18 Mart 2026

,

Stratejik Şehadet


Ali Laricani’nin öldürülmesi, tıpkı ondan önce Ali Hamaney’in öldürülmesi gibi, stratejik şehadetin bir örneği olarak anlaşılmalıdır.

Bu dinamik, özellikle tarihsel düzlemde tekrar tekrar başarısız oldukları göz önüne alındığında, İsrail ve ABD’nin sürekli olarak kullandığı, liderleri katletme stratejilerinin temelindeki mantıksızlığı ortaya koymaktadır.

ABD ve İsrail’in sürekli olarak başvurduğu lider katletme, yıpratma ve işgal taktiği, gerçekliğe uyum sağlamakta sürekli olarak başarısız olan, tanıdık bir verimsiz şiddet repertuarına kilitlenmiş düşünce sistemlerinin tezahürüdür. Bu başarısızlık o kadar açıktır ki, Trump bile kısa süre önce ABD’nin İran’a “alışkanlık gereği” saldırdığını itiraf ederek bunu kabul etmiştir.

Temel varsayım, üst düzey liderlerin ortadan kaldırılmasıyla, destekledikleri sistemin zayıflayacağı ve/veya parçalanacağı yönündedir. Oysa bu varsayım, liderliğin hayatta kalmasının en önemli stratejik hedef olarak ele alındığı ve ölüm tehdidinin etkili bir baskı biçimi olarak işlev gördüğü dar bir araçsalcı rasyonelliğin yansımasıdır.

İran ise şehadetin kendisinin önemli siyasi işlevler görebileceği, suikastın amaçlanan sonuçlarına sadece direnmekle kalmayıp, onları tersine çevirebilecek stratejik etkiler yaratabileceği, değer temelli stratejiyi esas alan bir rasyonellik üzerinden hareket etmektedir.

Laricani’nin kitlesel mitinge katılımı ve ölümünden önce şehadet ihtimalini açıktan kabullenen açıklamalar yapması, bu mantığın sonuçlarını taşıyanlar tarafından ne kadar bilinçli bir şekilde benimsendiğinin altını çizmektedir. Bu mantık, en açık şekilde Hamaney'in kendisi tarafından dile getirilmiştir:

“Ya bu yolda şehit oluruz, ki bu yolun şerefi ebedidir ya da zafer kazanırız. Her ikisi de bizim için zaferdir.”

Suikaste kurban gidenleri, Kerbela’daki İmam Hüseyin geleneğinde olduğu gibi, adalet ve direnişin kutsal sembollerine dönüştürerek, şehadet, liderleri katletme taktiğinde amaçlanan etkileri, kolektif kararlılığı başarıyla harekete geçiren, siyasi düzeni meşrulaştıran ve hem sistemin sürekliliğini hem de toplumsal direncini yeniden üreten bir stratejinin temeli kılmaktadır.

Özetle, stratejik şehadet, en nihayetinde yenilenme yoluyla caydırıcılığa katkıda bulunur. Bu sayede, liderleri katletmeye yönelik girişimlerin tekrarlanması, düşmanların liderleri öldürmenin sistemi parçalamadığını veya boyun eğdirmeye zorlamadığını, bilâkis, sistemin pekişmesine katkıda bulunduğunu keşfetmesiyle birlikte, azalan verim yasasına tabi olur.

Emel Saad
17 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: