Kadınların
ezildiği argümanı, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana CIA’in İran’a karşı
yürüttüğü propagandatif saldırıların merkezinde duruyor. CIA’in beslediği medya
kuruluşları, düşünce kuruluşları, STK’lar, partiler ve şahsiyetler, İran’ı
kadınlara baskı uygulamakla suçluyor. Bu demagojik kampanya, ABD hükümetinin
başarısız bir renkli devrim yoluyla darbe girişiminde bulunmaya karar vermesi
ve şimdi de İran ulusunu aralıksız olarak bombalamasıyla endişe verici
boyutlara ulaştı.
Ancak
günlük olaylar, bu demagojiyi her zaman yerle bir ediyor, ikiyüzlülüğünü
acımasızca ortaya çıkarıyor.
Bu
suni feminist hareket, destekçileri eliyle, Trump’taki cinsiyetçiliği veya
Netanyahu’daki şiddeti eleştirmek için öne çıkartılıyor, oysa bu eleştirilerin
emperyalizmin genel politikasını etkileyecek bir gücü yok, söz konusu
hükümetlerle ciddi bir çatışmaya girmiyor.
Neticede
Demokratlar ve liberaller, yalnızca seçimlerde avantaj elde etmek için aşırı
sağın gücünü zayıflatmak istediklerinde bu eleştiriler gündeme geliyor. Ne olursa
olsun bu suni hareket, emperyalizmin bir piyonundan başka bir şey değil.
Kadınların
ezildiğini söyleyen sloganlar, bilhassa Avrupalı ve Amerikalı büyük bankacıların ve kapitalistlerin senaryosuna harfiyen uyuyor.
Aynı durum, siyahilerin, eşcinsellerin, yerli halkların, göçmenlerin
ve çeşitli “azınlıkların” ezilmesiyle ilgili demagoji için de geçerli.
Trump’ın
cinsiyetçiliğine karşı gösteri düzenleyen propaganda aygıtının, ABD başkanının
önderliğindeki emperyalist saldırıları tümden desteklediğini görmek gerekiyor.
CNN, BBC, DW ve Rede Globo’nun Venezuela cumhurbaşkanının eşi ve milletvekili
Cilia Flores’in Nicolás Maduro ile birlikte kaçırılmasını kınadığını gören,
duyan oldu mu?
İran’ın
güneyindeki Minab'da, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir üsten fırlatılan ABD füzesi
ile en az 150 kız çocuğunun katledilmesinden daha büyük bir kadın zulmü var mı?
ABD
ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında öldürülen 1300’den fazla insanın
kaçı kadındı?
İran’a
yönelik emperyalist saldırganlık, ABD’de üretilen feminist demagoji endüstrisi
tarafından destekleniyor. Bunun bir kısmı, Gazze’deki İsrail
soykırımını bile eleştirdi, ancak bunu sadece küçük burjuvazinin çoğunluğunun
körlüğü sayesinde hâlâ koruyabildiği azıcık itibarını kaybetmemek için yaptı.
Oysa yaklaşık 15.000 Filistinli kadının yok edilmesinden sorumlu rejim, terörist
İsrail rejimi, ABD ile birlikte İran’a saldırdığı andan itibaren, Jeffrey
Epstein’in arkadaşları, birdenbire İranlı kadınların kurtarıcılarına
dönüştüler.
Elbette,
sahte haberlere karşı bu kusursuz savaşçıların hiçbiri, İran’ın Ortadoğu’nun en
ilerici ülkelerinden biri olduğunu, kadınların komşu ülkelerin çoğunda sahip
olmadıkları haklara kavuştuğunu, yüksek öğrenime, iş piyasasına, boş zamana ve
Körfez’in başka hiçbir ülkesinde bulunmayan şekillerde giyinme özgürlüğüne
geniş erişime sahip olduklarını söylemeyecekler. Bu haklar 1979 Devrimi ile
kazanılmıştır.
Emperyalistlerin
asla kabul etmediği şey, İran’ın, kendilerini kadınların kurtarıcıları olarak
gösteren aynı güçler tarafından dünyanın ezici çoğunluğuna dayatılan kölelikten
kurtaran bir devrim gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu köle sahiplerinin sürekli
saldırıları karşısında, bu devrim daha da güçlendi, öyle ki, şu anda on yıllar
boyunca maruz kaldığı tüm provokasyonların, tehditlerin ve saldırıların bedelini
fazlasıyla ödetmektedir.
Devrim
Muhafızları’nın eylemlerinin modern tarihte eşi benzeri yok. ABD ve NATO askeri
üslerini, elçiliklerini ve diğer tesislerini yok ederek veya onlara ağır hasar
vererek, bu üslerin en büyüğünü (Filistin’den çalınan ve “İsrail” olarak
adlandırılan toprakları) bombalayarak İran, Ortadoğu’daki emperyalist varlığa muazzam
bir darbe indiriyor.
İran
Dışişleri Bakan Yardımcısı Seyyid Hatibzade, “Amerikan varlığının Körfez’de
sona erdirilmesinden başka seçeneğimiz yok” dedi. Bu sözler, İran’ın savaşının
sadece saldırgan güçlere karşı kesin bir bağımsızlık savaşı olmadığına dair
inancı dile döküyorlar. ki bağımsızlık ülküsü bile tek başına savaşın meşru bir
gerekçesiydi. Bu, daha da kutsal bir savaş: tüm bölgeyi ABD ve diğer
emperyalist güçlerin sömürgeci egemenliğinden kurtarmak için yürütülüyor. Bu
güçler, sadece bölgenin petrolünü ve doğal kaynaklarını yağmalamak, küresel
kapitalist sistemin damarlarından birini kontrol etmek için oradalar.
On
dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren, bu halkların yağmalanmasını garanti
altına almak için emperyalist güçler, ABD ve Avrupa emperyalizminden gelen tam
siyasi, diplomatik ve ekonomik destek, eğitim ve silah yardımıyla halkları
kontrol altına alacak kukla diktatörlükler kurdular. Hatta bu ülkelerin
birçoğunu yapay olarak yarattılar.
Birleşik
Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Umman, Yemen, Ürdün,
Lübnan, Suriye, Filistin Yönetimi ve elbette İsrail rejimleri, yalnızca ABD ve
NATO’nun güçlü askeri varlığı sayesinde iktidarda kalmaktadır. Bu varlık
olmasaydı, asla var olamazlardı. Bu ülkelerin çoğunun hükümetleri, siyasi
hakların ve demokratik özgürlüklerin bulunmadığı, kadınların en derin
karanlıkta yaşadığı monarşiler veya askeri diktatörlüklerdir. Bu aşamada,
elbette, “ilerici” demagoji, tek kelime etmeyecektir, ancak İranlı kadınların
Suudi kadınlardan daha fazla ezildiğine inanmak zordur.
İran,
bu ülkelerdeki emperyalist tesisleri hedef alarak, halkları üzerindeki
sömürgeci egemenliğin temellerini sarsıyor. Bu, yalnızca ABD’nin askeri
varlığını değil, aynı zamanda zenginliklerini daha rahat sömürmek için
yaratılan kukla rejimleri de zayıflatıyor. İran, emperyalizmi kovdukça, bu
yapay ve baskıcı rejimler, giderek daha kırılgan hale geliyorlar.
Bu
rejimlerin zayıflaması, halkları üzerindeki sömürünün zayıflaması anlamına
geliyor. İran’ın emperyalizmi kovması, bu baskı sisteminin tamamının, özellikle
de rejimlerin kendilerinin çöküşünün yolunu açıyor.
Yakında
tüm Ortadoğu halkları, İran İslam Cumhuriyeti’ne selam duracak. İranlı
kadınların örneğini takip ederek kadınlar, her zamankinden daha özgür
olacaklar.
Eduardo Vasco
9 Mart 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder