Geçmişte
İran Devrimi’nin etkisini kırmak için sola da sağa da kıvam ve ayar verilmişti.
Bugünkü savaş gerçekliğinde aynı kıvamın ve ayarın bir kez daha verildiğine
şahit oluyoruz. Bu sefer, “Müslüman Natosu” için veriliyor.
Nato
solu ve Nato sağı, aynı madalyonun iki yüzü. Ebubekir Sefil ile Cihan Tuğal[1]
yan yana. Bir taraf, “Sünniler İran'da namaz kılamıyor”un, diğer taraf “İran’da
eşcinseller sevişemiyor”un derdinde. “O kız çocukları neden toprağa gömüldü”
diye soran yok. Sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı direnişi kimse görmüyor. Herkes,
saçlarını Trump’a sallayıp onun parfümüne belenmenin, bir iki şey verip bir iki
kırıntı kopartmanın, onursuz yaşamanın, zillete teslimiyetin derdinde.
Kendisinden
başka bir şeyi gören, gösteren yok. Kapitalizm ve emperyalizm eleştirisi, birey
ölçeğinde ve birey merkezli icra ediliyor. Esasında tersten, kapitalizm ve
emperyalizm, savunma hattı boyunca kitleleri ve sınıfsal gücü kırmak için
bireyi öne çıkartıyor. Ağzına yavan, yüzeysel eleştiriyi bırakıyor, onu tüm
gerçekten kopartıyor. Kapitalizm ve emperyalizm, bireyi teslim alıyor. Teslim alınan
bireyler, kapitalizmle ve emperyalizmle ilişkilerini teorik kılıfa sarıyorlar.
Bu
kılıf üzerinden solcu da sağcı da emperyalizmi ve kapitalizmi birey ölçü ve
ölçeğinde eleştirebiliyor. En fazla, emperyalizm ve kapitalizm, özdeki saflıktan
ve yücelikten uzaklaşma olarak değerlendiriliyor. Özün saflaşması veya
yücelmesi için yapılan emperyalizm ve kapitalizm eleştirileri, onlara hizmet
ediyor.
Burjuvaziye
sahip çıkıp, onun kapitalizmle kirlendiğini, alçaldığını düşünen solcuyla;
devlete sahip çıkıp, onun emperyalizmle kirlendiğini, alçaldığını düşünen
sağcı, yan yana duruyor.
Engels,
“ütopik” sosyalistleri eleştirirken, onların toplumu şekillendiren maddi
koşullar ve sınıf ilişkileri yerine soyut ideallere ve ahlaki çağrılara
odaklanma hatasına düştüğünü söylüyor. Madde ve sınıf, tam da saflık ve yücelik
arayışında hükmünü yitiriyor.
Solun
saflık arayışında madde ve sınıf, burjuvaziye bağlılık karşısında
siliniyor. Burjuvazinin yüceliğine iman ediliyor. Sağın yücelik arayışında
madde ve sınıf, devlete bağlılık karşısında siliniyor. Devletin
saflığına iman ediliyor. Sağ ve sol, Fransız kralı karşısında iç içe geçiyor.
Kralın kellesini alan kirli ve alçak irade, eziliyor. Proleter devrimcilik, yok
ediliyor.
Devletin
saflığı ve yüceliği bağlamında İran’a yönelik savaş, Ebubekir Sefil ve Abdulqader
Shen şahsında, doğalında, sahadaki yoksullar, ezilenler, proleterler ve
mustazaflara göre değerlendirilmiyor. Sefil ve Shen, devlet ajanı olarak,
görevini ifa ediyor. Sefil, “Ülkemizi ve insanımızı bu etkiden koruma
noktasında tedbirimiz nedir?” diyerek efendilerinden görev dileniyor. “Bana iş
verin” diye birilerine yalvarıyor. Bunu Müslümanlık zannediyor. Bu Müslümanlık
değil, uşaklık!
Sefil’in
beslendiği hat, Bizans’ı Şam’da kuran Emevi ile Bizans’ı İstanbul’da kuran
Osmanlı arasındaki bağ. Babek’i, Zenc’i, Karmatileri, Celâlileri,
Bedreddinileri görmüyor. Sefil’in Romanesk İslam’ı, Allah’tan, Peygamber’den ve
Kitap’tan azade. Zaten Onların sorumluluğunu üstlenmeyen bir ideoloji içinde
yaşayıp varoluyor. Sefil, Onların emirlerine karşı duran bir liberal. Liberal
olduğu için profesör maaşına kul edilmiştir. Aynı maaş, Tuğal’a da veriliyor.
Hep birlikte, bugünün Roma’sına hizmet ediyorlar.
Dolayısıyla,
“İran, kendi alanını genişletiyor. Mezhep ihraç ediyor” diye ağlarken, Sefil,
esasında ABD emperyalizminin ve Siyonizmin yanında saf tutuyor. Alnını onların
secdesine değdiriyor. Onların önünde eğiliyor. Sefil’in uşaklık ettiği
Amerikalı savunma bakanı, “Müslümanlara karşı haçlı seferi yürütülmesini”
savunuyor. “Peygamber’in yanlış fikirlerine inanan rejimler yıkılmalı” diyor.
“Orduyu Hristiyan bir silaha dönüştürmek”ten söz ediyor.[2]
Nato
sağcısı ile Nato solcusu, bir. “Nato İslamı” diyerek ünlenen, akademide köşe
kapan, Gramsci’nin pasif devrimiyle AKP arasında bağ kuran Cihan Tuğal’ın
solculuğu da Nato solculuğu. Sadece “onu alma beni al” diye efendisine
yalvarıyor. “İran’ın etkisini kırmalıyız” diyor. Bunu liberalizm için istiyor.
Kendisi
gibi profesör yapılmış olan Ebubekir Sefil, Seyyid Kutub’un Kur’an tefsirini
Farsçaya çeviren Hameney’e NATO’daki efendileri adına küfrediyor. Görevinin, o
profesörlük unvanının devletin İran’la mücadelesi dâhilinde verildiği
anlaşılıyor. Cübbeli, zaten itiraf ediyor, kendisine İran’la mücadele dâhilinde
ekmek verildiğini.
Bir
Ukraynalı, “ben Natocu liberalim, bugün LGBT haklarını kılıçla yayıyoruz”
diyor. Tek derdiğimiz, emperyalizmin ve kapitalizmin insanı ve bedeni işgal
girişimine solcu kılıflar bulmak.
İran
kadın futbol takımı, emperyalizmin feminizmini toprağa gömüyor. Tuğal gibi
solcuların, emperyalizmin kulu kölesi olduğu gerçeğini ifşa ediyor. TİP’in Almanya’daki
vekil adayı da Birgün gazetesi de “İsrail’in varolma hakkı”nı savunuyor. Bu yüzden
öfkeliler İran’a.
Dün
İran’ın devrimi bugün İran’ın vatan savunması, kitlelerde karşılık bulmasın
diye Natocu sağcılar da Natocu solcular da teyakkuza geçmiş durumda. Hepsi,
emperyalizmin kucağında sırtını sıvazladığı birey adına İran’a saldırıyor.
O
birey, kâh devletle kâh sermayeyle özdeşlik kuruyor. Onun borazanlığını
yapıyor. Nato solcusu, sermayenin özgürlüğünden; Nato sağcısı, devletin
özgürlüğünden başka bir şey söylemiyor.
Feministlerin
görmediği, solcuların bilmediği bir kadın, o meydanda “ölüme razıyız, yeter ki
vatan kurtulsun” diyor. Futbol takımının hocası, “vatan ailemizdir. Terk
edemeyiz” diyor. Burada aileyi emperyalizm ve kapitalizmle birlikte öldürmeye
yemin etmiş feminizm, şimdilik susup laptop tuşlarının altına saklanıyor.
Burada
kapitalizmin ve emperyalizmin nimetleri peşinde koşanlar ama bunları birey
ölçüsünde eleştiriyormuş gibi yapanlar, bu kolektif direnişi ve kavgayı zerre
anlamıyorlar. İran’ın verdiği derslerle, bireysel hezeyanlara, hayallere,
kelimelere, nimetlere değil, o kolektife, direnişe ve kavgaya örgütlenmek
gerekiyor.
Amerika’nın
siyahi devrimcisi Assata Şakir, “Hayat zorlaşınca, paralar suyunu çekince
liberaller, yüzlerindeki o liberal maskesini çekip çıkartıyorlar ve işte o an
karşınızda bir Adolf Hitler buluveriyorsunuz. Bu liberaller, hiçbir imkânı ve
imtiyazı olmayanlara kendi imkân ve imtiyazlarını muhafaza ettikleri sürece
acıyabiliyorlar”[3] diyor.
Nato
solcusu ve Nato sağcısı, biraz paraları azaldı veya azalacak diye, bugünün
Hitler’lerinin safında hizalanıyor. Stalingrad savunmasına küfrediyor. “Bir iki
bir şey verselerdi, bir şeycik olmazdı” diyor. İran’a akıl veriyor. Ona
kendileri gibi uşak olmalarını telkin ediyor. İran ise Şeriati-Fanon hattı
üzerinden, Ortadoğu’yu sömürgelik halinden ve sömürgecilerden kurtarıyor. İran,
devrimi ve devrimini güncelliyor. Yeni yılı zaferle taçlansın.
Eren Balkır
21 Mart 2026
Dipnotlar:
[1] Cihan Tuğal, “İran Rejimi ve Antiemperyalizm”, 14 Mart 2026, Evrensel. Evrensel gazetesi,
Siyonistleri, emperyalizme akıl hocalığı yapan isimleri konferanslarına
çıkartıyor. “Suriye Devrimi” adına emperyalizmin operasyonlarına destek sunan
bu örgüt “antiemperyalizm”i ağzına alamaz. CIA operasyonlarına destek olmuş bir
örgüt bari bugün sussun!
[2]
Jasper Craven, “Pete Hegseth’s Crusade to Turn the Military into a Christian
Weapon”, 12 Haziran 2024, Politico.
[3] Assata Şakir, “Liberal”, İştiraki.


0 Yorum:
Yorum Gönder