10 Mart 2026

,

Erkekler Lezbiyen Olamaz


Norveçli bir feminist, erkekler ve kadınlar arasındaki biyolojik farklılıklara dikkat çektiği için üç yıl hapis cezasıyla karşı karşıya. Dramatik bir gelişmenin doruk noktası bu.

Şu an feminizm de muazzam bir siyasi baskı altında. Feministler, hem devlet baskısına hem de kendilerini “transseksüel lubunya” olarak adlandıran aktivistlerin saldırılarına maruz kalıyor.

Norveçli bir feminist, Twitter’da kadınların erkek olamayacağını söylediği için üç yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya.

Nefret Söylemi mi?

Kadın hakları örgütü Kadının Beyanı Enternasyonali’nin sözcüsü Christina Ellingsen, transseksüel ve biyolojik bir erkekle Twitter’da yaptığı bir tartışmanın ardından polise ihbar edildi. Aktivist, kendisini “lezbiyen” olarak tanımlıyor, ancak Ellingsen, “erkeklerin lezbiyen olabileceğine” neden inandığını soruyor. Ardından ihbar ediliyor.

Norveç’te nefret söylemi yasası 2021’den bu yana toplumsal cinsiyet kimliklerini de kapsıyor. Mahkeme şimdi Ellingsen’in temel bir biyolojik ilkeye dayanan itirazının “nefret söylemi” olup olmadığını belirleme yükümlülüğüyle karşı karşıya.

Bu trans aktiviste Uluslararası Af Örgütü de destek verdi. Bu STK, kısa süre önce Ellingsen’i aktivisti “taciz etmekle” suçladı. Feminist, bir televizyon tartışmasında, “Sen bir erkeksin. Anne olamazsın.” dedi.

Bir Twitter kullanıcısı, görünüşte absürt konuşmaya, “Biyoloji artık nefret söylemi haline geldi. Bodoslama Ortaçağ’a doğru ilerliyoruz” yorumunu yaptı. Bu söz gerçekten doğru olabilir.

Cinsiyetlere Saldırı

Trans bireyler ve feministler arasındaki çatışma, ilk olarak ABD’de yaşandı. Tartışma, Harry Potter yazarı J.K. Rowling’in daha önce “rahimli insanlar”ın net bir terim olup olmadığını sormasıyla popüler oldu.

“Kadın” kelimesi, bu nedenle tartışmalı ve keyfi bir hale getirilmek isteniyor. Erkekler de bazı ülkelerde kendilerine “kadın” diyebiliyor. Bunu yakın zamanda (yani son 100 yıldır) yapan feministler için bu, kadınların kendilerine yönelik büyük bir saldırı. Ancak muazzam bir baskı altındalar: Trans aktivistlerin saldırgan söylemleri neredeyse hiç ciddiye alınmıyor; saldırılanlar “transfobik” yaftası yiyor, oldukça yalın olan eleştirileri susturulmaya çalışılıyor.

Feministler “TERF” (transları dışlayan radikal feminizm) terimiyle yaftalanıyor. İktidardaki siyasi güçler bile bu ideolojinin arkasında birleşiyor. Bu gelişmenin birkaç yıl içerisinde kadınlara özel alanların ortadan kalkmasına yol açacağı yönündeki uyarılar ise önemsizleştiriliyor.

Donna Krasniqi, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi içerisinde bu gelişmeye karşı çıkan isimlerin öncüsü. Mayıs ayı başlarında partinin Kadınlar Günü'nde düzenlediği toplantıda duygusal konuşma, parti içerisinde maruz kaldığı baskının delili niteliğinde.

Konuşmanın ardından Viyana Emek Odası Eğitim Dairesi Başkanı İlkim Erdos, onu “kendini övme ihtiyacı” ve “saygısızlık” ile suçladı. Haziran 2021’de Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ), herkesin kendi cinsiyetini belirleyebilmesi gerektiğini belirten bir karar aldı. Norveç, biraz daha ileri gitmiş gibi görünüyor.

Kadın ve Erkeğin Yerini Translar Üzerinden Sibernetik Organizmalar mı Alıyor?

Bu tartışmanın daha önce göz ardı edilmiş bir yönü, transgender ideolojisi ile transhümanizm arasındaki (olası) bağlantıdır. Eğer insanlar, giderek daha çok devasa makinenin mekanik dişlileri, insandan ziyade makine haline gelmeye zorlanıyorsa, toplumsal cinsiyet kimliklerinin ortadan kaldırılması mantıklı olacaktır. Sonuçta ortada ne erkek ne de kadın kalacak, ortaya sibernetik organizmalar çıkacaktır.

Bu gelişmenin başlangıç noktalarından biri, Donna Haraway’in 1985 tarihli “Posthümanist” metni “Siborglar İçin Manifesto” olabilir. Metnin son cümlesi şu şekildeydi: “Tanrıça olmaktansa siborg olmayı tercih ederim.”

Thomas Oysmüller
31 Mayıs 2022
Kaynak

0 Yorum: