Ali
Laricani’nin öldürülmesi, tıpkı ondan önce Ali Hamaney’in öldürülmesi gibi,
stratejik şehadetin bir örneği olarak anlaşılmalıdır.
Bu
dinamik, özellikle tarihsel düzlemde tekrar tekrar başarısız oldukları göz
önüne alındığında, İsrail ve ABD’nin sürekli olarak kullandığı, liderleri
katletme stratejilerinin temelindeki mantıksızlığı ortaya koymaktadır.
ABD
ve İsrail’in sürekli olarak başvurduğu lider katletme, yıpratma ve işgal
taktiği, gerçekliğe uyum sağlamakta sürekli olarak başarısız olan, tanıdık bir
verimsiz şiddet repertuarına kilitlenmiş düşünce sistemlerinin tezahürüdür. Bu
başarısızlık o kadar açıktır ki, Trump bile kısa süre önce ABD’nin İran’a “alışkanlık
gereği” saldırdığını itiraf ederek bunu kabul etmiştir.
Temel
varsayım, üst düzey liderlerin ortadan kaldırılmasıyla, destekledikleri
sistemin zayıflayacağı ve/veya parçalanacağı yönündedir. Oysa bu varsayım,
liderliğin hayatta kalmasının en önemli stratejik hedef olarak ele alındığı ve
ölüm tehdidinin etkili bir baskı biçimi olarak işlev gördüğü dar bir araçsalcı
rasyonelliğin yansımasıdır.
İran
ise şehadetin kendisinin önemli siyasi işlevler görebileceği, suikastın
amaçlanan sonuçlarına sadece direnmekle kalmayıp, onları tersine çevirebilecek
stratejik etkiler yaratabileceği, değer temelli stratejiyi esas alan bir
rasyonellik üzerinden hareket etmektedir.
Laricani’nin
kitlesel mitinge katılımı ve ölümünden önce şehadet ihtimalini açıktan kabullenen
açıklamalar yapması, bu mantığın sonuçlarını taşıyanlar tarafından ne kadar
bilinçli bir şekilde benimsendiğinin altını çizmektedir. Bu mantık, en açık
şekilde Hamaney'in kendisi tarafından dile getirilmiştir:
“Ya bu yolda şehit oluruz,
ki bu yolun şerefi ebedidir ya da zafer kazanırız. Her ikisi de bizim için
zaferdir.”
Suikaste
kurban gidenleri, Kerbela’daki İmam Hüseyin geleneğinde olduğu gibi, adalet ve
direnişin kutsal sembollerine dönüştürerek, şehadet, liderleri katletme
taktiğinde amaçlanan etkileri, kolektif kararlılığı başarıyla harekete geçiren,
siyasi düzeni meşrulaştıran ve hem sistemin sürekliliğini hem de toplumsal
direncini yeniden üreten bir stratejinin temeli kılmaktadır.
Özetle,
stratejik şehadet, en nihayetinde yenilenme yoluyla caydırıcılığa katkıda
bulunur. Bu sayede, liderleri katletmeye yönelik girişimlerin tekrarlanması,
düşmanların liderleri öldürmenin sistemi parçalamadığını veya boyun eğdirmeye
zorlamadığını, bilâkis, sistemin pekişmesine katkıda bulunduğunu keşfetmesiyle birlikte,
azalan verim yasasına tabi olur.
Emel Saad
17 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder