23 Mart 2026

,

Nato Sağcısı-Nato Solcusu


Geçmişte İran Devrimi’nin etkisini kırmak için sola da sağa da kıvam ve ayar verilmişti. Bugünkü savaş gerçekliğinde aynı kıvamın ve ayarın bir kez daha verildiğine şahit oluyoruz. Bu sefer, “Müslüman Natosu” için veriliyor.

Nato solu ve Nato sağı, aynı madalyonun iki yüzü. Ebubekir Sefil ile Cihan Tuğal[1] yan yana. Bir taraf, “Sünniler İran'da namaz kılamıyor”un, diğer taraf “İran’da eşcinseller sevişemiyor”un derdinde. “O kız çocukları neden toprağa gömüldü” diye soran yok. Sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı direnişi kimse görmüyor. Herkes, saçlarını Trump’a sallayıp onun parfümüne belenmenin, bir iki şey verip bir iki kırıntı kopartmanın, onursuz yaşamanın, zillete teslimiyetin derdinde.

Kendisinden başka bir şeyi gören, gösteren yok. Kapitalizm ve emperyalizm eleştirisi, birey ölçeğinde ve birey merkezli icra ediliyor. Esasında tersten, kapitalizm ve emperyalizm, savunma hattı boyunca kitleleri ve sınıfsal gücü kırmak için bireyi öne çıkartıyor. Ağzına yavan, yüzeysel eleştiriyi bırakıyor, onu tüm gerçekten kopartıyor. Kapitalizm ve emperyalizm, bireyi teslim alıyor. Teslim alınan bireyler, kapitalizmle ve emperyalizmle ilişkilerini teorik kılıfa sarıyorlar.

Bu kılıf üzerinden solcu da sağcı da emperyalizmi ve kapitalizmi birey ölçü ve ölçeğinde eleştirebiliyor. En fazla, emperyalizm ve kapitalizm, özdeki saflıktan ve yücelikten uzaklaşma olarak değerlendiriliyor. Özün saflaşması veya yücelmesi için yapılan emperyalizm ve kapitalizm eleştirileri, onlara hizmet ediyor.

Burjuvaziye sahip çıkıp, onun kapitalizmle kirlendiğini, alçaldığını düşünen solcuyla; devlete sahip çıkıp, onun emperyalizmle kirlendiğini, alçaldığını düşünen sağcı, yan yana duruyor.

Engels, “ütopik” sosyalistleri eleştirirken, onların toplumu şekillendiren maddi koşullar ve sınıf ilişkileri yerine soyut ideallere ve ahlaki çağrılara odaklanma hatasına düştüğünü söylüyor. Madde ve sınıf, tam da saflık ve yücelik arayışında hükmünü yitiriyor.

Solun saflık arayışında madde ve sınıf, burjuvaziye bağlılık karşısında siliniyor. Burjuvazinin yüceliğine iman ediliyor. Sağın yücelik arayışında madde ve sınıf, devlete bağlılık karşısında siliniyor. Devletin saflığına iman ediliyor. Sağ ve sol, Fransız kralı karşısında iç içe geçiyor. Kralın kellesini alan kirli ve alçak irade, eziliyor. Proleter devrimcilik, yok ediliyor.

Devletin saflığı ve yüceliği bağlamında İran’a yönelik savaş, Ebubekir Sefil ve Abdulqader Shen şahsında, doğalında, sahadaki yoksullar, ezilenler, proleterler ve mustazaflara göre değerlendirilmiyor. Sefil ve Shen, devlet ajanı olarak, görevini ifa ediyor. Sefil, “Ülkemizi ve insanımızı bu etkiden koruma noktasında tedbirimiz nedir?” diyerek efendilerinden görev dileniyor. “Bana iş verin” diye birilerine yalvarıyor. Bunu Müslümanlık zannediyor. Bu Müslümanlık değil, uşaklık!

Sefil’in beslendiği hat, Bizans’ı Şam’da kuran Emevi ile Bizans’ı İstanbul’da kuran Osmanlı arasındaki bağ. Babek’i, Zenc’i, Karmatileri, Celâlileri, Bedreddinileri görmüyor. Sefil’in Romanesk İslam’ı, Allah’tan, Peygamber’den ve Kitap’tan azade. Zaten Onların sorumluluğunu üstlenmeyen bir ideoloji içinde yaşayıp varoluyor. Sefil, Onların emirlerine karşı duran bir liberal. Liberal olduğu için profesör maaşına kul edilmiştir. Aynı maaş, Tuğal’a da veriliyor. Hep birlikte, bugünün Roma’sına hizmet ediyorlar.

Dolayısıyla, “İran, kendi alanını genişletiyor. Mezhep ihraç ediyor” diye ağlarken, Sefil, esasında ABD emperyalizminin ve Siyonizmin yanında saf tutuyor. Alnını onların secdesine değdiriyor. Onların önünde eğiliyor. Sefil’in uşaklık ettiği Amerikalı savunma bakanı, “Müslümanlara karşı haçlı seferi yürütülmesini” savunuyor. “Peygamber’in yanlış fikirlerine inanan rejimler yıkılmalı” diyor. “Orduyu Hristiyan bir silaha dönüştürmek”ten söz ediyor.[2]

Nato sağcısı ile Nato solcusu, bir. “Nato İslamı” diyerek ünlenen, akademide köşe kapan, Gramsci’nin pasif devrimiyle AKP arasında bağ kuran Cihan Tuğal’ın solculuğu da Nato solculuğu. Sadece “onu alma beni al” diye efendisine yalvarıyor. “İran’ın etkisini kırmalıyız” diyor. Bunu liberalizm için istiyor.

Kendisi gibi profesör yapılmış olan Ebubekir Sefil, Seyyid Kutub’un Kur’an tefsirini Farsçaya çeviren Hameney’e NATO’daki efendileri adına küfrediyor. Görevinin, o profesörlük unvanının devletin İran’la mücadelesi dâhilinde verildiği anlaşılıyor. Cübbeli, zaten itiraf ediyor, kendisine İran’la mücadele dâhilinde ekmek verildiğini.

Bir Ukraynalı, “ben Natocu liberalim, bugün LGBT haklarını kılıçla yayıyoruz” diyor. Tek derdiğimiz, emperyalizmin ve kapitalizmin insanı ve bedeni işgal girişimine solcu kılıflar bulmak.

İran kadın futbol takımı, emperyalizmin feminizmini toprağa gömüyor. Tuğal gibi solcuların, emperyalizmin kulu kölesi olduğu gerçeğini ifşa ediyor. TİP’in Almanya’daki vekil adayı da Birgün gazetesi de “İsrail’in varolma hakkı”nı savunuyor. Bu yüzden öfkeliler İran’a.

Dün İran’ın devrimi bugün İran’ın vatan savunması, kitlelerde karşılık bulmasın diye Natocu sağcılar da Natocu solcular da teyakkuza geçmiş durumda. Hepsi, emperyalizmin kucağında sırtını sıvazladığı birey adına İran’a saldırıyor.

O birey, kâh devletle kâh sermayeyle özdeşlik kuruyor. Onun borazanlığını yapıyor. Nato solcusu, sermayenin özgürlüğünden; Nato sağcısı, devletin özgürlüğünden başka bir şey söylemiyor.

Feministlerin görmediği, solcuların bilmediği bir kadın, o meydanda “ölüme razıyız, yeter ki vatan kurtulsun” diyor. Futbol takımının hocası, “vatan ailemizdir. Terk edemeyiz” diyor. Burada aileyi emperyalizm ve kapitalizmle birlikte öldürmeye yemin etmiş feminizm, şimdilik susup laptop tuşlarının altına saklanıyor.

Burada kapitalizmin ve emperyalizmin nimetleri peşinde koşanlar ama bunları birey ölçüsünde eleştiriyormuş gibi yapanlar, bu kolektif direnişi ve kavgayı zerre anlamıyorlar. İran’ın verdiği derslerle, bireysel hezeyanlara, hayallere, kelimelere, nimetlere değil, o kolektife, direnişe ve kavgaya örgütlenmek gerekiyor.

Amerika’nın siyahi devrimcisi Assata Şakir, “Hayat zorlaşınca, paralar suyunu çekince liberaller, yüzlerindeki o liberal maskesini çekip çıkartıyorlar ve işte o an karşınızda bir Adolf Hitler buluveriyorsunuz. Bu liberaller, hiçbir imkânı ve imtiyazı olmayanlara kendi imkân ve imtiyazlarını muhafaza ettikleri sürece acıyabiliyorlar”[3] diyor.

Nato solcusu ve Nato sağcısı, biraz paraları azaldı veya azalacak diye, bugünün Hitler’lerinin safında hizalanıyor. Stalingrad savunmasına küfrediyor. “Bir iki bir şey verselerdi, bir şeycik olmazdı” diyor. İran’a akıl veriyor. Ona kendileri gibi uşak olmalarını telkin ediyor. İran ise Şeriati-Fanon hattı üzerinden, Ortadoğu’yu sömürgelik halinden ve sömürgecilerden kurtarıyor. İran, devrimi ve devrimini güncelliyor. Yeni yılı zaferle taçlansın.

Eren Balkır
21 Mart 2026

Dipnotlar:
[1] Cihan Tuğal, “İran Rejimi ve Antiemperyalizm”, 14 Mart 2026, Evrensel. Evrensel gazetesi, Siyonistleri, emperyalizme akıl hocalığı yapan isimleri konferanslarına çıkartıyor. “Suriye Devrimi” adına emperyalizmin operasyonlarına destek sunan bu örgüt “antiemperyalizm”i ağzına alamaz. CIA operasyonlarına destek olmuş bir örgüt bari bugün sussun!

[2] Jasper Craven, “Pete Hegseth’s Crusade to Turn the Military into a Christian Weapon”, 12 Haziran 2024, Politico.

[3] Assata Şakir, “Liberal”, İştiraki.

0 Yorum: