29 Mart 2026

, ,

Liberallerin Trump’a Desteği



Bugün sümsük liberaller, “Trump’ı sevmiyorum ama İran da kötü canım” türküsünü tutturmuşlar. Oysa içinde bulunduğumuz moment, ABD’nin kınanmasını, İran halkına ve devletine koşulsuz destek sunulmasını gerektiriyor.

İran İslam Cumhuriyeti’ni yok etme planı, bu devletin 1979’da kurulmasından bu yana ABD’nin hiç vazgeçmediği siyasetidir. ABD’de hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler, suikastlar, yıkıcı yaptırımlar, dondurulmuş fonlar, siber savaş ve askeri saldırı planlarına imza atmışlardır. Hatta Barack Obama’nın 2015’te imzaladığı, halk arasında “İran anlaşması” olarak bilinen Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) bile, ABD yörüngesinde olmaya daha yatkın olan İranlıları güçlendirme çabasıydı. Anlaşmanın imzalanmasının ardından, İran’ın düşmanları olan Suudi Arabistan’a Yemen’e karşı savaş yürütmeleri ve İran’ın müttefiki Suriye’ye karşı rejim değişikliği girişiminde bulunmaları için askeri yardım sağlandı ve bu girişim, 2024’te başarıyla sonuçlandı.

Haziran 2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 Günlük Savaş, ABD ve İsrail’in başarılı bir rejim değişikliği gerçekleştirmesini umduğu operasyonun bir provasıydı. Bölgedeki ABD savaş gemilerinin ve savaş uçaklarının son zamanlardaki artan varlığından, Donald Trump yönetiminin ve İsrailli müttefiklerinin saldıracağı açıktı, nitekim, 28 Şubat 2026’da saldırdılar.

Ancak 12 Günlük Savaş’tan sonra İran’a başka bir saldırı daha oldu. Bu saldırı, ABD’nin sabotaj eylemi neticesinde Ocak ayı içerisinde, İran’ın para biriminin değeri düşürüldü, ekonomi kaosa sürüklendi, halkın öfkesi açığa çıktı. Trump yönetimi, krizi bizzat kendilerinin yarattıklarını açıktan övünerek dile getirdi. Sahada okulları ateşe veren, polis memurlarını öldüren ve diğer şiddet eylemlerine katılan İranlı ajan provokatörler içerisinde Mossad ajanlarının yer aldığına haberleri teyit etti. ABD destekli STK’lar, ölü sayısının 30.000’i bulduğuna dair asılsız haberler üretip yaydılar.

Hakikate vakıf olmak, onu gerçek manada dert edinen herkes için o kadar da zor bir iş değildi. New York Times, “düzensiz” aktivist gruplarının Starlink sistemi aracılığıyla iletişim kurduklarını söylerken, Wall Street Journal, gerçekten dikkat eden herkes için apaçık olanı ortaya koydu. ABD, provokatörlerin savaş propagandası yaymasına yardımcı olan 6.000 Starlink kitini ülkeye kaçak yollarla sokmuştu.

İran, o kadar kapsamlı bir şekilde şeytanlaştırıldı ki, en sıkı anti-emperyalistlerin çok küçük bir kısmı, harici güçlerin ortaya koydukları sabotaj gayretlerine dair ifşaatı tartışmaya veya devletin kendini savunma hakkını savunmaya meyletti.

Kendilerini yanlış bir vehim üzerinden solcu sayan liberaller, en sadık rejim değişikliği savunucularıdır. Onlar kadar ikiyüzlüdür. Neticede bu halleri onların savaş suçlarına destek vermelerine yol açmaktadır.

Savaş propagandası, İran’daki lider kadrosunu “kötülüğün vücut bulmuş hali, kadınları ezen ve muhaliflere işkence eden teokratlar” olarak tasvir etme konusunda epey başarılı oldu. ABD’nin sabotaj faaliyetleri, ekonomik krize yol açarken bile, devlet, protestolara izin verdi, paranın suni müdahaleyle değer kaybetmesinden etkilenen işçi sendikaları ve esnafla görüşerek krizi ele alacağına söz verdi.

Batılılar, toplumları kadınların kısa etek giyip giymemesine ve saçlarını örtmek zorunda olup olmamasına göre değerlendirirken, Birleşmiş Milletler raporuna göre, İranlı kadınlar, tüm üniversite öğrencilerinin yarısından fazlasını oluşturuyor. Kadınlar arasında okuryazarlık oranı, 1979 devriminden bu yana iki katından fazla arttı. Kendilerini bilgili sanan insanlar, siyasi liderliklerinin aşıladığı savaş propagandasını takip etmeyi seçtiklerinde bu gerçekler dikkate alınmıyor.

Liberaller, İran’ı her zaman yetersiz bulan incelemeler kaleme alırken, İsrail’e ait insansız hava araçları ve bombalarının Minab şehrindeki bir kız okulunda en az 170 öğrenci ve personeli öldürmesi karşısında seslerini çıkarmakta zorlanıyorlar. İran Devrim Muhafızları’na ait bir roketin yanlışlıkla ateşlendiği iddialarına rağmen, tüm kanıtlar, bombalamanın ABD ve Siyonist teşekkül tarafından kasten gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Yakınlarda bir askeri tesisin bulunduğu ve asıl hedefin burası olduğu iddiaları da aynı derecede yanlış. Bölgenin yakınında en az 10 yıldır böyle bir tesis bulunmuyor ve her halükarda savaş zamanında okullar ve hastaneler korunuyor. Ancak Tahran’daki Gandi Hastanesi de tıpkı Gazze’deki hastaneler gibi ABD ve/veya İsrail tarafından vuruldu. Bu olan biten karşısında, “İran halkını destekliyorum ama hükümetini değil” diyenlerin söyleyecek pek bir şeyi yoktu.

İslamofobi ve şarkiyatçılık, liberal Batılılara, askeri harekât için onay istemeyen Kongre’yi kınarken savaşa karşıymış gibi poz kesmelerine imkân sağlıyor. Ancak aynı zamanda, İran’ın korkunç ve geri kalmış bir ülke olduğu, kurtarılmaya ihtiyaç duyduğu yönündeki cahilane görüşlerini eklemeyi de ihmal etmiyorlar. İran’ın, aslında onun hakkında çok az şey bilen liberal klavye cengâverlerinin kendisini kurtarmasına ihtiyacı olduğuna inanıyorlar. Bilgisiz ve cahil olmalarının nedeni, devlet destekli şirket medyasına ait haberlerden başka bir şey tüketmemeleridir.

İran’ı kurtarılması mümkün olmayan, acımasız bir “rejim” olarak takdim eden, on yılların savaş propagandası görevini layıkıyla yerine getirdi. Liberaller, Trump’ı eleştirirken aynı zamanda geri adım atıp, bu ülkenin halkı için hiçbir tehdit oluşturmayan bir devleti kınayarak kendilerini tebrik edebilirler. Batı tarafından finanse edilen ve devlet destekli şirket medyasıyla işbirliği içinde çalışan STK’lardan gelen dezenformasyona sarılıyorlar, ölü sayıları hakkında kanıtlanmamış iddialarda bulunuyorlar.

İran, onu yok etmeye kararlı uluslarla savaştığı sırada bile kınanırken, saldırganları çok az kişi ve ülke kınıyor. İran, hastaneleri ve okulları mı bombalıyor? İran, binlerce insanı aç bırakarak soykırım mı yapıyor? Uluslararası Ceza Mahkemesi, liderleri için tutuklama emri mi çıkardı? İran, İsrail liderlerine suikast düzenliyor mu? İran, göçmen çocukları gözaltında tutuyor mu?

İran, bunların hiçbirini yapmadı, ancak düşmanı askeri açıdan güçlü, küresel medyayı kontrol ediyor, Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’nin iktidara gelmesini isteyen şahçılara ev sahipliği yapıyor.

Pehlevi, ABD ile trilyonlarca dolarlık iş yapmaya hazır olduğunu alenen söylüyor. Medya, ona ilgi gösteriyor, onunla birlikte zenginleşecek, bombalanma riski altında olmayacak, Avrupa ve ABD’de yaşayan şahçıları destekliyor. Yüz binlerce İranlı, ABD tarafından öldürülen çocukların yasını tutmak için Minab’da toplandı. Oysa bir avuç hükümet karşıtı militan, çoğunluğu oluşturuyormuş gibi muamele görüyor.

Ne yazık ki İran, hayatta kalıp bölgedeki İsrail ve ABD varlıklarına başarılı saldırılar düzenlemiş olsa da, düşmanları askeri açıdan güçlü. Yüksek Lider Ali Hamaney ve diğer yetkililere yönelik suikastlar, devletin sonunu getirmedi. Bunun yerine İran, Ürdün, Suudi Arabistan ve Bahreyn gibi kukla devletleri hedef alan saldırılar gerçekleştirdi.

Pakistan’da binlerce insan, sadece ABD ve İsrail saldırganlığına karşı sokaklara dökülmekle kalmayıp, ABD konsolosluklarında ve büyükelçiliğinde bulunan deniz piyadelerine ateş açarken, ABD’deki liberaller, kadınların saçlarını örtmek zorunda olup olmadıkları üzerine tartışma yürütüyorlar.

Her zaman olduğu gibi milyonlarca insan, ABD başkanlarının ve yönetimlerinin suç teşkil eden eylemlerine tanık olurken itirazlar ortaya koyuyor, bir avuç insan da cehaletin mutluluk olduğuna, uluslarının olağanüstü iyi olduğuna veya Müslümanların yaşam, özgürlük veya herhangi bir mutluluk arayışına layık olmadığına inanmayı tercih ediyor. Sonuçta ya açık desteklerini sunuyorlar ya da dönemi pasif sessizlikle geçiştiriyorlar.

Brookings Enstitüsü’nün 2009 tarihli “İran’a Giden Yol: İran’a Yönelik Yeni Bir Amerikan Stratejisi İçin Seçenekler” başlıklı makalesi, ABD’de yönetimlerin ajandalarında süreklilik olduğunu şu ifadelerle ortaya koyuyor:

“Uluslararası kınamayı en aza indirmek ve desteği (ne kadar isteksiz veya gizli olursa olsun) en üst düzeye çıkarmak için en iyi yol, İranlılara mükemmel bir teklif sunulduğu ancak bu teklifi reddettikleri konusunda yaygın bir kanaat oluştuğunda harekete geçmektir. Bu, öyle bir teklif olmalı ki onu ancak nükleer silah edinmeye ve bunu yanlış gerekçeler üzerinden yapmaya kararlı bir rejim reddedebilsin.”

Bu nedenle, sahte müzakereler, kamuoyunu İran’a güvenilemeyeceğine ikna etmeyi amaçlıyordu. İran’a yönelik düşmanlık üzerinden, çok az insan, Trump’a veya herhangi bir başka başkana karşı gerçek bir muhalefet ortaya koydu. İran’ın var olma ve kendini savunma hakkına sahip olduğunu, halkının öldürülme korkusundan uzak yaşama hakkına sahip olduğunu savunma konusunda istekli olan insan sayısı çok az.

Gerçek anti-emperyalistlerin sayısı az olsa da, rolleri büyük önem taşıyor. ABD’deki insanlar, sadece İranlıların yaşamlarını ve haklarını savunmakla kalmamalı, aynı zamanda o devleti de savunmalıdır, aksi takdirde, onlar da boyun eğip savaş suçlularıyla işbirliği yaparlar.

Margaret Kimberley
4 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: