Bugün
sümsük liberaller, “Trump’ı sevmiyorum ama İran da kötü canım” türküsünü
tutturmuşlar. Oysa içinde bulunduğumuz moment, ABD’nin kınanmasını, İran
halkına ve devletine koşulsuz destek sunulmasını gerektiriyor.
İran
İslam Cumhuriyeti’ni yok etme planı, bu devletin 1979’da kurulmasından bu yana
ABD’nin hiç vazgeçmediği siyasetidir. ABD’de hem Demokratlar hem de
Cumhuriyetçiler, suikastlar, yıkıcı yaptırımlar, dondurulmuş fonlar, siber
savaş ve askeri saldırı planlarına imza atmışlardır. Hatta Barack Obama’nın
2015’te imzaladığı, halk arasında “İran anlaşması” olarak bilinen Ortak
Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) bile, ABD yörüngesinde olmaya daha yatkın olan
İranlıları güçlendirme çabasıydı. Anlaşmanın imzalanmasının ardından, İran’ın
düşmanları olan Suudi Arabistan’a Yemen’e karşı savaş yürütmeleri ve İran’ın
müttefiki Suriye’ye karşı rejim değişikliği girişiminde bulunmaları için askeri
yardım sağlandı ve bu girişim, 2024’te başarıyla sonuçlandı.
Haziran
2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 Günlük Savaş, ABD ve İsrail’in
başarılı bir rejim değişikliği gerçekleştirmesini umduğu operasyonun bir
provasıydı. Bölgedeki ABD savaş gemilerinin ve savaş uçaklarının son
zamanlardaki artan varlığından, Donald Trump yönetiminin ve İsrailli
müttefiklerinin saldıracağı açıktı, nitekim, 28 Şubat 2026’da saldırdılar.
Ancak
12 Günlük Savaş’tan sonra İran’a başka bir saldırı daha oldu. Bu saldırı,
ABD’nin sabotaj eylemi neticesinde Ocak ayı içerisinde, İran’ın para biriminin
değeri düşürüldü, ekonomi kaosa sürüklendi, halkın öfkesi açığa çıktı. Trump
yönetimi, krizi bizzat kendilerinin yarattıklarını açıktan övünerek dile
getirdi. Sahada okulları ateşe veren, polis memurlarını öldüren ve diğer şiddet
eylemlerine katılan İranlı ajan provokatörler içerisinde Mossad ajanlarının yer
aldığına haberleri teyit etti. ABD destekli STK’lar, ölü sayısının 30.000’i
bulduğuna dair asılsız haberler üretip yaydılar.
Hakikate
vakıf olmak, onu gerçek manada dert edinen herkes için o kadar da zor bir iş
değildi. New York Times, “düzensiz” aktivist gruplarının Starlink
sistemi aracılığıyla iletişim kurduklarını söylerken, Wall Street Journal,
gerçekten dikkat eden herkes için apaçık olanı ortaya koydu. ABD,
provokatörlerin savaş propagandası yaymasına yardımcı olan 6.000 Starlink
kitini ülkeye kaçak yollarla sokmuştu.
İran,
o kadar kapsamlı bir şekilde şeytanlaştırıldı ki, en sıkı anti-emperyalistlerin
çok küçük bir kısmı, harici güçlerin ortaya koydukları sabotaj gayretlerine
dair ifşaatı tartışmaya veya devletin kendini savunma hakkını savunmaya
meyletti.
Kendilerini
yanlış bir vehim üzerinden solcu sayan liberaller, en sadık rejim değişikliği
savunucularıdır. Onlar kadar ikiyüzlüdür. Neticede bu halleri onların savaş
suçlarına destek vermelerine yol açmaktadır.
Savaş
propagandası, İran’daki lider kadrosunu “kötülüğün vücut bulmuş hali, kadınları
ezen ve muhaliflere işkence eden teokratlar” olarak tasvir etme konusunda epey
başarılı oldu. ABD’nin sabotaj faaliyetleri, ekonomik krize yol açarken bile,
devlet, protestolara izin verdi, paranın suni müdahaleyle değer kaybetmesinden
etkilenen işçi sendikaları ve esnafla görüşerek krizi ele alacağına söz verdi.
Batılılar,
toplumları kadınların kısa etek giyip giymemesine ve saçlarını örtmek zorunda
olup olmamasına göre değerlendirirken, Birleşmiş Milletler raporuna göre,
İranlı kadınlar, tüm üniversite öğrencilerinin yarısından fazlasını
oluşturuyor. Kadınlar arasında okuryazarlık oranı, 1979 devriminden bu yana iki
katından fazla arttı. Kendilerini bilgili sanan insanlar, siyasi
liderliklerinin aşıladığı savaş propagandasını takip etmeyi seçtiklerinde bu
gerçekler dikkate alınmıyor.
Liberaller,
İran’ı her zaman yetersiz bulan incelemeler kaleme alırken, İsrail’e ait
insansız hava araçları ve bombalarının Minab şehrindeki bir kız okulunda en az
170 öğrenci ve personeli öldürmesi karşısında seslerini çıkarmakta
zorlanıyorlar. İran Devrim Muhafızları’na ait bir roketin yanlışlıkla
ateşlendiği iddialarına rağmen, tüm kanıtlar, bombalamanın ABD ve Siyonist
teşekkül tarafından kasten gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Yakınlarda bir
askeri tesisin bulunduğu ve asıl hedefin burası olduğu iddiaları da aynı
derecede yanlış. Bölgenin yakınında en az 10 yıldır böyle bir tesis bulunmuyor
ve her halükarda savaş zamanında okullar ve hastaneler korunuyor. Ancak
Tahran’daki Gandi Hastanesi de tıpkı Gazze’deki hastaneler gibi ABD ve/veya
İsrail tarafından vuruldu. Bu olan biten karşısında, “İran halkını
destekliyorum ama hükümetini değil” diyenlerin söyleyecek pek bir şeyi yoktu.
İslamofobi
ve şarkiyatçılık, liberal Batılılara, askeri harekât için onay istemeyen
Kongre’yi kınarken savaşa karşıymış gibi poz kesmelerine imkân sağlıyor. Ancak
aynı zamanda, İran’ın korkunç ve geri kalmış bir ülke olduğu, kurtarılmaya
ihtiyaç duyduğu yönündeki cahilane görüşlerini eklemeyi de ihmal etmiyorlar.
İran’ın, aslında onun hakkında çok az şey bilen liberal klavye cengâverlerinin
kendisini kurtarmasına ihtiyacı olduğuna inanıyorlar. Bilgisiz ve cahil
olmalarının nedeni, devlet destekli şirket medyasına ait haberlerden başka bir
şey tüketmemeleridir.
İran’ı
kurtarılması mümkün olmayan, acımasız bir “rejim” olarak takdim eden, on
yılların savaş propagandası görevini layıkıyla yerine getirdi. Liberaller,
Trump’ı eleştirirken aynı zamanda geri adım atıp, bu ülkenin halkı için hiçbir
tehdit oluşturmayan bir devleti kınayarak kendilerini tebrik edebilirler. Batı
tarafından finanse edilen ve devlet destekli şirket medyasıyla işbirliği içinde
çalışan STK’lardan gelen dezenformasyona sarılıyorlar, ölü sayıları hakkında
kanıtlanmamış iddialarda bulunuyorlar.
İran,
onu yok etmeye kararlı uluslarla savaştığı sırada bile kınanırken,
saldırganları çok az kişi ve ülke kınıyor. İran, hastaneleri ve okulları mı
bombalıyor? İran, binlerce insanı aç bırakarak soykırım mı yapıyor?
Uluslararası Ceza Mahkemesi, liderleri için tutuklama emri mi çıkardı? İran,
İsrail liderlerine suikast düzenliyor mu? İran, göçmen çocukları gözaltında
tutuyor mu?
İran,
bunların hiçbirini yapmadı, ancak düşmanı askeri açıdan güçlü, küresel medyayı
kontrol ediyor, Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’nin iktidara gelmesini isteyen
şahçılara ev sahipliği yapıyor.
Pehlevi,
ABD ile trilyonlarca dolarlık iş yapmaya hazır olduğunu alenen söylüyor. Medya,
ona ilgi gösteriyor, onunla birlikte zenginleşecek, bombalanma riski altında
olmayacak, Avrupa ve ABD’de yaşayan şahçıları destekliyor. Yüz binlerce İranlı,
ABD tarafından öldürülen çocukların yasını tutmak için Minab’da toplandı. Oysa
bir avuç hükümet karşıtı militan, çoğunluğu oluşturuyormuş gibi muamele
görüyor.
Ne
yazık ki İran, hayatta kalıp bölgedeki İsrail ve ABD varlıklarına başarılı
saldırılar düzenlemiş olsa da, düşmanları askeri açıdan güçlü. Yüksek Lider Ali
Hamaney ve diğer yetkililere yönelik suikastlar, devletin sonunu getirmedi.
Bunun yerine İran, Ürdün, Suudi Arabistan ve Bahreyn gibi kukla devletleri
hedef alan saldırılar gerçekleştirdi.
Pakistan’da
binlerce insan, sadece ABD ve İsrail saldırganlığına karşı sokaklara dökülmekle
kalmayıp, ABD konsolosluklarında ve büyükelçiliğinde bulunan deniz piyadelerine
ateş açarken, ABD’deki liberaller, kadınların saçlarını örtmek zorunda olup
olmadıkları üzerine tartışma yürütüyorlar.
Her
zaman olduğu gibi milyonlarca insan, ABD başkanlarının ve yönetimlerinin suç
teşkil eden eylemlerine tanık olurken itirazlar ortaya koyuyor, bir avuç insan
da cehaletin mutluluk olduğuna, uluslarının olağanüstü iyi olduğuna veya
Müslümanların yaşam, özgürlük veya herhangi bir mutluluk arayışına layık
olmadığına inanmayı tercih ediyor. Sonuçta ya açık desteklerini sunuyorlar ya
da dönemi pasif sessizlikle geçiştiriyorlar.
Brookings
Enstitüsü’nün 2009 tarihli “İran’a Giden Yol: İran’a Yönelik Yeni Bir Amerikan
Stratejisi İçin Seçenekler” başlıklı makalesi, ABD’de yönetimlerin
ajandalarında süreklilik olduğunu şu ifadelerle ortaya koyuyor:
“Uluslararası kınamayı en
aza indirmek ve desteği (ne kadar isteksiz veya gizli olursa olsun) en üst
düzeye çıkarmak için en iyi yol, İranlılara mükemmel bir teklif sunulduğu ancak
bu teklifi reddettikleri konusunda yaygın bir kanaat oluştuğunda harekete
geçmektir. Bu, öyle bir teklif olmalı ki onu ancak nükleer silah edinmeye ve
bunu yanlış gerekçeler üzerinden yapmaya kararlı bir rejim reddedebilsin.”
Bu
nedenle, sahte müzakereler, kamuoyunu İran’a güvenilemeyeceğine ikna etmeyi
amaçlıyordu. İran’a yönelik düşmanlık üzerinden, çok az insan, Trump’a veya
herhangi bir başka başkana karşı gerçek bir muhalefet ortaya koydu. İran’ın var
olma ve kendini savunma hakkına sahip olduğunu, halkının öldürülme korkusundan
uzak yaşama hakkına sahip olduğunu savunma konusunda istekli olan insan sayısı
çok az.
Gerçek
anti-emperyalistlerin sayısı az olsa da, rolleri büyük önem taşıyor. ABD’deki
insanlar, sadece İranlıların yaşamlarını ve haklarını savunmakla kalmamalı,
aynı zamanda o devleti de savunmalıdır, aksi takdirde, onlar da boyun eğip
savaş suçlularıyla işbirliği yaparlar.
Margaret Kimberley
4 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder