05 Mart 2026

, ,

İran’a Saldırının Sebepleri


Trump, 2024 yılının sonlarında kısmen, ABD’nin onlarca yıldır savaş yürütüyor olması gerçeğinden bıkıp usanmış seçmenlere ülkeyi yeni savaşlara sokmayacağına dair verdiği söz sebebiyle seçilmişti. Ayrıca, Kasım 2025’te açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne göre, ABD, artık net bir enerji ihracatçısı haline geldiği ve petrolünü yurt dışından temin etmesine gerek kalmadığı için, ülkeyi Ortadoğu’da yaşanacak olası bir savaşa dâhil etmeyecekti. Yani belgeye göre, Ortadoğu, artık ABD dış politikasının merkezi bir parçası olmamalıydı.

Peki, ABD’nin İsrail ile birlikte İran'a karşı yürüttüğü saldırganlığın sebepleri nelerdir? Elbette, Trump ve Netenyahu’nun defalarca dile getirdiği gibi, sebeplerden biri, İran halkını mevcut rejime karşı destekleme arzusu değil. Savaşı esas olarak ABD’nin ekonomik ve siyasi çıkarları yönlendiriyor. Özellikle, bu savaş, başta hangi partinin hükümeti olursa olsun, ABD’deki hâkim ekonomik sektörün, yani finansal sermayenin arzuladığı bir savaştır. Dolayısıyla bu savaş, ABD’nin Ortadoğu'daki etki alanını koruyarak kendi gerilemesine karşı koyma girişiminin parçasıdır.

Amerika’nın Ortadoğu’daki nüfuz alanını korumasının nedeni, bu bölgenin en önemli ham madde olan enerjinin en büyük kaynağı olmasıdır. Aslında, Ortadoğu, 871 milyar varil ile Latin Amerika’nın (344 milyar) ve Afrika’nın (119 milyar) önünde, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahiptir. Yani, Ortadoğu, dünya toplam petrolünün yüzde 55’ine sahiptir. Buna ek olarak, Ortadoğu’nun 82,5 milyar metreküp doğalgaz rezervine sahip olması, Rusya’nın (46,8 milyar) neredeyse iki katı ve dünya toplam rezervlerinin yüzde 40’ını oluşturmaktadır.[1]

Dolayısıyla, Ortadoğu, enerji tedarikinde merkezi bir öneme sahiptir. Ancak bu enerji hammaddelerinin tamamı ABD’ye gitmiyor. Kendi kendine yeterli olan ABD, aslında net petrol ithalatçısı olsa bile yönünü bölgeye çevirmez. Ortadoğu petrolü, Uzak Doğu’nun büyük ekonomilerine gidiyor: Hindistan, Japonya ve özellikle Çin. Bu nedenle, Ortadoğu’nun ABD için öneminin temel nedeni, bu bölgeyi kontrol ederek, dünyanın en önemli ekonomik bölgesi ve ABD’nin en büyük rakibi ve küresel hegemonya mücadelesindeki en büyük düşmanı olan Çin’in de bulunduğu Hint-Pasifik bölgesini kontrol etmesidir.

Nitekim, Ulusal Güvenlik Stratejisi de, enerji hammaddelerinin net ihracatçısı haline gelmesine rağmen, “Amerika’nın Körfez’deki enerji kaynaklarının aleni bir düşmanın eline geçmemesini, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını sağlamakta her zaman stratejik bir çıkarı olacağını” söylüyor. Gerçekten de, dünya petrolünün yüzde 20’si, İran’ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı’ndan Uzak Doğu’ya doğru akarken, Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazı da Avrupa ve İtalya’ya doğru bu boğazdan geçiyor. Bu nedenle, Ortadoğu’nun kontrolü, dünyanın diğer büyük ekonomik bölgelerinin, özellikle de Çin’in kontrolünü sağlar, Çin’in Körfez petrol ve doğalgazının eline geçebileceği “aleni düşman” haline gelmesini önler. Dahası, Çin, son yıllarda bölgede giderek daha önemli bir siyasi ve diplomatik rol oynamaktadır.

Ancak Ortadoğu’nun kontrolünün ABD için hayati önem taşımasının başka bir nedeni daha var. ABD, özellikle büyük ticaret fazlası olan ülkelerden gelen tasarrufların finansal faaliyetlerine, özellikle de büyük teknoloji şirketlerinin hisselerinin ve her şeyden önce ABD Hazinesi tahvillerinin satın alınmasına bel bağlıyor. Yakın zamana kadar mekanizma şöyleydi: Çin ve Japonya gibi Uzak Doğu’daki ihracatçı ülkeler ürünlerini ABD’ye satıyor, ticaret fazlasını ABD Hazinesi tahvillerine yatırıyordu. Ancak bu mekanizma, ABD doları dünyanın rezerv para birimi olarak kaldığı sürece işliyor. Gerçekten de, ABD devlet tahvilleri dolar cinsinden oldukları için oldukça cazip ve sadece Uzak Doğu’da değil, Ortadoğu’da da büyük ihracatçı ekonomiler, merkez bankalarının döviz rezervlerini beslemek için bunları satın alıyor. Sorun şu ki, dolar, dünyanın ticari işlem para birimi olarak kaldığı sürece dünyanın rezerv para birimi vasfını koruyor. Dünyanın başlıca ham maddeleri olan petrol ve gazı üreten ülkeler, bunları dolarla sattığı sürece de mevcut durum değişmiyor. Bu nedenle ABD, onlarca yıl önce Körfez’deki petrol monarşileriyle, en önemlisi Suudi Arabistan’la bir anlaşma imzaladı: Bu ülkeler petrollerini dolar karşılığında satmaya devam edecek, karşılığında ABD’den askeri koruma alacaklardı.

Bu nedenle, finansal sermayesini beslemek ve hem ticari hem de kamu borcunu karşılamak için ABD’nin Ortadoğu’yu askeri olarak kontrol etmesi gerekiyor. Ancak, ABD’nin Ortadoğu’daki kontrolünü zorlaştıran unsur, kuruluşundan bu yana ABD’den bağımsızlığı ve bölgedeki ABD ittifak sisteminin temel taşı olan İsrail’e karşı muhalefeti varoluşunun temel taşı haline getiren İran İslam Cumhuriyeti’dir. Dahası, İran’ın sadece Rusya ile değil, Çin ile de çok güçlü bağları vardır. İran’ın petrol ihracatının yüzde 77’si Çin’e gitmekte, bu da petrol ihtiyacının yüzde 7,6’sını karşılamaktadır. Ayrıca Çin, tarihsel rakipler olan İran ve Suudi Arabistan arasında arabulucu rolü üstlenerek, Ortadoğu’da diplomatik açıdan belirgin bir öneme kavuşmuştur.

Ancak Trump’ın İran’a şimdi saldırmaya karar vermesinin başka bir sebebi daha var. ABD’nin finansal sermayesini beslemesine, ticari borçlarını ödemesine ve devlet borçlarını olması gerekenden daha düşük faiz oranlarıyla ihraç etmesine imkân tanıyan mekanizma, giderek daha kırılgan hale geliyor. Nitekim, tarihsel olarak ABD devletinin borcunun en büyük sahipleri olan Çin ve Japonya, son bir yılda ABD devleti tahvilleriyle ilişkilerni önemli ölçüde azalttılar. 2025 yılına kadar Çin’in ABD devlet tahvillerindeki payı, 1,3 trilyon dolarlık zirve noktasından 700 milyar dolara düştü. 2013 yılında Çin, ABD borcunun neredeyse üçte birine sahip olarak en büyük Hazine tahvili sahibi iken, bugün bu oran sadece yüzde 7,6. Buna karşılık, İngiltere’nin payı yüzde 9,7’ye yükseldi.[2] Uzak Doğu ve diğer gelişmekte olan ekonomilerdeki büyük merkez bankaları, özellikle altın olmak üzere, farklı varlıklara yönlenme eğilimini takip ederek, dolar rezervlerini, yani Hazine tahvillerini azaltıyorlar. Altının değeri de son zamanlarda katlanarak arttı. Dolayısıyla, yabancı ülkelerin elinde tuttuğu Hazine rezervlerinin 2025 yılında 2017’den bu yana en düşük seviyelerine düşmesi bekleniyor.

Trump yönetiminin kararları nedeniyle ABD ekonomisinin bu haliyle devam etmesi güçleşiyor. Mali açıdan bakıldığında, Trump, kısmen artan askeri harcamalar nedeniyle devletin borç yükünü artırıyor. Bu harcamalar 36 trilyon dolara ulaşırken, faiz ödemeleri de 1 trilyon dolara yükseldi. Öte yandan, gümrük vergilerine rağmen, ticaret borcu düşük miktarda azaldı. Nitekim, Çin ve ABD’ye imalat ürünleri ihraç eden diğer büyük ülkelere karşı uygulanan agresif gümrük vergisi politikası, ABD’nin borcunu finanse eden mekanizmayı baltalıyor. Dahası, yaptırımlar yoluyla doların siyasi baskı aracı olarak kullanılması, Hazine tahvillerini giderek daha güvensiz yatırımlar haline getiriyor, dolayısıyla, tahvillerin cazibesi azalıyor. Tüm bu nedenlerden dolayı, doların son bir yılda büyük uluslararası para birimleri karşısında değer kaybetmesi, tesadüf değil.

Dolayısıyla İran’a karşı savaş, ABD’nin finansal sermayesini savunmak ve Ortadoğu’yu ABD’nin nüfuz alanı içinde tutmak için yürütülen emperyalist bir savaştır. Trump’ın gümrük vergileriyle başlayan ABD ekonomisindeki gerilemeyi durdurma politikalarının başarısızlığı, onu şu anda belirgin bir üstünlüğe sahip olduğu tek araca, yani orduya başvurmaya itiyor.

Domenico Moro
1 Mart 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1]
OPEC, Opec, Annual Statistical Bulletin, 2025.

[2] Vito Lops, “Cina e Giappone riducono l’esposizione ai Treasury”, il Sole24ore, 3 Aralık 2025.

0 Yorum: