30 Mart 2026

,

Bukalemun Sürüsü


Sosyalist hareketin bildiği, yapabildiği tek şey, dedikodu. Misal, bizim gibilere yönelik dedikodusu, özünde bir fikri iradeyi kırmayı amaçlıyor. Dedikodulara iman eden bir taraf, dünyalık biriktirmesine, Yunan adası tatillerine halel getirecek diye dedikodulara teslim oluyor. Bir taraf, “ben zaten bu kara güç olarak halktan kopmak için solcu oldum, bu adamlar, gerisin geri beni oraya sokacaklar” diye dedikodulara iman ediyor.

Neticede Klaus Schwab’ın belgesini burada patronlara dağıtan “sosyalist”in “arkadaş kulübü”, kapitalizmi ve emperyalizmi ancak saf, mutlak birey ölçüsünde eleştirebiliyor. Eleştiriyi yumuşatan, etkisiz kılan küçük burjuva, “bana sinek muamelesi yapamazsın!” diye ağlamakla yetiniyor. Aslında hem kapitalizm ve emperyalizmin nimetlerinden istifade etmek hem de ezilmemek istiyor. Bu birey solcu, bireyin sancılarını kapitalizm ve emperyalizm bağlamında ele alıyor.

Bugün dünyanın yandığı koşullarda Savaş Üstüne Savaş filmine bu yüzden Oscar veriliyor. Sosyalist hareket, birey ve bireycilik üzerinden çürütülüyor. 16 yaşındaki kıza tecavüz etmiş sosyalistin ifşalandığı gerçek, bu nedenle oluşuyor. Çünkü artık solculuk, kolektif irade, kolektif sorumluluk ve kolektif kavga değil. Bireyin hezeyanı, tatmini, çıkarcılığı.

Seksenleri-doksanları “Örgüt olduk, birey olamadık” diyerek geçirenlerin geride bıraktıkları miras bu. Bu miras, Mahir Çayan’ın tespitiyle, “sol oportünizmle sağ oportünizm arasında” salınıyor. Sağ oportünizm, düşmanı güçlü devrimi zayıf görüp gösteriyor.[1] Demek ki sol oportünizm de düşmanı zayıf devrimi güçlü görüyor, gösteriyor. “Oportünizm, anti-sosyalist güçlerin kılık değiştirip devrimci saflara sızarak, bilimsel sosyalist teoride sabotajlar yapmasına” deniyor. “Bukelamun olarak oportünizmin içine girmeyeceği bir kılık, yapamayacağı şey yoktur.”[2]

O bukelamunu, kapitalizm de emperyalizm de birey ölçüsünde anlayanlarda, bireye göre değerlendirenlerde, onları birey için eleştirenlerde aramak gerekiyor. Bu bukelamun sürüleri, maddi zemini görmüyor, kolektif dinamikleri küçümsüyor. Siyaset ve teori, ahlaki-duygusal tepkilere kapatılıyor. “Toplum çürüdü” deniliyor, kapitalizmin ve emperyalizmin yaptıkları ahlaki ölçütlere vuruluyor. “Kötülere karşı savaş”tan bahsediliyor. Kapitalizme ve emperyalizme karşı kolektif bir güç oluşturma imkânları, bir bir heba ediliyor.

Ertuğrul Kürkçü, Mahirleri satarken, onlara ihanet ederken, o birey putuna sarılıyor. “Benim Marksizm-Leninizm sandığım şey anarşizmmiş, Troçkizmmiş” diyor. Sonra ömrü boyunca o anarşizme ve Troçkizme göre siyaset yürütüyor. Onlarla yürüyor. Bugün de liberal solculuğun yeni sığınağı, yeni bayrağı olarak küçülmeciliği savunuyor.[3] Paris Komünü bayrağının liberalizmde olduğunu söylüyor. “Kendin için domates ek. Milyonlar açmış, sana ne!” diyor. Kürkçü gibiler, bu bireycilikleri ve liberalizmleri sebebiyle sosyalist hareketi ufaltmaya, etkisiz kılmaya mecbur.

Devrimci saflara sızmış bir bukelamun olarak Kürkçü, doksanlarda Kürt hareketini Cem Boyner ile birlikte tasfiye etmek için uğraşıyordu. Bugün küçülmecilik modasına sarılıyor. Bu küçülmecilik de bireyci. Kolektifi, kentin, sınıfın, kitlenin, halkın sorumluluğunu görmemenin neticesi.

Kürkçü gibi solcular, kirli gördükleri Kürt hareketi ne vakit ABD’yle ittifak kurdu, o zaman Kürt’ten fazla Kürtçü oldular. Şimdi hareketi liberal sopalarıyla dövüp hizaya getirmek için uğraşıyorlar. Kürt, Komün’ün kaderini bu yüzden yaşıyor. Komün’ü bir anarşist bankacı satıyor.[4]

Lenin, “Komün’e sadece işçiler sonuna dek sadık kaldılar. Burjuva cumhuriyetçileri ve küçük burjuvazi, Komün’den kısa süre sonra koptular: Burjuva cumhuriyetçileri, hareketin devrimci-sosyalist, proletarya karakterinden ürktüler; küçük burjuvazi ise Komün’ün kaçınılmaz bir yenilgiye mahkûm olduğunu görünce ondan koptu”[5] diyor.

Bugün burjuva cumhuriyetçiliğini TKP; küçük burjuvaziyi Dev-Yol temsil ediyor. Bunlar, Komün’ü Fransız Devrimi’nin toprağa gömüldüğü moment olarak anlamıyor, proletaryanın sahneye çıkışıyla birlikte başka bir devrim hattına işaret eden moment olarak görmüyorlar. Bugün çentik olmaktan çıkartılan Komün’ü burjuva cumhuriyetçileri ve küçük burjuvazi, kendi çıkarına göre anıyor. Özel bireyler adına, onu tasfiye ediyor.

Kürkçü ile yol yürüyen, parti kuran Oğuzhan Müftüoğlu, o anarşizmin ve Troçkizmin bireyci zeminine bireycilik, özelleştirmecilik ve AB’cilik üzerinden bağlanıyor. Aslında Kürkçü’nün AB fonları ile ilişkisiyle ittifak kuruyor. Bugün, otuz yıl öncenin Perinçek’i gibi konuşuyor. Ama artık Kürkçü’nün yalandan sallayacağı bir Dev-Genç yumruğu da yok.

Demek ki TKP’nin Sovyetler’in emriyle gerçekleştirdiği 73 atılımı, Mahir Çayanlara karşı yürütülmüş bir operasyon. Sonrasında Çayan maskesiyle ortalıkta dolanan örgütlerin çoğu, utangaç Küpelici, Aktolgacı. Sovyetler’in ardındaki devrimle değil, emperyalist ilişkilerde konum alan devletle ilişki kuruluyor.

Sovyetler’e eğitime giden herkes, sonrasında sosyalizme ve devrime küfrediyor. Aslında eskiden de ediyordu. Sovyetler’de sadece bireye saygılı bir kapitalizm ve emperyalizm buluyorlardı.

Melih Pekdemir anlatıyor. “Hapiste elimize bir metin geçti. Gittik, sahibini bulduk. ‘Bunu sen mi yazdın, sana mı ait bu görüşler?’ diye sorduk. ‘Evet’ dedi, biz de ‘tamam o zaman bize önder ol’ dedik. Adı Oğuzhan Müftüoğlu’ydu.” O metin, Mahir Çayanlar’a karşı döşenmiş bir küfürnameydi. Bireye bağlanan hareket, tasfiye edildi.

Sonrasında Ayrancı’da tüm bireyleşmiş THKP’liler toplaştı. Evden çıkan her birey, kendi örgütünü kurdu, parti olarak THKP’ye küfretti. Onu bireyci-liberal bir yerden eleştirdi. Yoluna baktı. THKP’nin sırtına liberal hançerlerini sapladı. Bugünümüz, bu küfrün eseridir.

Mahirlerin ve THKP’nin etkisini, nüfuzunu kırmak için çabalayan solcular, devletin ve burjuvazinin dişine uygun solculuk ürettiler. “Ama ölmek istemiyoruz, yaşamak istiyoruz. Bunlar var ya senin bireyliğine saldırıyorlar”dan gayrı bir şey söylemediler.

Bugünün oportünist ve liberal gerçekliğinde TKP, Sol Parti ve Teori vs. Politika, Perinçek’in boşalttığı alana yönlendiriliyor. Birileri diyor ki “bu Perinçek beceremedi, imajı kötü, ayrıca biraz fazla köylü. Bize başkaları lazım” demiş olmalı.

Bugün bir TKP’li, sosyal medyada “Türkiye sosyalist hareketi” dediğimiz için bize “Siz Türk değil misiniz?” diye çıkışıyor. O nedenle TKP gibi sosyalistler, Riyad’da imzalanan bildiriden utanıyor. Devlet için, devlet içre bir alan açmaya çalışıyorlar.

Bugün TKP, eylemlerde İran bayrağı taşıyor. Taşıdığı, Türk bayrağıdır. İran’dan öğrenmemektir. Hepsi de Mahir’in ölümü karşısında yaptıkları gibi İran karşısında da ellerini ovuşturuyorlar. Devrimin etkisini ve nüfuzunu kırmak için uğraşıyorlar. Herkes, NATO Dairesi’ne, NATO karargâhına bağlı.

Perinçek ve Çin ile kurulan bağ, şirketleşen devletle alakalı. Dev-Yol, devletin şirketleşmesi; TKP, şirketin devletleşmesi. Tüm teori, ideoloji ve politika buna göre şekilleniyor. Çin, şirketleşmiş devlet veya devletleşmiş şirket olarak görülüp yüceltiliyor. Kimsenin Mao ile ilişkisi kalmadı.

Anti-emperyalizmi ve anti-kapitalizmi birey ölçeğinde ve birey düzleminde ele alan solculuğun kimseye hayrı yok. Sol oportünistler kadar sağ oportünistler de halk ve devrim düşmanı. Hepsi, “İran’a karşı konulması için geliştirilecek kapsamlı stratejinin parçası olarak Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi Körfez ülkelerinin NATO’ya alınmasını talep eden”[6], İran’la mücadele konusunda NATO’ya akıl veren CHP’nin uşağı.

Siyahi devrimci Assata Şakir, “Liberal, mülkünü kaybetmeye görsün, hemen faşistleşir” diyor.[4] Sosyalist hareketin bir ara cumhurbaşkanı adayı olan Özgür Demirtaş, “Venezuela gibi ülkeler ABD’ye bağlansın” diyebiliyor. SODAP ve tüm Dev-Yolcu yayınlar, İran karşısında ABD-İsrail safında yer alabiliyorlar. İlk gün bombalar karşısında dans eden kişileri haber yapan Dev-Yolcular, meydanları dolduran milyonlara kör bakıyor. Birgün ve Sendika.org, ABD-İsrail aksına hizmet ediyor.

“Devleti kirleten sermaye” diyenle “sermayeyi kirleten devlet” diyen arasındaki dalaşın sömürülene-ezilene bir faydası yok. O kir edebiyatı, bireyci ahlakçı ricata hizmet ediyor. Her şey, bireyi gösterecek şekilde okunuyor, yorumlanıyor, anlaşılıyor. Küçük burjuva, herkesi kendisine mecbur etmek için uğraşıyor. Nihayetinde emperyalizmden ve kapitalizmden nimet dileniyor.

Doğalında halk, kolektif, millet, vatan, ezilenler, kir olarak görülüyor. Kirden arınmış, ortada duran, üstünlükçü, arınıkçı bireyler, köşe başlarına oturtuluyor.

Devlet, geçmişte Mahirlerin etkisini kırmak için film çekmeyi planlamış. Yukarıdaki kupür, o filmle alakalı haberden. Çekilemeyen filmde, hep kötü adam rollerinde oynayan figüranlar tercih edilmiş. Bunun ideolojik bir anlamı var.

Bugün Mahir’in yolundan yürüdüğünü söyleyen örgütlerin her biri, o figüranlarda temsil olunuyor. Yukarıdaki resimde her bir resmin altına bir örgütün adını yazmak mümkün.

Sonradan gerilla olan bir kadın, anısını aktarıyor: “Dokuz on yaşlarındaydım. Ablam benden beş yaş büyüktü. Mahirlerin hapisten kaçışı üzerine insanları korkutmak için haberler yapıldı. Babam o korkuya kapılıp, gece yatarken evin kapısını kilitledi. Oysa bizim orada kapılar hiç kilitlenmezdi. Ablam gece yarısı kalktı. Ben de onun peşinden. Belki gelip bizim eve sığınırlar diye evin kapısını hafif araladık.”

Bu ruhu öldürmek için içte ve dışta yoğun bir mücadele yürütüldü. Küçük burjuvalar, bireyliklerine alan açmak için devrimin alanını işgal ettiler. Bukelamunlar, her örgütün tepesine çöreklendi. Bireyin emperyalizm ve kapitalizm eleştirisi, devrimi ve sosyalizmi boğdu. Bireyde boğulan THKP geleneği, emperyalizme ve kapitalizme karşı proleter mücadeleden koptu. Bugün üs basıp eylem yapacak, Siyonist fabrika yakacak, yoldaşlarını kurtarmak eylem örgütleyecek irade kalmadı.

Eren Balkır
25 Mart 2026

Dipnotlar:
[1] Mahir Çayan, Bütün Yazılar, Boran Yayınları, s. 134.

[2] A.g.e., s. 54.

[3] Ertuğrul Kürkçü, “Komün Dersleriyle Geri Geliyor”, 20 Mart 2026, Yeni Yaşam.

[4] Michael Roberts, “Paris Komünü’nün Ekonomi Politiği”, 18 Mart 2021, İştiraki.

[5] V. I. Lenin, “Komün Anısına”, 28 Nisan 1911, İştiraki.

[6] “Natocu Sol”, 15 Ekim 2025, İştiraki. Nato için İran’la mücadele raporu hazırlayan CHP, Halkevleri denilen taşeron örgütü üzerinden Nato karşıtı yürüyüşü de örgütlüyor. Bu operasyon kıyasıya eleştirilmeli.

0 Yorum: