İran’ın
5 dolarlık boyayla çizdiği hava aracı görüntülerini milyon dolarlık hava
araçlarıyla bombalayan emperyalistlerin düştüğü tuzağa ait görüntüler dolaşıma
girdi. Bu savaş taktiği, daha önce Balkanlar’da deneniyor.
Bugün
Sendika.org sitesinde sosyalizm ve anti-emperyalizm adına çıkan yazılar
okunduğunda, emperyalistlerin verdiği boyayla sosyalizm diye çizilen çevreler
dışında bir şey görünmüyor. Bu tuzak, halklara kuruluyor. Emperyalizm
geriledikçe sol, tedirgin oluyor.
Milat
Bülent Kılıç, Kutay Meriç ve Kutay Meriç imzalı son üç yazıda emperyalizmin
megafonluğu yapılıyor. “Ne yani, İran halkına emperyalist işgal varken Molla
rejimiyle mücadele etmeyin mi diyeceğiz?" diye bir soru yöneltiliyor.
Yanıtımız çok açık: Evet. Bu sapma anlayışa göre Mao, Çan Kay Şek’le mücadele
etseydi, Çin halkı Japon İmparatorluğu’nun işgalinden kurtulamayacaktı.
Uzun
süredir Troçkist çevrelerin iddia ettikleri, Stalin yönetiminin Hitler ile anlaşma
imzaladığı üzerinden anti-propaganda faaliyetleri yürütülüyor. Stalin şahsında
Sovyetler’in bu duruşu iç mücadele ya da dış mücadele veren halkların kurtuluşunun
dışarıdan müdahaleyle gerçekleşmeyeceğinin kanıtıdır. Nasıl ki kapitalizmin
kendi iç dinamikleriyle gelişmeyip, dışarıdan müdahaleyle ortaya çıkarıldığı
ülkelerde çarpık-bürokratik kapitalizm gelişiyorsa, sosyalizm ve bağımsızlık da
bir halkın özgün mücadelesiyle kazanılır, her ikisi de verilmez alınır.
Sendika
sitesinin üç yazarı da bilinçleri bozmak için çabalıyor. İran’daki rejimin
tarihini anlatıp mollaların komünistlerden devrimi çaldığı gibi abuk sabuk
tezler savunuyorlar.
Devrim
ve iktidar mücadelesi, çalınan bir şey midir?
Devrim,
meta ya da özel mülkiyet midir?
Devrim,
basit bir mücadelenin sonucu mudur ki çalınsın?
Bedelle
kazanılan, bedelle verilir. Siyaset literatüründe “devrimi çalmak” diye bir
terim yoktur. Bırakınız sınıf bilinci ve diyalektik bilmeyi, politikadan bile
anlamayan bu tür yazılar, içine yabancı kavramların boca edilerek kitleyle
arasına entelektüel duvar örme kurnazlığını güdüyor. Birbirini tamamlayan üç
yazıda emperyalizm aklanıyor. Yatay ilişkilerden kadın özgürlüğüne ve
merkeziyetçiliğin/hiyerarşinin reddine kadar nelerden bahsedilmiyor ki! Bu
yazılar özelinde “Ne Sam Ne Saddam!” sloganına 25 yıldır sarılan sözde sol
çevreler, şu soruları yanıtlamak zorunda:
1.
Irak’ta Saddam yönetimi devrildi, bahsettiğiniz o ideal düzen geldi mi?
2.
Suriye’de Esad yönetimi devrildi, bahsettiğiniz o ideal düzen geldi mi?
3.
Libya’da Kaddafi devrildi, bir parmak bal diye halkların ağzına sürmeye
çalıştığınız ideolojik tezler hayata geçti mi?
Onlar,
bu sorulara yanıt vermez. Öncelikle Saddam yönetimi devrildi. Saddam ile
Halepçe Katliamı sonrasında işbirliği yürütüp bölge Kürtlerini yüzüstü bırakan
üçüncü yolcu Öcalan’dır.
Bugün
Irak paramparça. Hafız Esad öldüğünde başsağlığı dilenip yönetimi “modern” diye
nitelendirip onu sahiplenen, aynı çevreydi. Beşar yönetimi devrildi, bugün
Suriye’yi yöneten çete artığı HTŞ/Colani ekibi. Şu göklere çıkarılan
merkeziyetçiliğin olmayıp yatay ilişkilerin ve kadın özgürlüğünün savunulduğu
Rojava, neden merkeze direnmeyip, Nusayri katliamına sessiz kalıp o
ilkelerinden ve statüsünden vazgeçti? Diktatör, molla, otokrasi, sadece bir
gerekçeden ibaret.
Bugün
İranlı kadınlar için hassasiyet gösteren bu üç yazı, emperyalizmin bombalarıyla
katleden kız çocuklarını ve vatanını savunmak için jetlerin tehdidi altında
meydanları dolduran kadınları görmez. Görürse maskeleri düşer. Durduğumuz yer
çok net: Savaş hâlindeyken iç mücadele yürütülmez, rejim tartışması açılmaz.
İşgalciyi güçlendirecek herhangi bir ayrışmanın propagandası yapılmaz, bunu
yapmak, halk düşmanlığıdır.
Charlie
Hebdo'nun kapağında halkların inançlarıyla rezilce alay edilmesi, Lübnan’ın
kuşatılması, kız çocuklarının bombalanması karşısında rejim tartışması
yürütmenin, İran’ın yakın tarihini anlatmanın emperyalizme uşaklıktan başka bir
anlamı yoktur.
Diktatörlüğü,
molla rejimini, otokrasiyi eleştiren üçüncü yolcu Mahir Engizek, kullandığı
mahlasta geçen soyadını devşirdiği bölgede neler yaşandığını, Engizekler ve
Koma Amed tarihi arasındaki ilişkiyi, üçüncü yolculuğun hiçbir halka bugüne
kadar bir şey kazandırmadığını açıklayamaz. O ve diğer iki yazarın kaleminden
dökülenler, halklara teslimiyet çağrısını yazan mürekkep damlalarıdır. Ayrıca
nedense on yıl önce hendekleri o gün tartışmaya bile açmayanlar, bugünkü üçüncü
yolculardır ama bugün “Ne yani, işgal ediliyor diye İran rejiminin ne olduğunu
söylemeyelim mi?” diyor.
Siz
konuşsanız da konuşmasınız da Demir Kubbe yanıyor. Maduro haydutlarca kaçırılıyor,
“Venezuela’da sosyalizm yok!” propagandası başlıyor. Tekrar şu merkeziyetsiz
yatay ilişkili yönetim anlayışına gelindiğinde, bunun ne kadar geçersiz olduğu
Suriye’de görüldü.
Diyalektiğe
ve tarihsel materyalizme göre tarih, neden sonuç ilişkisi ve nicel birikimlerin
nitel sıçramasıyla şeklini alır. Bu çevrelerin savunduğu bu yönetimler, bebeğe “Atletizm
yarışmasına katıl, katılmıyorsan sana destek olmam” demekle aynıdır, diyalektik
ve hayat dışıdır. Tarihi ve toplumları geleceğe yolculuk ettirmeye çalışan her
anlayış, liberaldir. Sıçramalı tarih anlayışı metafiziktir, gericidir. Bu
yüzden, asıl gerici, bu çevrelerdir.
İranlı
kadınları ve kız çocuklarını düşünüp İran Konsolosluğu önünü ve meydanları
dolduran sol, nedense emperyalizmin konsolosluklarının önüne Epstein
cehennemine kurban edilen genç kızlar için gitmez. Bugün, İranlı kadınlar ve
kız çocukları Epsteinci koalisyonun saldırısı altındadır.
Filistin
mücadelesinin son halkası yaşanmasaydı, bugün İran’ın meşruiyeti sorgulamaya
açılırdı. Sosyal medyada şu an İran karşıtlığını mollalar üzerinden yürütenler:
Kemalistler, Kürt milliyetçileri, sol ve IŞİD çeteleri. Siz kime hizmet
ediyorsunuz? Hizmet ettiğiniz yer, içinden çıktığınız halklara tuzak
kuranlardır. İran rejimini “rafizi, tağut ve şer ekseni” ilan eden IŞİD
zihniyetiyle solun aynı yerde hizalanmasında beis görmeyenler, İran’ın meşru
mücadelesi karşısında oluşan birliği dağıtmanın peşinde.
Daha
üç yıl önce Ukrayna'da silah temizleyip mermi sayan kadınları göstererek
vatansever ilan eden sol, bugün İranlı vatansever kadınların görülmemesi için
tüm rezilliğe imza atıyor. 160’ın üzerinde kız çocuğunun bombardımanla bir
ilkokulda katledildiği gerçeği karşısında bu sol ve sözde eğitim-“bilim”
sendikaları, suspus. Bu mu sınıf bilinci, bu mu demokratlık, bu mu kadın ve
çocuk hakları savunuculuğu? Bugün 8 Mart, öyle mi?
İran,
sekiz günü aşkın süredir bir adım geri atmadı. Trump yönetimi, sürekli
çelişkili söylemlerde bulunup süreci sözle kurtarmaya çalışıyor. Üç yıl süren
Leningrad Kuşatması'nda 1 milyon Sovyet insanı açlıktan ve kıtlıktan can verdi.
Geri adım atılmadı. Berlin’e o bayrağı diken, geri adım atmayan iradedir.
Savaşları kazanan irade de burada aranmalıdır.
İran,
saldırmadı. Bugün bir kedinin kuyruğuna basıldığında pençelerini çıkarıp
kendini savunur, İran’ın kendini savunma hakkı meşrudur. Zafer, iradesine sahip
çıkıp, meşruiyetinin inancı ve güveniyle milim geri atmayan halkların
olacaktır.
Neden
İran halkı bombardıman tehditlerine rağmen meydanlarda, neden İsrail halkı
sığınaklarda? Hangi ordu, halkın kendi öz evladı? Neden Amerikan halkı
protestolara başladı? Bu sorunun yanıtlarını sol biliyor. Sol, içine düştüğü
bataklıktan kurtulmak için çırpınıyor, çırpındıkça batıyor.
6.
Filo geldiğinde sahilde secdeye duranların safını bugün sol dolduruyor. Gerici
bir anlayış varsa o da bu sola aittir.
“İran,
anti emperyalist mi!” diye tepki verilip, anti-emperyalizmin gereğince mücadele
yürüten çevreler boşa düşürülmek isteniyor. Sosyalist olmadan da anti-emperyalist
olunduğundan bihaber söylemler. Sosyalist olmadan anti-emperyalist olmak
ulusçuluğu güçlendirir. İran halkının işgale karşı direnişini savunmak için en
temelde insan olmak gerekiyor.
Günümüz
dünyasında insan olma vasfı vicdanla, vicdan da ideolojiyle var olur. İran;
fiziksel, partisel, ulusal imhayı göze aldı. Fiziksel imhada üst düzeydeki
isimleri şehit oldu. Parti ve ulus imhasına karşı tüm gücüyle direniş
sergiliyor, bu direnişin meşruiyetini meydanları dolduran İran halkları
gösteriyor. Ülkemiz solu neyi göze aldı? İran halkları yekpare, sadece savaşı
mozaik yöntemle yürütüyor.
İran’ın
4. sırada gelen petrol rezervi, madenleri, Bir Kuşak Bir Yol projesindeki
jeopolitik önemi, kültürel birikimi, Hürmüz Boğazı’na sahip oluşu, Siyonist
rejimin varlığı için oluşturduğu tehdit, Filistin halkı için verdiği destek
emperyalizmin işgal etmesi için “yeterli” nedenlerdir. Suriye, Irak, Lübnan ve
Kuzey Afrika parçalandıkça bütünlükler yitirildi.
“Ne
Sam Ne Saddam” diyenlere çağrımızdır: Sınıflar mücadelesinde üçüncü yol yoktur.
Üçüncü yol, doğası gereği iki yoldan birini karşısına almak zorundadır. Üçüncü
yolun kazanma imkânı bulunmadığı gibi bilinçsizce bile olsa emperyalizme hizmet
eder. İki silahlı güç çarpışırken sivil toplumculuk şemsiyesi altında üçüncü
yolculuğu savunmak, ideolojik pervasızlığın yanı sıra saflıktır.
Kadın,
çocuk, eşcinsel, Kürt, Arap, emperyalizm için sadece gerekçedir. Emperyalizmin
bombardımanıyla hiçbir şekilde demokrasi gelmeyeceği gibi o bombardıman
sürerken hiçbir şekilde iktidar mücadelesi de verilemez. Söz konusu yazılarda
da belirtildiği gibi halihazırda İran’da öyle bir mücadeleyi yürütecek araç ve
imkânlara sahip sosyalist bir hareket yoktur, bu yokluk karşısında biz, emperyalizme
karşı vatanını savunların safındayız.
“Mollaya
bak mollaya” diyenlere “Epstein Adası’na bak, Filistin’e bak, parçalanmış
topraklara bak” demek zorundayız. Nasıl bir üçüncü yolculuk ve demokratlık ise
İranlı kız çocuklarını düşünüp İran Konsolosluğu önüne gidenler, bugün Epstein
çetesine ve bombalanan ilkokullara karşı sessiz. Türk voleybol takımıyla cuşa
gelenler, katledilen kadın sporcular karşısında dilsiz. Bunun adı
ikiyüzlülüktür.
Kûfe
halkı gibi İmam Hüseyin’i yalnız bırakanlarla bu sol arasında bir fark yoktur.
Anadolu halkının milli mücadele yıllarında sergilediği vatanseverliğin temel
motivasyonu, vatan sevgisinin inançtan geldiği şehitlik gerçeğinde saklıydı. Bu
sola göre “Bu halk sosyalist değil, hilafete hizmet ediyor” mu demeliydik?
Baldırı çıplak, sömürülen ve yok sayılan Anadolu halkının mücadelesini “Hilafet
var” diyerek Sovyetler sahiplenmemeli miydi? Bu gerçeği görmek zorundayız.
Ek
olarak, sosyal medya üzerinden belirli çevrelerin açtığı anti-emperyalizm
tartışması tarih ve sınıf dışı yerde konumlandığından, direnişin ve mücadelenin
meşruiyeti karşısında yenilmeye mahkûmdur. Bu tür yazıları yazmakla çocuklar
katledilirken müzik eşliğinde dans eden “İranlı” kadınların safı aynıdır, o
safta IŞİD çeteleri vardır. Hâlen bu sola sahip çıkan varsa, bir kez daha
düşünmek zorundadır.
Sinan Akdeniz
9 Mart 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder