Zohran
Mamdani’nin hikâyesinin insanı baştan çıkartan bir yanı var. Queens’li bir isyancı.
Afrika’dan gelip Amerika’ya iltica etmiş, sömürgecilik karşıtı bir akademisyen olarak kariyer yapmış, altmışlarda otobüslerdeki siyah-beyaz ayrımını protesto etmek
için düzenlenen Özgürlük Yolculuğu eylemine katılmış bir babanın ve Altın Küre
ödülü almış Güney Asyalı bir sinema yıldızı annenin oğlu. Taksi şoförleri için
açlık grevi yapan biri. “Yeni” New York’un yüzü: hem esmer, hem Müslüman, hem
bir diasporaya ait, her dayanışma eyleminde boy gösteriyor, TikTok’ta da var.
Amerikan liberalizminin insanın suçlu değil de zeki görünmesini sağlayan, solun
umut olduğunu ortaya koyan şefkatli pozlarıyla önemli bir isim.
Mehdi
Hasan, onu “ancak her kuşağa bir kez nasip olacak bir siyasi yetenek” olarak
tarif etmişti. Türev piyasasını ve hacizleri icat eden şehir için gayet demokrat bir sosyalist. Ev sahiplerinin krallığında kiraları sabitleyen peygamber. Hâlâ
ılımlılığı modernlikle karıştıran bir metropol için yumuşak dilli bir radikal.
Mamdani’nin
kampanyası ve zaferi, tabii ki ihtişamlı olmalıydı.
Mamdani’nin
adaylığı, sadece karizma, politika veya diasporaya ait gurura dair bir mesele
değil. Burada aslında, isyanın tam da onu engellemek için tasarlanmış kurumlar
içinde hayatta kalıp kalamayacağı sınanıyor. Bu pratiğiyle Mamdani, muhalefetle
yüzleşmek yerine onu absorbe etme yeteneğinde yatan hain dehasıyla bilinen bir
parti içinde tarihin akış yönünü değiştirmenin mümkün olup olmadığını
sorguluyor. Amerika’da hep gördüğümüz oyun, bir kez daha sahneleniyor: İktidar,
sahneye geri dönüp “buyur gir ama uslu duracaksan” diyor. O anda radikal dil,
yöneticilerin belirlediği dilbilgisine evriliyor.
Elimizde,
Demokrat Parti’nin sınırlama konusunda nasıl bir işlev ortaya koyduğunu inceleyeceğimiz
bir örnek var. Bu parti, itaati katılım denilen kadife ipliklerle örüyor.
Sosyalist söylem, bir zamanlar liberal veya “demokratik” uzlaşma çerçevesinde
dile getirilirken, bugün kapitalist düşmanlığı yenme kapasitesinden yoksun
bırakıldı, kapsanacak, satın alınacak bir şeye dönüştürüldü.
Mamdani
fenomeni, Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez’in yürüdüğü yolda zaten net
bir biçimde gördüğümüz bir modelin yansıması: siyasi arenaya makineyi kırmak
için giren ilerici, sonunda parti çizgisini benimseyip uzlaşma için kitlesel
onay üretmek üzere harekete geçiyor. Hikâye, günlük dildeki anlamıyla bir
ihanet değil, tarihsel anlamda bir ihanet; liberal hegemonyanın sınırlayıcı
yapısına has olasılıkların ihaneti.
Demokratik
Sosyalizm veya Liberal Partinin Gözetiminde Sosyalizm
Demokratik
sosyalizm teoride, yeniden dağıtım, metalaşmanın ortadan kaldırılması ve gücün
kolektif olarak yeniden örgütlenmesini vaat eder. Ancak pratikte, özellikle ABD’de,
genellikle bir marka oluşturma talimine dönüşür: sermayenin mantığını ortadan
kaldırmak yerine özümsemek üzere inşa edilmiş liberal ve ilerici bir sol aygıt
içinde sergilenen, özlem duyulan bir kimlikten başka bir şey üretmez. Demokrat
Parti, izin verilen solun yumuşak sınırı olarak işlev görür. Radikal söylemi
memnuniyetle karşılar, ancak radikal sonuçları yasaklar.
Zohran
Mamdani, bu paradoksa, Amerikalı Demokratik Sosyalistler içindeki “yönetip
dönüştürebiliriz” diyen hizbin temsilcisi olarak dâhil oluyor. Kira fiyatlarını
sabitleme, ücretsiz toplu taşıma, belediye tarafından işletilen marketler ve 30
dolarlık asgari ücret üzerine kurulu kampanyası, çalışan insanların hak ettiği
dünya için hazırlanmış belediye müfredatından başka bir şey değil. Bahsi edilen
hedeflere ulaşmak için bu programı Demokrat Parti üzerinden uygulamak
isterseniz, aynı yapı, tüm arzularınızı köreltecektir.
Çelişkiler,
yapısal niteliktedir, kişisel değil. New York’taki her ilerici aday, yönetilen
bir muhalefetin mevcut ekosistemini miras alır:
▪
Sermaye devreye girene dek dayanışma içinde olduğunu ilan eden sendikalar;
▪
Konut mevzuatını perde gerisinde hazırlayan müteahhitler;
▪
Reklâm gelirlerini tehdit eden yeniden dağıtım sorunu ortaya çıkana kadar
isyancıları destekleyen medyadaki siyaset simsarları;
▪
Rahatsızlık söylemsel düzeyde kaldığı sürece “ilerici” kampanyaları finanse
eden bağışçı ağları;
▪
Kamu düzeninin garantörü gibi görünen ancak şehrin paramiliter sermaye kanadı
gibi hareket eden polis sendikaları.
Buradan
ne tür bir sonucun ortaya çıkacağını öngörmek mümkün. Bu sisteme devrimci bir
niyetle giren aday, zorunlu olarak iki dil konuşmak zorundadır: biri, kendisini
doğuran hareket; diğeri ise onu yönetecek kurum için. Bu iki dil arasında
yapılacak tercüme işleminde, isyan, politik pragmatizme; kopuş ise reforma
dönüşür.
Mesele,
Mamdani’nin samimi olup olmaması değil. Asıl sorulması gereken soru şudur: “Mamdani’deki
samimiyet, hayal gücünden çok itaati ödüllendiren bir yapı içinde varlığını
sürdürecek mi sürdüremeyecek mi?” Tarih, bize sürdüremeyeceğini öğretmektedir. Makineyi
çalıştırmak için dilbilgisini benimsemek zorundasınız ve o dilbilgisiyle o makineyi
parçalayamazsınız.
Kurumlara
Bağlılık
Demokrat
Parti’ye bağlılık ödüllendirilmez, içselleştirilir. Parti çizgisine bağlılık
ise ödüllendirilir ve onun olgun bir siyasi hesaplamanın sonucu olduğu söylenir.
Partiye girenler, kendi itaatlerini nüfuzla karıştırırlar. Stacey Abrams’ın
siyasi yolculuğu halen daha öğretici. Georgia’da Demokrat Parti’nin iki kez vali
adayı gösterdiği isimken zamanla oy hakkı reformunun simgesi haline geldi. Hırslı
ama disiplinli, iddialı ama saygılı bir siyasetçi olarak, “iyi ilericiler”in
liberal hayallerini kendisinde somutladı. Cinsel saldırı iddiaları karşısında
Joe Biden’ı eleştirmedi hatta onu savundu. Ardından 2022’deki seçim kampanyası
sırasında polise akan paraların artırılması sözünü verdi. Bu vaadi, sadece
siyaset alanında atılmış hesaplı bir adım değildi. O, özünde, iktidara daha
yakın olmak için sınava tabi tutuluyordu. Beklediği ödülse hiçbir zaman
gelmedi.
Demokrat
Parti içindeki ilerici isimler, hep bu yolu yürüyorlar. Ortada tarihsel bir
emsal bulunmamasına rağmen, “partiyi içeriden sola itebileceklerine” samimiyetle
inanıyorlar. Georgia’yı “maviye çeviren”, Demokrat Parti’nin kazanmasını
sağlayan Warnock ve Ossoff’tan, bir vakitler Kongre’nin isyankâr vicdanı olarak
ilan edilen (Alexandria Ocasio-Cortez, İlhan Ömer, Ayanna Pressley ve Raşide Tleyb’den
oluşan) Ekibe kadar tüm bu Demokratlarda bulunan “isyankârlık”, seçimlerde
illaki zafere ulaşıyor. Ancak, göreve geldikten sonra bu isimler, kurulu
düzenin hedeflerine uyum sağlamaları için eğitiliyorlar. Muhalif bir blok
olarak başlayan hikâye, zamanla derin Demokrat Parti için bir tür ahlaki ölçüt işlevi
görüyor. Bu isimler, sermaye veya imparatorluk mimarisine hiçbir maddi tehdit teşkil
etmediklerinden, tümüyle hoşgörüyle karşılanıyorlar.
Mamdani,
bir dizi tavizde bulundu: geçiş süreci için belirlediği ekibi ılımlı isimlerle
doldurdu, Başkan Trump’la görüşerek parti adabına uygun davrandı, seçmen kitlesinden
ICE soruşturmalarına mani olmamalarını rica etti. Tüm bu tavizler, esasen uzun
sürecek uyumlulaşma sürecinin yankıları. Geçiş döneminin ilk aylarında bu tavizler
pek hayra alamet değil.
Bu
süreçten çıkartılacak dersler birilerini alaya almak değil, olanı biteni net ve
duru bir biçimde görmek için. Demokrat Parti içinde muhalefet susturulmaz, ama
belirli kalıba dökülür. Ortadaki yapı, aleni baskıcı niteliğini süs püsle
örtbas etmeye ihtiyaç duyacak kadar karmaşıktır. Birilerini alır göklere
çıkartır, iç eder, mülkü haline getirir, nihayetinde tüketip atar. İçeri aldığı
isimler hizaya girmeyi reddettiklerinde, mekanizma, mali disipline başvurur.
Bir zamanlar yüceltilen, göklere çıkartılan Cemal Bowman ve Cori Bush, New York
Borsası parasının aktığı AIPAC destekli kampanyalar üzerinden susturuldu.
Sapmanın bedeli, dışlanma değil, yok edilmektir.
Bernie-AOC
Tuzağı: İsyancılardan İktidar Yorumcularına
Bu
filmi daha önce de izledik. Sanders: Partinin mekanizmasıyla karşı karşıya
kaldığında neoliberal mirasçısını desteklemeyi seçen sınıf politikası vaizi.
Ocasio-Cortez:
Bir zamanlar kurulu düzeni dehşete düşüren barmen isyancı, şimdi onun etkili
yorumcusu olarak yeni bir şekil alıyor. Yürüdükleri yolda, radikal enerji idari
nezakete dönüştürüldü, hep o bildiğimiz politik isimleri üretti.
Kontrollü
isyanın yedi aşaması:
1.
Gençleri harekete geçirin.
2.
Merkezde duranları korkutun.
3.
Müzakerelere girin.
4.
“Sorumlu yönetişim” tabirini öğrenin.
5.
Medyanın sizi olgunluğunuz sebebiyle övmesini sağlayın.
6.
Aşamalı ilerlemenin mantığını özümseyin.
7.
“Gerçekçi reform”un yeni yüzü olun.
Bu
döngü, acımasız olduğu kadar öngörülebilirdir. Solun temelini oluşturan, şefkat,
dayanışma, kolektif mücadele gibi ahlaki kelimeler, “sonuçlar” ve “paydaşlar”dan
söz eden yönetim diline evriliyor. Eleştiri, yerini uzlaşmaya bırakıyor.
Mamdani’nin
kampanyası, bu döngüyü belediyeler yoluyla kırmayı vaat ediyordu: şehirlerin,
kapitalist yönetimin kabuğu içinde yeniden dağıtım politikalarını test eden
sosyalizm laboratuvarları olarak işlev görebileceği fikrini savunuyordu. Oysa
bu, kapitalizm koşullarında kentsel yönetimin işleyişine dair yanlış bir
yorumdur.
Neticede
şehirler, değişim yaratan laboratuvarlar değil, mali disiplin araçlarıdır.
Kentsel neoliberalizm, radikallere güç yerine idari görevler sunan zekice bir
tuzak işlevi görür. Belediye binasına girmek, üst borç sınırlarını, önce satın
alma hakkını, kemer sıkma ile ilgili emirleri ve her yerde mevcut olan tahvil
derecelendirme kuruluşlarının tehdidini miras almak demektir. Bir sosyalist,
belediye başkanlığına girerek radikalleşmez, belediye başkanlığıyla
evcilleştirilir.
Polis
Devletinin Geri Dönüşü
Temmuz
2025’te Mamdani, New York Emniyet Müdürlüğü’nün başındaki isim olan Jessica
Tisch’i görevde tutacağını açıkladı. Babadan zengin ve alenen Siyonist olan
Tisch, kefalet reformuna karşı çıkıyor, gençlerin suçlu ilan edilmesini
destekliyor, kampanyanın bir zamanlar karşı çıktığı yönetici sınıfını temsil
ediyor. Bazıları için bu karar şok ediciydi. Ama bu kararda şaşılacak bir yan
yoktu.
2020’de
attığı bir tvitte Mamdani, “New York Emniyet Müdürlüğü’nün, ırkçı, eşcinsel
karşıtı ve kamu güvenliği için büyük bir tehdit olduğunu bilmek için bir
soruşturmaya ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan şey, müdürlüğe akan parayı
kesmek” diyordu. Beş yıl sonra bu sözlerinin mevcut duruşuyla “alenen çeliştiğini”
söyleyen Mamdani, Toplum Güvenliği Dairesi adındaki 1 milyar dolarlık girişimin
uygulamaya konulmasını önerdi. Bu daire, mevcut polis teşkilâtının yerini
almayacak, sadece onun eksikliklerini giderecekti. Bu ideolojik ricat, yeni
değil, kaçınılmaz olduğu için çarpıcıydı.
Polis
Şehri ve New York Emniyet Müdürlüğü, Mamdani’nin yürüdüğü yoldaki birer sapma
değil. Bunlar, Cedric Robinson’ın bir vakitler “ırkçı kapitalist devlet” olarak
adlandırdığı şeyin, yani kamu düzenini mülkiyet korumasına bağlayan bir
oluşumun ifadeleri. İster Demokratlar ister Cumhuriyetçiler tarafından
yönetilsin, bu mantık muhafaza edilir. Fark, sadece üsluptadır. Liberal devlet,
polis bütçesini genişletirken özür diler; muhafazakâr devlet ise bu adımı
göklere çıkartır. Her ikisi de aynı zulüm düzenine itaat talep eder.
Demokrat
Parti’yi ve Belediyeyi
İçine Düştüğü Cehennem Çukurundan Kurtarmak
Demokrat
Parti, çatışmayla malul bir savaş alanı değil, bir müzenin muhalif sanatı hoş
gördüğü gibi, solculuğu da hoş gören, onu bir çerçeveye oturtan, bağlamlandıran
ve etkisiz hale getiren bir araç. Sinsi amaçlar doğrultusunda kullandığı
dehası, isyancıları yenmesinde değil, radikalizmin dekoratif bir etik haline
geldiği bu yapı içinde onları sergilemesinde saklı. İlericiler hizmete davet
ediliyorlar, ancak varlıklarının bir önemi yok.
Bernie
Sanders bunun ispatı, Alexandria Ocasio-Cortez bunun teyidi, Zohran Mamdani bunun
bir örneği. Her biri, tarihin sahnesine umut vadeden bir kopuş olarak girdi,
ancak yıkmayı amaçladıkları kurumun sergi düzenleyicileri haline geldi. Parti, solu
yok etmez, aksine onu evcilleştirir. Ondaki misafirperverlik, tam da onun
kurnazlığının bir sonucudur. Karşılama ne kadar büyük olursa, ele geçirme de o
kadar derin oluyor.
New
York şehrini radikal bir şekilde yönetmek için, sermaye akışlarının, arazi
kullanım politikasının, polis teşkilâtının, vergilendirmenin, kamu
bankacılığının, işçi konseylerinin ve medya altyapısının, yani belediye gücünün
sunduğu gerçek avantajlar üzerindeki tam kontrolü ele geçirmek gerekir. Ancak
belediye başkanlığı makamı, bunların neredeyse hiçbirine sahip değil. Kira
kanununu Albany’nin zenginleri belirliyor, ulaşımı Büyükşehir Ulaşım Kurumu (MTA)
yönetiyor, mali tutumluluk düzeyini ölçen korku endeksini New York Borsası
belirliyor, herhangi bir sosyalist, bir yönetmelik taslağı hazırlamadan çok
önce reformun sınırlarını ödeme mevzuatı çiziyor.
Mamdani,
makamı işgal ediyor gibi görünse de, aslında makam onu işgal ediyor. Mimari yapı, ideolojiyi yutuyor.
Devlet, en yerel ölçekte bile, Althusser’in
“yönetim kılığına bürünmüş baskıcı bir aygıt” olarak adlandırabileceği şekilde
işliyor. Devlet, tüm ideolojik aygıtlar gibi, hegemonyanın diline karşı
muhalefeti değil, bu dilde akıcılığı ödüllendiriyor.
Filistin,
Netanyahu ve Radikal Dilin Yumuşaması
Filistin
sorunu, özellikle solda, Amerikan siyasetinde ahlaki netliğin turnusol kağıdı olarak
iş görmüştür, çünkü bu sorun, söylemsel dayanışma ile yapısal cesaret
arasındaki fay hattını ortaya koymaktadır. Mamdani, kısa bir an için bu
çelişkiyi aşmış gibi görünüyordu. Binyamin Netanyahu’nun Uluslararası Ceza
Mahkemesi kararı uyarınca tutuklanması çağrısı, yalnızca hukuken hayalperestçe bir
tutum değil, aynı zamanda küresel adalet ile yerel yönetim arasındaki mesafeyi
anlık olarak ortadan kaldıran, sembolik açıdan radikal bir hareketti.
Ardından
geri çekildiğini ortaya koymak için türlü taklalar atmaya başladı. Siyonistlerin
tepkilerine rağmen bir sinagogda fotoğraf çektirdi, Hasidik Yahudileri ile öğle
yemeği yedi, kendisine para veren bağışçılara Siyonistlerin kendi yönetiminde “baş
üstünde tutulacakları” konusunda güvence verdi. Sık sık dile getirilen BDS
yanlısı duruşuna ve Bowdoin Üniversitesi’nde Filistin’de Adalet Yanlısı
Öğrenciler örgütünü kurmasına rağmen, “Siyonizm karşıtı değilim, sadece
Filistin yanlısıyım” açıklaması yaptı.
Sol,
hemen feryat figan etti. Sağ, bıyık altından gülümsemekle yetindi. Ortadakiler
ise onun olgunluğunu alkışladılar.
Aslına
bakarsanız, Filistin meselesi konusunda verilen taviz, sadece Mamdani ile değil,
aynı zamanda bu pişmanlık ritüelini talep eden Demokrat Parti’yle ve daha geniş
manada Amerika’daki liberal yapıyla ilgiliydi. Amerikan ilerlemeciliğinin her
bir bileşeni aynı ahlaki sınavla yüzleşiyor: İlericiler, seçilebilmek için İmparatorluğun
sözlüğüne uyum göstermek zorunda kalıyorlar. Filistin, kabul edilebilir
eleştirinin sınır taşı olduğundan, Demokrat Parti’ye girmek için ödenen bir
bedeldir. Liberal çerçeve içinde, adaletten ancak soyut kaldığı sürece
bahsedilebilir. Yerleşimci-sömürgeciliği suçlarsanız, ırk ayrımcılığını veya
soykırımını yapanın adıyla birlikte anarsanız, saygı duyulacak söylemleri
belirlemek için dil polisliği yapan bağışçılar ve yayın kurulları sizi anlaşılmaz
ve muğlak bulurlar.
Siyasetin
medya yönetimiyle karıştırıldığı durumlarda, görünüm, ilkenin önüne geçer. “Olgunluk”
adı altında sergilenen ahlaki koreografi, dayanışmanın sembolizme, sembolizmin
ise sessizliğe dönüşmesini sağlar.
Kopuş
Mümkündü ama Onun Yerine Anlaşılır Olmak Tercih Edildi
Asıl
yaramız da bu.
Zohran
Mamdani, bağımsız aday olarak da seçime girebilirdi. Bir fantezi olarak değil,
sembolik bir hareket olarak değil, inandırıcı bir yeniden yapılanma adayı
olarak. New York, sendikalar, diasporik ağlar ve gençlik hareketleri tarafından
desteklenen sosyalist bir adaylığın, meşruiyetin iki partili tekelini kırabileceği
az sayıdaki Amerikan şehrinden biri olmaya devam ediyor. Mamdani methedildiği
gibi, her nesilde bir kez karşımıza çıkan bir aday olsaydı, siyaset
mekanizmasından izin istemezdi. Tarihi kendisini reddedenlere cevap vermeye
zorlardı.
Eğer
bağımsızlığı seçmiş olsaydı, şu üç dönüşüm yaşanabilirdi:
1.
Muhalefet üzerindeki tekelde çatlak: Sol ve liberal arasındaki çizgi görünür
hale gelecek, Demokrat Parti “Partiyi nasıl reforme ederiz?” yerine “Özgürleşme
neden bizi esir alandan izin almak zorunda?” sorusunu sorardı.
2.
Yeni bir siyasi dilbilgisinin icadı: Yaşayacağımız bir yenilgi bile, yurttaşların
hayal gücünde yeni bir siyasi özne oluşmaya başlar, Parti’den bağımsız sol
siyaset için bir alan oluşurdu.
3.
Kurumların aşağılayıcı üslup ve tarzından kurtulma: Gerçek bir siyasi kopuşu
gerçekleştirseydik ama gene de yenilseydik, kuşatmayı yücelten, tavizlerle elde
edilmiş bir zafer karşısında namusumuzu korurduk.
Bunun
yerine, saygın bir ön seçim, kibar bir taç giyme töreni ve soykırım konusunda
hesaplı bir sessizlik sunuldu bize. Sosyalist, siyasi arenaya bir tehdit olarak
değil, bir süs olarak duhul ediyor. Hareket, pratikte çatışmanın yerine
iktidara yakın olmanın cazibesini koydu, yani isyanın öleceği yeri tercih etti.
Bir
sosyalist, düzene orada uslu durmak için dâhil olmaz.
Bir
sosyalist, korkutmak için girer.
Eğer
iktidarı korkutamazsanız, onun dekoru haline gelirsiniz.
Ne
Yapılmalı?
Amerikalı
Demokratik Sosyalistler (DSA) üyesi Kelsea Bond’un Atlanta Belediye Meclisi
seçiminde elde ettiği son zafer bize onun da, Mamdani’nin o koltuğa yürürken kullandığı
yoldan ilerlediğini gösteriyor. Mekân farklı ama yapı aynı. Her iki kampanya da
DSA ve Çalışan Aileler Partisi tarafından desteklendi. Ahlaki söz dağarcığı
olarak uygun fiyatlılık, eşitlik ve güvenlik üzerinde duruldu. Bond’un internet
sitesindeki açıklama metninin sonunda, “parasını milyarderler değil, Atlanta
için Kelsea Bond ekibi ödedi” yazıyor. Slogan büyüleyici, hatta samimi. Ancak
eksiklik dikkat çekici: (anti) kapitalizmden hiç bahsedilmiyor.
İster
inançlı ister şüpheci olsun, Demokrat Parti’ye giren her ilerici veya sosyalist,
sonunda onun halesine teslim olur. Bu kurum, bir dönüşüm aracı değil, bir dönüştürücü
mekanizmadır. Öfkeyi retoriğe, acil konuları politika özetlerine dönüştürür ve devrimi
reformun ellerine teslim eder. Bond’dan Mamdani’ye kadar tekrarlanan bir ders
var: Mekanizmaya dâhil olanlar, onun tarafından tüketilirler.
Bu
nedenle Amerikan solu, iktidara yakın olma takıntısından vazgeçmelidir. Masada
yer almak özgürlük değil, evcilleşmektir. Gereken şey, mimari yapı içinde
temsil edilmek değil, paralel gücün, yani seçim izinlerinin verili sınırları
haricinde faaliyet yürüten sendikalar, kooperatifler, medya altyapıları ve
sosyal hareketlerin yavaş ve sabırlı bir şekilde inşa edilmesidir.
Bu
mücadelenin kulaklara fısıldadığı talimat net ve açıktır:
Düzene
dâhil olmayı dönüştürme eylemiyle karıştırmayın.
Görünürlüğü
zafer sanmayın.
Temsili
yeniden dağıtımla karıştırmayın.
Her
nesilde bir kez nasip olacak bir aday, nezaketle, kimseyi incitmeden kazanan
değil, reddederek haritayı yeniden çizen kişidir.
Ahlakçı
taklalar, yönetimsel iyilikseverlikler ve adaleti medeniyetle takas eden bitmek
bilmeyen uzlaşmalar karşısında bitap düşmüş neslimiz için Mamdani denilen
moment, bir hayal kırıklığı değil, bir aydınlanma olarak algılanmalıdır.
Demokrat
Parti özgürleştirmez, düzenin pisliklerini arındırır. Belediye sosyalizmi,
karşı iktidarı inşa etmeden, bürokratik yapıyı ele geçirerek hayatta kalamaz.
Filistin,
hâlâ bir turnusol kağıdı olmaya devam ediyor. Zarf, mazrufun düşmanıdır. “Seçilme
yeterliliği” ise itaatkarlığın mecazi ifadesi.
Gelecek,
birilerinden izin bekleyenlerce inşa edilmeyecek. İlerici belediye başkanlarına
ihtiyacımız yok, yeni siyasi imkânlara ihtiyacımız var ve bu imkân, ön
seçimlerde değil, kopuş pratiklerinde açığa çıkar.
Tarih,
her zaman sabırlı olduğu için, devlet binasının önüne çekilmiş o havalı kadife
halatın altından gülümseyerek geçenleri değil, o halatın önünden geçmeyi
reddedenleri hatırlar.
Ali Rıza Han
Joshua Reed
29 Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder