23 Mart 2026

, ,

Genç Politik İşçilere


Aşağıdaki metin, Bagat Sing’in 23 Mart 1931’de idam edilmesi sonrası eksik haliyle yayınlandı. Metinden Sovyetler’e, Marx’a, Lenin’e, ve komünist partiye yönelik tüm atıflar çıkartıldı. Sonrasında Hindistan Hükümeti, makaleye 1936’da hazırladığı gizli raporların birinde yer verdi. Raporun fotokopisi, Lucknow’daki Şehitlerin Hatırası ve Özgürlük Mücadelesi Araştırma Merkezi’nin kütüphanesinde muhafaza edilmektedir.

* * *

 

Sevgili yoldaşlar,

Hareketimiz, şu anda çok önemli bir aşamadan geçiyor.

Bir yıllık şiddetli mücadelenin ardından, Yuvarlak Masa Konferansı anayasa reformları konusunda kimi öneriler formüle edildi ve Kongre liderleri [metin eksik] sunmaya davet edildi. Mevcut koşullarda hareketlerine son vermelerinin arzu edilir olduğu kanaatindeyim.

Kararlarının olumlu ya da olumsuz olması bizim için çok da önemli değil. Mevcut hareket, bir tür uzlaşma ile sonuçlanmaya mecbur. Uzlaşma, er ya da geç gerçekleşecek. Uzlaşma, genellikle düşündüğümüz kadar alçakça ve içler acısı bir şey değil. Bilâkis, siyasi stratejide vazgeçilmez bir faktördür. Zalimlere karşı ayaklanan her ulus, başlangıçta başarısızlığa mahkûmdur, mücadelesinin ortalarında uzlaşmalar yoluyla kısmi reformlar elde eder. Ancak son aşamaya gelindiğinde ulusun tüm güçlerini ve kaynaklarını tam olarak örgütlemesinin ardından, hükümdara bağlı hükümeti yıkacak son darbe indirilir. Ancak bu darbe bile başarısız olabilir, bu da bir tür uzlaşmayı kaçınılmaz kılar. Bunun en güzel örneği Rusya’dır.

1905 yılında Rusya’da devrimci bir hareket patlak verdi. Tüm liderler çok umutluydu. Lenin, sığındığı yabancı ülkelerden geri dönmüştü. Mücadeleyi o yönetiyordu. İnsanlar, ona bir düzine toprak ağasının öldürüldüğünü ve bir sürü malikanelerinin yakıldığını söylemeye geldiler. Lenin, onlara geri dönüp, bin iki yüz toprak ağasını öldürmelerini ve aynı sayıda malikanelerini yakmalarını söyledi. Ona göre bu, devrim başarısız olursa bir anlam ifade edecekti. Duma kuruldu. Aynı Lenin, Duma’ya, meclise katılma fikrini savunuyordu. 1907’de olan buydu.

1906’da, hakları kısıtlanmış olan ikinci meclisten daha fazla çalışma alanı sunan ilk meclise katılmaya karşı çıkmıştı. Bunun nedeni, değişen koşullardı. Gericilik, üstünlüğü ele geçiriyordu. Lenin, meclisteki kürsüyü sosyalist fikirleri tartışmak için bir platform olarak kullanmak istiyordu.

Aynı şekilde, 1917 devriminden sonra, Bolşevikler, Brest Litovsk Antlaşması’nı imzalamak zorunda klaınca Lenin haricinde herkes bu fikre karşı çıktı. Ancak Lenin şöyle dedi: “Barış. “Barış ve ille de barış: ne pahasına olursa olsun barış, hatta birçok Rus şehrinin Alman savaş ağalarına teslim edilmesi pahasına bile.”

Bazı anti-Bolşevik kişiler, Lenin’i bu antlaşma nedeniyle kınayınca Lenin, Bolşeviklerin Alman saldırısına karşı koyacak durumda olmadıklarını ve Bolşevik hükümetinin tamamen yok edilmesindense antlaşmayı tercih ettiklerini açıkça ilan etti.

Vurgulamak istediğim şey şu: uzlaşma, mücadelenin gelişimi sırasında zaman zaman kullanılması gereken önemli bir silahtır. Ancak her zaman göz önünde bulundurmamız gereken şey, hareketin fikridir.

Mücadele ettiğimiz hedefe ilişkin o net fikri her daim muhafaza etmeliyiz. Bu, hareketlerimizin başarılarını ve başarısızlıklarını doğrulamamıza yardımcı olur ve gelecekteki programı kolayca formüle edebiliriz.

Özyönetimi savunan Hint milliyetçisi Bal Gangadar Tilak’ın politikası, idealden, yani stratejisinden tamamen ayrı olarak, en iyisiydi. Düşmanınızdan birkaç kuruş kopartmak için mücadele ediyorsunuz, ancak sadece tek kuruş geçiyor elinize. Onu cebinize koyun ve geri kalanı için mücadeleye devam edin. Ilımlılarda dikkatimizi çeken şey, onların idealleridir. Bir kuruş için çabalarlar ama onu da elde edemezler.

Devrimciler, tam bir devrim için, iktidarı tümüyle ele geçirmek için mücadele ettiklerini her zaman akıllarında tutmalıdırlar. Uzlaşmalar korkutucudur, çünkü muhafazakârlar, uzlaşma sonrasında devrimci güçleri dağıtmaya çalışırlar. Ancak yetenekli ve cesur devrimci liderler, hareketi bu tür tuzaklardan kurtarabilirler.

Bu türden dönüm noktalarında, gerçek meselelerin, özellikle de hedefin karıştırılmaması için çok dikkatli olmalıyız. İngiliz İşçi Partisi liderleri, gerçek mücadelelerine ihanet ettiler ve sadece ikiyüzlü emperyalistlere dönüştüler. Bana göre, katı muhafazakârlar, bu cilalı emperyalist İşçi Partisi liderlerinden daha iyidirler.

Taktik ve strateji konusunda Lenin’in yaşamını ve eserlerini incelemek gerekir. Uzlaşma meselesiyle ilgili nihai görüşleri Sol Komünizm adlı eserinde bulunabilir.

Mevcut hareketin, yani mevcut mücadelenin, bir tür uzlaşma ya da tam bir başarısızlıkla sonuçlanacağına inandığımı söylemiştim. Bunu söyledim, çünkü benim görüşüme göre, bu sefer gerçek devrimci güçler arenaya davet edilmediler. Bu mücadele, orta sınıf esnaflara ve birkaç kapitaliste bağlı bir mücadele. Her ikisi de, özellikle de ikincisi, hiçbir mücadelede mülklerini veya sahip olduklarını riske atmaya cesaret edemez.

Gerçek devrimci ordular, köylerde ve fabrikalarda, köylüler ve işçilerin iradesinde. Ama burjuva liderlerimiz, onlarla buluşmaya cesaret edemiyorlar, edemezler de. Uykusundan uyanan aslan, liderlerimizin hedeflediği başarıya ulaştıktan sonra bile karşı konulmaz hale gelecektir.

Mahatma Gandi, 1920’de Ahmedabad işçileriyle kurduğu ilk temas sonrası şunu söylemişti: “İşçilere dokunmamalıyız. Fabrika proletaryasını siyasi amaçlarla kullanmak tehlikelidir” (The Times, Mayıs 1921). O günden beri, onlara yaklaşmaya cesaret edemediler. Geriye köylüler kalıyor. 1922’de Bardoli’de sömürgeci hükümetin köylülerden daha fazla vergi alma kararına karşı gelişen hareket üzerine yapılan hamle, liderlerin, yabancı bir ulusun egemenliğinden değil, aynı zamanda toprak sahiplerinin boyunduruğundan da kurtulmak için ayaklanan devasa köylü sınıfını gördüklerinde hissettikleri dehşeti açıkça tanımlıyor.

Liderlerimiz, köylülere teslim olmaktansa İngilizlere teslim olmayı tercih ediyorlar. Pandit Cevahirlal Nehru’yu bir kenara bırakın. Köylüleri veya işçileri örgütlemek için herhangi bir çaba gösteren bir lider gösterebilir misiniz? Hayır, onlar bu riski almayacaklar. Bu konuda yetersizler. Bu yüzden, onların asla tam bir devrim istemediğini söylüyorum. Ekonomik ve idari baskı yoluyla, Hintli kapitalistler için birkaç reform daha, birkaç taviz daha elde etmeyi umuyorlardı. Bu yüzden bu hareketin, bir tür uzlaşma sonrasında ya da uzlaşma olmadan da olsa, yok olmaya mahkûm olduğunu söylüyorum.

Tüm samimiyetiyle “Yaşasın Devrim” diye haykıran genç işçiler, hareketi kendileri sürdürecek örgütlülük düzeyine ve güce sahip değiller. Aslında, belki Cevahirlal’in babası Motilal Nehru hariç, büyük liderlerimiz bile sorumluluk almaya cesaret edemiyorlar, bu yüzden ara sıra Gandi’ye koşulsuz olarak teslim oluyorlar. Aralarındaki farklılıklara rağmen, ona asla ciddi bir şekilde karşı çıkmıyorlar ve kararlar, Mahatma için alınmak zorunda kalıyor.

Bu koşullarda, devrimi ciddiye alan samimi genç işçilere, daha zor zamanların geleceğini hatırlatmak isterim. Kafaları karışmasın ve cesaretleri kırılmasın.

Büyük Gandi’nin iki mücadelesinden edindiğimiz deneyimlerin ardından, şu anki durumumuzu ve gelecekteki programımızı daha net bir şekilde görebiliyoruz.

Şimdi durumu en basit şekilde açıklamama izin verin. “Yaşasın Devrim” diye bağırıyorsunuz. Bunun gerçekten ciddi olduğunuzu varsayalım. Meclisi Bombalama Davası’ndaki açıklamamızda belirttiğimiz tanımımıza göre, devrim, mevcut toplumsal düzenin tümüyle yıkılıp, yerine sosyalist düzenin getirilmesini ifade eder. Bu amaçla, acil hedefimiz iktidarı ele geçirmektir. Aslında devlet, hükümet mekanizması, egemen sınıfın çıkarlarını savunmak ve o çıkarlara uygun mevziler oluşturulması için kullandığı bir silahtır. Biz bu silahı ele geçirip, idealimizi, yani yeni, Marksist temellere dayanan toplumsal yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek için kullanmak istiyoruz. Bu amaçla hükümet mekanizmasını ele geçirmek için mücadele ediyoruz. Başından beri kitleleri eğitmek ve sosyal programımız için elverişli bir ortam yaratmak zorundayız. Mücadelelerimizde onları en iyi şekilde eğitebilir ve yetiştirebiliriz.

Bu hususlar, yani acil ve nihai hedeflerimiz net bir şekilde ortaya konduktan sonra, şimdi mevcut durumu incelemeye geçebiliriz. Herhangi bir durumu analiz ederken, her zaman çok samimi ve iş odaklı olmalıyız.

Hintlilerin katılımı ve Hint hükümetinin sorumluluğu konusunda büyük bir tepki gösterilmesinden sonra, Minto-Morley Reformları getirildi ve bu reformlarla sadece danışma hakkına sahip olan Genel Vali Konseyi oluşturuldu. Büyük Savaş sırasında, Hintlilerin yardımına en çok ihtiyaç duyulduğu dönemde, özyönetimle ilgili vaatlerde bulunuldu ve mevcut reformlar gündeme getirildi. Meclise sınırlı yasama yetkileri bahşedildi, ancak bunlar, Genel Vali’nin iyi niyetine bağlı kılındı. Şimdi ise üçüncü aşamadayız.

Şu anda reformlar tartışılıyor, yakın gelecekte de uygulamaya konulacaklar. Gençlerimiz, bunları nasıl değerlendirecek? Bu soru önemli. Kongre liderlerinin bunları hangi kriterlere göre değerlendireceklerini bilmiyorum. Ancak biz devrimciler için şu kriterler geçerli:

1. Hintlilerin omuzlarına yüklenen sorumluluğun boyutu.

2. Uygulanacak hükümet kurumlarının şekli ve kitlelere tanınan katılım hakkının kapsamı.

3. Gelecekteki beklentiler ve güvenceler.

Bunlar, biraz daha açıklığa kavuşturulması gereken hususlar. Öncelikle, temsilcilerimizin yürütme organı üzerinde sahip olacakları kontrol sayesinde halkımıza verilen sorumluluğun boyutunu kolayca değerlendirebiliriz. Şimdiye dek, yürütme organı hiçbir zaman Yasama Meclisi’ne karşı sorumlu kılınmamıştı. Genel Vali veto hakkına sahipti, bu da seçilmiş üyelerin tüm çabalarını boşa çıkarmaktaydı. Swaraj (Bağımsızlık) Partisi’nin çabaları sayesinde, Genel Vali, zaman zaman bu olağanüstü yetkileri kullanarak, ulusal temsilcilerin ciddi kararlarını utanmadan ayaklar altına alma imkânı buldu. Bu konu zaten çok iyi bilindiği için daha fazla tartışmaya gerek yok.

Şimdi öncelikle yürütme organının oluşum yöntemini incelemeliyiz: Yürütme organı, halk meclisi üyeleri tarafından mı seçilecek, yoksa eskisi gibi yukarıdan mı dayatılacak? Ayrıca, yürütme organı meclise karşı sorumlu mu olacak, yoksa geçmişte olduğu gibi meclisi tümüyle hiçe mi sayacak?

İkinci maddeye gelince, bunu oy hakkı kapsamında değerlendirebiliriz. Bir kişinin oy kullanma hakkını belirleyen mülkiyetle ilgili şartlar tümüyle kaldırılmalı ve bunun yerine, genel oy hakkı getirilmelidir. Her yetişkin, erkek ya da kadın, oy kullanma hakkına sahip olmalıdır. Şu anda oy hakkının kapsamının ne kadar genişletildiğini net biçimde görebiliyoruz.

Biçim olarak, iki meclisli bir hükümetimiz var. Bana göre üst meclis, burjuva batıl inancı ya da tuzağıdır. Bence tek meclisli hükümet, bekleyebileceğimiz en iyi sistemdir.

Burada eyaletlerin özerkliğinden bahsedebilirim. Ancak duyduğum kadarıyla, yukarıdan atanan, yasama organının üzerinde olağanüstü yetkilerle donatılmış valinin, bir despot olmaktan başka bir şey olmayacağını söyleyebilirim. Buna “özerklik” yerine “eyalet istibdadı” dememiz daha doğru olur. Bu, devlet kurumlarının tuhaf bir demokratikleşme biçimidir.

Üçüncü madde oldukça açık. Son iki yıldır İngiliz siyasetçiler, İngiliz Hazinesi tükenene kadar her on yılda bir başka bir reform paketi vaat eden, Dışişleri Bakanlığı Hindistan sorumlusu Edwin Montagu’nun vaadini hükümsüz kılmaya çalışıyorlar.

Gelecekle ilgili neye karar verdiklerini görebiliyoruz.

Şunu açıkça belirtmek isterim ki, bu konuları başarılarımızı kutlamak için değil, durumumuz hakkında net bir fikir edinmek, böylece kitleleri aydınlatmak ve onları daha ileri mücadelelere hazırlamak için analiz ediyoruz. Bizim için uzlaşma, asla teslim olmak anlamına gelmez, sadece bir adım ileri gitmek ve biraz dinlenmek anlamına gelir. Hepsi bu, başka bir şey değil.

* * *

Mevcut durumu tartıştıktan sonra, gelecekteki program ve benimsememiz gereken eylem çizgisini tartışmaya geçelim.

Daha önce de belirttiğim gibi, herhangi bir devrimci parti için kesin bir program çok önemlidir. Çünkü devrimin eylem anlamına geldiğini bilmelisiniz. Devrim, ani ve örgütsüz veya kendiliğinden meydana gelen bir değişim veya çöküşün aksine, örgütlü ve sistemli bir çalışma ile bilinçle gerçekleştirilen bir değişimi ifade eder. Bir programın oluşturulması için, mutlaka şunu incelemek gerekir:

1. Gaye.

2. Yola koyulurken belirleyeceğimiz, mevcut koşullar türünden temel öncüller.

3. Eylem süreci yani eylemin araçları ve yöntemleri.

Bu üç faktöre dair net bir görüşümüz yoksa program tartışması yürütemeyiz.

Mevcut durumu bir ölçüde tartıştık. Gayemize de kısaca değindik. Biz, sosyalist bir devrim istiyoruz ve bunun vazgeçilmez ön koşulu, siyasi devrimdir. İstediğimiz budur. Siyasi devrim, devletin (veya daha açık bir ifadeyle, iktidarın) İngilizlerin elinden Hintlilerin eline geçmesi anlamına gelmez, nihai gaye konusunda bizimle aynı fikirde olan Hintlilerin eline geçmesi, daha doğrusu, halkın desteği ile devrimci partiye devredilecek iktidar anlamına gelir. Bundan sonra, ciddiyetle ilerlemek, tüm toplumun sosyalist temeller üzerinde yeniden inşa edileceği süreci örgütlemek demektir. Eğer kastınız böylesi bir devrim değilse, lütfen insaf edin de “Yaşasın Devrim” diye bağırmayı bırakın. Devrim terimi, en azından bizim için, hafife alınamayacak veya kötüye kullanılamayacak kutsal bir terimdir.

Fakat ulusal devrimden yana olduğunuzu ve mücadelenizin amacının ABD tarzı bir Hint cumhuriyeti olduğunu söylüyorsanız, o zaman lütfen bana bu devrimi gerçekleştirmek için hangi güçlere bel bağladığınızı söyleyin. Ulusal ya da sosyalist olsun, herhangi bir devrimi gerçekleştirmek için güvenebileceğiniz tek güç, köylüler ve işçilerdir. Ne var ki kongre liderleri, bu güçleri örgütlemeye cesaret edemiyorlar. Bunu bu harekette gördünüz. Bu güçler olmadan tümüyle biçare kalacaklarını herkesten daha iyi biliyorlar. Tam bağımsızlık kararını aldıklarında ki bu, aslında bir devrim anlamına geliyordu, bunu içtenlikle istemiyorlardı. Gençlerin baskısı altında bunu yapmak zorunda kaldılar ve sonra da bunu, kalplerinden geçen arzuyu gerçekleştirmek için bir tehdit olarak kullanmak istediler: Müstemleke Statüsü.

Kongrenin son üç oturumunun kararlarını inceleyerek bunu kolayca anlayabilirsiniz. Madras, Kalküta ve Lahor’u kastediyorum. Kalküta’da, on iki ay içinde Müstemleke Statüsü talep eden bir karar aldılar, aksi takdirde, tam bağımsızlığı hedef olarak benimsemek zorunda kalacaklardı ve tüm ciddi halleriyle, 31 Aralık 1929’dan sonra gece yarısına kadar böyle bir hediye beklediler. Sonra kendilerini Bağımsızlık kararını benimsemek denilen o “onurlu bir yükümlülüğü” omuzlamış halde buldular, oysa dertleri bu değildi. Ancak o zaman bile Mahatmaji, (uzlaşma için) kapının açık olduğunu gizlemedi. Gerçek ruh buydu. En başından beri, hareketlerinin bir uzlaşmayla sonuçlanmaktan başka çaresi olmadığını biliyorlardı.

Bizim nefret ettiğimiz şey, mücadelenin belirli bir aşamasında uzlaşma değil, bu üstünkörü tavırdır. Her neyse, devrim için güvenebileceğiniz güçleri tartışıyorduk.

Köylülerin ve işçilerin aktif desteğini almak için onlara yaklaşacağınızı söylüyorsanız, şunu bilin ki onlar, duygusal konuşmalarla kandırılmayacaklardır. Size açıktan şunu soruyorlar: Onlardan fedakârlık talep ettiğiniz devriminizden ne kazanacaklar, Lord Reading’in Hindistan hükümetinin başkanı olmasıyla Sör Purshotamdas Thakordas’ın olması arasında onlar için ne fark var? Sör Tej Bahadır Sapru, Lord Irwin’in yerini alsa köylü için ne fark eder? Köylünün ulusal duygularına hitap etmenin bir anlamı yok. Onu amacınız için “kullanamazsınız”; ciddi olmalısınız ve onun devrimin köylü için ve onun hayrına olacağını anlamasını sağlamalısınız. Proletaryanın devrimi ve proletarya için devrimden geriye düşülemez.

Hedefleriniz ve gayelerinize dair net bir fikir oluşturduktan sonra, böyle bir eylem için güçlerinizi örgütlemeye ciddiyetle devam edebilirsiniz. Şimdi geçmeniz gereken iki farklı aşama var. Birincisi hazırlık, ikincisi eylem.

Mevcut hareket sona erdikten sonra, samimi devrimci işçiler arasında tiksinti ve bir miktar hayal kırıklığına tanık olacaksınız. Ancak endişelenmenize gerek yok. Duygusallığı bir kenara bırakın. Gerçeklerle yüzleşmeye hazır olun. Devrim, çok zor bir iştir. Devrim yapmak, hiçbir insanın gücüyle mümkün değildir. Devrim, belirli bir tarihte de gerçekleştirilemez. Bu, özel toplumsal ve ekonomik koşullar tarafından ortaya çıkar. Örgütlü bir partinin işlevi, bu koşulların sunduğu her türlü fırsatı değerlendirmektir. Kitleleri hazırlamak ve devrim için güçleri örgütlemek, çok zor bir görevdir. Bu da devrimci işçilerden çok büyük fedakârlıklara ihtiyaç duyar. Şunu açıkça belirtmek isterim ki, eğer bir işadamıysanız, dünyevi bir hayat sürüyorsanız veya aile babasıysanız, lütfen ateşle oynamayın. Bir lider olarak partiye hiçbir faydanız olmaz. Zaten ortada akşam saatlerini konuşma yapmak için ayıran çok sayıda liderimiz var!

Onlar işe yaramazlar. Lenin’in çok sevdiği terimi kullanmak gerekirse, “profesyonel devrimciler”e ihtiyacımız var. Devrim dışında başka hiçbir hırsı veya hayat gailesi olmayan tam zamanlı işçiler lazım. Böyle işçilerden oluşan bir parti ne kadar büyük olursa, başarı şansınız da o kadar artar.

Sistematik bir şekilde ilerlemek için en çok ihtiyacınız olan şey, yukarıda bahsedilen türden, net fikirleri, keskin algıları, inisiyatif alma ve hızlı karar verme yeteneği olan işçilerden oluşan bir partidir. Parti, demir gibi bir disipline sahip olmalı. Bu ille de yeraltı partisi olmak zorunda değil. Hatta bazen açık parti çalışması yürütülmeli. Ancak gönüllü olarak hapse girme politikası, tümüyle terk edilmelidir. Bu, neticede yeraltı hayatı yaşamaya zorlanan bir dizi işçi meydana getirecektir. Onlar da aynı şevkle çalışmalarına devam etmelidir. O gerçek devrim imkânına layık liderleri işte bu işçi grubu yetiştirecektir.

Parti, yalnızca gençlik hareketi aracılığıyla örgütlenecek işçilere ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle, gençlik hareketini programımızın başlangıç noktası olarak görüyoruz. Gençlik hareketi, çalışma grupları, eğitim çalışmaları ve broşür, kitapçık, kitap ve süreli yayınların basımını organize etmelidir. Bu, politik işçiler için en iyi örgütleme ve eğitim sahasıdır.

Fikirleri olgunlaşmış ve kendilerini bu davaya adamaya hazır hisseden gençler, partiye devşirilebilirler. Parti emekçileri, gençlik hareketinin çalışmalarını da her daim yönlendirmeli, kontrol etmelidirler. Parti, kitle propagandası çalışmalarına başlamalıdır. Bu, çok önemlidir. Yurt dışında yaşayan Hintlilerin kurduğu Gadar (İsyan) Partisi’nin (1914-1915) ortaya koyduğu çabaların sonuçsuz kalmasının temel nedenlerinden biri, kitlelerdeki cehalet, kayıtsızlık, belli ölçüde de aktif muhalefetiydi. Bunun dışında, köylülerin ve işçilerin sempatisini kazanmak ve onları örgütlemek de çok önemlidir. Partinin adı üzerinde de durulmalı: [metin eksik], komünist partisi. Sıkı bir disiplinle birbirine bağlı üyelerin meydana getirdiği bu türden bir politik işçi partisi, diğer tüm hareketleri yönetmelidir. Köylü ve işçi partilerini, sendikaları örgütlemeli, hatta Kongre ve benzeri siyasi organları ele geçirme girişiminde bulunmalıdır. Sadece ulusal siyasetin değil, sınıf siyasetinin de siyasi bilincini yaratmak için, parti büyük bir yayın kampanyası yürütmelidir. Sosyalist teoriyi kitlelere taşıyan [metin eksik] çalışmalar yürütülmeli. Kitleler bilgiye kolayca ulaşılabilmeli, materyaller yaygın şekilde dağıtılmalıdır. Yazılar basit ve açık olmalıdır.

İşçi hareketinde, siyasi özgürlükleri olmayan köylülerin ve işçilerin ekonomik özgürlüğüyle ilgili kimi saçma fikirleri savunan insanlara rastlıyoruz. Bunlar demagoglar ya da kafası karışık insanlardır. Bu tür saçma fikirlerin gerçekte karşılığı yok.

Biz, kitlelerin ekonomik özgürlüğünü kastediyoruz ve tam da bu amaçla siyasi iktidarı ele geçirmek için mücadele ediyoruz. Şüphesiz başlangıçta, bu sınıfların küçük ekonomik talepleri ve ayrıcalıkları için mücadele etmek zorunda kalacağız. Ancak bu mücadeleler, onları siyasi iktidarı ele geçirmeyi amaç edinmiş nihai mücadeleye hazırlamak için birer araçtan ibarettir.

Bunların yanı sıra, mutlaka bir askeri departman da kurulmalıdır. Bu, çok önemlidir. Bazen bunun gerekliliği yakıcı bir hal almaktadır. Ancak mevcut durumda, etkili bir şekilde hareket edebilecek, önemli imkânlara sahip bu türden bir örgütü kurup yapılandırmak imkânsız. Dikkatlice izah edilmesi gereken bir mesele bu. Bu konuda yanlış anlaşılma ihtimalim çok yüksek. Bana terörist yaftası yapıştırılmış durumda. Oysa ben terörist değilim. Ben, burada tartışılan uzun vadeli program konusunda kesin fikirleri olan bir devrimciyim. Silah arkadaşlarım, Ram Prasad Bismil gibi, idam hücresinde belirli bir tür tepkiye maruz kaldığım için beni suçlayabilirler, ama bu doğru değil. Dışarıdayken sahip olduğum fikirlerin, inançların, coşkunun ve ruhun aynısına sahibim, belki de daha iyisine. Bu nedenle, okurlarımı, yazdıklarımı okurken dikkatli olmaları konusunda uyarıyorum. Satır aralarını okumaya çalışmamalılar. Tüm gücümle şunu belirtmek isterim ki, ben terörist değilim ve devrimci kariyerimin başlangıç aşaması hariç, hiçbir dönem terörist olmadım. Bu türden yöntemlerle hiçbir şey kazanamayacağımıza inanıyorum. Hindistan Sosyalist Cumhuriyetçi Derneği’nin tarihinden bunu kolayca anlayabilirsiniz. Tüm faaliyetlerimiz tek bir amaca yönelikti, yani kendimizi bu büyük hareketin askeri kanadı olarak tanımlamak. Beni yanlış anlayan varsa, fikirlerini düzeltsin. Bomba ve tabancaların yararsız olduğunu söylemiyorum, bilâkis yararlılar. Ancak, sadece bomba atmanın yararsız değil, bazen zararlı olduğunu da söylemek istiyorum. Partinin askeri kanadı, her türlü acil durum için kullanabileceği tüm savaş malzemelerini her zaman hazır bulundurmalıdır. Partinin siyasi çalışmalarını desteklemelidir. Bağımsız çalışamaz, çalışmamalıdır.

Parti çalışmalarını, yukarıda belirtilen hususların işaret ettiği doğrultuda sürdürmelidir. Periyodik toplantılar ve konferanslar aracılığıyla, işçileri tüm konularda eğitmeye ve aydınlatmaya devam etmelidir.

Bu doğrultuda çalışmak, çok fazla sağduyulu olmayı gerekli kılıyor. Programın gerçekleştirilmesi en az yirmi yıl sürer. Gandi’nin Birinci Yılında Svaraj adlı kitabında dile getirdiği ütopik vaatlerin ardından, on yıl içinde devrim yapma hayallerini bir kenara bırakın. Devrim ne duygulara ne de ölüme muhtaç, onun ihtiyacı olan şey kesintisiz mücadele, çile ve fedakârlıktır.

Önce bireyselliğinizi ayaklar altına alın. Kişisel rahatlık hayallerinden kurtulun. Sonra çalışmaya başlayın. Santim santim ilerlemeniz gerekecek. Cesaret, azim ve çok güçlü bir kararlılığa ihtiyaç var. Hiçbir zorluk ve sıkıntı, sizi cesaretinizden vazgeçirmemelidir. Hiçbir başarısızlık ve ihanet, sizi yıldırmamalıdır. Size dayatılan hiçbir sıkıntı, içinizdeki devrimci iradeyi söndürmemelidir. Çile ve fedakârlıklarla yüklü bu çetin sınavı zaferle taçlandıracaksınız. Tek tek her bir zafer, devrimin değerli varlıkları haline gelecektir.

Yaşasın devrim!

Bagat Sing
2 Şubat 1931

[Kaynak: Bhagat Singh: The Jail Notebook And Other Writings, Derleyen ve Takdim Yazısını Yazan: Chaman Lal, Mart 2017]

0 Yorum: