18 Mart 2026

, ,

Ali Laricani Suikastı


Emperyalizmin Çaresizliği ve Liderleri Katletme Stratejisinin Sınırları


Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin ABD/İsrail tarafından katledilmesi, emperyalist bloktaki aşırı şovenizminin ve ırkçılığın düşmanlarına ait gerçekleri görmezden gelmelerine neden olduğunu gösteren son örnektir.

Laricani’nin önemli bir pozisyonda bulunduğuna hiç şüphe yok. Ne var ki İran’da siyasi ve askeri sistemler, bu tür kadroların emperyalistlerce katledilmelerine karşı dayanacak şekilde inşa edilmişlerdir. İran, 1979 devriminden bu yana muhtelif hibrit savaş stratejilerinin uygulanması sebebiyle, kuşatma ve sabotaj halinde yaşamak zorunda kalmıştır.

Devrimden sonraki ikinci İran Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ile dönemin Başbakanı Muhammed Cevad Bahonar’ın 1981’de İran-Irak savaşı sırasında Halkın Mücahitleri tarafından düzenlenen saldırıda suikasta kurban gittiklerini hatırlatmakta fayda var. Bu deneyim, İran hükümet yapısına kapsamlı bir yedekleme sisteminin entegre edilmesine yol açmıştır ve bu sistem, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın baskısı altında şu ana dek gayet iyi işlemiştir.

Peki o zaman ABD, hedeflerine ulaşma açısından aslında işe yaramayan bir taktiği neden uyguluyor? Sonuçta İsrail rejimi, on yıllardır Hizbullah ve Hamas gibi direniş örgütlerinin üst düzey liderlerine suikastlar düzenliyor. Ancak gördük ki bu saldırılar, söz konusu örgütlerin gücünü ve etkinliğini artırmasına hiçbir şekilde mani olmadı.

Gerçek şu ki, ABD’nin başını çektiği emperyalist bloğun karşı karşıya olduğu sorunlardan biri de kendi aşırı ırkçılıkları ve şovenizmleridir. Düşmanlarının derinlikli planlar kuramayacaklarını, gelişkin düşünceye sahip olamayacaklarını zannediyorlar. Emperyalizm, İran’daki sistemin gelişmişliğini bir türlü takdir edemiyor. Bu da sadece hiçbir işe yaramayan “şok ve dehşet” amaçlı eylemlere yol açıyor. Bu tür eylemler, saldırı altındaki ulusu, emperyalistlerin istedikleri herkesi ortadan kaldırabileceklerini gösterip, ABD karşısında galip gelme konusunda hiçbir umutlarının olmadığı konusunda ikna etmeyi amaçlıyor.

Bu taktiğin işe yaramadığı anlaşıldığında, ABD sisteminde giderek artan bir güven krizi yaşanacak, bu da emperyalistlerin bugüne dek başarısız olmuş aynı taktikleri kullanarak zafer elde etmenin bir yolunu ararken daha fazla umutsuzluğa kapılmalarına yol açacak.

Basitçe söylemek gerekirse: ABD emperyalizmi, artık başka türlü savaşmayı bilmiyor.

ABD ordusunun yıllar içinde küçültülmesi, hızlı ve büyük ölçekli yıkım gerçekleştirebilecek bir güç ortaya çıkardı, ancak bu güç, uzun süreli savaşlar için tasarlanmış bir yapıya sahip değil. Kuvveti, yıpranmış sanayi altyapısı ve ABD liderleri ile kendi halkı arasında zaten çok zayıf olan bağ, İran gibi bir ülkeyi yenmek için gerçekten gerekli olacak türden bir savaşa izin vermemektedir.

Gelgelelim, ABD emperyalizminin gücü azalırken, liderlerinin kendi üstünlüklerine olan inançları azalmadı.

Medeniyetlerinin üstün olduğuna dair söyleme sarılıp kendilerini her daim eğitimli ve gelişkin kişiler olarak takdim ediyorlar. Hep “haydutlar”ı hedef aldıklarını söylüyorlar.

Netenyahu, İran liderliğini “gangster çetesi” olarak tanımladı. Kişisel olarak kendisine yöneltilen birçok yolsuzluk suçlaması göz önüne alındığında bu, oldukça gülünç bir açıklama. İlgili söz, emperyalist bloğun kendi halklarının İran'ı nasıl görmelerini istediklerini açıkça ortaya koyuyor. İran’ı sadece şiddet ve acımasızlıkla bir arada tutulan bir ülke olarak göstermek istiyorlar, bu nedenle, en tepedeki adamın öldürülmesinin “rejim”in tüm meşruiyetini yitirmesine ve sistemin çökmesine sebep olacağını düşünüyorlar.

Suikast taktiğinin ısrarla sürdürülmesindeki diğer bir faktör ise ABD’nin umutsuzluğa kapılmasıdır. Merhum Ayetullah Hameney’e yönelik suikastın yol açtığı şokun İslam Cumhuriyeti’nin çöküşüne yol açacağına kesin olarak inanıyorlardı. Trump’ın savaşın başında yaptığı açıklama, İran halkının ABD/İsrail’in attığı bombalara karşılık ayaklanıp hükümetlerini devireceğini beklediğini açıkça ortaya koymuştu.

İran’ın sadece çökmeyeceği değil, aynı zamanda ABD’yi bölgeden çıkarmak için net bir planı olduğu anlaşıldığında, ABD’li planlamacılar, hazırlıksız yakalandılar.

İran ne kadar uzun süre direnirse, emperyalistler, ekonomik durumun daha da kötüleşmesi tehdidiyle o kadar çok boğuşmak zorunda kalacaklar. Petrol fiyatları yükselecek, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması nedeniyle petrol ihracatının kesilmesi, gübre gibi temel ürünleri etkileyecektir. Yükselen petrol fiyatları ve petrol ihracatındaki kısıtlamalar, yakıt fiyatlarında artış gibi emperyalist ülkelerde de gerçek sonuçlar doğuracaktır. Bu da 1973’teki petrol şokunun yol açtığı istikrarsızlıktan bu yana her ABD yönetiminin elinin kolunu bağlayan bir meseledir.

Emperyalistler, İran’ı kendisine acı verecek tavizler vermek zorunda bırakmadan, yani aslında İran’ın Batı Asya bölgesindeki ABD güçlerinin varlığıyla ilgili güvenlik endişelerini gerçekten gidermek durumunda kalmasından önce, daha çok İranlı öldürecek.

Ali Laricani ölmüş olabilir. Ama İran, emperyalistlerin yenilgiye uğradığını görecek kadar yaşayacak.

Kurtuluş Haber Ağı
18 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: