12 Mart 2026

, ,

İran Müslüman Kadınları Özgürleştiriyor


Kadınların ezildiği argümanı, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana CIA’in İran’a karşı yürüttüğü propagandatif saldırıların merkezinde duruyor. CIA’in beslediği medya kuruluşları, düşünce kuruluşları, STK’lar, partiler ve şahsiyetler, İran’ı kadınlara baskı uygulamakla suçluyor. Bu demagojik kampanya, ABD hükümetinin başarısız bir renkli devrim yoluyla darbe girişiminde bulunmaya karar vermesi ve şimdi de İran ulusunu aralıksız olarak bombalamasıyla endişe verici boyutlara ulaştı.

Ancak günlük olaylar, bu demagojiyi her zaman yerle bir ediyor, ikiyüzlülüğünü acımasızca ortaya çıkarıyor.

Bu suni feminist hareket, destekçileri eliyle, Trump’taki cinsiyetçiliği veya Netanyahu’daki şiddeti eleştirmek için öne çıkartılıyor, oysa bu eleştirilerin emperyalizmin genel politikasını etkileyecek bir gücü yok, söz konusu hükümetlerle ciddi bir çatışmaya girmiyor.

Neticede Demokratlar ve liberaller, yalnızca seçimlerde avantaj elde etmek için aşırı sağın gücünü zayıflatmak istediklerinde bu eleştiriler gündeme geliyor. Ne olursa olsun bu suni hareket, emperyalizmin bir piyonundan başka bir şey değil.

Kadınların ezildiğini söyleyen sloganlar, bilhassa Avrupalı ve Amerikalı büyük bankacıların ve kapitalistlerin senaryosuna harfiyen uyuyor. Aynı durum, siyahilerin, eşcinsellerin, yerli halkların, göçmenlerin ve çeşitli “azınlıkların” ezilmesiyle ilgili demagoji için de geçerli.

Trump’ın cinsiyetçiliğine karşı gösteri düzenleyen propaganda aygıtının, ABD başkanının önderliğindeki emperyalist saldırıları tümden desteklediğini görmek gerekiyor. CNN, BBC, DW ve Rede Globo’nun Venezuela cumhurbaşkanının eşi ve milletvekili Cilia Flores’in Nicolás Maduro ile birlikte kaçırılmasını kınadığını gören, duyan oldu mu?

İran’ın güneyindeki Minab'da, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir üsten fırlatılan ABD füzesi ile en az 150 kız çocuğunun katledilmesinden daha büyük bir kadın zulmü var mı?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında öldürülen 1300’den fazla insanın kaçı kadındı?

İran’a yönelik emperyalist saldırganlık, ABD’de üretilen feminist demagoji endüstrisi tarafından destekleniyor. Bunun bir kısmı, Gazze’deki İsrail soykırımını bile eleştirdi, ancak bunu sadece küçük burjuvazinin çoğunluğunun körlüğü sayesinde hâlâ koruyabildiği azıcık itibarını kaybetmemek için yaptı. Oysa yaklaşık 15.000 Filistinli kadının yok edilmesinden sorumlu rejim, terörist İsrail rejimi, ABD ile birlikte İran’a saldırdığı andan itibaren, Jeffrey Epstein’in arkadaşları, birdenbire İranlı kadınların kurtarıcılarına dönüştüler.



Elbette, sahte haberlere karşı bu kusursuz savaşçıların hiçbiri, İran’ın Ortadoğu’nun en ilerici ülkelerinden biri olduğunu, kadınların komşu ülkelerin çoğunda sahip olmadıkları haklara kavuştuğunu, yüksek öğrenime, iş piyasasına, boş zamana ve Körfez’in başka hiçbir ülkesinde bulunmayan şekillerde giyinme özgürlüğüne geniş erişime sahip olduklarını söylemeyecekler. Bu haklar 1979 Devrimi ile kazanılmıştır.

Emperyalistlerin asla kabul etmediği şey, İran’ın, kendilerini kadınların kurtarıcıları olarak gösteren aynı güçler tarafından dünyanın ezici çoğunluğuna dayatılan kölelikten kurtaran bir devrim gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu köle sahiplerinin sürekli saldırıları karşısında, bu devrim daha da güçlendi, öyle ki, şu anda on yıllar boyunca maruz kaldığı tüm provokasyonların, tehditlerin ve saldırıların bedelini fazlasıyla ödetmektedir.

Devrim Muhafızları’nın eylemlerinin modern tarihte eşi benzeri yok. ABD ve NATO askeri üslerini, elçiliklerini ve diğer tesislerini yok ederek veya onlara ağır hasar vererek, bu üslerin en büyüğünü (Filistin’den çalınan ve “İsrail” olarak adlandırılan toprakları) bombalayarak İran, Ortadoğu’daki emperyalist varlığa muazzam bir darbe indiriyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Seyyid Hatibzade, “Amerikan varlığının Körfez’de sona erdirilmesinden başka seçeneğimiz yok” dedi. Bu sözler, İran’ın savaşının sadece saldırgan güçlere karşı kesin bir bağımsızlık savaşı olmadığına dair inancı dile döküyorlar. ki bağımsızlık ülküsü bile tek başına savaşın meşru bir gerekçesiydi. Bu, daha da kutsal bir savaş: tüm bölgeyi ABD ve diğer emperyalist güçlerin sömürgeci egemenliğinden kurtarmak için yürütülüyor. Bu güçler, sadece bölgenin petrolünü ve doğal kaynaklarını yağmalamak, küresel kapitalist sistemin damarlarından birini kontrol etmek için oradalar.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren, bu halkların yağmalanmasını garanti altına almak için emperyalist güçler, ABD ve Avrupa emperyalizminden gelen tam siyasi, diplomatik ve ekonomik destek, eğitim ve silah yardımıyla halkları kontrol altına alacak kukla diktatörlükler kurdular. Hatta bu ülkelerin birçoğunu yapay olarak yarattılar.

Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Umman, Yemen, Ürdün, Lübnan, Suriye, Filistin Yönetimi ve elbette İsrail rejimleri, yalnızca ABD ve NATO’nun güçlü askeri varlığı sayesinde iktidarda kalmaktadır. Bu varlık olmasaydı, asla var olamazlardı. Bu ülkelerin çoğunun hükümetleri, siyasi hakların ve demokratik özgürlüklerin bulunmadığı, kadınların en derin karanlıkta yaşadığı monarşiler veya askeri diktatörlüklerdir. Bu aşamada, elbette, “ilerici” demagoji, tek kelime etmeyecektir, ancak İranlı kadınların Suudi kadınlardan daha fazla ezildiğine inanmak zordur.

İran, bu ülkelerdeki emperyalist tesisleri hedef alarak, halkları üzerindeki sömürgeci egemenliğin temellerini sarsıyor. Bu, yalnızca ABD’nin askeri varlığını değil, aynı zamanda zenginliklerini daha rahat sömürmek için yaratılan kukla rejimleri de zayıflatıyor. İran, emperyalizmi kovdukça, bu yapay ve baskıcı rejimler, giderek daha kırılgan hale geliyorlar.

Bu rejimlerin zayıflaması, halkları üzerindeki sömürünün zayıflaması anlamına geliyor. İran’ın emperyalizmi kovması, bu baskı sisteminin tamamının, özellikle de rejimlerin kendilerinin çöküşünün yolunu açıyor.

Yakında tüm Ortadoğu halkları, İran İslam Cumhuriyeti’ne selam duracak. İranlı kadınların örneğini takip ederek kadınlar, her zamankinden daha özgür olacaklar.

Eduardo Vasco
9 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: