21 Mart 2026

, , ,

David Graeber’dan Rojava’ya Saygı Duruşu


Emperyalistler ve ona her daim sadakatle bağlı olan Batılı “solcular”, iliklerine kadar NATO destekçisi “Akademisyen Anarşist” David Graeber ve kendi kendisini sürekli galeyana getiren ünlü solcu Charles Davis önderliğinde, Suriyeli Kürtleri mülk edinmeye ve Suriye’de “İspanya İç Savaşı” sırasında yaşananlara çok benzer bir durum yaratmaya çalışıyorlar. “Solcular” propaganda faaliyeti dâhilinde İspanya İç Savaşı’na atıfta bulunuyorlar, emperyalistler de somutta bizzat o iç savaşın koşullarını imal ediyorlar.

Bu süregelen aldatmacanın neticesinde, emperyalist saldırganlığa karşı Suriye’yi destekleyenler, “gelişiyormuş gibi görünen demokratik Kürt özerkliği”ni veya “Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı” mücadelesini engellemekle suçlanıyorlar. Bu mücadele, Kuzey Suriye’de özgürlükçü anarşist bir eko-ütopya yaratmayı ve “mel’un Esad rejimi”nin ya da Şarkiyatçı burjuva propagandasının sözlüğüyle düşünmeyen, aklı başında insanların “Suriye Devleti” olarak bildiği yapının, genelde Suriye ulusunun pençelerinden kurtulmayı amaçlıyor.

Graeber ve ekibinin efsanevi fantezilerinin aksine, çoğu komünist, ABD ordusu aracılığıyla elde edilen bu sözde “özerkliğin” emperyalizmin himayesi altında asla elde edilemeyeceğinin tümüyle farkındadır. Bu özerklik, yalnızca gasp edilecek, Suriye’yi bölüp, bu gerici hedeflerin sonuçlarını ve tüm bölgenin boynundaki boyunduruğu daha da ağırlaştırmak amacıyla imparatorluğun gerici hedeflerine ulaşmak için kullanılacaktır.

Oportünistler ve anarşistler, İspanya’daki iç savaşın beynelmilel düzeyde sahip olduğu tarihsel-maddi özellikleri yanlış anladıkları, kendi ütopyalarının peşinden gittikleri ve Franco faşizmine karşı birleşik cepheden ve cumhuriyetten kopmayı seçtiklerinden, bugün de ulusların, Suriye ulusunun ve etnik kökenine bakılmaksızın, tüm halkının kendi kaderini tayin hakkına karşı çıkmayı, Kürtlere verilecek bu emperyalist “yardım”ın doğuracağı kaçınılmaz emperyalist egemenliği ve Suriye’nin bölünmesini desteklemeyi seçiyorlar. Uzağı göremeyen, belirli bir kesite odaklanmış, “haklı dava”ya vurgu yapan destekleriyle Batılı “sol” oportünistler ve kendilerini gizlemeyi bile beceremeyen sosyal şovenistler, bir kez daha gerici yolu destekliyorlar.

İnsanlar, ABD imparatorluğundan “saf olmayan yardım” elde etmeye çalışan ezilen aktörlerle “empati kurabilirler”, ancak komünistlerin görevi, bu “saf olmayan yardımın” özünde gerici olduğunu, hem bu yardımı elde etmeye zorlanan ezilen aktörün hem de bölgedeki işçi sınıflarının ve ezilen halkların maddi amaçlarına aykırı olduğunu ortaya koymaktır. ABD imparatorluğu, kendi çıkarlarına hizmet etmedikçe, en ufak bir ilerici harekete bile asla yardım etmemiştir ve bu çıkarlar da baştan sona gerici olmaktan başka bir şey değildir.

“Solcular”, pekâlâ şu türküyü söyleyebilirler: Suriye’deki Kürt davası, Suriyeli Arap yönetici sınıfının elinde maruz kaldıkları tarihsel zulme dayanan “haklı bir davadır”, bu nedenle, “saf olmayan ABD yardımını arzulayan” Kürtler, varsayılan ütopik bir geleceğe ulaşmak için desteklenmelidir. Ancak bu, tek taraflı düşünen, bir ahmağın dile getirebileceği bir argümandır.

Bir komünist, ezilen İrlandalıların, İngiliz yönetici sınıfının boyunduruğunu kırmak, ateşten kaçıp cehennem ateşine düşmek için Alman Nazilerinin askeri veya siyasi “yardımını”, dolayısıyla egemenliğini kabul etmelerini savunur muydu?

PYD, imparatorluk tarafından verilen “yardım” üzerinde hiçbir siyasi yetkiye sahip olmayacak; bu tür yardımı almaları sonucunda, Barzani kabilesinin NATO/İsrail destekli Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer şekilde, imparatorluğun emrine girmek zorunda kalacak.

ABD; PYD ve askeri kanadı YPG’ye ancak bu eylem ABD’nin emperyalist çıkarlar bağlamında mevzi sahibi olmasına katıda bulunuyorsa yardım edecektir (bu nedenle emperyalist “solcu” David Graeber’in hararetle desteklediği) bu çıkarlar ise tüm bölgenin büyük çoğunluğunun, özellikle de Kürt nüfusunun büyük çoğunluğunun çıkarlarına temelden aykırıdı .

ABD’nin Suriye’deki hedefleri, Suriye devletini emperyalist (Batı/İsrail) egemenliğini engelleyemeyecek, birbirine düşman etnik-mezhepsel “mini devletlere” bölmektir. Bu, Kürt işçi sınıfının, hele ki Suriye ve bölgenin işçi sınıflarının kurtuluşuna giden yol değildir. Bu yol ancak Irak’taki Barzani kabilesi gibi tüm burjuva Kürt unsurlarının küçük bir azınlığının savunduğu “özgürlük”ten” (emperyalist himayeden) başka bir yere çıkmaz. Bu “özgürlük” de nüfusun çoğunluğunun köleleştirilmesi pahasına gerçekleşir.

“Rejim altında” yaşamın daha iyi olmayacağı iddiası pekâlâ dile getirilebilir fakat bu, tüm gerçeklere aykırı, tarihsel gerçeklerden uzak, onlara kör bir varsayımdır. Suriye’deki Kürt azınlık “rejim altında” baskılarla yüzleşmiş olabilir, ancak bölgede Kürtlerin yüzleştiği baskılar en ağırı değildi. ABD himayesindeki rejimlerde azınlıkların maruz kaldıkları baskılar daha ağırdı.

Yani, “solcular”, Suriye’deki Kürt toplumunun faşist ABD emperyalizmiyle ittifak kurmaya, ondan yardım koparmaya çalışan kesimleri, Suriye ordusu ve PYD içindeki Esad karşıtı unsurlarla yaşanan aralıklı çatışmalara ve dışarıdan bu yönde etkilemeye çalışanlara odaklanarak, Suriye’deki tüm Kürt toplumunun tek ifadesi olarak yeniden sahipleniyorlar. (Burada PYD’nin kendi geleceği konusunda bölünmüş ve ittifakları değişken olduğu, Suriye ordusu ve Ulusal Savunma Kuvvetleri’nin yerel milisleriyle ara sıra çatışmalara girdiği ve "Esad’ın faşist güçlerini” kınadığından bahsedilmelidir. Ancak gene de başka yerlerde somut yerel ittifaklar mevcuttur, Suriye Baas Partisi ile PKK/PYD liderliği arasındaki tarihi bağlardan bahsetmeye gerek bile yok.

Graeber ve ekibi, şu anda büyük bir emperyalist saldırganlık ve her taraftan gelecek tepki tehdidi altında olan Suriye ulusunun bölünmesini ve zayıflatılmasını teşvik ediyor. Ayrıca Kürtlerin ABD imparatorluğuna boyun eğmesini, saldırgan bir savaşta onun kuklası olmasını, Suriye ordusu ve devletine karşı vekillik yapmasını savunuyor. PYD’nin, onlarca yıldır Kürt toplumuna yönelik zulümde başrol oynayan bir imparatorluğa teslim olmasını savunuyor.

ABD imparatorluğunun Suriyeli Kürtlerin siyasi özerklik arayışına sadece yardım etmeye çalışmadığını vurgulamak gerekiyor. İsyan boyunca ABD ve ortakları, PYD’ye karşı baskı aracı olarak “IŞİD” ve benzerlerini kullanmış, PYD ile Suriye Devleti arasında daha fazla ayrışmaya ve ABD/Türk kontraları için bir kanal görevi görmelerini sağlamaya çalışmıştır.

PYD, 2012’de “Suriye Ulusal Konseyi”ndeki emperyalizmin kuklalarından ayrılıp Suriye Devleti’ne karşı oluşturulan projeye katılmayı reddettiğinden beri, bu “isyancı” kontralar, Kürt topluluklarına acımasızca saldırmıştır. Tesadüf o ki o dönemde David Graeber ve şürekası, aynı “ılımlı” şovenist tekfircileri övüyordu. Bu tekfirciler, Kürt özerkliğinin her türlüsüne kesinlikle karşıydı. ABD ve Türkiye, PYD’ye yapılacak her türden bir yardımın katı koşullara bağlı olacağını çok açık bir şekilde ifade ettiler. Başlıca koşul ise tarafsız duruşlarından vazgeçmek, dolayısıyla, Bookchin’in özgürlükçü anarşist ekolojik ütopyasının gerçekleşme olasılığını da ortadan kaldırıp Suriye ordusuna karşı bu “isyancılara” katılmaktı.

“Solcu” emperyalistler, ABD’nin Suriyeli Kürtlerin bu metafiziksel “demokratik özgürlükçü özerklik” arayışına “yardım etmeye” istekli olduğunu (ya da mevcut koşullarda böylesi ihtimalin pratikte bulunduğunu) iddia ederken, imparatorlukların Kürt işbirlikçileri, PYD’yi emperyalizmle ittifaka zorlamaya ve nihai amaç olarak onları Suriye ulusunu geri dönülmez bir şekilde bölüp parçalamak için bir araç olarak kullanmaya çalışarak, tüm bölgeyi ve bölge halklarının Batı ile İsrail’in emperyalist faşizmine karşı mücadele kabiliyetini daha da zayıflatmaya çalışıyorlar.

Suriye Kürtlerinin faşist Amerikan imparatorluğuna boyun eğmesini savunan Batılı “solcular”, Kürtlerin ilerlemesini veya “kendi kaderini tayin hakkı”nı desteklemiyorlar. Kürtlerin ilerlemesi kisvesi altında emperyalist gericiliği destekliyorlar. Bu eylem biçiminin ve bu gerici ittifakların halesine kapılan Kürtlere, tıpkı Barzani’nin Irak’ta ABD ve İsrail emperyalizminin kukla Kürt petrol devletini oluşturan ayrılıkları yaratmaya yardım etmesinde olduğu gibi, seçimlerinde yanıldıklarını hatırlatmak, komünistlerin üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.

Komünistler, enternasyonalist bakış açısına sahiptir, dolayısıyla kendi emperyalist burjuvazimize “kendi seçtikleri yerlileri” destekleme kisvesi altında tavizler veren bağnaz şovenistler değildirler. Komünistlerin görevi, PYD’yi ve destekçilerini, imparatorluktan medet ummanın, inâyet beklemenin gerici ve tehlikeli bir politika olduğu, bu politikanın ezilen Kürtler de dâhil olmak üzere, Suriye halkının daha da sefaletine ve baskısına yol açacağı konusunda uyarmaktır.

Komünistler, bu düşmanlığın tarihsel kökenlerini de aynı şekilde tanımalı, emperyalist faşizme karşı birleşik bir Suriye cephesinin gerekliliğini üzerinde dururken, Arap yönetici sınıfları içindeki şovenist unsurları ve Kürt nüfusuna uyguladıkları baskıyı eleştirmeyi ve bunlara karşı çıkmayı unutmamalıdır. İki eğilimi birbirinden ayırmak ve emperyalist faşizmin mevcut dönemindeki üretim biçimleri altında sınıf mücadelesinin bütünlüğü içinde, küresel işçi sınıflarının ve ezilen halkların hedeflerini ilerleten ilkeli bir pozisyon belirlemek gerekmektedir.

Phil Greaves
21 Ocak 2015
Kaynak

0 Yorum: