Emperyalistler
ve ona her daim sadakatle bağlı olan Batılı “solcular”, iliklerine kadar NATO
destekçisi “Akademisyen Anarşist” David Graeber ve kendi kendisini sürekli
galeyana getiren ünlü solcu Charles Davis önderliğinde, Suriyeli Kürtleri mülk
edinmeye ve Suriye’de “İspanya İç Savaşı” sırasında yaşananlara çok benzer bir
durum yaratmaya çalışıyorlar. “Solcular” propaganda faaliyeti dâhilinde İspanya
İç Savaşı’na atıfta bulunuyorlar, emperyalistler de somutta bizzat o iç savaşın
koşullarını imal ediyorlar.
Bu
süregelen aldatmacanın neticesinde, emperyalist saldırganlığa karşı Suriye’yi
destekleyenler, “gelişiyormuş gibi görünen demokratik Kürt özerkliği”ni veya “Kürtlerin
kendi kaderini tayin hakkı” mücadelesini engellemekle suçlanıyorlar. Bu
mücadele, Kuzey Suriye’de özgürlükçü anarşist bir eko-ütopya yaratmayı ve “mel’un
Esad rejimi”nin ya da Şarkiyatçı burjuva propagandasının sözlüğüyle düşünmeyen,
aklı başında insanların “Suriye Devleti” olarak bildiği yapının, genelde Suriye
ulusunun pençelerinden kurtulmayı amaçlıyor.
Graeber
ve ekibinin efsanevi fantezilerinin aksine, çoğu komünist, ABD ordusu
aracılığıyla elde edilen bu sözde “özerkliğin” emperyalizmin himayesi altında
asla elde edilemeyeceğinin tümüyle farkındadır. Bu özerklik, yalnızca gasp
edilecek, Suriye’yi bölüp, bu gerici hedeflerin sonuçlarını ve tüm bölgenin
boynundaki boyunduruğu daha da ağırlaştırmak amacıyla imparatorluğun gerici
hedeflerine ulaşmak için kullanılacaktır.
Oportünistler
ve anarşistler, İspanya’daki iç savaşın beynelmilel düzeyde sahip olduğu tarihsel-maddi
özellikleri yanlış anladıkları, kendi ütopyalarının peşinden gittikleri ve
Franco faşizmine karşı birleşik cepheden ve cumhuriyetten kopmayı seçtiklerinden,
bugün de ulusların, Suriye ulusunun ve etnik kökenine bakılmaksızın, tüm
halkının kendi kaderini tayin hakkına karşı çıkmayı, Kürtlere verilecek bu
emperyalist “yardım”ın doğuracağı kaçınılmaz emperyalist egemenliği ve
Suriye’nin bölünmesini desteklemeyi seçiyorlar. Uzağı göremeyen, belirli bir
kesite odaklanmış, “haklı dava”ya vurgu yapan destekleriyle Batılı “sol”
oportünistler ve kendilerini gizlemeyi bile beceremeyen sosyal şovenistler, bir
kez daha gerici yolu destekliyorlar.
İnsanlar,
ABD imparatorluğundan “saf olmayan yardım” elde etmeye çalışan ezilen
aktörlerle “empati kurabilirler”, ancak komünistlerin görevi, bu “saf olmayan
yardımın” özünde gerici olduğunu, hem bu yardımı elde etmeye zorlanan ezilen
aktörün hem de bölgedeki işçi sınıflarının ve ezilen halkların maddi amaçlarına
aykırı olduğunu ortaya koymaktır. ABD imparatorluğu, kendi çıkarlarına hizmet
etmedikçe, en ufak bir ilerici harekete bile asla yardım etmemiştir ve bu
çıkarlar da baştan sona gerici olmaktan başka bir şey değildir.
“Solcular”,
pekâlâ şu türküyü söyleyebilirler: Suriye’deki Kürt davası, Suriyeli Arap
yönetici sınıfının elinde maruz kaldıkları tarihsel zulme dayanan “haklı bir
davadır”, bu nedenle, “saf olmayan ABD yardımını arzulayan” Kürtler, varsayılan
ütopik bir geleceğe ulaşmak için desteklenmelidir. Ancak bu, tek taraflı düşünen,
bir ahmağın dile getirebileceği bir argümandır.
Bir
komünist, ezilen İrlandalıların, İngiliz yönetici sınıfının boyunduruğunu
kırmak, ateşten kaçıp cehennem ateşine düşmek için Alman Nazilerinin askeri
veya siyasi “yardımını”, dolayısıyla egemenliğini kabul etmelerini savunur
muydu?
PYD,
imparatorluk tarafından verilen “yardım” üzerinde hiçbir siyasi yetkiye sahip
olmayacak; bu tür yardımı almaları sonucunda, Barzani kabilesinin NATO/İsrail
destekli Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer şekilde, imparatorluğun emrine
girmek zorunda kalacak.
ABD;
PYD ve askeri kanadı YPG’ye ancak bu eylem ABD’nin emperyalist çıkarlar
bağlamında mevzi sahibi olmasına katıda bulunuyorsa yardım edecektir (bu
nedenle emperyalist “solcu” David Graeber’in hararetle desteklediği) bu
çıkarlar ise tüm bölgenin büyük çoğunluğunun, özellikle de Kürt
nüfusunun büyük çoğunluğunun çıkarlarına temelden aykırıdı .
ABD’nin
Suriye’deki hedefleri, Suriye devletini emperyalist (Batı/İsrail) egemenliğini
engelleyemeyecek, birbirine düşman etnik-mezhepsel “mini devletlere” bölmektir.
Bu, Kürt işçi sınıfının, hele ki Suriye ve bölgenin işçi sınıflarının
kurtuluşuna giden yol değildir. Bu yol ancak Irak’taki Barzani kabilesi gibi
tüm burjuva Kürt unsurlarının küçük bir azınlığının savunduğu “özgürlük”ten”
(emperyalist himayeden) başka bir yere çıkmaz. Bu “özgürlük” de nüfusun
çoğunluğunun köleleştirilmesi pahasına gerçekleşir.
“Rejim
altında” yaşamın daha iyi olmayacağı iddiası pekâlâ dile getirilebilir fakat bu,
tüm gerçeklere aykırı, tarihsel gerçeklerden uzak, onlara kör bir varsayımdır.
Suriye’deki Kürt azınlık “rejim altında” baskılarla yüzleşmiş olabilir, ancak
bölgede Kürtlerin yüzleştiği baskılar en ağırı değildi. ABD himayesindeki
rejimlerde azınlıkların maruz kaldıkları baskılar daha ağırdı.
Yani,
“solcular”, Suriye’deki Kürt toplumunun faşist ABD emperyalizmiyle ittifak kurmaya,
ondan yardım koparmaya çalışan kesimleri, Suriye ordusu ve PYD içindeki Esad
karşıtı unsurlarla yaşanan aralıklı çatışmalara ve dışarıdan bu yönde
etkilemeye çalışanlara odaklanarak, Suriye’deki tüm Kürt toplumunun tek ifadesi
olarak yeniden sahipleniyorlar. (Burada PYD’nin kendi geleceği konusunda
bölünmüş ve ittifakları değişken olduğu, Suriye ordusu ve Ulusal Savunma
Kuvvetleri’nin yerel milisleriyle ara sıra çatışmalara girdiği ve "Esad’ın
faşist güçlerini” kınadığından bahsedilmelidir. Ancak gene de başka yerlerde
somut yerel ittifaklar mevcuttur, Suriye Baas Partisi ile PKK/PYD liderliği
arasındaki tarihi bağlardan bahsetmeye gerek bile yok.
Graeber
ve ekibi, şu anda büyük bir emperyalist saldırganlık ve her taraftan gelecek
tepki tehdidi altında olan Suriye ulusunun bölünmesini ve zayıflatılmasını
teşvik ediyor. Ayrıca Kürtlerin ABD imparatorluğuna boyun eğmesini, saldırgan
bir savaşta onun kuklası olmasını, Suriye ordusu ve devletine karşı vekillik
yapmasını savunuyor. PYD’nin, onlarca yıldır Kürt toplumuna yönelik zulümde
başrol oynayan bir imparatorluğa teslim olmasını savunuyor.
ABD
imparatorluğunun Suriyeli Kürtlerin siyasi özerklik arayışına sadece yardım
etmeye çalışmadığını vurgulamak gerekiyor. İsyan boyunca ABD ve
ortakları, PYD’ye karşı baskı aracı olarak “IŞİD” ve benzerlerini
kullanmış, PYD ile Suriye Devleti arasında daha fazla ayrışmaya ve ABD/Türk
kontraları için bir kanal görevi görmelerini sağlamaya çalışmıştır.
PYD,
2012’de “Suriye Ulusal Konseyi”ndeki emperyalizmin kuklalarından ayrılıp Suriye
Devleti’ne karşı oluşturulan projeye katılmayı reddettiğinden beri, bu “isyancı”
kontralar, Kürt topluluklarına acımasızca saldırmıştır. Tesadüf o ki o dönemde David
Graeber ve şürekası, aynı “ılımlı” şovenist tekfircileri övüyordu. Bu
tekfirciler, Kürt özerkliğinin her türlüsüne kesinlikle karşıydı. ABD ve
Türkiye, PYD’ye yapılacak her türden bir yardımın katı koşullara bağlı
olacağını çok açık bir şekilde ifade ettiler. Başlıca koşul ise tarafsız
duruşlarından vazgeçmek, dolayısıyla, Bookchin’in özgürlükçü anarşist ekolojik
ütopyasının gerçekleşme olasılığını da ortadan kaldırıp Suriye ordusuna karşı
bu “isyancılara” katılmaktı.
“Solcu”
emperyalistler, ABD’nin Suriyeli Kürtlerin bu metafiziksel “demokratik
özgürlükçü özerklik” arayışına “yardım etmeye” istekli olduğunu (ya da mevcut
koşullarda böylesi ihtimalin pratikte bulunduğunu) iddia ederken,
imparatorlukların Kürt işbirlikçileri, PYD’yi emperyalizmle ittifaka zorlamaya
ve nihai amaç olarak onları Suriye ulusunu geri dönülmez bir şekilde bölüp
parçalamak için bir araç olarak kullanmaya çalışarak, tüm bölgeyi ve bölge halklarının
Batı ile İsrail’in emperyalist faşizmine karşı mücadele kabiliyetini daha da
zayıflatmaya çalışıyorlar.
Suriye
Kürtlerinin faşist Amerikan imparatorluğuna boyun eğmesini savunan Batılı “solcular”,
Kürtlerin ilerlemesini veya “kendi kaderini tayin hakkı”nı desteklemiyorlar.
Kürtlerin ilerlemesi kisvesi altında emperyalist gericiliği destekliyorlar. Bu
eylem biçiminin ve bu gerici ittifakların halesine kapılan Kürtlere, tıpkı
Barzani’nin Irak’ta ABD ve İsrail emperyalizminin kukla Kürt petrol devletini
oluşturan ayrılıkları yaratmaya yardım etmesinde olduğu gibi, seçimlerinde
yanıldıklarını hatırlatmak, komünistlerin üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.
Komünistler,
enternasyonalist bakış açısına sahiptir, dolayısıyla kendi emperyalist
burjuvazimize “kendi seçtikleri yerlileri” destekleme kisvesi altında tavizler
veren bağnaz şovenistler değildirler. Komünistlerin görevi, PYD’yi ve
destekçilerini, imparatorluktan medet ummanın, inâyet beklemenin gerici ve
tehlikeli bir politika olduğu, bu politikanın ezilen Kürtler de dâhil olmak
üzere, Suriye halkının daha da sefaletine ve baskısına yol açacağı konusunda
uyarmaktır.
Komünistler,
bu düşmanlığın tarihsel kökenlerini de aynı şekilde tanımalı, emperyalist
faşizme karşı birleşik bir Suriye cephesinin gerekliliğini üzerinde dururken,
Arap yönetici sınıfları içindeki şovenist unsurları ve Kürt nüfusuna
uyguladıkları baskıyı eleştirmeyi ve bunlara karşı çıkmayı unutmamalıdır. İki
eğilimi birbirinden ayırmak ve emperyalist faşizmin mevcut dönemindeki üretim
biçimleri altında sınıf mücadelesinin bütünlüğü içinde, küresel işçi
sınıflarının ve ezilen halkların hedeflerini ilerleten ilkeli bir pozisyon
belirlemek gerekmektedir.
Phil Greaves
21 Ocak 2015
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder