“Eğer düşmanlarımız bizi
ekonomik olarak kuşatırsa, biz Ramazan çocuklarıyız. Eğer biz askeri olarak
kuşatırlarsa, biz Aşura çocuklarıyız.”
[İmam Humeyni]
Bugün
Mikail Aslan gibi isimlerin emperyalizme ve Siyonizme hizmet yarışında öne çıkma
çabalarının hiçbir anlamı/değeri yoktur. Bunlar, Siyonizmin elindeki sanat-kültür
ağlarından nemalanmanın derdindedirler. O ağlarla kurulan ilişkiler, bireyleri
tek tek esir ve ev kölesi haline getirmiştir. Epstein sofrasına oturmaya
çalışan Mikail Aslan, vurulan ilkokulda katledilen Mikail isimli çocuğun adı
bilmez. O, sadece emperyalizmden ve Siyonizmden gelecek nimete kuldur.
Eski solcular, sosyalistler, Sovyetler’in ve diğer güç odaklarının yerine Amerika’yı
koymuşlar, bu net bir biçimde görülmektedir. Demek ki bunların eskiden de Sovyetler’le
veya Çin’le ilişkileri bu düzeydeymiş. Halka, millete ve işçi sınıfına karşı
hep hainlik etmişler.
Eski
bir TKP’li sendikacı, “insanlar Amerika’ya göç ediyor, çünkü tüm tarih boyunca
insanlar en ileri medeniyete göç etmişlerdir” diyor. Bu liberal solcuların “En ileri medeniyet” dediği,
Epstein adasıdır, ICE’tır, yıkımdır, çürümedir. O çocukların kanını içerek gençleşme
yarışıdır. Bir avuç kâr için milletlerin kaderleriyle oynamaktır.
Bugün
İran Büyükelçiliği’ni ziyaret eden solculardan birinin yanına eski yoldaşı
gelir. Zenginleşmiştir. O zenginlikle koluna bir de “Nataşa” takmıştır. Övüngen
ve kibirli bir ifadeyle şunu söylemektedir: “Biz Dersimliler Yahudiler gibiyiz.
Her yerde güçlü olmalıyız.” Parayı bulan, hemen Yahudi’yle ilişki kurmakta,
onun yanına ilişmektedir. İlişen, paranın iradesidir.
Bu
ruhu üfleyen, emperyalizm ve Siyonizmdir. Yanına aldığı kölelere “senin
kimliğini yücelteceğim. Ama sen de o kimliğin sınırlarını, kimlik denilen
sınırı asla aşmayacaksın. Benim uşaklığımı yapacaksın” der. Eski TKP’li Ayşe
Hür’ün, Coni Badem’in, Mikail Aslan’ın uşaklığının sebebi budur. Bunlar, önce
esir, ev kölesi ve uşak olmuşlardır, sonra da Marksizmi, sosyalizmi ve
mücadeleyi o yalanın etrafında tavaf ettirmeye çalışmışlardır. Savunma yöntemi
olarak, “ama üretici güçler gelişiyor” yalanına sarılırlar. “Gerici yobazı
desteklemem, Amerika’ya köpeklik ederim daha iyi” derler. Çünkü mesele,
emperyalizmin belirlediği “ilericilik-gericilik” tartışmasıdır. “Emperyalizmin
nimetlerinden istifade edenler”, halkların öfkesine de kızmamalıdırlar.
Lenin,
İkinci Enternasyonal’in çöküşüyle ilgili makalesinde, küçük burjuvazinin
emperyalizmin masasından dökülen kırıntılara örgütlendiğini söyler. Bugün küçük
burjuvazi, emperyalizmin şişirdiği, güçlendirdiği, hizmetine koştuğu
kimliklerin siyasetini yapmaktadır. Erkeklerin katılamadığı 8 Mart,
emperyalizmin emridir. “Kürt’ü anlayamazsınız”, emperyalizmin suflesidir.
Mesele,
kimlik siyasetinin proleter siyaseti boğması, tasfiye etmesi değildir. Burada
proleter siyasete kimlik siyaseti zokası sallanmaktadır. Ona “güçleneceksen
benim gibi güçleneceksin” denilmektedir. İşçiye ve proletere “benim gibi kimlik
ol” talimatı verilmektedir. Sendikacılar, bu yönde çalışma yürütmektedir. Paralar
tabii ki Kıbrıs kumarhanelerinde yenilir.
Kimliği
emperyalizm üzerinden yüceltilen, parlatılan, satılan kişi, hemen alttaki ezik
halk kitlelerini hor görür. Hemen akıldan, mantıktan, doğru siyasetten, yüce
teoriden bahsetmeye başlar. Sünni, Kürt, Kadın vs. kimliğine mensup olan,
emperyalizme yanaştığı için akıllıdır, zekidir, ona uymayanlar, yok edilmesi
gereken aptallardır. Ziyandır, gereksizdir, atıldır. Meriç gibi Siyonist uşaklarının
hizmet ettiği akıl, emperyalizmin aklıdır. Bunlar, her seferinde efendilerine “iyi
huylu, uslu ve uyumlu” olduklarını ispatlamaya mecburdurlar.
Herkes,
emperyalizmin cephaneliğinin parçası olmanın derdindedir. Sosyal medyadaki
salvolar, emperyalizmin dijital cephesine ait faaliyetlerdir. Saydığımız,
saymadığımız isimler, birer bottur. Askeri bot öncesinde sosyal medya botları
sahaya sürülmektedir. Bunlar suyu bulandırma işini görmektedir. Suyu bulandıranlar,
bulanık suda boğulacaktır.
Ender
Öndeş gibi isimlerin Mahir yazısı yazması, küfürdür. Oradaki saldırıyı görmek
gerekmektedir. Ömrü, emperyalizmin şişirdiği “Kürt” kimliğinin ekmeğini yemekle
geçirenlerin Türkiye işçi sınıfına ve Ortadoğu halklarına verebileceği bir şey
yoktur. Onlar, bir daha Mahir olmasın diye vardırlar. Hepsi bottur. Birilerinin
botudur.
Murat
Özer de aynı küçük burjuvalığı “Sünni” kimlik üzerinden ifa etmektedir. Özer de
döne dolaşa “Hama da Hama!” der durur. Bugün İran Sünni olsaydı da Filistin’e
yardım etseydi, Özer başka bir kimliği yüceltecek, gene İran’a saldıracaktı.
Özer
de Mikail Aslan da İran’ın milyonlarca insanı öldürdüğüne dair Mossad-CIA
yalanının taşıyıcısıdır. Başka vasıfları yoktur. Özer gibilerine de birileri “Sünniliğini
kullanacağız, güçlendireceğiz. Onu kendimize uşak kılacağız. Ama sakın
kimliğini aşacak işlere girişme. Haddini bil” denmiştir. O da Türkiye’ye ancak
emperyalizm ve Siyonizmin izin verdiği alanda serbestiyet imkânı verildiğini
bilmektedir.
Özer
gibiler, Trump ağzıyla konuşmaya mahkûmdur. Trump, “Ortadoğu’yu İran
zorbasından kurtarıyoruz” demektedir. Bunun anlamı şudur: “Emperyalist ve Siyonist
planların önündeki pürüzü ortadan kaldırıyoruz.” Özer, kendisine yol
açılıyorsa, emperyalizmin ve Siyonizmin uşağı olduğu için açıldığını illaki görüyor. O,
Sünniliğinin yüceldiğini zannederek ömür tüketir ama Sünniliğin içindeki tarihsel
diyalektik ve toplumsal gerçeklik silinip gider.
Solculuk, Sünnilik, Kürtlük gibi kimlikler, emperyalizmin ve Siyonizmin karargâhında imal edilmektedir. İçi boşaltıldıktan sonra piyasaya sürülür. Piyasa sürsün diye sürülür. Kimlik savunusu yapanlar, her fırsatta onu satanlar, o kimliklerin ardındaki kolektif kitlelerin sülükleridir, kan emicileridir. İşçi satan kumarbaz sendikacı ile Dersim ve Kürt satan Mikail arasında bir fark yoktur.
Kadınlık da böylesi bir kimliktir. Emperyalist feminizmin “kadın” diye
bildiği, bugün İran’da meydanlarda olan kadınlar değildir. Her kimlik, esasında
küçük burjuva bir yerden, kendi liberalliğini, daha doğrusu emperyalizmi
savunmaktadır. O sebeple, emperyalizme yönelik her eleştirinin karşısına kimlik
çıkartılmaktadır. Kimlik kartları, koruma kalkanına dönüşmüştür.
Kimlik
vurgusu, metafiziktir, gerçekten kopuktur, olmak zorundadır. Buranın ve bugünün
ilişkilerinden uzak durmak, emperyalizmin zamanına ve mekânına bağlanmaktan
başka çaresi yoktur. Esas olan, ortaklık ve ortaklaşma iradesidir. Emperyalizmin
parçalamak istediği de budur.
Dolayısıyla,
ortada soyut bir “halk”la, solculukla, kadınla, Kürt’le vs. değerlendirilecek
bir gerçeklik yoktur. İzole, havada asılı, emperyalizmin katına yükseltilmiş,
kimlik balonları patlatılmak zorundadır. Mikail Aslan, bu nedenle “Kürtlüğe saldırıyorlar”
yalanını bağıra bağıra söyler sonra da Kürt düşmanlığı ile antisemitizmi ilişkilendirir.
Kimlere mesaj verdiği açıktır. Bitmiş müzikal kariyerini Yahudi sermayesiyle
şişirmenin derdinde olduğu açıktır.
Seksen
öncesi Faik Bulut’un İsrail’e tutsak düştüğü söylenir. Tutsaklıkta saf
değiştirdiği, sonrasındaki faaliyetlerinden belli olmaktadır. Alisiz
Alevilik kitabı ve bugün Kamışlo hatırlatması, onun İsrail safında
olduğunun kanıtıdır. En Siyonist olduğu dönemde Demirören medyasının Ortadoğu
danışmanı yapılması, tesadüf değildir. Alisiz Alevilik, dövüşten, cenk
meydanından, dardan, hakikatten kopartılmıştır. Sudan çıkmış balıktır. Bu kitap,
devletin ve emperyalizmin planlı yürüttüğü bir projenin ürünüdür.
Şeyh
Bedreddin derler, ama kimse Nâzım’ın söylediklerinden fazlasını bilmez. Sakızlı
Rum gemicileri, İran’dan gelen tarikat üyeleriyle, Ege köylüsüyle cenk
meydanına çeken iradeye bugün küfredilmektedir.
Mikail,
Ayşe Hür ve Coni Badem, “emperyalizme tek karış toprak vermeyeceğiz” diyen Tebrizli
başı açık kadının öfkesinde boğulmuştur. Onların halk düşmanlığı, emperyalizmin
silah envanterinin parçasıdır.
Bugünün
sülükleri, başlarını okşayan, sırtlarını kaşıyan emperyalistlere “iyi huylu,
uslu ve uyumlu” görüneceğim diye çabalarken aslında kölelik düzenine hizmet
etmektedirler. Kerbela’nın yolunda dimdik ayakta ölenler karşısında,
emperyalizmin nimetlerinden faydalanmayı siyaset bilenler, üzerine tuz dökülmüş
sülükler gibi eriyip gitmişlerdir.
Eren Balkır
8
Mart 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder