26 Mart 2026

, ,

İran’a Amfibi Çıkarma ve Gelibolu Muharebesi


İran’a karşı yürütülecek her türden savaş, Gelibolu’da yapılan klasik hatayı, bir süper gücün, coğrafi olarak büyük avantaja sahip olan, savunmasını kararlılıkla yürüten ülkeyi hafife alma hatasını yineleme riskini taşır.

1915’te İngiliz İmparatorluğu, diğer devletlerin filolarından üstün olduğunu düşündüğü deniz filosunun Çanakkale Boğazı’nı zorla geçmeye ve Osmanlı İmparatorluğu’nu nispeten kolayca yıkmaya yeteceğine inanıyordu.

Aralarında Winston Churchill, Ian Hamilton ve Lord Kitchener gibi isimlerin bulunduğu generaller ve politikacılar, Türkleri İngiliz savaş gemilerinden gelecek ilk top ateşi neticesinde kaçacak, “düşük değerde”, geri kalmış bir ordu olarak görüyorlardı. Gerçeğin çok farklı olduğu görüldü.

Gelibolu’nun coğrafi yapısı, saldırıyı bir kâbusa çevirdi. Sahil şeridi üzerindeki dik tepeler Osmanlıların kontrolü altındaydı. Müttefikler karaya çıktıklarında, dar kum şeritlerinde kapana kısıldılar, yukarıdan gelen makineli tüfek ve topçu ateşine maruz kaldılar.

Güvenli bir şekilde ilerlemek veya geri çekilmek neredeyse imkânsızdı.

Gelibolu’daki ve Çanakkale Boğazı’ndaki durum, tüm kıyı şeridini dağların çevrelediği, bu anlamda doğal duvara sahip olan İran’daki durumla neredeyse aynı.

Basra Körfezi’ne çıkarma yapmaya çalışan herhangi bir kuvvet, sahil şeridinin hemen ardında yükselen dik yamaçlarla karşılaşacak, bu da savunmacı güce tam görüş ve ateş üstünlüğü sağlayacak.

Coğrafi konumun ötesinde, İran’ın İngilizlerin Türklerde hafife aldığı özelliğe benzer bir özelliği daha var: yoğun bir savunma yapabilme kabiliyeti.

Saldırgan gücün saldırı ve savunma mühimmat stokları azalırken, İran yoğun bir savaş hazırlığı içinde. Çeşitli tiplerdeki binlerce insansız hava aracı, füze ve hızlı saldırı botu, koalisyonun İran’a çıkarma için destek sağlama kabiliyetini hızla alt edebilir ve tüketebilir.

Lojistik, bir diğer ölümcül engeli ifade ediyor. Gelibolu’da Müttefikler, sürekli ateş altında kaldıkları için ikmal malzemelerinin akışı kesintili ilerledi. İran’da ise daha büyük bir engel ve güçlükle yüzleşilecek: İkmal hatları, zaten ağır hasar görmüş ve 26 gündür ateş altında olan bölgedeki Amerikan üslerine bel bağlayamaz.

Bunun yerine, zaten zayıflamış olan Amerikan sanayiinin desteklediği çok daha uzak bir lojistiğe bağımlı kalacaklar. Bu sırada İran, yeraltı fabrikaları, kısa ikmal hatları ve Irak milisleri ve Husiler aracılığıyla birden fazla cephe açma yeteneğiyle birlikte savaşacak.

Buna paralel olarak, Hürmüz Boğazı, Çanakkale Boğazı’nın günümüzdeki karşılığı olarak işlev görüyor. İran, gelişmiş ancak nispeten ucuz deniz mayınları, gemisavar füzeleri, insansız hava araçları ve kendi donanmasıyla bölgeye hâkim durumda.

Sadece bir veya iki büyük geminin ya da çıkarma gemisinin kaybı, tıpkı 1915’te basit mayınların tek bir günde üç İngiliz savaş gemisini batırması gibi, tüm operasyonun çökmesine yetebilir.

Değerlendirme hatası, bir asır öncekiyle aynı. Tıpkı dün Türklerin “modern savaşa hiç hevesi olmadığını” düşünen İngilizler gibi, bugün de bazıları, yoğun bir teknolojik bombardımanın İran rejiminin hızla çökmesine neden olacağını varsayıyor.

Netenyahu’nun “İran kağıttan bir kaplan... Güçlü bir darbeyle rejim yıkılacak” türünden açıklamaları, Churchill ve Hamilton’ın söylemlerini tehlikeli bir şekilde yankılıyor.

Her ikisinin de ortak hatası, kendi topraklarında güçlü ideolojik motivasyonla savaşan on milyonlarca insanın oluşturduğu bir ulusun teknolojik üstünlüğe kolay kolay teslim olmayacağı gerçeğini göz ardı etmeleri.

Gelibolu, Müttefikler’e on binlerce ölü de dâhil olmak üzere, yaklaşık 250.000 cana mal oldu, aşağılayıcı bir geri çekilmeyle sonuçlandı. Gelibolu, bir süper gücün kibrinin, arazinin gerçekliği ve savunmacıların kararlılığıyla çarpıştığında ne kadar büyük bir sorun teşkil ettiğini ortaya koyan bir kıyma makinesi işlevi gördü.

Bugün İran’a gerçekleştirilecek bir amfibi çıkarma, Hürmüz’ü Pers Gelibolu’suna dönüştürür: Saldıranlar, teknolojiye aşırı güven, aşılmaz bir coğrafya, füze ve insansız hava araçları yığını ve kendi topraklarında savaşanların ezici üstünlüğüyle karşı karşıya gelir.

İran, çok kutuplu dünya sahnesinin perdesini aralayan çatışmadır. Bu gerçeği Amerika, İsrail ve muhtemelen tüm Batı, hâlâ fark edebilmiş değil.

Patricia Marins
26 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: