20 Mart 2026

Zohran Mamdani ve Yumuşak İsyanın Büyüsü

Zohran Mamdani’nin hikâyesinin insanı baştan çıkartan bir yanı var. Queens’li bir isyancı. Afrika’dan gelip Amerika’ya iltica etmiş, sömürgecilik karşıtı bir akademisyen olarak kariyer yapmış, altmışlarda otobüslerdeki siyah-beyaz ayrımını protesto etmek için düzenlenen Özgürlük Yolculuğu eylemine katılmış bir babanın ve Altın Küre ödülü almış Güney Asyalı bir sinema yıldızı annenin oğlu. Taksi şoförleri için açlık grevi yapan biri. “Yeni” New York’un yüzü: hem esmer, hem Müslüman, hem bir diasporaya ait, her dayanışma eyleminde boy gösteriyor, TikTok’ta da var. Amerikan liberalizminin insanın suçlu değil de zeki görünmesini sağlayan, solun umut olduğunu ortaya koyan şefkatli pozlarıyla önemli bir isim.

Mehdi Hasan, onu “ancak her kuşağa bir kez nasip olacak bir siyasi yetenek” olarak tarif etmişti. Türev piyasasını ve hacizleri icat eden şehir için gayet demokrat bir sosyalist. Ev sahiplerinin krallığında kiraları sabitleyen peygamber. Hâlâ ılımlılığı modernlikle karıştıran bir metropol için yumuşak dilli bir radikal.

Mamdani’nin kampanyası ve zaferi, tabii ki ihtişamlı olmalıydı.

Mamdani’nin adaylığı, sadece karizma, politika veya diasporaya ait gurura dair bir mesele değil. Burada aslında, isyanın tam da onu engellemek için tasarlanmış kurumlar içinde hayatta kalıp kalamayacağı sınanıyor. Bu pratiğiyle Mamdani, muhalefetle yüzleşmek yerine onu absorbe etme yeteneğinde yatan hain dehasıyla bilinen bir parti içinde tarihin akış yönünü değiştirmenin mümkün olup olmadığını sorguluyor. Amerika’da hep gördüğümüz oyun, bir kez daha sahneleniyor: İktidar, sahneye geri dönüp “buyur gir ama uslu duracaksan” diyor. O anda radikal dil, yöneticilerin belirlediği dilbilgisine evriliyor.

Elimizde, Demokrat Parti’nin sınırlama konusunda nasıl bir işlev ortaya koyduğunu inceleyeceğimiz bir örnek var. Bu parti, itaati katılım denilen kadife ipliklerle örüyor. Sosyalist söylem, bir zamanlar liberal veya “demokratik” uzlaşma çerçevesinde dile getirilirken, bugün kapitalist düşmanlığı yenme kapasitesinden yoksun bırakıldı, kapsanacak, satın alınacak bir şeye dönüştürüldü.

Mamdani fenomeni, Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez’in yürüdüğü yolda zaten net bir biçimde gördüğümüz bir modelin yansıması: siyasi arenaya makineyi kırmak için giren ilerici, sonunda parti çizgisini benimseyip uzlaşma için kitlesel onay üretmek üzere harekete geçiyor. Hikâye, günlük dildeki anlamıyla bir ihanet değil, tarihsel anlamda bir ihanet; liberal hegemonyanın sınırlayıcı yapısına has olasılıkların ihaneti.

Demokratik Sosyalizm veya Liberal Partinin Gözetiminde Sosyalizm

Demokratik sosyalizm teoride, yeniden dağıtım, metalaşmanın ortadan kaldırılması ve gücün kolektif olarak yeniden örgütlenmesini vaat eder. Ancak pratikte, özellikle ABD’de, genellikle bir marka oluşturma talimine dönüşür: sermayenin mantığını ortadan kaldırmak yerine özümsemek üzere inşa edilmiş liberal ve ilerici bir sol aygıt içinde sergilenen, özlem duyulan bir kimlikten başka bir şey üretmez. Demokrat Parti, izin verilen solun yumuşak sınırı olarak işlev görür. Radikal söylemi memnuniyetle karşılar, ancak radikal sonuçları yasaklar.

Zohran Mamdani, bu paradoksa, Amerikalı Demokratik Sosyalistler içindeki “yönetip dönüştürebiliriz” diyen hizbin temsilcisi olarak dâhil oluyor. Kira fiyatlarını sabitleme, ücretsiz toplu taşıma, belediye tarafından işletilen marketler ve 30 dolarlık asgari ücret üzerine kurulu kampanyası, çalışan insanların hak ettiği dünya için hazırlanmış belediye müfredatından başka bir şey değil. Bahsi edilen hedeflere ulaşmak için bu programı Demokrat Parti üzerinden uygulamak isterseniz, aynı yapı, tüm arzularınızı köreltecektir.

Çelişkiler, yapısal niteliktedir, kişisel değil. New York’taki her ilerici aday, yönetilen bir muhalefetin mevcut ekosistemini miras alır:

▪ Sermaye devreye girene dek dayanışma içinde olduğunu ilan eden sendikalar;

▪ Konut mevzuatını perde gerisinde hazırlayan müteahhitler;

▪ Reklâm gelirlerini tehdit eden yeniden dağıtım sorunu ortaya çıkana kadar isyancıları destekleyen medyadaki siyaset simsarları;

▪ Rahatsızlık söylemsel düzeyde kaldığı sürece “ilerici” kampanyaları finanse eden bağışçı ağları;

▪ Kamu düzeninin garantörü gibi görünen ancak şehrin paramiliter sermaye kanadı gibi hareket eden polis sendikaları.

Buradan ne tür bir sonucun ortaya çıkacağını öngörmek mümkün. Bu sisteme devrimci bir niyetle giren aday, zorunlu olarak iki dil konuşmak zorundadır: biri, kendisini doğuran hareket; diğeri ise onu yönetecek kurum için. Bu iki dil arasında yapılacak tercüme işleminde, isyan, politik pragmatizme; kopuş ise reforma dönüşür.

Mesele, Mamdani’nin samimi olup olmaması değil. Asıl sorulması gereken soru şudur: “Mamdani’deki samimiyet, hayal gücünden çok itaati ödüllendiren bir yapı içinde varlığını sürdürecek mi sürdüremeyecek mi?” Tarih, bize sürdüremeyeceğini öğretmektedir. Makineyi çalıştırmak için dilbilgisini benimsemek zorundasınız ve o dilbilgisiyle o makineyi parçalayamazsınız.

Kurumlara Bağlılık

Demokrat Parti’ye bağlılık ödüllendirilmez, içselleştirilir. Parti çizgisine bağlılık ise ödüllendirilir ve onun olgun bir siyasi hesaplamanın sonucu olduğu söylenir. Partiye girenler, kendi itaatlerini nüfuzla karıştırırlar. Stacey Abrams’ın siyasi yolculuğu halen daha öğretici. Georgia’da Demokrat Parti’nin iki kez vali adayı gösterdiği isimken zamanla oy hakkı reformunun simgesi haline geldi. Hırslı ama disiplinli, iddialı ama saygılı bir siyasetçi olarak, “iyi ilericiler”in liberal hayallerini kendisinde somutladı. Cinsel saldırı iddiaları karşısında Joe Biden’ı eleştirmedi hatta onu  savundu. Ardından 2022’deki seçim kampanyası sırasında polise akan paraların artırılması sözünü verdi. Bu vaadi, sadece siyaset alanında atılmış hesaplı bir adım değildi. O, özünde, iktidara daha yakın olmak için sınava tabi tutuluyordu. Beklediği ödülse hiçbir zaman gelmedi.

Demokrat Parti içindeki ilerici isimler, hep bu yolu yürüyorlar. Ortada tarihsel bir emsal bulunmamasına rağmen, “partiyi içeriden sola itebileceklerine” samimiyetle inanıyorlar. Georgia’yı “maviye çeviren”, Demokrat Parti’nin kazanmasını sağlayan Warnock ve Ossoff’tan, bir vakitler Kongre’nin isyankâr vicdanı olarak ilan edilen (Alexandria Ocasio-Cortez, İlhan Ömer, Ayanna Pressley ve Raşide Tleyb’den oluşan) Ekibe kadar tüm bu Demokratlarda bulunan “isyankârlık”, seçimlerde illaki zafere ulaşıyor. Ancak, göreve geldikten sonra bu isimler, kurulu düzenin hedeflerine uyum sağlamaları için eğitiliyorlar. Muhalif bir blok olarak başlayan hikâye, zamanla derin Demokrat Parti için bir tür ahlaki ölçüt işlevi görüyor. Bu isimler, sermaye veya imparatorluk mimarisine hiçbir maddi tehdit teşkil etmediklerinden, tümüyle hoşgörüyle karşılanıyorlar.

Mamdani, bir dizi tavizde bulundu: geçiş süreci için belirlediği ekibi ılımlı isimlerle doldurdu, Başkan Trump’la görüşerek parti adabına uygun davrandı, seçmen kitlesinden ICE soruşturmalarına mani olmamalarını rica etti. Tüm bu tavizler, esasen uzun sürecek uyumlulaşma sürecinin yankıları. Geçiş döneminin ilk aylarında bu tavizler pek hayra alamet değil.

Bu süreçten çıkartılacak dersler birilerini alaya almak değil, olanı biteni net ve duru bir biçimde görmek için. Demokrat Parti içinde muhalefet susturulmaz, ama belirli kalıba dökülür. Ortadaki yapı, aleni baskıcı niteliğini süs püsle örtbas etmeye ihtiyaç duyacak kadar karmaşıktır. Birilerini alır göklere çıkartır, iç eder, mülkü haline getirir, nihayetinde tüketip atar. İçeri aldığı isimler hizaya girmeyi reddettiklerinde, mekanizma, mali disipline başvurur. Bir zamanlar yüceltilen, göklere çıkartılan Cemal Bowman ve Cori Bush, New York Borsası parasının aktığı AIPAC destekli kampanyalar üzerinden susturuldu. Sapmanın bedeli, dışlanma değil, yok edilmektir.

Bernie-AOC Tuzağı: İsyancılardan İktidar Yorumcularına

Bu filmi daha önce de izledik. Sanders: Partinin mekanizmasıyla karşı karşıya kaldığında neoliberal mirasçısını desteklemeyi seçen sınıf politikası vaizi.

Ocasio-Cortez: Bir zamanlar kurulu düzeni dehşete düşüren barmen isyancı, şimdi onun etkili yorumcusu olarak yeni bir şekil alıyor. Yürüdükleri yolda, radikal enerji idari nezakete dönüştürüldü, hep o bildiğimiz politik isimleri üretti.

Kontrollü isyanın yedi aşaması:

1. Gençleri harekete geçirin.

2. Merkezde duranları korkutun.

3. Müzakerelere girin.

4. “Sorumlu yönetişim” tabirini öğrenin.

5. Medyanın sizi olgunluğunuz sebebiyle övmesini sağlayın.

6. Aşamalı ilerlemenin mantığını özümseyin.

7. “Gerçekçi reform”un yeni yüzü olun.

Bu döngü, acımasız olduğu kadar öngörülebilirdir. Solun temelini oluşturan, şefkat, dayanışma, kolektif mücadele gibi ahlaki kelimeler, “sonuçlar” ve “paydaşlar”dan söz eden yönetim diline evriliyor. Eleştiri, yerini uzlaşmaya bırakıyor.

Mamdani’nin kampanyası, bu döngüyü belediyeler yoluyla kırmayı vaat ediyordu: şehirlerin, kapitalist yönetimin kabuğu içinde yeniden dağıtım politikalarını test eden sosyalizm laboratuvarları olarak işlev görebileceği fikrini savunuyordu. Oysa bu, kapitalizm koşullarında kentsel yönetimin işleyişine dair yanlış bir yorumdur.

Neticede şehirler, değişim yaratan laboratuvarlar değil, mali disiplin araçlarıdır. Kentsel neoliberalizm, radikallere güç yerine idari görevler sunan zekice bir tuzak işlevi görür. Belediye binasına girmek, üst borç sınırlarını, önce satın alma hakkını, kemer sıkma ile ilgili emirleri ve her yerde mevcut olan tahvil derecelendirme kuruluşlarının tehdidini miras almak demektir. Bir sosyalist, belediye başkanlığına girerek radikalleşmez, belediye başkanlığıyla evcilleştirilir.

Polis Devletinin Geri Dönüşü

Temmuz 2025’te Mamdani, New York Emniyet Müdürlüğü’nün başındaki isim olan Jessica Tisch’i görevde tutacağını açıkladı. Babadan zengin ve alenen Siyonist olan Tisch, kefalet reformuna karşı çıkıyor, gençlerin suçlu ilan edilmesini destekliyor, kampanyanın bir zamanlar karşı çıktığı yönetici sınıfını temsil ediyor. Bazıları için bu karar şok ediciydi. Ama bu kararda şaşılacak bir yan yoktu.

2020’de attığı bir tvitte Mamdani, “New York Emniyet Müdürlüğü’nün, ırkçı, eşcinsel karşıtı ve kamu güvenliği için büyük bir tehdit olduğunu bilmek için bir soruşturmaya ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan şey, müdürlüğe akan parayı kesmek” diyordu. Beş yıl sonra bu sözlerinin mevcut duruşuyla “alenen çeliştiğini” söyleyen Mamdani, Toplum Güvenliği Dairesi adındaki 1 milyar dolarlık girişimin uygulamaya konulmasını önerdi. Bu daire, mevcut polis teşkilâtının yerini almayacak, sadece onun eksikliklerini giderecekti. Bu ideolojik ricat, yeni değil, kaçınılmaz olduğu için çarpıcıydı.

Polis Şehri ve New York Emniyet Müdürlüğü, Mamdani’nin yürüdüğü yoldaki birer sapma değil. Bunlar, Cedric Robinson’ın bir vakitler “ırkçı kapitalist devlet” olarak adlandırdığı şeyin, yani kamu düzenini mülkiyet korumasına bağlayan bir oluşumun ifadeleri. İster Demokratlar ister Cumhuriyetçiler tarafından yönetilsin, bu mantık muhafaza edilir. Fark, sadece üsluptadır. Liberal devlet, polis bütçesini genişletirken özür diler; muhafazakâr devlet ise bu adımı göklere çıkartır. Her ikisi de aynı zulüm düzenine itaat talep eder.

Demokrat Parti’yi ve Belediyeyi
İçine Düştüğü Cehennem Çukurundan Kurtarmak

Demokrat Parti, çatışmayla malul bir savaş alanı değil, bir müzenin muhalif sanatı hoş gördüğü gibi, solculuğu da hoş gören, onu bir çerçeveye oturtan, bağlamlandıran ve etkisiz hale getiren bir araç. Sinsi amaçlar doğrultusunda kullandığı dehası, isyancıları yenmesinde değil, radikalizmin dekoratif bir etik haline geldiği bu yapı içinde onları sergilemesinde saklı. İlericiler hizmete davet ediliyorlar, ancak varlıklarının bir önemi yok.

Bernie Sanders bunun ispatı, Alexandria Ocasio-Cortez bunun teyidi, Zohran Mamdani bunun bir örneği. Her biri, tarihin sahnesine umut vadeden bir kopuş olarak girdi, ancak yıkmayı amaçladıkları kurumun sergi düzenleyicileri haline geldi. Parti, solu yok etmez, aksine onu evcilleştirir. Ondaki misafirperverlik, tam da onun kurnazlığının bir sonucudur. Karşılama ne kadar büyük olursa, ele geçirme de o kadar derin oluyor.

New York şehrini radikal bir şekilde yönetmek için, sermaye akışlarının, arazi kullanım politikasının, polis teşkilâtının, vergilendirmenin, kamu bankacılığının, işçi konseylerinin ve medya altyapısının, yani belediye gücünün sunduğu gerçek avantajlar üzerindeki tam kontrolü ele geçirmek gerekir. Ancak belediye başkanlığı makamı, bunların neredeyse hiçbirine sahip değil. Kira kanununu Albany’nin zenginleri belirliyor, ulaşımı Büyükşehir Ulaşım Kurumu (MTA) yönetiyor, mali tutumluluk düzeyini ölçen korku endeksini New York Borsası belirliyor, herhangi bir sosyalist, bir yönetmelik taslağı hazırlamadan çok önce reformun sınırlarını ödeme mevzuatı çiziyor.

Mamdani, makamı işgal ediyor gibi görünse de, aslında makam onu işgal ediyor. Mimari yapı, ideolojiyi yutuyor. Devlet, en yerel ölçekte bile, Althusser’in “yönetim kılığına bürünmüş baskıcı bir aygıt” olarak adlandırabileceği şekilde işliyor. Devlet, tüm ideolojik aygıtlar gibi, hegemonyanın diline karşı muhalefeti değil, bu dilde akıcılığı ödüllendiriyor.

Filistin, Netanyahu ve Radikal Dilin Yumuşaması

Filistin sorunu, özellikle solda, Amerikan siyasetinde ahlaki netliğin turnusol kağıdı olarak iş görmüştür, çünkü bu sorun, söylemsel dayanışma ile yapısal cesaret arasındaki fay hattını ortaya koymaktadır. Mamdani, kısa bir an için bu çelişkiyi aşmış gibi görünüyordu. Binyamin Netanyahu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi kararı uyarınca tutuklanması çağrısı, yalnızca hukuken hayalperestçe bir tutum değil, aynı zamanda küresel adalet ile yerel yönetim arasındaki mesafeyi anlık olarak ortadan kaldıran, sembolik açıdan radikal bir hareketti.

Ardından geri çekildiğini ortaya koymak için türlü taklalar atmaya başladı. Siyonistlerin tepkilerine rağmen bir sinagogda fotoğraf çektirdi, Hasidik Yahudileri ile öğle yemeği yedi, kendisine para veren bağışçılara Siyonistlerin kendi yönetiminde “baş üstünde tutulacakları” konusunda güvence verdi. Sık sık dile getirilen BDS yanlısı duruşuna ve Bowdoin Üniversitesi’nde Filistin’de Adalet Yanlısı Öğrenciler örgütünü kurmasına rağmen, “Siyonizm karşıtı değilim, sadece Filistin yanlısıyım” açıklaması yaptı.

Sol, hemen feryat figan etti. Sağ, bıyık altından gülümsemekle yetindi. Ortadakiler ise onun olgunluğunu alkışladılar.

Aslına bakarsanız, Filistin meselesi konusunda verilen taviz, sadece Mamdani ile değil, aynı zamanda bu pişmanlık ritüelini talep eden Demokrat Parti’yle ve daha geniş manada Amerika’daki liberal yapıyla ilgiliydi. Amerikan ilerlemeciliğinin her bir bileşeni aynı ahlaki sınavla yüzleşiyor: İlericiler, seçilebilmek için İmparatorluğun sözlüğüne uyum göstermek zorunda kalıyorlar. Filistin, kabul edilebilir eleştirinin sınır taşı olduğundan, Demokrat Parti’ye girmek için ödenen bir bedeldir. Liberal çerçeve içinde, adaletten ancak soyut kaldığı sürece bahsedilebilir. Yerleşimci-sömürgeciliği suçlarsanız, ırk ayrımcılığını veya soykırımını yapanın adıyla birlikte anarsanız, saygı duyulacak söylemleri belirlemek için dil polisliği yapan bağışçılar ve yayın kurulları sizi anlaşılmaz ve muğlak bulurlar.

Siyasetin medya yönetimiyle karıştırıldığı durumlarda, görünüm, ilkenin önüne geçer. “Olgunluk” adı altında sergilenen ahlaki koreografi, dayanışmanın sembolizme, sembolizmin ise sessizliğe dönüşmesini sağlar.

Kopuş Mümkündü ama Onun Yerine Anlaşılır Olmak Tercih Edildi

Asıl yaramız da bu.

Zohran Mamdani, bağımsız aday olarak da seçime girebilirdi. Bir fantezi olarak değil, sembolik bir hareket olarak değil, inandırıcı bir yeniden yapılanma adayı olarak. New York, sendikalar, diasporik ağlar ve gençlik hareketleri tarafından desteklenen sosyalist bir adaylığın, meşruiyetin iki partili tekelini kırabileceği az sayıdaki Amerikan şehrinden biri olmaya devam ediyor. Mamdani methedildiği gibi, her nesilde bir kez karşımıza çıkan bir aday olsaydı, siyaset mekanizmasından izin istemezdi. Tarihi kendisini reddedenlere cevap vermeye zorlardı.

Eğer bağımsızlığı seçmiş olsaydı, şu üç dönüşüm yaşanabilirdi:

1. Muhalefet üzerindeki tekelde çatlak: Sol ve liberal arasındaki çizgi görünür hale gelecek, Demokrat Parti “Partiyi nasıl reforme ederiz?” yerine “Özgürleşme neden bizi esir alandan izin almak zorunda?” sorusunu sorardı.

2. Yeni bir siyasi dilbilgisinin icadı: Yaşayacağımız bir yenilgi bile, yurttaşların hayal gücünde yeni bir siyasi özne oluşmaya başlar, Parti’den bağımsız sol siyaset için bir alan oluşurdu.

3. Kurumların aşağılayıcı üslup ve tarzından kurtulma: Gerçek bir siyasi kopuşu gerçekleştirseydik ama gene de yenilseydik, kuşatmayı yücelten, tavizlerle elde edilmiş bir zafer karşısında namusumuzu korurduk.

Bunun yerine, saygın bir ön seçim, kibar bir taç giyme töreni ve soykırım konusunda hesaplı bir sessizlik sunuldu bize. Sosyalist, siyasi arenaya bir tehdit olarak değil, bir süs olarak duhul ediyor. Hareket, pratikte çatışmanın yerine iktidara yakın olmanın cazibesini koydu, yani isyanın öleceği yeri tercih etti.

Bir sosyalist, düzene orada uslu durmak için dâhil olmaz.

Bir sosyalist, korkutmak için girer.

Eğer iktidarı korkutamazsanız, onun dekoru haline gelirsiniz.

Ne Yapılmalı?

Amerikalı Demokratik Sosyalistler (DSA) üyesi Kelsea Bond’un Atlanta Belediye Meclisi seçiminde elde ettiği son zafer bize onun da, Mamdani’nin o koltuğa yürürken kullandığı yoldan ilerlediğini gösteriyor. Mekân farklı ama yapı aynı. Her iki kampanya da DSA ve Çalışan Aileler Partisi tarafından desteklendi. Ahlaki söz dağarcığı olarak uygun fiyatlılık, eşitlik ve güvenlik üzerinde duruldu. Bond’un internet sitesindeki açıklama metninin sonunda, “parasını milyarderler değil, Atlanta için Kelsea Bond ekibi ödedi” yazıyor. Slogan büyüleyici, hatta samimi. Ancak eksiklik dikkat çekici: (anti) kapitalizmden hiç bahsedilmiyor.

İster inançlı ister şüpheci olsun, Demokrat Parti’ye giren her ilerici veya sosyalist, sonunda onun halesine teslim olur. Bu kurum, bir dönüşüm aracı değil, bir dönüştürücü mekanizmadır. Öfkeyi retoriğe, acil konuları politika özetlerine dönüştürür ve devrimi reformun ellerine teslim eder. Bond’dan Mamdani’ye kadar tekrarlanan bir ders var: Mekanizmaya dâhil olanlar, onun tarafından tüketilirler.

Bu nedenle Amerikan solu, iktidara yakın olma takıntısından vazgeçmelidir. Masada yer almak özgürlük değil, evcilleşmektir. Gereken şey, mimari yapı içinde temsil edilmek değil, paralel gücün, yani seçim izinlerinin verili sınırları haricinde faaliyet yürüten sendikalar, kooperatifler, medya altyapıları ve sosyal hareketlerin yavaş ve sabırlı bir şekilde inşa edilmesidir.

Bu mücadelenin kulaklara fısıldadığı talimat net ve açıktır:

Düzene dâhil olmayı dönüştürme eylemiyle karıştırmayın.

Görünürlüğü zafer sanmayın.

Temsili yeniden dağıtımla karıştırmayın.

Her nesilde bir kez nasip olacak bir aday, nezaketle, kimseyi incitmeden kazanan değil, reddederek haritayı yeniden çizen kişidir.

Ahlakçı taklalar, yönetimsel iyilikseverlikler ve adaleti medeniyetle takas eden bitmek bilmeyen uzlaşmalar karşısında bitap düşmüş neslimiz için Mamdani denilen moment, bir hayal kırıklığı değil, bir aydınlanma olarak algılanmalıdır.

Demokrat Parti özgürleştirmez, düzenin pisliklerini arındırır. Belediye sosyalizmi, karşı iktidarı inşa etmeden, bürokratik yapıyı ele geçirerek hayatta kalamaz.

Filistin, hâlâ bir turnusol kağıdı olmaya devam ediyor. Zarf, mazrufun düşmanıdır. “Seçilme yeterliliği” ise itaatkarlığın mecazi ifadesi.

Gelecek, birilerinden izin bekleyenlerce inşa edilmeyecek. İlerici belediye başkanlarına ihtiyacımız yok, yeni siyasi imkânlara ihtiyacımız var ve bu imkân, ön seçimlerde değil, kopuş pratiklerinde açığa çıkar.

Tarih, her zaman sabırlı olduğu için, devlet binasının önüne çekilmiş o havalı kadife halatın altından gülümseyerek geçenleri değil, o halatın önünden geçmeyi reddedenleri hatırlar.

Ali Rıza Han
Joshua Reed

29 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: