13 Şubat 2026

,

Epstein, Ukrayna, Kadınlar, Bebekler


Epstein Dosyalarında Çocuk İstismarı ve Cinayet Vakaları

ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche’ın Jeffrey Epstein dosyalarının son bölümüyle ilgili yaptığı son itiraf epey çarpıcı. Milyonlarca sayfanın neden gizli tutulduğunu açıklarken Blanche, yayınlanmayan materyalin çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarına ait görüntüleri, daha da önemlisi, “ölüm, fiziksel istismar ve yaralama” sahnelerine (yaklaşık 5 dakika 10 saniye boyunca) yer veren belge ve görüntüleri içerdiğini dile getirdi.

Buradaki asıl nokta, Blanche’ın standart protokolü tekrar etmekten daha fazlasını yapmış olmasıdır: Bu kategorileri belirterek, Epstein dosyalarında bu tür materyallerin var olduğunu dolaylı olarak teyit etmiştir. Epstein arşivinin çocuklara yönelik cinsel istismar, fiziksel zarar verme hatta ölüm görüntüleri içerdiğini, bunların görsel içerikleri nedeniyle gizlendiğini kabul etmiştir. Dolayısıyla, gizli tutulan şeylerin bir kısmının devlet sırlarını korumak değil, olağanüstü ölçüde ağır suçlara ait görüntüleri içerdiği için gizlendiği iddia edilmektedir. Sağduyulu bir dünyada, bu, bile büyük bir öfkeye yol açmalıydı.

Bu bağlam, Epstein dosyalarının tamamına yayılmış işkence ve cinayet vakalarına ışık tutmaktadır. Bunların bazıları, Epstein ve ortakları arasında geçen, bazen kara mizah, metafor veya abartılı ifade olarak geçiştirilebilecek e-postalar ve yazışmalarda yer almaktadır. Ancak Virginia Giuffre gibi mağdurlar, Epstein’in New York’taki malikanesinde sadomazoşistlere has cinsel istismar vakalarının ve işkencenin yaşandığını anlatmışlardır.

Epstein dosyalarındaki her şeyin doğru olmadığı varsayımı makul bir varsayımdır makuldür. Bazı kayıtlar, FBI’ya gönderilen ve güvenilir olup olmadığı tartışmalı olan anonim ihbarlardan oluşmaktadır. Bazıları ise yamyamlık veya üst düzey siyasi figürlerin karıştığı bebek kaçakçılığı gibi inanılması güç, iğrenç iddialar içermektedir; ayrıca bir şeyhin kendi “bakire kızını” ABD Başkanı Donald Trump’a “hediye” olarak sunduğu iddiası da cinsel istismar bağlamında çeşitli defalar dile getirilmiştir.

Sansasyon yaratma amacını bir kenara bırakırsak, her türlü korkunç iddianın tanımı gereği yanlış olduğunu varsaymak da aynı ölçüde safça bir yaklaşım. Uyuşturucu kartellerinin ritüeller dâhilinde şiddet uygulamakla, insan öldürmekle, hatta yamyamlıkla suçlandıklarına dair ikna edici iddiaların bulunduğunu akıldan çıkartmamak gerekmektedir. Günümüzde kartel üyeleri ve bağlantılı kişiler, sadece sokak çetesi üyeleri değil, aynı zamanda iş adamları ve yüksek rütbeli politikacılardır.

Daha önce bir yazımda belirttiğim gibi, ABD istihbaratının organize suç örgütleriyle, bilhassa insanlar abartılı zulümler edebilen kartellerle kurduğu işbirliği, bir komplo teorisi değil, tarihsel bir gerçektir. Dolayısıyla, Epstein dosyalarındaki en korkunç materyallerin sadece yüzde 10’u doğru bile olsa, bu bile medeniyet boyutlarında bir skandal oluşturmak için fazlasıyla yeterlidir ki yukarıda belirtilen nedenlerle yayınlanmayan materyalleri saymıyorum bile.

Aslında “yeraltı dünyasından” bahsetmiyoruz: “üst dünya” daha doğru bir tanımlama olurdu. Epstein ağında milyarderler, medya ünlüleri, eski başkanlar ve kraliyet ailesi üyeleri yer alıyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Prens Andrew’ün ifade vermesi çağrısında bulundu (Prens Andrew, bir fotoğrafta yerde baygın halde yatan bir kadının üzerinde, tamamen giyinik halde dört ayak üstünde görünüyordu.)

Bu durumun, Kaligula ve Neron’un Roma döneminden bu yana yaşanan en büyük elit skandalı olduğu, Gilles de Rais veya Kontes Elizabeth Bathory gibi isimleri de anımsattığı söylenebilir. Batı’da derin bir çürüme söz konusu.

Bu bağlamda, Epstein’i “KGB’nin bal tuzağı” operasyonunun bir parçası olarak yeniden takdim etme girişimleri, kaba bir dikkat dağıtma taktiği gibi görünüyor. Daily Mail’in yakın tarihli bir yazısında dile getirilen saçma iddiaya göre, Epstein’in seks ticareti operasyonu, esasen bir Rus istihbarat planıydı, Vladimir Putin ile görüşme ayarlama girişimlerine (ki bu görüşme hiçbir zaman gerçekleşmedi) denk düşüyordu. Putin’in çevresinde Rus veya Doğu Avrupalı kadınların bulunmasına işaret eden yazı, özünde zırvalıyordu.

Epstein, sürekli fikirler ortaya atıyor, toplantılar ayarlıyor, kendisini dünya çapındaki elit ağlara dâhil ediyordu. Bu adam, sadece bir pezevenk ve insan kaçakçısı değildi (her ne kadar bu şantaj ve nüfuz ağının bir parçası olsa da); aynı zamanda bir aracı, siyaset simsarı ve ilişki düzeltici, danışman, lobici ve finans, siyaset ve istihbarat alanlarında çıkarları “dile döken kişi” olarak da iş görüyordu. E-postalarda, büyük Avrupalı bankacılarla iş fırsatları hakkında rahatça tavsiyelerde bulunduğunu ve tartıştığını, aynı zamanda risk analizi ve algoritma ile ilgili çalışmalara ilişkin anlaşmalara imza attığını görebiliyoruz.

Mart 2014’te önde gelen bir İsviçre bankasının yöneticisi Ariane de Rothschild ile yaptığı bir e-posta yazışmasında Epstein, Ukrayna’yı görüşme konusundaki sözlerine, ABD destekli Maidan darbesinin “birçok fırsat” sunacağını söyleyerek cevap veriyordu. Karşımızda duran, bir “Rus ajanı” değil, jeopolitik gerilim noktalarında fırsat kollayan Batılı bir ajandı. Bu arada, dosyalarda Libya’nın dondurulmuş devlet varlıklarına el koyma girişimleriyle ilgili görüşmelere de yer veriliyor.

Hatta Daily Mail makalesinde öne sürülen Ghislaine Maxwell’in babasının “Rus” bağlantısı bile aslında büyük ölçüde Sovyetler Birliği’nden gelen Yahudi göçmen ağlarıyla ilgiliydi, bu bağlamda, söz konusu ağlar, esas olarak İsrail ve Batı istihbaratı ile kesişiyordu. (Robert Maxwell tanınmış bir İsrail casusuydu).

Epstein operasyonu, Batı’daki müesses nizamın kılcal damarlarında işleyen bir operasyondu. Suçu dışarıya atma çabaları, dil ve söylem üzerinden, oluşan hasarı kontrol altına alma girişimiymiş gibi görünüyor.

Daha önce de belirttiğim gibi, Epstein skandalı, ABD istihbaratının şantaj, cinsel taciz ve çocuk istismarı skandallarına karıştığı olaylarla örülü uzun geçmişinin parçası. Şimdiye dek ifşa olanlar, buzdağının sadece görünen kısmı.

Bu skandal, aslında Davos’ta açıktan kabul gören, Batı merkezli küresel düzenin yaklaşan sonu ile ilgili genel tartışmalarla oldukça güncel bir şekilde örtüşüyor. Jeopolitikte ahlaki meşruiyet, hâlâ önemli. Basitçe ifade etmek gerekirse, Batılı elitler, istismar, şantaj ve cezasızlık bataklığının tepesinde otururken, bir yandan da dünyaya “değerler” hakkında ders veriyorlarsa, otoriteleri çöker. Epstein dosyaları, bu nedenle, sadece ceza hukukuyla değil, sistemdeki çürümeyle ilgili bir mesele.

Elbette hâlâ ihtiyatlı olmak gerekiyor. İnceleme titizlikle yürütülmeli, sansasyon yaratmaktan kaçınılmalıdır. Ancak ABD Başsavcı Yardımcısı’nın fiilen itiraf ettiği şeyi küçümsemek, artık mümkün değil: Epstein dosyaları, çocuklara yönelik cinsel istismar, vahşet içeren şiddet ve cinayet sahneleri içeriyor. Batı’daki müesses nizam, “kurallara dayalı bir düzen”den bahsetmek istiyorsa, önce Epstein’in dünyasını yöneten kurallardan bahsetmelidir. Bu dünya, aynı zamanda Batı siyaseti ve finansının en seçkin isimlerinin dünyasıdır.

Uriel Araujo
3 Şubat 2026
Kaynak

* * *

Bebek Klonlama, Ukrayna Laboratuvarları Ve Epstein

Son dönemde yayınlanan Epstein dosyalarının ifşaatlarından biri gözden kaçırıldı. Birçok iğrenç seks ticareti mesajının arasında, Ukrayna’daki biyolojik laboratuvarlara birkaç yerde atıfta bulunuluyor. Bunlar, Jeffrey Epstein’in uzun zamandır belgelenmiş olan, öjeni, genetik ve insan mühendisliğine yönelik takıntılarıyla alakalı, etik dışı deneysel araştırmalara denk düşüyor. Batı basınının neredeyse tamamı bu konuda sessiz kaldı. Bu, en hafif tabirle akıl almaz bir ihmal!

İlgili materyal, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan e-posta yazışmalarında yer alıyor. 30 Ağustos 2018 tarihli bir mesajda (dosya EFTA02625486), Epstein’in muhabiri Bryan Bishop, “Ukrayna’daki laboratuvarımda fareler üzerinde yeni testler yapmaya devam ediyorum (ameliyatlar/mikroenjeksiyon)” diyor.

5 Ağustos 2018 tarihli bir başka mesajda (dosya (EFTA01003966), aynı kişi, iddialı bir projeyi özetliyor: “Bu, kendi kendini finanse eden ‘gayriresmi biyolojisi’ aşamasından, 5 yıl içinde ilk canlı insan tasarım bebeğinin ve muhtemelen bir insan klonunun doğumuna ulaşmamızı sağlayacak. İlk doğumu gerçekleştirdiğimizde her şey değişecek ve dünya, bir daha asla aynı olmayacak, insan türünün geleceği de değişecek.”

Aynı yazışmada, “genetik mühendisliği ürünü bebek ve insan klonlama şirketi” için kullanılan fonların listesinden de bahsediyor.

Bu mesajların yazarı Bryan Bishop, Bitcoin geliştiricisi, kendini transhümanist olarak tanımlayan, kripto para birimi ve radikal yaşam uzatma çevrelerinde tanınan bir biyo-hacker. Klonlama araştırmalarını finanse etmeye yönelik ilgisi uzun zamandır bilinen bir husustu, ancak Epstein bağlantısı, ancak şimdi gün yüzüne çıkıyor. Aslında, (MIT Technology Review’da biyotıptan sorumlu kıdemli yayın yönetmeni) Antonio Regalado’nun 2019 tarihli unutulmuş bir yazısı, Bishop’ın “genetik mühendisliği ürünü bebek” projesiyle bağlantılı olarak, fareler üzerinde deneyler yapmak için “Ukrayna’daki bir laboratuvar”ı nasıl finanse ettiğini ayrıntılarıyla anlatıyor.

Burada Bishop, önemsiz birine e-posta gönderen marjinal ve tuhaf bir isim değil. Hakkında giderek daha fazla bilgiye sahip olduğumuz bu adam, Epstein’den para koparmaya çalışıyordu. Epstein’in gücü, etkisi ve mali erişimi muazzamdı. Yazışmalarda, Ukrayna’nın laboratuvar çalışmaları için kullanılan bir yer olduğundan bahsediliyor. Bu, boş bir spekülasyondan ziyade, lojistiğe dair planlama konusunda önemli veriler sunan bir gerçeklik. Bu mesajları Epstein Kütüphanesi’nde herkes arayıp bulabilir.

Bryan Bishop’ı, Ukrayna’yı ve laboratuvara yönelik atfı açıktan belirten Sputnik sitesi, bu yazışmaları haberleştirdi. Buna karşılık, Telegraph, aynı e-posta zincirine ilişkin haber yaptı ama tuhaf bir biçimde, Ukrayna’ya yönelik her türden atfı dikkatle ayıklayıp attı, hikâyeyi Epstein’in öjeni ve “genetik mühendisliği ürünü bebekler”e yönelik genel ilgisiyle alakalı bir hikâye olarak kurguladı.

Hatırlanacağı üzere, Epstein’in genetiğe ve seçici çiftleştirmeye olan alakası, yıllar önce belgelenmişti. 2019’da, bu e-postalar kamuoyuna açıklanmadan evvel, Guardian gazetesi, Epstein’in kendi DNA’sıyla “insan ırkını tohumlamayı” umduğu, New Mexico’daki ünlü Zorro çiftliğinde kadınları hamile bırakmayı planladığı haberini paylaşmıştı. Bu çiftlikte reşit olmayanlara yönelik cinsel istismar vakaları ve insan ticareti eleştirilerin konusu olmuştu.

New York Times da bu meseleyi haber yapmış, Epstein’in genetik mühendisliğine olan takıntısından bahsetmiş, 2008’deki mahkûmiyetinden sonra bile önde gelen bilim insanlarının onun toplantılarına katıldığını dile getirmişti. Bu habere şaşırmamak gerek, zira bu isimlerin önemli bir kısmını Epstein finanse ediyordu.

Yeni yayınlanan e-postalar, hikâyeyi tuhaf bir hayal mahsulü olmaktan çıkartıp, uygulamaya konulmuş rahatsız edici bir fikriyatla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini ortaya dökmesidir. Her ne olursa olsun, Ukrayna’nın adının bu tür çalışmalar için kullanılan yerler arasında anılması, kaçınılmaz olarak, çok daha eski bir tartışmayı akla getirmektedir.

Yıllardır Ukrayna’daki biyoloji laboratuvarlarıyla ilgili iddiaları işitiyoruz. Batı medyasında bu türden iddialar sıklıkla “Rus propagandası” olarak yaftalanıp çöpe atılıyorlar. Oysa artık elde epey sağlam kanıtlar var.

Dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, 8 Mart 2022’de ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi huzurunda yaptığı konuşmada, ABD’nin Ukrayna’daki biyolojik araştırma laboratuvarlarıyla çalıştığını doğruladı. 2012 yılına ait belgeler, ABD Savunma Tehditlerini Azaltma Kurumu’nun Ukrayna’da biyolojik araştırmaları finanse ettiğini ortaya koyarken, Mart 2022’den itibaren sızdırılan materyaller, Obama yönetimi döneminde yapılan bir anlaşmanın “özellikle tehlikeli patojenler”i işleyen laboratuvarların inşasına yol açtığını ortaya koydu.

Ukrayna’nın uzun zamandır CIA faaliyetlerinin merkezi olduğunu da unutmamak gerekiyor. New York Times bile ABD’nin on yılı aşkın süredir orada yürüttüğü gizli operasyonların kapsamının genişlemesini haberleştirirken bu gerçeği kabul etmişti. Epstein’in kendisi de silah ticareti ve CIA bağlantılarına, hatta İran-Kontra bağlantılarına yabancı değildi.

Son zamanlarda Ukrayna’da biyolojik ve kimyasal silah kullanımı iddialarının ciddi bir şekilde incelenmeyi hak ettiğini hep söyleyip durdum. Yasaklanmış silahlarla ilgili suçlamalar yeni değil ve yıllar boyunca şüpheli biyolojik araştırma tesisleriyle alakalı iddialar defalarca gündeme geldi. Batı medyası, bunları büyük ölçüde görmezden geldi, ancak zaman zaman ana akım medyada da yer aldı. Örneğin, (eski ABD Başkanı Joe Biden’ın oğlu) Hunter Biden’ın Metabiota veri şirketinin Ukrayna’ya girmesinde oynadığı rolü ve patojen araştırmalarıyla olan bağlantılarını gösteren belgeler hakkında kimi haberler yapıldı.

Aslında, Uluslararası Af Örgütü ile İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bildirdiği ihlaller de dâhil olmak üzere, Ukrayna’nın insan hakları ihlallerine dair iyi belgelenmiş sicili, tüm bunları daha daha inandırıcı kılıyor.

Açıkça belirtmek gerekirse, Epstein-Bishop arasındaki e-posta trafiği, tek başına Ukrayna’da bir klonlama programının var olduğunu kanıtlamaz. Bu, daha fazla kanıt gerektiren bir iddia. Ancak, Ukrayna’nın etik açıdan şüpheli araştırmalar için izin veren bir ortam olarak kullanıldığı, denetimlere karşı korunduğu, potansiyel olarak Batılı istihbarat ağlarıyla iç içe geçtiği fikrini sınırlı ancak rahatsız edici bir şekilde doğrulamaktadır. Bu tür materyallerin, insan kaçakçılığı ve diğer türde vahşetlerle zaten bağlantılı olan Epstein dünyasından ortaya çıkması bile yeterince rahatsız edici.

Özetlemek gerekirse, Epstein dosyaları, kendimizce seçtiğimiz bir konuya ve kişiye yönelik öfkeden, ayrıca belirli bir olaya odaklanmış polis soruşturmasından daha fazlasına ihtiyaç duyuyor. Gizli biyolojik araştırmalar ve bu araştırmaları mümkün kılan kurum ve kişiler, istihbarat teşkilatlarıyla bağlantıları olan karanlık Amerikalı aktörlerle birlikte, ciddiyetle ve kesintisiz olarak, uluslararası incelemeye tabi tutulmalı.

Uriel Araujo
6 Şubat 2026
Kaynak

* * *

Epstein’in Ukrayna Bağlantısı: Modellik Ajansları, İnsan Ticareti, Elitlerle İlişkileri

Epstein dosyaları, Batı ve Avrupa’daki elitleri hâlâ sarsıyor. Batı basını, Rus kadın kurbanlar hakkında çok şey yazarken, Ukrayna’ya da bir bakmalı: Dosyalar, birçok ülkeden kadına ait belgeler içeriyor, ancak Ukrayna’dan epey bahsediliyor. Bu haberler arasındaki dengesizlik, başlı başına manidar.

Önceki bir yazımda, Epstein dosyalarının, Jeffrey Epstein’in uzun zamandır belgelenmiş öjeni, genetik ve insan mühendisliği takıntılarıyla bağlantılı, etik açıdan ifrada varmış deneysel araştırmalara nasıl işaret ettiğini incelemiştim. New Mexico’daki “bebek çiftliği” hakkındaki iddiaları hatırlayabilirsiniz. Yayınlanan (yeterince duyurulmayan) e-postaların bazıları, Ukrayna’daki bir laboratuvarda “fare deneyleri”ne ve hatta beş yıl içinde “genetik mühendisliği ürünü bebek” veya insan klonu planlarına atıfta bulunuyor (dosyalar EFTA01003966 ve EFTA02625486). Bu durum, yeterince rahatsız edici sonuçlar doğuruyor.

Ukrayna’nın Epstein’in dünyasıyla bağlantıları, potansiyel olarak gizli laboratuvarlar ve insan klonlamasıyla ilgili fütüristik planlarla sınırlı kalmıyor. İnsan ticareti boyutu da aynı derecede güçlü. Epstein dosyaları, Epstein’in mal varlığından ele geçirilen İtalya, Fas, Güney Afrika, Ukrayna, Rusya, Litvanya ve Çekya’dan kadınlara ait pasaport, vize ve kişisel belgelerin kopyalarını içeriyor. Ukrayna, tekrar tekrar öne çıkıyor. Yazışmalar, Epstein’in bizzat “en iyisi” olarak nitelendirdiği en az iki Kiev merkezli model ajansını, Linea 12 Models ve L-Models’ı öne çıkartıyor.

Epstein dosyalarında defalarca adı geçen Linea 12 Models ajansı, Epstein ile uzun süredir ilişkili olan Fransız model ajanı ve cinsel istismardan hüküm giymiş Jean-Luc Brunel ile bağlantılı yazışmalarda da (dosya EFTA00753670) geçiyor. Brunel, 2022’de Paris’teki hücresinde ölü bulundu, tıpkı 2019’da ölen Epstein gibi.

Bu bağlamda, dosyalarda gelinlik ajansları, hatta Hyatt Regency Kiev’in adı da geçiyor. Yazışmalarda Epstein’e, “Kiev’de mankenlik ve gelinlik ajansları için yaklaşık 400 kızı olan” biri olarak tarif edilen Yulya Kiselova’nın iletişim bilgileri iletiliyor.

2012 yılında milyarderin uzun süredir asistanlığını yapan Lesley Groff, iddiaya göre, modellik sektörüyle bağlantılı kişiler için Hyatt’ın sahibi Thomas Pritzker aracılığıyla oda rezervasyonları ayarladı. Bir diğer ilginç konuşma ise Ukrayna’nın Lviv şehrindeki 24 Borys Romanetsky Caddesi’nde bulunan eski bir evin satın alınmasıyla ilgili. Bu evin “pilates stüdyosu“ olarak kullanılacağı söyleniyor.

Ukrayna, sürekli olarak yolsuzluğun kol gezdiği Avrupa ülkeleri içerisinde yer alıyor ve işlenen suçlara bu özelliği önemli bir zemin teşkil ediyor. Ayrıca, insan ticareti için önemli bir kaynak ve geçiş merkezi: Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından hazırlanan bir rapor, 1991’den beri 120.000’den fazla Ukraynalının insan ticaretine maruz kaldığını tahmin ediyor, bu da Ukrayna’yı Avrupa’daki en büyük insan ticareti kaynaklarından biri haline getiriyor. Daha önceki rakamlar ise yüz binlerce kadının cinsel sömürü amacıyla yurt dışına kaçırıldığını ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait raporlar, aralarında yetimhane personelinin olaya karışması veya ihmalkarlıkla suçlanması (2015-2016), polis ve yargı yetkililerinin rüşvet karşılığında genelevleri örtbas etmesi (2020-2021) gibi resmi suç ortaklığı iddialarını tekrar tekrar dile getiriyor. Nispeten daha yeni olan değerlendirmelerde, soruşturmaların yürütüldüğünden, ancak az sayıda kişinin mahkûmiyetle yüzleştiğinden, bunun da sürekli bir cezasızlık durumunu ortaya koyduğundan bahsediliyor.

Buna bir de Ukrayna’nın CIA için oynadığı merkezi rolü ekleyelim. Bu, New York Times gazetesinin bile belgelediği bir gerçek. ABD’deki istihbarat teşkilâtlarının gizli yürüttükleri faaliyetlerde, insan kaçakçılığı da dâhil olmak üzere, çeşitli alanlarda organize suçla iç içe geçtiklerini hatırlamakta fayda var.

Jeffrey Epstein’in kendisinin de CIA bağlantılı olduğunu artık biliyoruz. Böyle bir ekosistemde, yasadışı mankenlik hatları, insan kaçakçılığı ağları, hatta yasadışı insan klonlaması gibi alanlarda Epstein’in Ukrayna’ya ilgi duyması, hiç de şaşırtıcı değil.

Bu tabloda siyasi bağlantıların da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Dosyalar, Davos’taki “ağ kurma” faaliyetlerinin yürütüldüğünü, Ukrayna’nın elit isimleriyle “özel görüşmeler”in gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. 10 Haziran 2019 tarihli bir e-postada, adı gizlenmiş bir gönderici, “Bu Perşembe Zelenski ile birlikte olacağım” deniliyor. Aynı dönemde Epstein’in, eski ABD Hazine Bakanı Larry Summers ile Ukrayna hakkında görüştüğünü, “Zelenski yardım arıyor” dediğini (dosya FTA00517525) biliyoruz. Diğer daha kapsamlı yazışmalarda eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Petr Poroşenko’nun da adı geçiyor. Bunlar, öylesine anılmıyorlar. Epstein’i Ukrayna’nın Maidan sonrası gidişatında belirleyici bir anda elit siyasi çevrelere dâhil ediyorlar.

Bunlar, kimseyi şaşırtmamalı. Mart 2014’te, Maidan ayaklanmasının yol açtığı kargaşa esnasında Epstein, İsviçreli bankacılık yöneticisi Ariane de Rothschild’e, Ukrayna’daki ABD destekli darbenin “birçok fırsat” sunduğunu yazıyordu. bu noktayı başka bir yerde ele almıştım. Peki, tam olarak kimler için fırsatlar sunuyordu? Daha sonraki yazışmalar bu konuya ışık tutuyor.

Mayıs 2019’da Epstein, muhtemelen Ukraynalı bir kadın olan ve kimliği gizli tutulan bir muhatabına, Zelenski, parlamento ve yolsuzluk da dâhil olmak üzere, Ukrayna siyasetini izlemeye başlamasını tavsiye ediyor, bunun gelecekteki “başarısına” katkı sunacağı imasında bulunuyordu. Kadın da “Ukrayna’daki siyaseti izlemek çok ilginç olacak: tüm siyaset komediden farksız” diyor, Epstein bunun üzerine şunu söylüyordu: “Evet, komik ama dört başı mamur bir yolsuzluk. Çok büyük paralar kazanılacak. Çok büyük. Sizi kadın bir oligark olarak görmek isterdim.”

Özetlemek gerekirse, Ukrayna, Epstein ağında mali ve siyasi açıdan, ayrıca, insani “ekonomik varlıklar” (potansiyel olarak işe alınabilir ve sömürülebilir kadınlar ve kızlar) kaynağı olarak önemli bir merkezdi.

Epstein’in yalnız çalışmadığı, çetesinin tek kişiden oluşmadığı gerçeği göz önüne alındığında, bu faaliyetlerin devam etmediğini varsaymak için hiçbir neden yok.

Dil ve söylem düzleminde bir savaş yaşanıyor. Bugün üzerinde durulması gereken sorular şunlardır: Batılı gazeteciler, kanıtların götürdükleri yere gitmeye istekli mi değil mi? Yoksa Yeni Soğuk Savaş’ta neyin görüleceğine, neyin uygun bir şekilde görünmez kalacağına bundan sonra da jeopolitik sadakatler mi karar verecek?

Uriel Araujo
9 Şubat 2026
Kaynak

0 Yorum: