Sosyalist
hareketin bildiği, yapabildiği tek şey, dedikodu. Misal, bizim gibilere yönelik
dedikodusu, özünde bir fikri iradeyi kırmayı amaçlıyor. Dedikodulara iman eden
bir taraf, dünyalık biriktirmesine, Yunan adası tatillerine halel getirecek
diye dedikodulara teslim oluyor. Bir taraf, “ben zaten bu kara güç olarak
halktan kopmak için solcu oldum, bu adamlar, gerisin geri beni oraya
sokacaklar” diye dedikodulara iman ediyor.
Neticede
Klaus Schwab’ın belgesini burada patronlara dağıtan “sosyalist”in “arkadaş
kulübü”, kapitalizmi ve emperyalizmi ancak saf, mutlak birey ölçüsünde
eleştirebiliyor. Eleştiriyi yumuşatan, etkisiz kılan küçük burjuva, “bana sinek
muamelesi yapamazsın!” diye ağlamakla yetiniyor. Aslında hem kapitalizm ve
emperyalizmin nimetlerinden istifade etmek hem de ezilmemek istiyor. Bu birey
solcu, bireyin sancılarını kapitalizm ve emperyalizm bağlamında ele alıyor.
Bugün
dünyanın yandığı koşullarda Savaş Üstüne Savaş filmine bu yüzden Oscar
veriliyor. Sosyalist hareket, birey ve bireycilik üzerinden çürütülüyor. 16
yaşındaki kıza tecavüz etmiş sosyalistin ifşalandığı gerçek, bu nedenle
oluşuyor. Çünkü artık solculuk, kolektif irade, kolektif sorumluluk ve kolektif
kavga değil. Bireyin hezeyanı, tatmini, çıkarcılığı.
Seksenleri-doksanları
“Örgüt olduk, birey olamadık” diyerek geçirenlerin geride bıraktıkları miras
bu. Bu miras, Mahir Çayan’ın tespitiyle, “sol oportünizmle sağ oportünizm
arasında” salınıyor. Sağ oportünizm, düşmanı güçlü devrimi zayıf görüp
gösteriyor.[1] Demek ki sol oportünizm de düşmanı zayıf devrimi güçlü görüyor,
gösteriyor. “Oportünizm, anti-sosyalist güçlerin kılık değiştirip devrimci
saflara sızarak, bilimsel sosyalist teoride sabotajlar yapmasına” deniyor.
“Bukelamun olarak oportünizmin içine girmeyeceği bir kılık, yapamayacağı şey
yoktur.”[2]
O
bukelamunu, kapitalizm de emperyalizm de birey ölçüsünde anlayanlarda, bireye
göre değerlendirenlerde, onları birey için eleştirenlerde aramak gerekiyor. Bu
bukelamun sürüleri, maddi zemini görmüyor, kolektif dinamikleri küçümsüyor.
Siyaset ve teori, ahlaki-duygusal tepkilere kapatılıyor. “Toplum çürüdü”
deniliyor, kapitalizmin ve emperyalizmin yaptıkları ahlaki ölçütlere vuruluyor.
“Kötülere karşı savaş”tan bahsediliyor. Kapitalizme ve emperyalizme karşı
kolektif bir güç oluşturma imkânları, bir bir heba ediliyor.
Ertuğrul
Kürkçü, Mahirleri satarken, onlara ihanet ederken, o birey putuna sarılıyor.
“Benim Marksizm-Leninizm sandığım şey anarşizmmiş, Troçkizmmiş” diyor. Sonra
ömrü boyunca o anarşizme ve Troçkizme göre siyaset yürütüyor. Onlarla yürüyor.
Bugün de liberal solculuğun yeni sığınağı, yeni bayrağı olarak küçülmeciliği
savunuyor.[3] Paris Komünü bayrağının liberalizmde olduğunu söylüyor. “Kendin
için domates ek. Milyonlar açmış, sana ne!” diyor. Kürkçü gibiler, bu
bireycilikleri ve liberalizmleri sebebiyle sosyalist hareketi ufaltmaya,
etkisiz kılmaya mecbur.
Devrimci
saflara sızmış bir bukelamun olarak Kürkçü, doksanlarda Kürt hareketini Cem
Boyner ile birlikte tasfiye etmek için uğraşıyordu. Bugün küçülmecilik modasına
sarılıyor. Bu küçülmecilik de bireyci. Kolektifi, kentin, sınıfın, kitlenin,
halkın sorumluluğunu görmemenin neticesi.
Kürkçü
gibi solcular, kirli gördükleri Kürt hareketi ne vakit ABD’yle ittifak kurdu, o
zaman Kürt’ten fazla Kürtçü oldular. Şimdi hareketi liberal sopalarıyla dövüp
hizaya getirmek için uğraşıyorlar. Kürt, Komün’ün kaderini bu yüzden yaşıyor.
Komün’ü bir anarşist bankacı satıyor.[4]
Lenin,
“Komün’e sadece işçiler sonuna dek sadık kaldılar. Burjuva cumhuriyetçileri ve
küçük burjuvazi, Komün’den kısa süre sonra koptular: Burjuva cumhuriyetçileri,
hareketin devrimci-sosyalist, proletarya karakterinden ürktüler; küçük
burjuvazi ise Komün’ün kaçınılmaz bir yenilgiye mahkûm olduğunu görünce ondan
koptu”[5] diyor.
Bugün
burjuva cumhuriyetçiliğini TKP; küçük burjuvaziyi Dev-Yol temsil ediyor.
Bunlar, Komün’ü Fransız Devrimi’nin toprağa gömüldüğü moment olarak anlamıyor,
proletaryanın sahneye çıkışıyla birlikte başka bir devrim hattına işaret eden
moment olarak görmüyorlar. Bugün çentik olmaktan çıkartılan Komün’ü burjuva
cumhuriyetçileri ve küçük burjuvazi, kendi çıkarına göre anıyor. Özel bireyler
adına, onu tasfiye ediyor.
Kürkçü
ile yol yürüyen, parti kuran Oğuzhan Müftüoğlu, o anarşizmin ve Troçkizmin
bireyci zeminine bireycilik, özelleştirmecilik ve AB’cilik üzerinden
bağlanıyor. Aslında Kürkçü’nün AB fonları ile ilişkisiyle ittifak kuruyor.
Bugün, otuz yıl öncenin Perinçek’i gibi konuşuyor. Ama artık Kürkçü’nün
yalandan sallayacağı bir Dev-Genç yumruğu da yok.
Demek
ki TKP’nin Sovyetler’in emriyle gerçekleştirdiği 73 atılımı, Mahir Çayanlara
karşı yürütülmüş bir operasyon. Sonrasında Çayan maskesiyle ortalıkta dolanan
örgütlerin çoğu, utangaç Küpelici, Aktolgacı. Sovyetler’in ardındaki devrimle
değil, emperyalist ilişkilerde konum alan devletle ilişki kuruluyor.
Sovyetler’e
eğitime giden herkes, sonrasında sosyalizme ve devrime küfrediyor. Aslında
eskiden de ediyordu. Sovyetler’de sadece bireye saygılı bir kapitalizm ve
emperyalizm buluyorlardı.
Melih
Pekdemir anlatıyor. “Hapiste elimize bir metin geçti. Gittik, sahibini bulduk.
‘Bunu sen mi yazdın, sana mı ait bu görüşler?’ diye sorduk. ‘Evet’ dedi, biz de
‘tamam o zaman bize önder ol’ dedik. Adı Oğuzhan Müftüoğlu’ydu.” O metin, Mahir
Çayanlar’a karşı döşenmiş bir küfürnameydi. Bireye bağlanan hareket, tasfiye
edildi.
Sonrasında
Ayrancı’da tüm bireyleşmiş THKP’liler toplaştı. Evden çıkan her birey, kendi
örgütünü kurdu, parti olarak THKP’ye küfretti. Onu bireyci-liberal bir yerden
eleştirdi. Yoluna baktı. THKP’nin sırtına liberal hançerlerini sapladı.
Bugünümüz, bu küfrün eseridir.
Mahirlerin
ve THKP’nin etkisini, nüfuzunu kırmak için çabalayan solcular, devletin ve
burjuvazinin dişine uygun solculuk ürettiler. “Ama ölmek istemiyoruz, yaşamak
istiyoruz. Bunlar var ya senin bireyliğine saldırıyorlar”dan gayrı bir şey
söylemediler.
Bugünün
oportünist ve liberal gerçekliğinde TKP, Sol Parti ve Teori vs. Politika,
Perinçek’in boşalttığı alana yönlendiriliyor. Birileri diyor ki “bu Perinçek
beceremedi, imajı kötü, ayrıca biraz fazla köylü. Bize başkaları lazım” demiş
olmalı.
Bugün
bir TKP’li, sosyal medyada “Türkiye sosyalist hareketi” dediğimiz için bize
“Siz Türk değil misiniz?” diye çıkışıyor. O nedenle TKP gibi sosyalistler,
Riyad’da imzalanan bildiriden utanıyor. Devlet için, devlet içre bir alan
açmaya çalışıyorlar.
Bugün
TKP, eylemlerde İran bayrağı taşıyor. Taşıdığı, Türk bayrağıdır. İran’dan
öğrenmemektir. Hepsi de Mahir’in ölümü karşısında yaptıkları gibi İran
karşısında da ellerini ovuşturuyorlar. Devrimin etkisini ve nüfuzunu kırmak
için uğraşıyorlar. Herkes, NATO Dairesi’ne, NATO karargâhına bağlı.
Perinçek
ve Çin ile kurulan bağ, şirketleşen devletle alakalı. Dev-Yol, devletin
şirketleşmesi; TKP, şirketin devletleşmesi. Tüm teori, ideoloji ve politika
buna göre şekilleniyor. Çin, şirketleşmiş devlet veya devletleşmiş şirket
olarak görülüp yüceltiliyor. Kimsenin Mao ile ilişkisi kalmadı.
Anti-emperyalizmi
ve anti-kapitalizmi birey ölçeğinde ve birey düzleminde ele alan solculuğun
kimseye hayrı yok. Sol oportünistler kadar sağ oportünistler de halk ve devrim
düşmanı. Hepsi, “İran’a karşı konulması için geliştirilecek kapsamlı
stratejinin parçası olarak Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi Körfez
ülkelerinin NATO’ya alınmasını talep eden”[6], İran’la mücadele konusunda
NATO’ya akıl veren CHP’nin uşağı.
Siyahi
devrimci Assata Şakir, “Liberal, mülkünü kaybetmeye görsün, hemen faşistleşir”
diyor.[4] Sosyalist hareketin bir ara cumhurbaşkanı adayı olan Özgür Demirtaş,
“Venezuela gibi ülkeler ABD’ye bağlansın” diyebiliyor. SODAP ve tüm Dev-Yolcu
yayınlar, İran karşısında ABD-İsrail safında yer alabiliyorlar. İlk gün
bombalar karşısında dans eden kişileri haber yapan Dev-Yolcular, meydanları
dolduran milyonlara kör bakıyor. Birgün ve Sendika.org, ABD-İsrail aksına
hizmet ediyor.
“Devleti
kirleten sermaye” diyenle “sermayeyi kirleten devlet” diyen arasındaki dalaşın
sömürülene-ezilene bir faydası yok. O kir edebiyatı, bireyci ahlakçı ricata
hizmet ediyor. Her şey, bireyi gösterecek şekilde okunuyor, yorumlanıyor,
anlaşılıyor. Küçük burjuva, herkesi kendisine mecbur etmek için uğraşıyor.
Nihayetinde emperyalizmden ve kapitalizmden nimet dileniyor.
Doğalında
halk, kolektif, millet, vatan, ezilenler, kir olarak görülüyor. Kirden arınmış,
ortada duran, üstünlükçü, arınıkçı bireyler, köşe başlarına oturtuluyor.
Devlet,
geçmişte Mahirlerin etkisini kırmak için film çekmeyi planlamış. Yukarıdaki
kupür, o filmle alakalı haberden. Çekilemeyen filmde, hep kötü adam rollerinde
oynayan figüranlar tercih edilmiş. Bunun ideolojik bir anlamı var.
Bugün
Mahir’in yolundan yürüdüğünü söyleyen örgütlerin her biri, o figüranlarda
temsil olunuyor. Yukarıdaki resimde her bir resmin altına bir örgütün adını
yazmak mümkün.
Sonradan
gerilla olan bir kadın, anısını aktarıyor: “Dokuz on yaşlarındaydım. Ablam
benden beş yaş büyüktü. Mahirlerin hapisten kaçışı üzerine insanları korkutmak
için haberler yapıldı. Babam o korkuya kapılıp, gece yatarken evin kapısını
kilitledi. Oysa bizim orada kapılar hiç kilitlenmezdi. Ablam gece yarısı
kalktı. Ben de onun peşinden. Belki gelip bizim eve sığınırlar diye evin
kapısını hafif araladık.”
Bu
ruhu öldürmek için içte ve dışta yoğun bir mücadele yürütüldü. Küçük
burjuvalar, bireyliklerine alan açmak için devrimin alanını işgal ettiler.
Bukelamunlar, her örgütün tepesine çöreklendi. Bireyin emperyalizm ve
kapitalizm eleştirisi, devrimi ve sosyalizmi boğdu. Bireyde boğulan THKP geleneği,
emperyalizme ve kapitalizme karşı proleter mücadeleden koptu. Bugün üs basıp
eylem yapacak, Siyonist fabrika yakacak, yoldaşlarını kurtarmak eylem
örgütleyecek irade kalmadı.
Eren Balkır
25 Mart 2026
Dipnotlar:
[1] Mahir Çayan, Bütün Yazılar, Boran Yayınları, s. 134.
[2]
A.g.e., s. 54.
[3]
Ertuğrul Kürkçü, “Komün Dersleriyle Geri Geliyor”, 20 Mart 2026, Yeni Yaşam.
[4]
Michael Roberts, “Paris Komünü’nün Ekonomi Politiği”, 18 Mart 2021, İştiraki.
[5]
V. I. Lenin, “Komün Anısına”, 28 Nisan 1911, İştiraki.
[6]
“Natocu Sol”, 15 Ekim 2025, İştiraki. Nato için İran’la mücadele raporu hazırlayan
CHP, Halkevleri denilen taşeron örgütü üzerinden Nato karşıtı yürüyüşü de
örgütlüyor. Bu operasyon kıyasıya eleştirilmeli.


0 Yorum:
Yorum Gönder