaleye hazırlayan medya kampanyalarını reddetmekle olur. Hangi parti tarafından kontrol edilirse edilsin, ABD hükümetinin yurt dışında insan hakları için meşru bir araç olarak iş göremeyeceğini kabul etmekle olur.

İran’la savaşı haklı çıkaran propagandayı güçlendirirken “İran’la savaşa hayır” diyemezsiniz. Bombalara karşı çıkarken, bombaların önünü açan ekonomik kuşatmayı destekleyemezsiniz.

Gerçek anti-emperyalizm, sadece son darbeyi değil, süreci tırmandıran aklı da reddetmeyi gerektirir. Bu, sürecin her aşamasında hayır denilmelidir. Savaşın öncesinde onu mümkün kılan her şeye destek verip savaşın çıplaklaştığı, herkesçe görünür olduğu anda ona karşı çıkamazsınız.

“Savaşa hayır” bir slogan değildir. Bir ilke olmalıdır.

Emperyalistlerin kendilerini anti-emperyalist hareket olarak yeniden adlandırmalarına izin vermeyin. Süreci bilince çıkartın. Her aşamasını reddedin.

Bronx Savaş Karşıtı Koalisyon
23 Şubat 2026
Kaynak

0 Yorum: