06 Mart 2026

,

Kirpi Gibi Yaşa, Pire Gibi Savaş

Bu ay, “Devlerin Omuzlarında” serisi kapsamında ve Filistinli devrimci Besil Arac’ın ölümünün yedinci yıldönümünde, onun kaleminin ürünü olan, Arapça olarak Quds sitesinde yayınlanan “Kirpi Gibi Yaşa, Pire Gibi Savaş” başlıklı makaleyi yeniden yayınlıyoruz.

“Aydın Şehit” olarak bilinen Arac, eğitimli bir eczacı, gençlik lideri, BDS aktivisti, yazar, eğitimci ve devrimci direniş savaşçısıydı.

2016 yılında Filistin Yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilen ve işkence gören Arac ve arkadaşları, serbest bırakılmaları için açlık grevine başladılar. 

Mücadelelerinde başarılı oldular ve 5 aylık hapis cezasının ardından serbest bırakıldılar. Bu olayın ardından İsrail güçleri, Arac’ı yakalama umuduyla düzenli olarak ailesinin evini hedef aldı.

6 Mart 2017’de, İsrail’in ırk ayrımcısı rejimine bağlı güçler, Arac’ı nihayet yakaladı. İsrail güçleri, Arac’ı, Kaddura mülteci kampı yakınlarındaki Bire’de bulunduğu bir daireye şafak vakti düzenlenen baskında gafil avladı. Arac, iki saatten fazla bir süre boyunca bu ölüm mangasına cesurca direndi, ancak sonunda etkisiz hale getirildi ve yakın mesafeden açılan ateşle infaz edildi.

Besil’in ölümüne tepki gösteren ailesi, onu katleden İsrail güçleri yanında onlarla işbirliği yapan Filistin Yönetimi’ni de suçladı.

Suikastından haftalar sonra, arkadaşları tarafından öldürüldüğü dairede, Arac’ın henüz yayınlanmamış olan yazıları bulundu. Kasım 2018’de, Kudüs’te bulunan Dar Rebel isimli Filistinli yayınevi, Arac’ın yazılarını yayımladı. Kitaba Cevaplarımı Buldum ( وجدت أجوبتي) adı verildi. Bu isim, Arac’ın ölümünden önce yazdığı son mektuptan alınmıştı.

* * *

 

1895 yılında psikolog Baldwin, insanı çevreleyen ortamla yürütülen pazarlığın bir biçimi olarak oluşan toplumsal dengeyi (biyolojik veya fiziksel uyumu) tanımlamak için “toplumsal uyumsama” terimini ortaya attı. Toplumsal uyumsama, çatışmayı en aza indirmeyi veya önlemeyi amaçlayan bir toplumsal süreç olarak tarif ediliyor. Barış temelli ilişkinin pekiştirilmesi yoluyla, gruplar arasındaki çatışmaya son veren toplumsal uyum sürecine denk düşüyor.

Toplumsal uyumsamanın psikolojik yönleri, olumsuzluk veya düşmanlık unsurlarından kaçınarak, çatışmayı uzlaştırmayı amaçlayan bireysel veya kolektif davranışı ifade ediyor. Bu, bir azınlık grubunun belirli bir kısmının kayıplarının maddi (ekonomik), toplumsal veya psikolojik açıdan tazmin edilmesi yoluyla gerçekleşiyor. Sosyologlar, uyumsama ve uyum arasında ayrım yapıyorlar. Uyum, doğal veya organik olarak var olan koşullara uyum göstermek olarak tanımlanıyor.

Uyumsama ise farklı biçimler alabiliyor: bu süreç, gönüllü veya zorunlu işleyebiliyor. Ayrıca tahkim, çatışma çözümü veya sabır yoluyla da uyumsama gerçekleşebiliyor. Sonrasında Ernst Haeckel, insanlar ile organik veya inorganik çevre arasındaki ilişkiyi belirtmek için “ekoloji” kavramına başvurdu. Ekoloji, “organizmaların ve çevrelerinin karşılıklı ilişkisini inceleyen bilim” haline geldi.

Sadece Filistin mandası değil, en geniş manada tüm Levant bölgesinde yaşayanlar anlamında Filistinlilerle kirpi arasındaki ilişkinin neden ve ne vakit başladığını söyleyebilmek güç. Kirpiye yönelik husumetin kaynağı, lezzetli eti için avlanma isteği ve erkek doğurganlığı da dâhil olmak üzere, iyileştirici özellikleriyle ilgili efsaneler mi, bilemiyorum. Yoksa çiftçilere ve tarım ürünlerine zarar verdiği için bu hayvan düşman olundu?

Oklu kirpi, kemirgen bir memelidir. Kirpilere çok benzer, ancak ondan daha büyüktür, farklı adlara sahiptir. Arapçada “Şeyham” olarak adlandırılır, bilimsel adı Histriks indikadır. Vücudu, kendini savunmak için kullanılan 10-35 cm uzunluğunda dikenlerle kaplıdır. 4 ila 16 kilogram ağırlığındadır. Etini denemenizi tavsiye ederim.

Oklu kirpiler, yer altında nispeten büyük deliklerde yaşayan ve bu deliklerin birbirine bağlı tünel ağlarında dinlenme yerleri oluşturan gece hayvanlarıdır. Kirpi, deliğine girip çıkmak için çeşitli teknikler kullanır; bu da hayvanı paranoyakmış ya da Filistin’de kullandığımız tabirle “yüksek güvenlik duygusu”na sahip biriymiş gibi gösterir.

Prater, oklu kirpileri inceleyen en ünlü bilim insanlarından biridir. Bölgemizde yaşayan oklu kirpiler tümüyle vejetaryendir, çoğunlukla acılığıyla bilinen acı karpuz bitkisini yerler. Bu nedenle oklu kirpileri silahla avlamak önerilmez, çünkü kurşunlar, karaciğere veya dalağa isabet ederse eti çok acı olur.

Oklu kirpi, Filistin halkının hafızasında ve halk hikâyelerinde önemli bir yere sahiptir. Filistinliler, oklu kirpi hakkında sayısız hikâye anlatmış, onu garip bir yaratık olarak tanımlamışlardır. İnsanlar gibi ağlar, inler, umutları ve istekleri vardır. İnsanlara benzediği, sinirlendiğinde dikenlerini avcılarına doğrultup fırlattığı söylenir. Sadece geceleri dolaşır. Yalnız ve bir başına, düşüncelere dalmış halde dolaşır. Kokulara, meyvelere ve köklere ilgi duyar. Kirpi, sessiz ve yalnızdır. İnleyebilse de yalnızdır; acısı derindir, ama avcısı dâhil tüm düşmanlarına karşı duyduğu kin daha derindir.

Avlanırken akılda tutulması gereken ilk ders şudur: avın davranışlarını yakından gözlemleyin. Filistinliler, oklu kirpiyi yakından incelediler, ona dair her şeyi öğrendiler (ben de iki av gezisine katıldım, çok şanslıydık ama avımızı kimseyle paylaşmadık). Avcının, avını avlayabilmek için onun yaşamına ve davranışlarına (uyumsamayı değil) uyum sağlamayı öğrenmesi gerekir. Ancak olan şu ki, Filistinliler, oklu kirpinin davranışlarını tamamen benimsediler, tehlike anında bile onun gibi davranıyorlar, âdeta kendileri de birer oklu kirpi oldular.

Bir Kurban Bayramı’nda ailem beş koyun kesti. Bu kesim işine ben de iştirak ettim. Derilerini yüzme ve etlerini kesme işlerinde yardımcı oldum. Ne yazık ki, koyunlarda pire vardı ve bana da bulaştı. Onları yakalamak ve öldürmek için çok uğraştım ama çok yorucu oldu, beni paranoyak yaptı. Pirelerden ancak sıcak su ve sabunla vücudumu tarayarak kurtulabildim.

Pire, Sifonaptera denilen türe mensup, uçamayan, küçük bir böcektir, çoğunlukla diğer hayvanlarda, özellikle memelilerde parazit olarak yaşar. Yaklaşık 1 ila 4 mm (0,04 ila 0,16 inç) uzunluğundadır. Normalde uzun arka bacaklarıyla hareket eder, konakçısını ısırarak, onda kaşıntılı kırmızı lekeler oluşturur.

Pirelerin büyüleyici savaş stratejileri ve teknikleri vardır: ısırır, zıplar ve tekrar ısırır, üzerine basmaya çalışan ellerden veya ayaklardan kaçınır. Konakçısını öldürmez (yani örneğin bir köpeğin tüm işlevlerini ortadan kaldırmaz), konakçısını yorar ve kanını tüketerek sürekli rahatsızlığa neden olur, en sonunda da konakçının dinlenmesini engeller. Konakçıyı sinirli ve moralsiz kılar. Bunun gerçekleşmesi için pirelerin üremesi gerekir, bu nedenle, belirli bölgeye bulaşan maraz, pire ürediğinde daha kapsamlı bir sorun haline gelir ve daha yakın bölgeleri ısırır.

Mao Zedong şöyle der: “Düşman ilerlerse, biz geri çekiliriz; düşman kamp kurarsa, biz taciz ederiz; düşman yorulursa, biz saldırırız; düşman geri çekilirse, biz takip ederiz.” Mao’nun gerilla savaşı teorisi, pire savaşı olarak tanımlanabilir.

“Sanayileşmemiş bir ulus, sanayileşmiş bir ulusu nasıl yener?” bilmecesini Mao çözdü. Engels, sermaye üretebilen ulusların düşmanlarını yenme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gördü. Yani, savaşlarda son sözü ekonomik güç söyler çünkü silah üretmek için gerekli sermayeyi bu güç sağlar.

Mao’nun çözümünde ise fiziksel olmayan (veya maddi olmayan) unsurlara vurgu yapılıyordu. Güçlü ordulara sahip güçlü devletler, genellikle maddi güce odaklanırlar; silahlar, idari konular, ordu; ancak Katzenbach’a göre Mao, zamana, mekâna (toprak) ve iradeye vurgu yaptı. Yani, iradeyi sağlamlaştırmak adına zamandan istifade edilmeli, (zamanla zemin/mekân değiş tokuş edilmeli), zamanı gözetip zemini terk etmeli, büyük muharebelerden kaçınılmalı. Asimetrik savaşın ve gerilla savaşının özü budur.

Şimdi kıyaslama dâhilinde hayvanlara geri dönersek, gerillanın savaşlarını pireler gibi yürüttüğünü, düşmana, ev sahibinin pire saldırısına uğradığında yaşadığına benzer bir zarar verdiğini görürüz. Savunulması gereken geniş bir alanda her yere yayılmış küçük düşmanın (hızlı hareket eden pirelerin) yakalanması zordur. Eğer savaş konakçıyı yoracak kadar uzun sürerse, pirelerin yerini bulamayan konakçı zayıfladıkça savaşta başarısız olur.

Robert Taber, bu durumu şu şekilde açıklıyor:

“Pratikte köpek kansızlıktan ölmez. Sadece kendini savunamayacak kadar zayıfladığından söz edilebilir. Askeri terimlerle ifade edecek olursak, gücünü çok geniş bir alana yaydığı için kendisini savunamaz duruma düşer. Politik düzlemde halk desteğinden yoksun olduğundan kendisini savunamaz. Ekonomik açıdansa kendisi savunması artık çok pahalıya mal olmaktadır. Bu noktada pire, her bir zaferde düşmanının bir damla kanını emdiği bir dizi küçük zaferin ardından, somutta âdeta bir pire salgınına dönüşür.”

Kirpi gibi yaşa, pire gibi savaş.

Besil Arac
1 Kasım 2013
Kaynak

0 Yorum: