Batı’da
feminist bir akımın, Trump ve Netenyahu’nun İran’ı “dini diktatörlükten
kurtarma” bahanesiyle bombalamasını haklı çıkarmak için klişeleşmiş şarkiyatçı
dilden istifade ettiğini, ayrıca iki tarafı karşıya atan yaklaşımın, ABD’nin
İran’a yönelik zulmünü ve şiddetini, genel anlamda emperyalizmi örtbas etmekten
başka bir işe yaramadığını yazdığımda, bana saldıranlardan bazıları,
kendilerini Troçkist olarak tanımlıyorlardı.
Dürüst
olmak gerekirse, bu beni şaşırttı, zira Troçki’nin bazı yazılarını okudum. Onun
emperyalizme karşı tavizsiz bir muhalefet sergilediğini biliyorum.
Ne
yazık ki, bugün onu takip ettiğini iddia edenlerin çoğu, emperyalizmin ajandalarına
karşı direnmek yerine, emperyalizmle aynı safta yer alıyor.
Elbette
genelleme yapmıyorum, siyasi ve teorik görüşlerine çok saygı duyduğum Troçkist
yoldaşlarım da var.
Troçki
geride, özellikle Afrika ve Latin Amerika’daki ülkelere yönelik emperyalist
müdahalelerin, tıpkı günümüzdeki emperyalistlerin İran’ı bombalarken kadın
haklarını savunduklarını iddia etmeleri gibi, “köleliği ortadan kaldırma”
bayrağı altında yürütülen bir medenileştirme misyonu olarak nasıl sunulduğunu
analiz eden çok sayıda yazı ve görüş bıraktı.
Troçki,
bu gibi durumlarda, komünistlerin bu yabancı güçlerin saldırganlığına karşı
durmaları ve tarafsız kalmakla veya sadece her iki tarafı da kınamakla
yetinmemeleri gerektiğini vurguladı.
Lütfen
okuyun:
“İtalya Etiyopya’ya
saldırdığında [1935'te], Etiyopya’nın kralına (ki ona hiç sempati duymuyorum)
rağmen, tamamen Etiyopyalıların yanındaydım. Önemli olan, emperyalizmin bu yeni
toprakları ele geçirmesine karşı çıkmaktı. Aynı şekilde, şimdi de emperyalist
kampa kesin olarak karşı çıkıyor, SSCB'nin bağımsızlığını destekliyorum.”
“Etiyopya’yı
desteklememizin nedeni, kralın Mussolini’den siyasi veya ‘ahlaki’ açıdan üstün
olması değil, geri kalmış bir ülkenin sömürgeci baskıya karşı savunulmasının,
dünya işçi sınıfının baş düşmanı olan emperyalizme darbe vurmasıydı.”
“Mussolini’nin zaferi,
faşizmin güçlenmesi, emperyalizmin pekişmesi, Afrika’daki ve başka yerlerdeki
sömürge halklarının cesaretinin kırılması anlamına gelir. Ancak kralın [negusun]
zaferi, yalnızca İtalyan emperyalizmine değil, bir bütün olarak emperyalizme de
büyük bir darbe vuracak, ezilen halkların isyancı güçlerine güçlü bir ivme
kazandıracaktır. Bunu görmemek için gerçekten tümüyle kör olmak gerekir.”
“En basit ve bariz örneği
ele alacağım. Brezilya’da şu anda her devrimcinin nefretle baktığı yarı faşist
bir rejim hüküm sürüyor. Ancak, yarın İngiltere’nin Brezilya ile askeri bir
çatışmaya girdiğini varsayalım. Size soruyorum, işçi sınıfı, bu çatışmanın
hangi tarafında olacak? Şahsen ben, bu durumda ‘demokratik’ İngiltere’ye karşı ‘faşist’
Brezilya’nın tarafında olacağım. Neden? Çünkü aralarındaki çatışmada ya demokrasi
ya da faşizm tartışması belirleyici olmayacak. Eğer İngiltere galip gelirse,
Rio de Janeiro’ya başka bir faşist getirecek, o da Brezilya’ya çifte zincir
vuracak. Tam tersine Brezilya galip gelirse, ülkenin ulusal ve demokratik
bilincine büyük bir ivme kazandıracak, Vargas diktatörlüğünün devrilmesine yol
açacak. İngiltere’nin yenilgisi, aynı zamanda İngiliz emperyalizmine bir darbe
indirecek, İngiliz proletaryasının devrimci hareketine ivme kazandıracak, dünya
çapındaki düşmanlıkları ve askeri çatışmaları faşizm ve demokrasi arasındaki
mücadeleye dönüştürecektir.”
“Her maskenin ardında
sömürücüleri, köle sahiplerini ve soyguncuları ayırt etmeyi bilmek gerekir!”
Kribsu Diallo
8 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder