09 Mart 2026

, ,

5 Dolarlık Tuzak

İran’ın 5 dolarlık boyayla çizdiği hava aracı görüntülerini milyon dolarlık hava araçlarıyla bombalayan emperyalistlerin düştüğü tuzağa ait görüntüler dolaşıma girdi. Bu savaş taktiği, daha önce Balkanlar’da deneniyor.

Bugün Sendika.org sitesinde sosyalizm ve anti-emperyalizm adına çıkan yazılar okunduğunda, emperyalistlerin verdiği boyayla sosyalizm diye çizilen çevreler dışında bir şey görünmüyor. Bu tuzak, halklara kuruluyor. Emperyalizm geriledikçe sol, tedirgin oluyor.

Milat Bülent Kılıç, Kutay Meriç ve Kutay Meriç imzalı son üç yazıda emperyalizmin megafonluğu yapılıyor. “Ne yani, İran halkına emperyalist işgal varken Molla rejimiyle mücadele etmeyin mi diyeceğiz?" diye bir soru yöneltiliyor. Yanıtımız çok açık: Evet. Bu sapma anlayışa göre Mao, Çan Kay Şek’le mücadele etseydi, Çin halkı Japon İmparatorluğu’nun işgalinden kurtulamayacaktı.

Uzun süredir Troçkist çevrelerin iddia ettikleri, Stalin yönetiminin Hitler ile anlaşma imzaladığı üzerinden anti-propaganda faaliyetleri yürütülüyor. Stalin şahsında Sovyetler’in bu duruşu iç mücadele ya da dış mücadele veren halkların kurtuluşunun dışarıdan müdahaleyle gerçekleşmeyeceğinin kanıtıdır. Nasıl ki kapitalizmin kendi iç dinamikleriyle gelişmeyip, dışarıdan müdahaleyle ortaya çıkarıldığı ülkelerde çarpık-bürokratik kapitalizm gelişiyorsa, sosyalizm ve bağımsızlık da bir halkın özgün mücadelesiyle kazanılır, her ikisi de verilmez alınır.

Sendika sitesinin üç yazarı da bilinçleri bozmak için çabalıyor. İran’daki rejimin tarihini anlatıp mollaların komünistlerden devrimi çaldığı gibi abuk sabuk tezler savunuyorlar.

Devrim ve iktidar mücadelesi, çalınan bir şey midir?

Devrim, meta ya da özel mülkiyet midir?

Devrim, basit bir mücadelenin sonucu mudur ki çalınsın?

Bedelle kazanılan, bedelle verilir. Siyaset literatüründe “devrimi çalmak” diye bir terim yoktur. Bırakınız sınıf bilinci ve diyalektik bilmeyi, politikadan bile anlamayan bu tür yazılar, içine yabancı kavramların boca edilerek kitleyle arasına entelektüel duvar örme kurnazlığını güdüyor. Birbirini tamamlayan üç yazıda emperyalizm aklanıyor. Yatay ilişkilerden kadın özgürlüğüne ve merkeziyetçiliğin/hiyerarşinin reddine kadar nelerden bahsedilmiyor ki! Bu yazılar özelinde “Ne Sam Ne Saddam!” sloganına 25 yıldır sarılan sözde sol çevreler, şu soruları yanıtlamak zorunda:

1. Irak’ta Saddam yönetimi devrildi, bahsettiğiniz o ideal düzen geldi mi?

2. Suriye’de Esad yönetimi devrildi, bahsettiğiniz o ideal düzen geldi mi?

3. Libya’da Kaddafi devrildi, bir parmak bal diye halkların ağzına sürmeye çalıştığınız ideolojik tezler hayata geçti mi?

Onlar, bu sorulara yanıt vermez. Öncelikle Saddam yönetimi devrildi. Saddam ile Halepçe Katliamı sonrasında işbirliği yürütüp bölge Kürtlerini yüzüstü bırakan üçüncü yolcu Öcalan’dır.

Bugün Irak paramparça. Hafız Esad öldüğünde başsağlığı dilenip yönetimi “modern” diye nitelendirip onu sahiplenen, aynı çevreydi. Beşar yönetimi devrildi, bugün Suriye’yi yöneten çete artığı HTŞ/Colani ekibi. Şu göklere çıkarılan merkeziyetçiliğin olmayıp yatay ilişkilerin ve kadın özgürlüğünün savunulduğu Rojava, neden merkeze direnmeyip, Nusayri katliamına sessiz kalıp o ilkelerinden ve statüsünden vazgeçti? Diktatör, molla, otokrasi, sadece bir gerekçeden ibaret.

Bugün İranlı kadınlar için hassasiyet gösteren bu üç yazı, emperyalizmin bombalarıyla katleden kız çocuklarını ve vatanını savunmak için jetlerin tehdidi altında meydanları dolduran kadınları görmez. Görürse maskeleri düşer. Durduğumuz yer çok net: Savaş hâlindeyken iç mücadele yürütülmez, rejim tartışması açılmaz. İşgalciyi güçlendirecek herhangi bir ayrışmanın propagandası yapılmaz, bunu yapmak, halk düşmanlığıdır.

Charlie Hebdo'nun kapağında halkların inançlarıyla rezilce alay edilmesi, Lübnan’ın kuşatılması, kız çocuklarının bombalanması karşısında rejim tartışması yürütmenin, İran’ın yakın tarihini anlatmanın emperyalizme uşaklıktan başka bir anlamı yoktur.

Diktatörlüğü, molla rejimini, otokrasiyi eleştiren üçüncü yolcu Mahir Engizek, kullandığı mahlasta geçen soyadını devşirdiği bölgede neler yaşandığını, Engizekler ve Koma Amed tarihi arasındaki ilişkiyi, üçüncü yolculuğun hiçbir halka bugüne kadar bir şey kazandırmadığını açıklayamaz. O ve diğer iki yazarın kaleminden dökülenler, halklara teslimiyet çağrısını yazan mürekkep damlalarıdır. Ayrıca nedense on yıl önce hendekleri o gün tartışmaya bile açmayanlar, bugünkü üçüncü yolculardır ama bugün “Ne yani, işgal ediliyor diye İran rejiminin ne olduğunu söylemeyelim mi?” diyor.

Siz konuşsanız da konuşmasınız da Demir Kubbe yanıyor. Maduro haydutlarca kaçırılıyor, “Venezuela’da sosyalizm yok!” propagandası başlıyor. Tekrar şu merkeziyetsiz yatay ilişkili yönetim anlayışına gelindiğinde, bunun ne kadar geçersiz olduğu Suriye’de görüldü.

Diyalektiğe ve tarihsel materyalizme göre tarih, neden sonuç ilişkisi ve nicel birikimlerin nitel sıçramasıyla şeklini alır. Bu çevrelerin savunduğu bu yönetimler, bebeğe “Atletizm yarışmasına katıl, katılmıyorsan sana destek olmam” demekle aynıdır, diyalektik ve hayat dışıdır. Tarihi ve toplumları geleceğe yolculuk ettirmeye çalışan her anlayış, liberaldir. Sıçramalı tarih anlayışı metafiziktir, gericidir. Bu yüzden, asıl gerici, bu çevrelerdir.

İranlı kadınları ve kız çocuklarını düşünüp İran Konsolosluğu önünü ve meydanları dolduran sol, nedense emperyalizmin konsolosluklarının önüne Epstein cehennemine kurban edilen genç kızlar için gitmez. Bugün, İranlı kadınlar ve kız çocukları Epsteinci koalisyonun saldırısı altındadır.

Filistin mücadelesinin son halkası yaşanmasaydı, bugün İran’ın meşruiyeti sorgulamaya açılırdı. Sosyal medyada şu an İran karşıtlığını mollalar üzerinden yürütenler: Kemalistler, Kürt milliyetçileri, sol ve IŞİD çeteleri. Siz kime hizmet ediyorsunuz? Hizmet ettiğiniz yer, içinden çıktığınız halklara tuzak kuranlardır. İran rejimini “rafizi, tağut ve şer ekseni” ilan eden IŞİD zihniyetiyle solun aynı yerde hizalanmasında beis görmeyenler, İran’ın meşru mücadelesi karşısında oluşan birliği dağıtmanın peşinde.

Daha üç yıl önce Ukrayna'da silah temizleyip mermi sayan kadınları göstererek vatansever ilan eden sol, bugün İranlı vatansever kadınların görülmemesi için tüm rezilliğe imza atıyor. 160’ın üzerinde kız çocuğunun bombardımanla bir ilkokulda katledildiği gerçeği karşısında bu sol ve sözde eğitim-“bilim” sendikaları, suspus. Bu mu sınıf bilinci, bu mu demokratlık, bu mu kadın ve çocuk hakları savunuculuğu? Bugün 8 Mart, öyle mi?

İran, sekiz günü aşkın süredir bir adım geri atmadı. Trump yönetimi, sürekli çelişkili söylemlerde bulunup süreci sözle kurtarmaya çalışıyor. Üç yıl süren Leningrad Kuşatması'nda 1 milyon Sovyet insanı açlıktan ve kıtlıktan can verdi. Geri adım atılmadı. Berlin’e o bayrağı diken, geri adım atmayan iradedir. Savaşları kazanan irade de burada aranmalıdır.

İran, saldırmadı. Bugün bir kedinin kuyruğuna basıldığında pençelerini çıkarıp kendini savunur, İran’ın kendini savunma hakkı meşrudur. Zafer, iradesine sahip çıkıp, meşruiyetinin inancı ve güveniyle milim geri atmayan halkların olacaktır.

Neden İran halkı bombardıman tehditlerine rağmen meydanlarda, neden İsrail halkı sığınaklarda? Hangi ordu, halkın kendi öz evladı? Neden Amerikan halkı protestolara başladı? Bu sorunun yanıtlarını sol biliyor. Sol, içine düştüğü bataklıktan kurtulmak için çırpınıyor, çırpındıkça batıyor.

6. Filo geldiğinde sahilde secdeye duranların safını bugün sol dolduruyor. Gerici bir anlayış varsa o da bu sola aittir.

“İran, anti emperyalist mi!” diye tepki verilip, anti-emperyalizmin gereğince mücadele yürüten çevreler boşa düşürülmek isteniyor. Sosyalist olmadan da anti-emperyalist olunduğundan bihaber söylemler. Sosyalist olmadan anti-emperyalist olmak ulusçuluğu güçlendirir. İran halkının işgale karşı direnişini savunmak için en temelde insan olmak gerekiyor.

Günümüz dünyasında insan olma vasfı vicdanla, vicdan da ideolojiyle var olur. İran; fiziksel, partisel, ulusal imhayı göze aldı. Fiziksel imhada üst düzeydeki isimleri şehit oldu. Parti ve ulus imhasına karşı tüm gücüyle direniş sergiliyor, bu direnişin meşruiyetini meydanları dolduran İran halkları gösteriyor. Ülkemiz solu neyi göze aldı? İran halkları yekpare, sadece savaşı mozaik yöntemle yürütüyor.

İran’ın 4. sırada gelen petrol rezervi, madenleri, Bir Kuşak Bir Yol projesindeki jeopolitik önemi, kültürel birikimi, Hürmüz Boğazı’na sahip oluşu, Siyonist rejimin varlığı için oluşturduğu tehdit, Filistin halkı için verdiği destek emperyalizmin işgal etmesi için “yeterli” nedenlerdir. Suriye, Irak, Lübnan ve Kuzey Afrika parçalandıkça bütünlükler yitirildi.

“Ne Sam Ne Saddam” diyenlere çağrımızdır: Sınıflar mücadelesinde üçüncü yol yoktur. Üçüncü yol, doğası gereği iki yoldan birini karşısına almak zorundadır. Üçüncü yolun kazanma imkânı bulunmadığı gibi bilinçsizce bile olsa emperyalizme hizmet eder. İki silahlı güç çarpışırken sivil toplumculuk şemsiyesi altında üçüncü yolculuğu savunmak, ideolojik pervasızlığın yanı sıra saflıktır.

Kadın, çocuk, eşcinsel, Kürt, Arap, emperyalizm için sadece gerekçedir. Emperyalizmin bombardımanıyla hiçbir şekilde demokrasi gelmeyeceği gibi o bombardıman sürerken hiçbir şekilde iktidar mücadelesi de verilemez. Söz konusu yazılarda da belirtildiği gibi halihazırda İran’da öyle bir mücadeleyi yürütecek araç ve imkânlara sahip sosyalist bir hareket yoktur, bu yokluk karşısında biz, emperyalizme karşı vatanını savunların safındayız.

“Mollaya bak mollaya” diyenlere “Epstein Adası’na bak, Filistin’e bak, parçalanmış topraklara bak” demek zorundayız. Nasıl bir üçüncü yolculuk ve demokratlık ise İranlı kız çocuklarını düşünüp İran Konsolosluğu önüne gidenler, bugün Epstein çetesine ve bombalanan ilkokullara karşı sessiz. Türk voleybol takımıyla cuşa gelenler, katledilen kadın sporcular karşısında dilsiz. Bunun adı ikiyüzlülüktür.

Kûfe halkı gibi İmam Hüseyin’i yalnız bırakanlarla bu sol arasında bir fark yoktur. Anadolu halkının milli mücadele yıllarında sergilediği vatanseverliğin temel motivasyonu, vatan sevgisinin inançtan geldiği şehitlik gerçeğinde saklıydı. Bu sola göre “Bu halk sosyalist değil, hilafete hizmet ediyor” mu demeliydik? Baldırı çıplak, sömürülen ve yok sayılan Anadolu halkının mücadelesini “Hilafet var” diyerek Sovyetler sahiplenmemeli miydi? Bu gerçeği görmek zorundayız.

Ek olarak, sosyal medya üzerinden belirli çevrelerin açtığı anti-emperyalizm tartışması tarih ve sınıf dışı yerde konumlandığından, direnişin ve mücadelenin meşruiyeti karşısında yenilmeye mahkûmdur. Bu tür yazıları yazmakla çocuklar katledilirken müzik eşliğinde dans eden “İranlı” kadınların safı aynıdır, o safta IŞİD çeteleri vardır. Hâlen bu sola sahip çıkan varsa, bir kez daha düşünmek zorundadır.

Sinan Akdeniz
9 Mart 2026

0 Yorum: