Aşağıdaki
metin, Bagat Sing’in 23 Mart 1931’de idam edilmesi sonrası eksik haliyle
yayınlandı. Metinden Sovyetler’e, Marx’a, Lenin’e, ve komünist partiye yönelik
tüm atıflar çıkartıldı. Sonrasında Hindistan Hükümeti, makaleye 1936’da
hazırladığı gizli raporların birinde yer verdi. Raporun fotokopisi, Lucknow’daki
Şehitlerin Hatırası ve Özgürlük Mücadelesi Araştırma Merkezi’nin kütüphanesinde
muhafaza edilmektedir.
* * *
Sevgili
yoldaşlar,
Hareketimiz,
şu anda çok önemli bir aşamadan geçiyor.
Bir
yıllık şiddetli mücadelenin ardından, Yuvarlak Masa Konferansı anayasa
reformları konusunda kimi öneriler formüle edildi ve Kongre liderleri [metin
eksik] sunmaya davet edildi. Mevcut koşullarda hareketlerine son vermelerinin
arzu edilir olduğu kanaatindeyim.
Kararlarının
olumlu ya da olumsuz olması bizim için çok da önemli değil. Mevcut hareket, bir
tür uzlaşma ile sonuçlanmaya mecbur. Uzlaşma, er ya da geç gerçekleşecek.
Uzlaşma, genellikle düşündüğümüz kadar alçakça ve içler acısı bir şey değil. Bilâkis,
siyasi stratejide vazgeçilmez bir faktördür. Zalimlere karşı ayaklanan her
ulus, başlangıçta başarısızlığa mahkûmdur, mücadelesinin ortalarında uzlaşmalar
yoluyla kısmi reformlar elde eder. Ancak son aşamaya gelindiğinde ulusun tüm
güçlerini ve kaynaklarını tam olarak örgütlemesinin ardından, hükümdara bağlı
hükümeti yıkacak son darbe indirilir. Ancak bu darbe bile başarısız olabilir,
bu da bir tür uzlaşmayı kaçınılmaz kılar. Bunun en güzel örneği Rusya’dır.
1905
yılında Rusya’da devrimci bir hareket patlak verdi. Tüm liderler çok umutluydu.
Lenin, sığındığı yabancı ülkelerden geri dönmüştü. Mücadeleyi o yönetiyordu.
İnsanlar, ona bir düzine toprak ağasının öldürüldüğünü ve bir sürü
malikanelerinin yakıldığını söylemeye geldiler. Lenin, onlara geri dönüp, bin
iki yüz toprak ağasını öldürmelerini ve aynı sayıda malikanelerini yakmalarını
söyledi. Ona göre bu, devrim başarısız olursa bir anlam ifade edecekti. Duma
kuruldu. Aynı Lenin, Duma’ya, meclise katılma fikrini savunuyordu. 1907’de olan
buydu.
1906’da,
hakları kısıtlanmış olan ikinci meclisten daha fazla çalışma alanı sunan ilk meclise
katılmaya karşı çıkmıştı. Bunun nedeni, değişen koşullardı. Gericilik, üstünlüğü
ele geçiriyordu. Lenin, meclisteki kürsüyü sosyalist fikirleri tartışmak için
bir platform olarak kullanmak istiyordu.
Aynı
şekilde, 1917 devriminden sonra, Bolşevikler, Brest Litovsk Antlaşması’nı
imzalamak zorunda klaınca Lenin haricinde herkes bu fikre karşı çıktı. Ancak
Lenin şöyle dedi: “Barış. “Barış ve ille de barış: ne pahasına olursa olsun
barış, hatta birçok Rus şehrinin Alman savaş ağalarına teslim edilmesi pahasına
bile.”
Bazı
anti-Bolşevik kişiler, Lenin’i bu antlaşma nedeniyle kınayınca Lenin,
Bolşeviklerin Alman saldırısına karşı koyacak durumda olmadıklarını ve Bolşevik
hükümetinin tamamen yok edilmesindense antlaşmayı tercih ettiklerini açıkça
ilan etti.
Vurgulamak
istediğim şey şu: uzlaşma, mücadelenin gelişimi sırasında zaman zaman
kullanılması gereken önemli bir silahtır. Ancak her zaman göz önünde
bulundurmamız gereken şey, hareketin fikridir.
Mücadele
ettiğimiz hedefe ilişkin o net fikri her daim muhafaza etmeliyiz. Bu,
hareketlerimizin başarılarını ve başarısızlıklarını doğrulamamıza yardımcı olur
ve gelecekteki programı kolayca formüle edebiliriz.
Özyönetimi
savunan Hint milliyetçisi Bal Gangadar Tilak’ın politikası, idealden, yani
stratejisinden tamamen ayrı olarak, en iyisiydi. Düşmanınızdan birkaç kuruş
kopartmak için mücadele ediyorsunuz, ancak sadece tek kuruş geçiyor elinize.
Onu cebinize koyun ve geri kalanı için mücadeleye devam edin. Ilımlılarda
dikkatimizi çeken şey, onların idealleridir. Bir kuruş için çabalarlar ama onu
da elde edemezler.
Devrimciler,
tam bir devrim için, iktidarı tümüyle ele geçirmek için mücadele ettiklerini
her zaman akıllarında tutmalıdırlar. Uzlaşmalar korkutucudur, çünkü muhafazakârlar,
uzlaşma sonrasında devrimci güçleri dağıtmaya çalışırlar. Ancak yetenekli ve
cesur devrimci liderler, hareketi bu tür tuzaklardan kurtarabilirler.
Bu
türden dönüm noktalarında, gerçek meselelerin, özellikle de hedefin
karıştırılmaması için çok dikkatli olmalıyız. İngiliz İşçi Partisi liderleri,
gerçek mücadelelerine ihanet ettiler ve sadece ikiyüzlü emperyalistlere
dönüştüler. Bana göre, katı muhafazakârlar, bu cilalı emperyalist İşçi Partisi
liderlerinden daha iyidirler.
Taktik
ve strateji konusunda Lenin’in yaşamını ve eserlerini incelemek gerekir.
Uzlaşma meselesiyle ilgili nihai görüşleri Sol Komünizm adlı eserinde
bulunabilir.
Mevcut
hareketin, yani mevcut mücadelenin, bir tür uzlaşma ya da tam bir
başarısızlıkla sonuçlanacağına inandığımı söylemiştim. Bunu söyledim, çünkü
benim görüşüme göre, bu sefer gerçek devrimci güçler arenaya davet edilmediler.
Bu mücadele, orta sınıf esnaflara ve birkaç kapitaliste bağlı bir mücadele. Her
ikisi de, özellikle de ikincisi, hiçbir mücadelede mülklerini veya sahip
olduklarını riske atmaya cesaret edemez.
Gerçek
devrimci ordular, köylerde ve fabrikalarda, köylüler ve işçilerin iradesinde.
Ama burjuva liderlerimiz, onlarla buluşmaya cesaret edemiyorlar, edemezler de. Uykusundan
uyanan aslan, liderlerimizin hedeflediği başarıya ulaştıktan sonra bile karşı
konulmaz hale gelecektir.
Mahatma
Gandi, 1920’de Ahmedabad işçileriyle kurduğu ilk temas sonrası şunu söylemişti:
“İşçilere dokunmamalıyız. Fabrika proletaryasını siyasi amaçlarla kullanmak
tehlikelidir” (The Times, Mayıs 1921). O günden beri, onlara yaklaşmaya
cesaret edemediler. Geriye köylüler kalıyor. 1922’de Bardoli’de sömürgeci
hükümetin köylülerden daha fazla vergi alma kararına karşı gelişen hareket
üzerine yapılan hamle, liderlerin, yabancı bir ulusun egemenliğinden değil,
aynı zamanda toprak sahiplerinin boyunduruğundan da kurtulmak için ayaklanan
devasa köylü sınıfını gördüklerinde hissettikleri dehşeti açıkça tanımlıyor.
Liderlerimiz,
köylülere teslim olmaktansa İngilizlere teslim olmayı tercih ediyorlar. Pandit Cevahirlal
Nehru’yu bir kenara bırakın. Köylüleri veya işçileri örgütlemek için herhangi
bir çaba gösteren bir lider gösterebilir misiniz? Hayır, onlar bu riski
almayacaklar. Bu konuda yetersizler. Bu yüzden, onların asla tam bir devrim
istemediğini söylüyorum. Ekonomik ve idari baskı yoluyla, Hintli kapitalistler
için birkaç reform daha, birkaç taviz daha elde etmeyi umuyorlardı. Bu yüzden
bu hareketin, bir tür uzlaşma sonrasında ya da uzlaşma olmadan da olsa, yok
olmaya mahkûm olduğunu söylüyorum.
Tüm
samimiyetiyle “Yaşasın Devrim” diye haykıran genç işçiler, hareketi kendileri
sürdürecek örgütlülük düzeyine ve güce sahip değiller. Aslında, belki Cevahirlal’in
babası Motilal Nehru hariç, büyük liderlerimiz bile sorumluluk almaya cesaret
edemiyorlar, bu yüzden ara sıra Gandi’ye koşulsuz olarak teslim oluyorlar.
Aralarındaki farklılıklara rağmen, ona asla ciddi bir şekilde karşı çıkmıyorlar
ve kararlar, Mahatma için alınmak zorunda kalıyor.
Bu
koşullarda, devrimi ciddiye alan samimi genç işçilere, daha zor zamanların
geleceğini hatırlatmak isterim. Kafaları karışmasın ve cesaretleri kırılmasın.
Büyük
Gandi’nin iki mücadelesinden edindiğimiz deneyimlerin ardından, şu anki
durumumuzu ve gelecekteki programımızı daha net bir şekilde görebiliyoruz.
Şimdi
durumu en basit şekilde açıklamama izin verin. “Yaşasın Devrim” diye
bağırıyorsunuz. Bunun gerçekten ciddi olduğunuzu varsayalım. Meclisi Bombalama
Davası’ndaki açıklamamızda belirttiğimiz tanımımıza göre, devrim, mevcut toplumsal
düzenin tümüyle yıkılıp, yerine sosyalist düzenin getirilmesini ifade eder. Bu
amaçla, acil hedefimiz iktidarı ele geçirmektir. Aslında devlet, hükümet
mekanizması, egemen sınıfın çıkarlarını savunmak ve o çıkarlara uygun mevziler
oluşturulması için kullandığı bir silahtır. Biz bu silahı ele geçirip,
idealimizi, yani yeni, Marksist temellere dayanan toplumsal yeniden yapılanmayı
gerçekleştirmek için kullanmak istiyoruz. Bu amaçla hükümet mekanizmasını ele
geçirmek için mücadele ediyoruz. Başından beri kitleleri eğitmek ve sosyal
programımız için elverişli bir ortam yaratmak zorundayız. Mücadelelerimizde
onları en iyi şekilde eğitebilir ve yetiştirebiliriz.
Bu
hususlar, yani acil ve nihai hedeflerimiz net bir şekilde ortaya konduktan
sonra, şimdi mevcut durumu incelemeye geçebiliriz. Herhangi bir durumu analiz
ederken, her zaman çok samimi ve iş odaklı olmalıyız.
Hintlilerin
katılımı ve Hint hükümetinin sorumluluğu konusunda büyük bir tepki
gösterilmesinden sonra, Minto-Morley Reformları getirildi ve bu reformlarla
sadece danışma hakkına sahip olan Genel Vali Konseyi oluşturuldu. Büyük Savaş
sırasında, Hintlilerin yardımına en çok ihtiyaç duyulduğu dönemde, özyönetimle
ilgili vaatlerde bulunuldu ve mevcut reformlar gündeme getirildi. Meclise
sınırlı yasama yetkileri bahşedildi, ancak bunlar, Genel Vali’nin iyi niyetine
bağlı kılındı. Şimdi ise üçüncü aşamadayız.
Şu
anda reformlar tartışılıyor, yakın gelecekte de uygulamaya konulacaklar.
Gençlerimiz, bunları nasıl değerlendirecek? Bu soru önemli. Kongre liderlerinin
bunları hangi kriterlere göre değerlendireceklerini bilmiyorum. Ancak biz
devrimciler için şu kriterler geçerli:
1.
Hintlilerin omuzlarına yüklenen sorumluluğun boyutu.
2.
Uygulanacak hükümet kurumlarının şekli ve kitlelere tanınan katılım hakkının
kapsamı.
3.
Gelecekteki beklentiler ve güvenceler.
Bunlar,
biraz daha açıklığa kavuşturulması gereken hususlar. Öncelikle,
temsilcilerimizin yürütme organı üzerinde sahip olacakları kontrol sayesinde
halkımıza verilen sorumluluğun boyutunu kolayca değerlendirebiliriz. Şimdiye dek,
yürütme organı hiçbir zaman Yasama Meclisi’ne karşı sorumlu kılınmamıştı. Genel
Vali veto hakkına sahipti, bu da seçilmiş üyelerin tüm çabalarını boşa
çıkarmaktaydı. Swaraj (Bağımsızlık) Partisi’nin çabaları sayesinde, Genel Vali,
zaman zaman bu olağanüstü yetkileri kullanarak, ulusal temsilcilerin ciddi
kararlarını utanmadan ayaklar altına alma imkânı buldu. Bu konu zaten çok iyi
bilindiği için daha fazla tartışmaya gerek yok.
Şimdi
öncelikle yürütme organının oluşum yöntemini incelemeliyiz: Yürütme organı,
halk meclisi üyeleri tarafından mı seçilecek, yoksa eskisi gibi yukarıdan mı dayatılacak?
Ayrıca, yürütme organı meclise karşı sorumlu mu olacak, yoksa geçmişte olduğu
gibi meclisi tümüyle hiçe mi sayacak?
İkinci
maddeye gelince, bunu oy hakkı kapsamında değerlendirebiliriz. Bir kişinin oy
kullanma hakkını belirleyen mülkiyetle ilgili şartlar tümüyle kaldırılmalı ve
bunun yerine, genel oy hakkı getirilmelidir. Her yetişkin, erkek ya da kadın,
oy kullanma hakkına sahip olmalıdır. Şu anda oy hakkının kapsamının ne kadar
genişletildiğini net biçimde görebiliyoruz.
Biçim
olarak, iki meclisli bir hükümetimiz var. Bana göre üst meclis, burjuva batıl
inancı ya da tuzağıdır. Bence tek meclisli hükümet, bekleyebileceğimiz en iyi
sistemdir.
Burada
eyaletlerin özerkliğinden bahsedebilirim. Ancak duyduğum kadarıyla, yukarıdan
atanan, yasama organının üzerinde olağanüstü yetkilerle donatılmış valinin, bir
despot olmaktan başka bir şey olmayacağını söyleyebilirim. Buna “özerklik”
yerine “eyalet istibdadı” dememiz daha doğru olur. Bu, devlet kurumlarının
tuhaf bir demokratikleşme biçimidir.
Üçüncü
madde oldukça açık. Son iki yıldır İngiliz siyasetçiler, İngiliz Hazinesi
tükenene kadar her on yılda bir başka bir reform paketi vaat eden, Dışişleri
Bakanlığı Hindistan sorumlusu Edwin Montagu’nun vaadini hükümsüz kılmaya
çalışıyorlar.
Gelecekle
ilgili neye karar verdiklerini görebiliyoruz.
Şunu
açıkça belirtmek isterim ki, bu konuları başarılarımızı kutlamak için değil,
durumumuz hakkında net bir fikir edinmek, böylece kitleleri aydınlatmak ve
onları daha ileri mücadelelere hazırlamak için analiz ediyoruz. Bizim için
uzlaşma, asla teslim olmak anlamına gelmez, sadece bir adım ileri gitmek ve
biraz dinlenmek anlamına gelir. Hepsi bu, başka bir şey değil.
* * *
Mevcut
durumu tartıştıktan sonra, gelecekteki program ve benimsememiz gereken eylem
çizgisini tartışmaya geçelim.
Daha
önce de belirttiğim gibi, herhangi bir devrimci parti için kesin bir program
çok önemlidir. Çünkü devrimin eylem anlamına geldiğini bilmelisiniz. Devrim,
ani ve örgütsüz veya kendiliğinden meydana gelen bir değişim veya çöküşün
aksine, örgütlü ve sistemli bir çalışma ile bilinçle gerçekleştirilen bir
değişimi ifade eder. Bir programın oluşturulması için, mutlaka şunu incelemek
gerekir:
1.
Gaye.
2.
Yola koyulurken belirleyeceğimiz, mevcut koşullar türünden temel öncüller.
3.
Eylem süreci yani eylemin araçları ve yöntemleri.
Bu
üç faktöre dair net bir görüşümüz yoksa program tartışması yürütemeyiz.
Mevcut
durumu bir ölçüde tartıştık. Gayemize de kısaca değindik. Biz, sosyalist bir
devrim istiyoruz ve bunun vazgeçilmez ön koşulu, siyasi devrimdir. İstediğimiz
budur. Siyasi devrim, devletin (veya daha açık bir ifadeyle, iktidarın)
İngilizlerin elinden Hintlilerin eline geçmesi anlamına gelmez, nihai gaye
konusunda bizimle aynı fikirde olan Hintlilerin eline geçmesi, daha doğrusu,
halkın desteği ile devrimci partiye devredilecek iktidar anlamına gelir. Bundan
sonra, ciddiyetle ilerlemek, tüm toplumun sosyalist temeller üzerinde yeniden
inşa edileceği süreci örgütlemek demektir. Eğer kastınız böylesi bir devrim
değilse, lütfen insaf edin de “Yaşasın Devrim” diye bağırmayı bırakın. Devrim
terimi, en azından bizim için, hafife alınamayacak veya kötüye kullanılamayacak
kutsal bir terimdir.
Fakat
ulusal devrimden yana olduğunuzu ve mücadelenizin amacının ABD tarzı bir Hint
cumhuriyeti olduğunu söylüyorsanız, o zaman lütfen bana bu devrimi
gerçekleştirmek için hangi güçlere bel bağladığınızı söyleyin. Ulusal ya da
sosyalist olsun, herhangi bir devrimi gerçekleştirmek için güvenebileceğiniz
tek güç, köylüler ve işçilerdir. Ne var ki kongre liderleri, bu güçleri
örgütlemeye cesaret edemiyorlar. Bunu bu harekette gördünüz. Bu güçler olmadan
tümüyle biçare kalacaklarını herkesten daha iyi biliyorlar. Tam bağımsızlık
kararını aldıklarında ki bu, aslında bir devrim anlamına geliyordu, bunu
içtenlikle istemiyorlardı. Gençlerin baskısı altında bunu yapmak zorunda
kaldılar ve sonra da bunu, kalplerinden geçen arzuyu gerçekleştirmek için bir
tehdit olarak kullanmak istediler: Müstemleke Statüsü.
Kongrenin
son üç oturumunun kararlarını inceleyerek bunu kolayca anlayabilirsiniz.
Madras, Kalküta ve Lahor’u kastediyorum. Kalküta’da, on iki ay içinde Müstemleke
Statüsü talep eden bir karar aldılar, aksi takdirde, tam bağımsızlığı hedef
olarak benimsemek zorunda kalacaklardı ve tüm ciddi halleriyle, 31 Aralık 1929’dan
sonra gece yarısına kadar böyle bir hediye beklediler. Sonra kendilerini
Bağımsızlık kararını benimsemek denilen o “onurlu bir yükümlülüğü” omuzlamış
halde buldular, oysa dertleri bu değildi. Ancak o zaman bile Mahatmaji,
(uzlaşma için) kapının açık olduğunu gizlemedi. Gerçek ruh buydu. En başından
beri, hareketlerinin bir uzlaşmayla sonuçlanmaktan başka çaresi olmadığını
biliyorlardı.
Bizim
nefret ettiğimiz şey, mücadelenin belirli bir aşamasında uzlaşma değil, bu üstünkörü
tavırdır. Her neyse, devrim için güvenebileceğiniz güçleri tartışıyorduk.
Köylülerin
ve işçilerin aktif desteğini almak için onlara yaklaşacağınızı söylüyorsanız,
şunu bilin ki onlar, duygusal konuşmalarla kandırılmayacaklardır. Size açıktan
şunu soruyorlar: Onlardan fedakârlık talep ettiğiniz devriminizden ne
kazanacaklar, Lord Reading’in Hindistan hükümetinin başkanı olmasıyla Sör
Purshotamdas Thakordas’ın olması arasında onlar için ne fark var? Sör Tej Bahadır
Sapru, Lord Irwin’in yerini alsa köylü için ne fark eder? Köylünün ulusal
duygularına hitap etmenin bir anlamı yok. Onu amacınız için “kullanamazsınız”;
ciddi olmalısınız ve onun devrimin köylü için ve onun hayrına olacağını anlamasını
sağlamalısınız. Proletaryanın devrimi ve proletarya için devrimden geriye
düşülemez.
Hedefleriniz
ve gayelerinize dair net bir fikir oluşturduktan sonra, böyle bir eylem için
güçlerinizi örgütlemeye ciddiyetle devam edebilirsiniz. Şimdi geçmeniz gereken
iki farklı aşama var. Birincisi hazırlık, ikincisi eylem.
Mevcut
hareket sona erdikten sonra, samimi devrimci işçiler arasında tiksinti ve bir
miktar hayal kırıklığına tanık olacaksınız. Ancak endişelenmenize gerek yok.
Duygusallığı bir kenara bırakın. Gerçeklerle yüzleşmeye hazır olun. Devrim, çok
zor bir iştir. Devrim yapmak, hiçbir insanın gücüyle mümkün değildir. Devrim,
belirli bir tarihte de gerçekleştirilemez. Bu, özel toplumsal ve ekonomik koşullar
tarafından ortaya çıkar. Örgütlü bir partinin işlevi, bu koşulların sunduğu her
türlü fırsatı değerlendirmektir. Kitleleri hazırlamak ve devrim için güçleri
örgütlemek, çok zor bir görevdir. Bu da devrimci işçilerden çok büyük fedakârlıklara
ihtiyaç duyar. Şunu açıkça belirtmek isterim ki, eğer bir işadamıysanız,
dünyevi bir hayat sürüyorsanız veya aile babasıysanız, lütfen ateşle oynamayın.
Bir lider olarak partiye hiçbir faydanız olmaz. Zaten ortada akşam saatlerini
konuşma yapmak için ayıran çok sayıda liderimiz var!
Onlar
işe yaramazlar. Lenin’in çok sevdiği terimi kullanmak gerekirse, “profesyonel
devrimciler”e ihtiyacımız var. Devrim dışında başka hiçbir hırsı veya hayat gailesi
olmayan tam zamanlı işçiler lazım. Böyle işçilerden oluşan bir parti ne kadar
büyük olursa, başarı şansınız da o kadar artar.
Sistematik
bir şekilde ilerlemek için en çok ihtiyacınız olan şey, yukarıda bahsedilen
türden, net fikirleri, keskin algıları, inisiyatif alma ve hızlı karar verme
yeteneği olan işçilerden oluşan bir partidir. Parti, demir gibi bir disipline
sahip olmalı. Bu ille de yeraltı partisi olmak zorunda değil. Hatta bazen açık
parti çalışması yürütülmeli. Ancak gönüllü olarak hapse girme politikası,
tümüyle terk edilmelidir. Bu, neticede yeraltı hayatı yaşamaya zorlanan bir
dizi işçi meydana getirecektir. Onlar da aynı şevkle çalışmalarına devam
etmelidir. O gerçek devrim imkânına layık liderleri işte bu işçi grubu
yetiştirecektir.
Parti,
yalnızca gençlik hareketi aracılığıyla örgütlenecek işçilere ihtiyaç duymaktadır.
Bu nedenle, gençlik hareketini programımızın başlangıç noktası olarak
görüyoruz. Gençlik hareketi, çalışma grupları, eğitim çalışmaları ve broşür,
kitapçık, kitap ve süreli yayınların basımını organize etmelidir. Bu, politik
işçiler için en iyi örgütleme ve eğitim sahasıdır.
Fikirleri
olgunlaşmış ve kendilerini bu davaya adamaya hazır hisseden gençler, partiye devşirilebilirler.
Parti emekçileri, gençlik hareketinin çalışmalarını da her daim yönlendirmeli,
kontrol etmelidirler. Parti, kitle propagandası çalışmalarına başlamalıdır. Bu,
çok önemlidir. Yurt dışında yaşayan Hintlilerin kurduğu Gadar (İsyan) Partisi’nin
(1914-1915) ortaya koyduğu çabaların sonuçsuz kalmasının temel nedenlerinden
biri, kitlelerdeki cehalet, kayıtsızlık, belli ölçüde de aktif muhalefetiydi.
Bunun dışında, köylülerin ve işçilerin sempatisini kazanmak ve onları
örgütlemek de çok önemlidir. Partinin adı üzerinde de durulmalı: [metin eksik],
komünist partisi. Sıkı bir disiplinle birbirine bağlı üyelerin meydana
getirdiği bu türden bir politik işçi partisi, diğer tüm hareketleri
yönetmelidir. Köylü ve işçi partilerini, sendikaları örgütlemeli, hatta Kongre
ve benzeri siyasi organları ele geçirme girişiminde bulunmalıdır. Sadece ulusal
siyasetin değil, sınıf siyasetinin de siyasi bilincini yaratmak için, parti
büyük bir yayın kampanyası yürütmelidir. Sosyalist teoriyi kitlelere taşıyan [metin
eksik] çalışmalar yürütülmeli. Kitleler bilgiye kolayca ulaşılabilmeli,
materyaller yaygın şekilde dağıtılmalıdır. Yazılar basit ve açık olmalıdır.
İşçi
hareketinde, siyasi özgürlükleri olmayan köylülerin ve işçilerin ekonomik
özgürlüğüyle ilgili kimi saçma fikirleri savunan insanlara rastlıyoruz. Bunlar
demagoglar ya da kafası karışık insanlardır. Bu tür saçma fikirlerin gerçekte
karşılığı yok.
Biz,
kitlelerin ekonomik özgürlüğünü kastediyoruz ve tam da bu amaçla siyasi
iktidarı ele geçirmek için mücadele ediyoruz. Şüphesiz başlangıçta, bu
sınıfların küçük ekonomik talepleri ve ayrıcalıkları için mücadele etmek
zorunda kalacağız. Ancak bu mücadeleler, onları siyasi iktidarı ele geçirmeyi
amaç edinmiş nihai mücadeleye hazırlamak için birer araçtan ibarettir.
Bunların
yanı sıra, mutlaka bir askeri departman da kurulmalıdır. Bu, çok önemlidir.
Bazen bunun gerekliliği yakıcı bir hal almaktadır. Ancak mevcut durumda, etkili
bir şekilde hareket edebilecek, önemli imkânlara sahip bu türden bir örgütü
kurup yapılandırmak imkânsız. Dikkatlice izah edilmesi gereken bir mesele bu.
Bu konuda yanlış anlaşılma ihtimalim çok yüksek. Bana terörist yaftası
yapıştırılmış durumda. Oysa ben terörist değilim. Ben, burada tartışılan uzun
vadeli program konusunda kesin fikirleri olan bir devrimciyim. Silah
arkadaşlarım, Ram Prasad Bismil gibi, idam hücresinde belirli bir tür tepkiye
maruz kaldığım için beni suçlayabilirler, ama bu doğru değil. Dışarıdayken
sahip olduğum fikirlerin, inançların, coşkunun ve ruhun aynısına sahibim, belki
de daha iyisine. Bu nedenle, okurlarımı, yazdıklarımı okurken dikkatli olmaları
konusunda uyarıyorum. Satır aralarını okumaya çalışmamalılar. Tüm gücümle şunu
belirtmek isterim ki, ben terörist değilim ve devrimci kariyerimin başlangıç aşaması
hariç, hiçbir dönem terörist olmadım. Bu türden yöntemlerle hiçbir şey
kazanamayacağımıza inanıyorum. Hindistan Sosyalist Cumhuriyetçi Derneği’nin
tarihinden bunu kolayca anlayabilirsiniz. Tüm faaliyetlerimiz tek bir amaca
yönelikti, yani kendimizi bu büyük hareketin askeri kanadı olarak tanımlamak.
Beni yanlış anlayan varsa, fikirlerini düzeltsin. Bomba ve tabancaların
yararsız olduğunu söylemiyorum, bilâkis yararlılar. Ancak, sadece bomba atmanın
yararsız değil, bazen zararlı olduğunu da söylemek istiyorum. Partinin askeri
kanadı, her türlü acil durum için kullanabileceği tüm savaş malzemelerini her
zaman hazır bulundurmalıdır. Partinin siyasi çalışmalarını desteklemelidir.
Bağımsız çalışamaz, çalışmamalıdır.
Parti
çalışmalarını, yukarıda belirtilen hususların işaret ettiği doğrultuda sürdürmelidir.
Periyodik toplantılar ve konferanslar aracılığıyla, işçileri tüm konularda
eğitmeye ve aydınlatmaya devam etmelidir.
Bu
doğrultuda çalışmak, çok fazla sağduyulu olmayı gerekli kılıyor. Programın
gerçekleştirilmesi en az yirmi yıl sürer. Gandi’nin Birinci Yılında Svaraj
adlı kitabında dile getirdiği ütopik vaatlerin ardından, on yıl içinde devrim
yapma hayallerini bir kenara bırakın. Devrim ne duygulara ne de ölüme muhtaç,
onun ihtiyacı olan şey kesintisiz mücadele, çile ve fedakârlıktır.
Önce
bireyselliğinizi ayaklar altına alın. Kişisel rahatlık hayallerinden kurtulun.
Sonra çalışmaya başlayın. Santim santim ilerlemeniz gerekecek. Cesaret, azim ve
çok güçlü bir kararlılığa ihtiyaç var. Hiçbir zorluk ve sıkıntı, sizi
cesaretinizden vazgeçirmemelidir. Hiçbir başarısızlık ve ihanet, sizi yıldırmamalıdır.
Size dayatılan hiçbir sıkıntı, içinizdeki devrimci iradeyi söndürmemelidir. Çile
ve fedakârlıklarla yüklü bu çetin sınavı zaferle taçlandıracaksınız. Tek tek
her bir zafer, devrimin değerli varlıkları haline gelecektir.
Yaşasın
devrim!
Bagat Sing
2
Şubat 1931
[Kaynak: Bhagat Singh: The Jail Notebook And Other Writings, Derleyen ve Takdim Yazısını Yazan: Chaman Lal, Mart 2017]


0 Yorum:
Yorum Gönder