Emperyalizmin Çaresizliği ve Liderleri Katletme Stratejisinin
Sınırları
Yüksek
Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin ABD/İsrail tarafından
katledilmesi, emperyalist bloktaki aşırı şovenizminin ve ırkçılığın düşmanlarına
ait gerçekleri görmezden gelmelerine neden olduğunu gösteren son örnektir.
Laricani’nin
önemli bir pozisyonda bulunduğuna hiç şüphe yok. Ne var ki İran’da siyasi ve
askeri sistemler, bu tür kadroların emperyalistlerce katledilmelerine karşı
dayanacak şekilde inşa edilmişlerdir. İran, 1979 devriminden bu yana muhtelif
hibrit savaş stratejilerinin uygulanması sebebiyle, kuşatma ve sabotaj halinde
yaşamak zorunda kalmıştır.
Devrimden
sonraki ikinci İran Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ile dönemin Başbakanı
Muhammed Cevad Bahonar’ın 1981’de İran-Irak savaşı sırasında Halkın Mücahitleri
tarafından düzenlenen saldırıda suikasta kurban gittiklerini hatırlatmakta
fayda var. Bu deneyim, İran hükümet yapısına kapsamlı bir yedekleme sisteminin
entegre edilmesine yol açmıştır ve bu sistem, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü
savaşın baskısı altında şu ana dek gayet iyi işlemiştir.
Peki
o zaman ABD, hedeflerine ulaşma açısından aslında işe yaramayan bir taktiği
neden uyguluyor? Sonuçta İsrail rejimi, on yıllardır Hizbullah ve Hamas gibi
direniş örgütlerinin üst düzey liderlerine suikastlar düzenliyor. Ancak gördük
ki bu saldırılar, söz konusu örgütlerin gücünü ve etkinliğini artırmasına
hiçbir şekilde mani olmadı.
Gerçek
şu ki, ABD’nin başını çektiği emperyalist bloğun karşı karşıya olduğu
sorunlardan biri de kendi aşırı ırkçılıkları ve şovenizmleridir. Düşmanlarının
derinlikli planlar kuramayacaklarını, gelişkin düşünceye sahip olamayacaklarını
zannediyorlar. Emperyalizm, İran’daki sistemin gelişmişliğini bir türlü takdir
edemiyor. Bu da sadece hiçbir işe yaramayan “şok ve dehşet” amaçlı eylemlere
yol açıyor. Bu tür eylemler, saldırı altındaki ulusu, emperyalistlerin
istedikleri herkesi ortadan kaldırabileceklerini gösterip, ABD karşısında galip
gelme konusunda hiçbir umutlarının olmadığı konusunda ikna etmeyi amaçlıyor.
Bu
taktiğin işe yaramadığı anlaşıldığında, ABD sisteminde giderek artan bir güven
krizi yaşanacak, bu da emperyalistlerin bugüne dek başarısız olmuş aynı
taktikleri kullanarak zafer elde etmenin bir yolunu ararken daha fazla
umutsuzluğa kapılmalarına yol açacak.
Basitçe
söylemek gerekirse: ABD emperyalizmi, artık başka türlü savaşmayı bilmiyor.
ABD
ordusunun yıllar içinde küçültülmesi, hızlı ve büyük ölçekli yıkım
gerçekleştirebilecek bir güç ortaya çıkardı, ancak bu güç, uzun süreli savaşlar
için tasarlanmış bir yapıya sahip değil. Kuvveti, yıpranmış sanayi altyapısı ve
ABD liderleri ile kendi halkı arasında zaten çok zayıf olan bağ, İran gibi bir
ülkeyi yenmek için gerçekten gerekli olacak türden bir savaşa izin
vermemektedir.
Gelgelelim,
ABD emperyalizminin gücü azalırken, liderlerinin kendi üstünlüklerine olan
inançları azalmadı.
Medeniyetlerinin
üstün olduğuna dair söyleme sarılıp kendilerini her daim eğitimli ve gelişkin
kişiler olarak takdim ediyorlar. Hep “haydutlar”ı hedef aldıklarını
söylüyorlar.
Netenyahu,
İran liderliğini “gangster çetesi” olarak tanımladı. Kişisel olarak kendisine
yöneltilen birçok yolsuzluk suçlaması göz önüne alındığında bu, oldukça gülünç
bir açıklama. İlgili söz, emperyalist bloğun kendi halklarının İran'ı nasıl
görmelerini istediklerini açıkça ortaya koyuyor. İran’ı sadece şiddet ve
acımasızlıkla bir arada tutulan bir ülke olarak göstermek istiyorlar, bu
nedenle, en tepedeki adamın öldürülmesinin “rejim”in tüm meşruiyetini yitirmesine
ve sistemin çökmesine sebep olacağını düşünüyorlar.
Suikast
taktiğinin ısrarla sürdürülmesindeki diğer bir faktör ise ABD’nin umutsuzluğa
kapılmasıdır. Merhum Ayetullah Hameney’e yönelik suikastın yol açtığı şokun
İslam Cumhuriyeti’nin çöküşüne yol açacağına kesin olarak inanıyorlardı. Trump’ın
savaşın başında yaptığı açıklama, İran halkının ABD/İsrail’in attığı bombalara
karşılık ayaklanıp hükümetlerini devireceğini beklediğini açıkça ortaya
koymuştu.
İran’ın
sadece çökmeyeceği değil, aynı zamanda ABD’yi bölgeden çıkarmak için net bir
planı olduğu anlaşıldığında, ABD’li planlamacılar, hazırlıksız yakalandılar.
İran
ne kadar uzun süre direnirse, emperyalistler, ekonomik durumun daha da kötüleşmesi
tehdidiyle o kadar çok boğuşmak zorunda kalacaklar. Petrol fiyatları yükselecek,
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması nedeniyle petrol ihracatının kesilmesi,
gübre gibi temel ürünleri etkileyecektir. Yükselen petrol fiyatları ve petrol
ihracatındaki kısıtlamalar, yakıt fiyatlarında artış gibi emperyalist ülkelerde
de gerçek sonuçlar doğuracaktır. Bu da 1973’teki petrol şokunun yol açtığı
istikrarsızlıktan bu yana her ABD yönetiminin elinin kolunu bağlayan bir
meseledir.
Emperyalistler,
İran’ı kendisine acı verecek tavizler vermek zorunda bırakmadan, yani aslında İran’ın
Batı Asya bölgesindeki ABD güçlerinin varlığıyla ilgili güvenlik endişelerini
gerçekten gidermek durumunda kalmasından önce, daha çok İranlı öldürecek.
Ali
Laricani ölmüş olabilir. Ama İran, emperyalistlerin yenilgiye uğradığını
görecek kadar yaşayacak.
Kurtuluş Haber Ağı
18 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder