03 Mart 2026

, ,

Hizbullah'ın Savaşa Katılma Kararının Ardındaki Mantık

“Amerika’ya ölüm. İsrail’e ölüm.”

 

1.

Öncelikle bağlamı aktaralım:

Kasım 2024’ten 1 Mart 2026’ya kadar uzanan süreçte Lübnan, benim “ateşkes savaşı” olarak adlandırdığım bir süreçten geçti. ABD destekli yürütülen bu güdümlü savaş modelini İsrail “dinamik ateşkes” olarak nitelendiriyor. Bu ateşkes, devam eden hava saldırıları, suikastlar, beş stratejik noktanın işgali, 15.000’den fazla ihlal, 400’den fazla ölüm, kaçırma olayları ve yeniden inşa sürecinin engellenmesi için bir paravan olarak kullanıldı. Kısacası, İsrail ateşkesi, iki aylık savaş sırasında başaramadıklarını gerçekleştirmek için kullandı. Amaç, sadece Hizbullah’ı askeri olarak zayıflatmak değil, direnişi doğuran koşulları ortadan kaldırmaktı. Bu sırada, Güney Lübnan’ı tanımadığı gibi savunmaktan aciz olan zayıf ve itaatkâr Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın direniş faaliyetlerini gayrimeşru göstermeye ve kısıtlamaya çalıştı.

2.

Başlangıçta şunu belirtmek gerek: Hizbullah’ın savaşa katılma kararı, öncelikle İran’ı stratejik olarak desteklemek ya da Hamaney'in suikastından sonra ideolojik dayanışma sağlamak için alınmış bir karar değildi. İran, düşmanlarının ve dostlarının beklentilerini aşan, Hizbullah’ın katılımına ihtiyaç duymadığı ya da bunu beklemeden yürüttüğü önemli bir askeri harekât içinde.

Hizbullah’ın hesapları tamamen içe dönük: daha kalıcı ve sağlam bir ateşkes ortamı sağlamak, bunun da ötesinde, İran’a karşı yürütülen bu askeri harekâtı desteklemelerinin bedeli olarak Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinin Lübnan siyaseti üzerindeki etkilerinin kırılacağı süreçten bölgesel uzlaşma zemininde ülke içinde daha güçlü bir siyasi yapı olarak çıkmak.

3.

Bu kararı bir kumar olarak nitelendirenler, durumu temelden yanlış yorumluyorlar, çünkü kumar, kaybedilecek değerli bir şeyin varlığını önceden varsayar. İsrail’in yayılmacı sömürgeci emelleri göz önüne alındığında, Hizbullah ve Şii seçmenleri için olduğu kadar Lübnan’ın tamamı için de varoluşsal bir tehdit haline gelen 15 aylık ateşkes savaşın ardından korunmaya değer çok az şey kalmıştı. Her şey, saldırganlığın daha da derinleşeceğini ve bunun mantıksal sonucu olarak Lübnan’a tam ölçekli bir saldırı gerçekleştirileceğini ortaya koyuyordu. Dolayısıyla, Hizbullah, savaş ve barış değil, Epstein’in soykırımcı dünya düzeni içinde yavaş yavaş yok olmakla, sonunda zafer olasılığı olan onurlu direniş arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı.

4.

Bilhassa Hizbullah dün yaptığı açıklamada, (İsrail medyasının haberlerinde de dile getirilen, İsrail kabinesinin dün savaşı Lübnan’a genişletme konusundaki tartışmaları, sınırda toplanan 100.000 asker, açık işgal tehditleri gibi.) önemli kanıtlara başvurarak, bunları gerekçe göstererek kararını yurt içinde haklı çıkarmaya çalışmadı. Bunun nedeni, muhtemelen mevcut Lübnan hükümetini meşru bir muhatap olarak görmeyi bırakmış olmasıdır. Bugün Hizbullah, “Lübnan hükümeti”ni, zerre tanımadığı, hayatta kalmasını beklemediği, işgale karşı direniş hakkını suç sayarak uluslararası hukuku ihlal eden, Vichy tarzı işbirlikçi bir otorite olarak görüyor.

5.

Kabine, bugün Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklama kararı aldı, ancak ordu, bunu uygulamak için hem irade hem de kurumsal tutarlılıktan yoksun, dolayısıyla ilgili kararın uygulanma ihtimali bulunmuyor. Ordu komutanı Rudolf Heykel, Ağustos ayında benzer bir kararı uygulamayı reddetti (ilginçtir ki son gelen haberlere göre Heykel ve Başbakan Nevvaf Selam, bugün tam da bu konu üzerinden tartışma yaşamışlar). Bu anlamda ortada, aktif savaş döneminde durumun farklı olacağını beklemek için inandırıcı bir dayanak yok, zira Hizbullah’la ciddi bir çatışmaya girilmesi, böyle bir çatışmanın ortaya çıkaracağı fay hatları boyunca ordunun bölünmesi riskini doğuracaktır.

6.

Yukarıdaki tespitler ışığında, Hizbullah’ın 15 ay süren itidalli tutumu anlaşılır hale geliyor. Bu itidal, birkaç amaca aynı anda hizmet eden kasıtlı bir stratejik sabır olarak okunmalı: kendi toplumuna nefes alacağı süre kazandıran Hizbullah, bir yandan yoğun bir savaşın ardından kendisini toparlama fırsatı buldu, öte yandan da Lübnan devletine işgali diplomatik kanallardan çözme şansı sundu. Bunu, söz konusu ihtimale gerçekten inandığından değil, ancak silahlı direnişe dönmeden önce bu yolun tüketildiğinin herkesçe görülmesini istedi. Hizbullah, İran’ın da dâhil olacağı ikinci ve çok daha önemli bir savaşın kaçınılmaz olduğunu, bu savaş başladığında İran’ın hiçbir sınır tanımadan savaşa tam olarak müdahil olacağını, bunun da kesin bir zafer olmasa da ABD ve İsrail’in zaferini engelleme olasılığını en üst düzeye çıkaracağını makul bir kesinlikle anlamış olmalı.

Emel Saed
2 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: