İran’a
karşı yürütülecek her türden savaş, Gelibolu’da yapılan klasik hatayı, bir
süper gücün, coğrafi olarak büyük avantaja sahip olan, savunmasını kararlılıkla
yürüten ülkeyi hafife alma hatasını yineleme riskini taşır.
1915’te
İngiliz İmparatorluğu, diğer devletlerin filolarından üstün olduğunu düşündüğü deniz
filosunun Çanakkale Boğazı’nı zorla geçmeye ve Osmanlı İmparatorluğu’nu
nispeten kolayca yıkmaya yeteceğine inanıyordu.
Aralarında
Winston Churchill, Ian Hamilton ve Lord Kitchener gibi isimlerin bulunduğu generaller
ve politikacılar, Türkleri İngiliz savaş gemilerinden gelecek ilk top ateşi
neticesinde kaçacak, “düşük değerde”, geri kalmış bir ordu olarak görüyorlardı.
Gerçeğin çok farklı olduğu görüldü.
Gelibolu’nun
coğrafi yapısı, saldırıyı bir kâbusa çevirdi. Sahil şeridi üzerindeki dik
tepeler Osmanlıların kontrolü altındaydı. Müttefikler karaya çıktıklarında, dar
kum şeritlerinde kapana kısıldılar, yukarıdan gelen makineli tüfek ve topçu
ateşine maruz kaldılar.
Güvenli
bir şekilde ilerlemek veya geri çekilmek neredeyse imkânsızdı.
Gelibolu’daki
ve Çanakkale Boğazı’ndaki durum, tüm kıyı şeridini dağların çevrelediği, bu
anlamda doğal duvara sahip olan İran’daki durumla neredeyse aynı.
Basra
Körfezi’ne çıkarma yapmaya çalışan herhangi bir kuvvet, sahil şeridinin hemen
ardında yükselen dik yamaçlarla karşılaşacak, bu da savunmacı güce tam görüş ve
ateş üstünlüğü sağlayacak.
Coğrafi
konumun ötesinde, İran’ın İngilizlerin Türklerde hafife aldığı özelliğe benzer
bir özelliği daha var: yoğun bir savunma yapabilme kabiliyeti.
Saldırgan
gücün saldırı ve savunma mühimmat stokları azalırken, İran yoğun bir savaş
hazırlığı içinde. Çeşitli tiplerdeki binlerce insansız hava aracı, füze ve
hızlı saldırı botu, koalisyonun İran’a çıkarma için destek sağlama kabiliyetini
hızla alt edebilir ve tüketebilir.
Lojistik,
bir diğer ölümcül engeli ifade ediyor. Gelibolu’da Müttefikler, sürekli ateş
altında kaldıkları için ikmal malzemelerinin akışı kesintili ilerledi. İran’da
ise daha büyük bir engel ve güçlükle yüzleşilecek: İkmal hatları, zaten ağır
hasar görmüş ve 26 gündür ateş altında olan bölgedeki Amerikan üslerine bel
bağlayamaz.
Bunun
yerine, zaten zayıflamış olan Amerikan sanayiinin desteklediği çok daha uzak
bir lojistiğe bağımlı kalacaklar. Bu sırada İran, yeraltı fabrikaları, kısa ikmal
hatları ve Irak milisleri ve Husiler aracılığıyla birden fazla cephe açma
yeteneğiyle birlikte savaşacak.
Buna
paralel olarak, Hürmüz Boğazı, Çanakkale Boğazı’nın günümüzdeki karşılığı
olarak işlev görüyor. İran, gelişmiş ancak nispeten ucuz deniz mayınları,
gemisavar füzeleri, insansız hava araçları ve kendi donanmasıyla bölgeye hâkim
durumda.
Sadece
bir veya iki büyük geminin ya da çıkarma gemisinin kaybı, tıpkı 1915’te basit
mayınların tek bir günde üç İngiliz savaş gemisini batırması gibi, tüm
operasyonun çökmesine yetebilir.
Değerlendirme
hatası, bir asır öncekiyle aynı. Tıpkı dün Türklerin “modern savaşa hiç hevesi
olmadığını” düşünen İngilizler gibi, bugün de bazıları, yoğun bir teknolojik
bombardımanın İran rejiminin hızla çökmesine neden olacağını varsayıyor.
Netenyahu’nun
“İran kağıttan bir kaplan... Güçlü bir darbeyle rejim yıkılacak” türünden
açıklamaları, Churchill ve Hamilton’ın söylemlerini tehlikeli bir şekilde
yankılıyor.
Her
ikisinin de ortak hatası, kendi topraklarında güçlü ideolojik motivasyonla
savaşan on milyonlarca insanın oluşturduğu bir ulusun teknolojik üstünlüğe
kolay kolay teslim olmayacağı gerçeğini göz ardı etmeleri.
Gelibolu,
Müttefikler’e on binlerce ölü de dâhil olmak üzere, yaklaşık 250.000 cana mal
oldu, aşağılayıcı bir geri çekilmeyle sonuçlandı. Gelibolu, bir süper gücün
kibrinin, arazinin gerçekliği ve savunmacıların kararlılığıyla çarpıştığında ne
kadar büyük bir sorun teşkil ettiğini ortaya koyan bir kıyma makinesi işlevi
gördü.
Bugün
İran’a gerçekleştirilecek bir amfibi çıkarma, Hürmüz’ü Pers Gelibolu’suna
dönüştürür: Saldıranlar, teknolojiye aşırı güven, aşılmaz bir coğrafya, füze ve
insansız hava araçları yığını ve kendi topraklarında savaşanların ezici
üstünlüğüyle karşı karşıya gelir.
İran,
çok kutuplu dünya sahnesinin perdesini aralayan çatışmadır. Bu gerçeği Amerika,
İsrail ve muhtemelen tüm Batı, hâlâ fark edebilmiş değil.
Patricia Marins
26 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder