“Amerika’ya ölüm. İsrail’e ölüm.”
1.
Öncelikle
bağlamı aktaralım:
Kasım
2024’ten 1 Mart 2026’ya kadar uzanan süreçte Lübnan, benim “ateşkes savaşı”
olarak adlandırdığım bir süreçten geçti. ABD destekli yürütülen bu güdümlü
savaş modelini İsrail “dinamik ateşkes” olarak nitelendiriyor. Bu ateşkes,
devam eden hava saldırıları, suikastlar, beş stratejik noktanın işgali, 15.000’den
fazla ihlal, 400’den fazla ölüm, kaçırma olayları ve yeniden inşa sürecinin
engellenmesi için bir paravan olarak kullanıldı. Kısacası, İsrail ateşkesi, iki aylık savaş sırasında başaramadıklarını gerçekleştirmek için kullandı. Amaç,
sadece Hizbullah’ı askeri olarak zayıflatmak değil, direnişi doğuran koşulları
ortadan kaldırmaktı. Bu sırada, Güney Lübnan’ı tanımadığı gibi savunmaktan aciz
olan zayıf ve itaatkâr Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın direniş faaliyetlerini
gayrimeşru göstermeye ve kısıtlamaya çalıştı.
2.
Başlangıçta
şunu belirtmek gerek: Hizbullah’ın savaşa katılma kararı, öncelikle İran’ı
stratejik olarak desteklemek ya da Hamaney'in suikastından sonra ideolojik
dayanışma sağlamak için alınmış bir karar değildi. İran, düşmanlarının ve
dostlarının beklentilerini aşan, Hizbullah’ın katılımına ihtiyaç duymadığı ya
da bunu beklemeden yürüttüğü önemli bir askeri harekât içinde.
Hizbullah’ın
hesapları tamamen içe dönük: daha kalıcı ve sağlam bir ateşkes ortamı sağlamak,
bunun da ötesinde, İran’a karşı yürütülen bu askeri harekâtı desteklemelerinin
bedeli olarak Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinin Lübnan siyaseti
üzerindeki etkilerinin kırılacağı süreçten bölgesel uzlaşma zemininde ülke içinde
daha güçlü bir siyasi yapı olarak çıkmak.
3.
Bu
kararı bir kumar olarak nitelendirenler, durumu temelden yanlış yorumluyorlar,
çünkü kumar, kaybedilecek değerli bir şeyin varlığını önceden varsayar. İsrail’in
yayılmacı sömürgeci emelleri göz önüne alındığında, Hizbullah ve Şii seçmenleri
için olduğu kadar Lübnan’ın tamamı için de varoluşsal bir tehdit haline gelen
15 aylık ateşkes savaşın ardından korunmaya değer çok az şey kalmıştı. Her şey,
saldırganlığın daha da derinleşeceğini ve bunun mantıksal sonucu olarak Lübnan’a
tam ölçekli bir saldırı gerçekleştirileceğini ortaya koyuyordu. Dolayısıyla,
Hizbullah, savaş ve barış değil, Epstein’in soykırımcı dünya düzeni içinde
yavaş yavaş yok olmakla, sonunda zafer olasılığı olan onurlu direniş arasında bir
seçim yapmak zorunda kaldı.
4.
Bilhassa
Hizbullah dün yaptığı açıklamada, (İsrail medyasının haberlerinde de dile getirilen,
İsrail kabinesinin dün savaşı Lübnan’a genişletme konusundaki tartışmaları,
sınırda toplanan 100.000 asker, açık işgal tehditleri gibi.) önemli kanıtlara
başvurarak, bunları gerekçe göstererek kararını yurt içinde haklı çıkarmaya
çalışmadı. Bunun nedeni, muhtemelen mevcut Lübnan hükümetini meşru bir muhatap
olarak görmeyi bırakmış olmasıdır. Bugün Hizbullah, “Lübnan hükümeti”ni, zerre tanımadığı, hayatta kalmasını beklemediği, işgale karşı
direniş hakkını suç sayarak uluslararası hukuku ihlal eden, Vichy tarzı
işbirlikçi bir otorite olarak görüyor.
5.
Kabine,
bugün Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklama kararı aldı, ancak ordu,
bunu uygulamak için hem irade hem de kurumsal tutarlılıktan yoksun, dolayısıyla
ilgili kararın uygulanma ihtimali bulunmuyor. Ordu komutanı Rudolf Heykel,
Ağustos ayında benzer bir kararı uygulamayı reddetti (ilginçtir ki son gelen
haberlere göre Heykel ve Başbakan Nevvaf Selam, bugün tam da bu konu üzerinden
tartışma yaşamışlar). Bu anlamda ortada, aktif savaş döneminde durumun farklı
olacağını beklemek için inandırıcı bir dayanak yok, zira Hizbullah’la ciddi bir
çatışmaya girilmesi, böyle bir çatışmanın ortaya çıkaracağı fay hatları boyunca
ordunun bölünmesi riskini doğuracaktır.
6.
Yukarıdaki
tespitler ışığında, Hizbullah’ın 15 ay süren itidalli tutumu anlaşılır hale
geliyor. Bu itidal, birkaç amaca aynı anda hizmet eden kasıtlı bir stratejik
sabır olarak okunmalı: kendi toplumuna nefes alacağı süre kazandıran Hizbullah,
bir yandan yoğun bir savaşın ardından kendisini toparlama fırsatı buldu, öte yandan
da Lübnan devletine işgali diplomatik kanallardan çözme şansı sundu. Bunu, söz
konusu ihtimale gerçekten inandığından değil, ancak silahlı direnişe dönmeden
önce bu yolun tüketildiğinin herkesçe görülmesini istedi. Hizbullah, İran’ın da
dâhil olacağı ikinci ve çok daha önemli bir savaşın kaçınılmaz olduğunu, bu
savaş başladığında İran’ın hiçbir sınır tanımadan savaşa tam olarak müdahil
olacağını, bunun da kesin bir zafer olmasa da ABD ve İsrail’in zaferini
engelleme olasılığını en üst düzeye çıkaracağını makul bir kesinlikle anlamış
olmalı.
Emel Saed
2 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder