Epstein Dosyalarında Çocuk İstismarı ve Cinayet Vakaları
ABD
Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche’ın Jeffrey Epstein dosyalarının son
bölümüyle ilgili yaptığı son itiraf epey çarpıcı. Milyonlarca sayfanın neden
gizli tutulduğunu açıklarken Blanche, yayınlanmayan materyalin çocuklara
yönelik cinsel istismar vakalarına ait görüntüleri, daha da önemlisi, “ölüm,
fiziksel istismar ve yaralama” sahnelerine (yaklaşık 5 dakika 10 saniye
boyunca) yer veren belge ve görüntüleri içerdiğini dile getirdi.
Buradaki
asıl nokta, Blanche’ın standart protokolü tekrar etmekten daha fazlasını yapmış
olmasıdır: Bu kategorileri belirterek, Epstein dosyalarında bu tür
materyallerin var olduğunu dolaylı olarak teyit etmiştir. Epstein arşivinin
çocuklara yönelik cinsel istismar, fiziksel zarar verme hatta ölüm görüntüleri
içerdiğini, bunların görsel içerikleri nedeniyle gizlendiğini kabul etmiştir.
Dolayısıyla, gizli tutulan şeylerin bir kısmının devlet sırlarını korumak
değil, olağanüstü ölçüde ağır suçlara ait görüntüleri içerdiği için gizlendiği
iddia edilmektedir. Sağduyulu bir dünyada, bu, bile büyük bir öfkeye yol
açmalıydı.
Bu
bağlam, Epstein dosyalarının tamamına yayılmış işkence ve cinayet vakalarına
ışık tutmaktadır. Bunların bazıları, Epstein ve ortakları arasında geçen, bazen
kara mizah, metafor veya abartılı ifade olarak geçiştirilebilecek e-postalar ve
yazışmalarda yer almaktadır. Ancak Virginia Giuffre gibi mağdurlar, Epstein’in
New York’taki malikanesinde sadomazoşistlere has cinsel istismar vakalarının ve
işkencenin yaşandığını anlatmışlardır.
Epstein
dosyalarındaki her şeyin doğru olmadığı varsayımı makul bir varsayımdır
makuldür. Bazı kayıtlar, FBI’ya gönderilen ve güvenilir olup olmadığı
tartışmalı olan anonim ihbarlardan oluşmaktadır. Bazıları ise yamyamlık veya üst
düzey siyasi figürlerin karıştığı bebek kaçakçılığı gibi inanılması güç, iğrenç
iddialar içermektedir; ayrıca bir şeyhin kendi “bakire kızını” ABD Başkanı
Donald Trump’a “hediye” olarak sunduğu iddiası da cinsel istismar bağlamında
çeşitli defalar dile getirilmiştir.
Sansasyon
yaratma amacını bir kenara bırakırsak, her türlü korkunç iddianın tanımı gereği
yanlış olduğunu varsaymak da aynı ölçüde safça bir yaklaşım. Uyuşturucu
kartellerinin ritüeller dâhilinde şiddet uygulamakla, insan öldürmekle, hatta
yamyamlıkla suçlandıklarına dair ikna edici iddiaların bulunduğunu akıldan
çıkartmamak gerekmektedir. Günümüzde kartel üyeleri ve bağlantılı kişiler,
sadece sokak çetesi üyeleri değil, aynı zamanda iş adamları ve yüksek rütbeli
politikacılardır.
Daha
önce bir yazımda belirttiğim gibi, ABD istihbaratının organize suç
örgütleriyle, bilhassa insanlar abartılı zulümler edebilen kartellerle kurduğu işbirliği,
bir komplo teorisi değil, tarihsel bir gerçektir. Dolayısıyla, Epstein
dosyalarındaki en korkunç materyallerin sadece yüzde 10’u doğru bile olsa, bu
bile medeniyet boyutlarında bir skandal oluşturmak için fazlasıyla yeterlidir
ki yukarıda belirtilen nedenlerle yayınlanmayan materyalleri saymıyorum bile.
Aslında
“yeraltı dünyasından” bahsetmiyoruz: “üst dünya” daha doğru bir tanımlama
olurdu. Epstein ağında milyarderler, medya ünlüleri, eski başkanlar ve kraliyet
ailesi üyeleri yer alıyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Prens Andrew’ün
ifade vermesi çağrısında bulundu (Prens Andrew, bir fotoğrafta yerde baygın
halde yatan bir kadının üzerinde, tamamen giyinik halde dört ayak üstünde
görünüyordu.)
Bu
durumun, Kaligula ve Neron’un Roma döneminden bu yana yaşanan en büyük elit
skandalı olduğu, Gilles de Rais veya Kontes Elizabeth Bathory gibi isimleri de
anımsattığı söylenebilir. Batı’da derin bir çürüme söz konusu.
Bu
bağlamda, Epstein’i “KGB’nin bal tuzağı” operasyonunun bir parçası olarak
yeniden takdim etme girişimleri, kaba bir dikkat dağıtma taktiği gibi
görünüyor. Daily Mail’in yakın tarihli bir yazısında dile getirilen
saçma iddiaya göre, Epstein’in seks ticareti operasyonu, esasen bir Rus
istihbarat planıydı, Vladimir Putin ile görüşme ayarlama girişimlerine (ki bu
görüşme hiçbir zaman gerçekleşmedi) denk düşüyordu. Putin’in çevresinde Rus
veya Doğu Avrupalı kadınların bulunmasına işaret eden yazı, özünde zırvalıyordu.
Epstein,
sürekli fikirler ortaya atıyor, toplantılar ayarlıyor, kendisini dünya
çapındaki elit ağlara dâhil ediyordu. Bu adam, sadece bir pezevenk ve insan
kaçakçısı değildi (her ne kadar bu şantaj ve nüfuz ağının bir parçası olsa da);
aynı zamanda bir aracı, siyaset simsarı ve ilişki düzeltici, danışman, lobici
ve finans, siyaset ve istihbarat alanlarında çıkarları “dile döken kişi” olarak
da iş görüyordu. E-postalarda, büyük Avrupalı bankacılarla iş fırsatları hakkında rahatça
tavsiyelerde bulunduğunu ve
tartıştığını, aynı zamanda risk analizi ve algoritma ile ilgili çalışmalara
ilişkin anlaşmalara imza attığını görebiliyoruz.
Mart
2014’te önde gelen bir İsviçre bankasının yöneticisi Ariane de Rothschild ile
yaptığı bir e-posta yazışmasında Epstein, Ukrayna’yı görüşme konusundaki
sözlerine, ABD destekli Maidan darbesinin “birçok fırsat” sunacağını söyleyerek
cevap veriyordu. Karşımızda duran, bir “Rus ajanı” değil, jeopolitik gerilim
noktalarında fırsat kollayan Batılı bir ajandı. Bu arada, dosyalarda Libya’nın
dondurulmuş devlet varlıklarına el koyma girişimleriyle ilgili görüşmelere de
yer veriliyor.
Hatta
Daily Mail makalesinde öne sürülen Ghislaine Maxwell’in babasının “Rus”
bağlantısı bile aslında büyük ölçüde Sovyetler Birliği’nden gelen Yahudi göçmen
ağlarıyla ilgiliydi, bu bağlamda, söz konusu ağlar, esas olarak İsrail ve Batı
istihbaratı ile kesişiyordu. (Robert Maxwell tanınmış bir İsrail casusuydu).
Epstein
operasyonu, Batı’daki müesses nizamın kılcal damarlarında işleyen bir
operasyondu. Suçu dışarıya atma çabaları, dil ve söylem üzerinden, oluşan
hasarı kontrol altına alma girişimiymiş gibi görünüyor.
Daha
önce de belirttiğim gibi, Epstein skandalı, ABD istihbaratının şantaj, cinsel
taciz ve çocuk istismarı skandallarına karıştığı olaylarla örülü uzun geçmişinin parçası.
Şimdiye dek ifşa olanlar, buzdağının sadece görünen kısmı.
Bu
skandal, aslında Davos’ta açıktan kabul gören, Batı merkezli küresel düzenin
yaklaşan sonu ile ilgili genel tartışmalarla oldukça güncel bir şekilde
örtüşüyor. Jeopolitikte ahlaki meşruiyet, hâlâ önemli. Basitçe ifade etmek gerekirse,
Batılı elitler, istismar, şantaj ve cezasızlık bataklığının tepesinde otururken,
bir yandan da dünyaya “değerler” hakkında ders veriyorlarsa, otoriteleri çöker.
Epstein dosyaları, bu nedenle, sadece ceza hukukuyla değil, sistemdeki
çürümeyle ilgili bir mesele.
Elbette
hâlâ ihtiyatlı olmak gerekiyor. İnceleme titizlikle yürütülmeli, sansasyon
yaratmaktan kaçınılmalıdır. Ancak ABD Başsavcı Yardımcısı’nın fiilen itiraf
ettiği şeyi küçümsemek, artık mümkün değil: Epstein dosyaları, çocuklara yönelik
cinsel istismar, vahşet içeren şiddet ve cinayet sahneleri içeriyor. Batı’daki
müesses nizam, “kurallara dayalı bir düzen”den bahsetmek istiyorsa, önce
Epstein’in dünyasını yöneten kurallardan bahsetmelidir. Bu dünya, aynı zamanda
Batı siyaseti ve finansının en seçkin isimlerinin dünyasıdır.
Uriel Araujo
3 Şubat 2026
Kaynak
* * *
Bebek Klonlama, Ukrayna Laboratuvarları Ve Epstein
Son
dönemde yayınlanan Epstein dosyalarının ifşaatlarından biri gözden kaçırıldı.
Birçok iğrenç seks ticareti mesajının arasında, Ukrayna’daki biyolojik
laboratuvarlara birkaç yerde atıfta bulunuluyor. Bunlar, Jeffrey Epstein’in
uzun zamandır belgelenmiş olan, öjeni, genetik ve insan mühendisliğine yönelik takıntılarıyla
alakalı, etik dışı deneysel araştırmalara denk düşüyor. Batı basınının
neredeyse tamamı bu konuda sessiz kaldı. Bu, en hafif tabirle akıl almaz bir
ihmal!
İlgili
materyal, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan e-posta yazışmalarında yer
alıyor. 30 Ağustos 2018 tarihli bir mesajda (dosya EFTA02625486), Epstein’in
muhabiri Bryan Bishop, “Ukrayna’daki laboratuvarımda fareler üzerinde yeni
testler yapmaya devam ediyorum (ameliyatlar/mikroenjeksiyon)” diyor.
5
Ağustos 2018 tarihli bir başka mesajda (dosya (EFTA01003966), aynı kişi,
iddialı bir projeyi özetliyor: “Bu, kendi kendini finanse eden ‘gayriresmi
biyolojisi’ aşamasından, 5 yıl içinde ilk canlı insan tasarım bebeğinin ve
muhtemelen bir insan klonunun doğumuna ulaşmamızı sağlayacak. İlk doğumu
gerçekleştirdiğimizde her şey değişecek ve dünya, bir daha asla aynı olmayacak,
insan türünün geleceği de değişecek.”
Aynı
yazışmada, “genetik mühendisliği ürünü bebek ve insan klonlama şirketi” için kullanılan
fonların listesinden de bahsediyor.
Bu
mesajların yazarı Bryan Bishop, Bitcoin geliştiricisi, kendini transhümanist
olarak tanımlayan, kripto para birimi ve radikal yaşam uzatma çevrelerinde
tanınan bir biyo-hacker. Klonlama araştırmalarını finanse etmeye yönelik ilgisi
uzun zamandır bilinen bir husustu, ancak Epstein bağlantısı, ancak şimdi gün
yüzüne çıkıyor. Aslında, (MIT Technology Review’da biyotıptan sorumlu kıdemli
yayın yönetmeni) Antonio Regalado’nun 2019 tarihli unutulmuş bir yazısı, Bishop’ın
“genetik mühendisliği ürünü bebek” projesiyle bağlantılı olarak, fareler
üzerinde deneyler yapmak için “Ukrayna’daki bir laboratuvar”ı nasıl finanse
ettiğini ayrıntılarıyla anlatıyor.
Burada
Bishop, önemsiz birine e-posta gönderen marjinal ve tuhaf bir isim değil. Hakkında
giderek daha fazla bilgiye sahip olduğumuz bu adam, Epstein’den para koparmaya
çalışıyordu. Epstein’in gücü, etkisi ve mali erişimi muazzamdı. Yazışmalarda,
Ukrayna’nın laboratuvar çalışmaları için kullanılan bir yer olduğundan
bahsediliyor. Bu, boş bir spekülasyondan ziyade, lojistiğe dair planlama
konusunda önemli veriler sunan bir gerçeklik. Bu mesajları Epstein Kütüphanesi’nde herkes arayıp
bulabilir.
Bryan
Bishop’ı, Ukrayna’yı ve laboratuvara yönelik atfı açıktan belirten Sputnik
sitesi, bu yazışmaları haberleştirdi. Buna karşılık, Telegraph, aynı
e-posta zincirine ilişkin haber yaptı ama tuhaf bir biçimde, Ukrayna’ya yönelik
her türden atfı dikkatle ayıklayıp attı, hikâyeyi Epstein’in öjeni ve “genetik
mühendisliği ürünü bebekler”e yönelik genel ilgisiyle alakalı bir hikâye olarak
kurguladı.
Hatırlanacağı
üzere, Epstein’in genetiğe ve seçici çiftleştirmeye olan alakası, yıllar önce
belgelenmişti. 2019’da, bu e-postalar kamuoyuna açıklanmadan evvel, Guardian
gazetesi, Epstein’in kendi DNA’sıyla “insan ırkını tohumlamayı” umduğu, New
Mexico’daki ünlü Zorro çiftliğinde kadınları hamile bırakmayı planladığı haberini
paylaşmıştı. Bu çiftlikte reşit olmayanlara yönelik cinsel istismar vakaları ve
insan ticareti eleştirilerin konusu olmuştu.
New
York Times da bu meseleyi haber yapmış, Epstein’in genetik
mühendisliğine olan takıntısından bahsetmiş, 2008’deki mahkûmiyetinden sonra
bile önde gelen bilim insanlarının onun toplantılarına katıldığını dile
getirmişti. Bu habere şaşırmamak gerek, zira bu isimlerin önemli bir kısmını
Epstein finanse ediyordu.
Yeni
yayınlanan e-postalar, hikâyeyi tuhaf bir hayal mahsulü olmaktan çıkartıp, uygulamaya
konulmuş rahatsız edici bir fikriyatla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini ortaya
dökmesidir. Her ne olursa olsun, Ukrayna’nın adının bu tür çalışmalar için kullanılan
yerler arasında anılması, kaçınılmaz olarak, çok daha eski bir tartışmayı akla
getirmektedir.
Yıllardır
Ukrayna’daki biyoloji laboratuvarlarıyla ilgili iddiaları işitiyoruz. Batı
medyasında bu türden iddialar sıklıkla “Rus propagandası” olarak yaftalanıp
çöpe atılıyorlar. Oysa artık elde epey sağlam kanıtlar var.
Dönemin
Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, 8 Mart 2022’de ABD Senatosu Dış
İlişkiler Komitesi huzurunda yaptığı konuşmada, ABD’nin Ukrayna’daki biyolojik
araştırma laboratuvarlarıyla çalıştığını doğruladı. 2012 yılına ait belgeler,
ABD Savunma Tehditlerini Azaltma Kurumu’nun Ukrayna’da biyolojik araştırmaları
finanse ettiğini ortaya koyarken, Mart 2022’den itibaren sızdırılan
materyaller, Obama yönetimi döneminde yapılan bir anlaşmanın “özellikle
tehlikeli patojenler”i işleyen laboratuvarların inşasına yol açtığını ortaya
koydu.
Ukrayna’nın
uzun zamandır CIA faaliyetlerinin merkezi olduğunu da unutmamak gerekiyor. New
York Times bile ABD’nin on yılı aşkın süredir orada yürüttüğü gizli
operasyonların kapsamının genişlemesini haberleştirirken bu gerçeği kabul
etmişti. Epstein’in kendisi de silah ticareti ve CIA bağlantılarına, hatta
İran-Kontra bağlantılarına yabancı değildi.
Son
zamanlarda Ukrayna’da biyolojik ve kimyasal silah kullanımı iddialarının ciddi
bir şekilde incelenmeyi hak ettiğini hep söyleyip durdum. Yasaklanmış
silahlarla ilgili suçlamalar yeni değil ve yıllar boyunca şüpheli biyolojik
araştırma tesisleriyle alakalı iddialar defalarca gündeme geldi. Batı medyası,
bunları büyük ölçüde görmezden geldi, ancak zaman zaman ana akım medyada da yer
aldı. Örneğin, (eski ABD Başkanı Joe Biden’ın oğlu) Hunter Biden’ın Metabiota veri
şirketinin Ukrayna’ya girmesinde oynadığı rolü ve patojen araştırmalarıyla olan
bağlantılarını gösteren belgeler hakkında kimi haberler yapıldı.
Aslında,
Uluslararası Af Örgütü ile İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bildirdiği ihlaller
de dâhil olmak üzere, Ukrayna’nın insan hakları ihlallerine dair iyi
belgelenmiş sicili, tüm bunları daha daha inandırıcı kılıyor.
Açıkça
belirtmek gerekirse, Epstein-Bishop arasındaki e-posta trafiği, tek başına
Ukrayna’da bir klonlama programının var olduğunu kanıtlamaz. Bu, daha fazla
kanıt gerektiren bir iddia. Ancak, Ukrayna’nın etik açıdan şüpheli araştırmalar
için izin veren bir ortam olarak kullanıldığı, denetimlere karşı korunduğu,
potansiyel olarak Batılı istihbarat ağlarıyla iç içe geçtiği fikrini sınırlı
ancak rahatsız edici bir şekilde doğrulamaktadır. Bu tür materyallerin, insan
kaçakçılığı ve diğer türde vahşetlerle zaten bağlantılı olan Epstein
dünyasından ortaya çıkması bile yeterince rahatsız edici.
Özetlemek
gerekirse, Epstein dosyaları, kendimizce seçtiğimiz bir konuya ve kişiye
yönelik öfkeden, ayrıca belirli bir olaya odaklanmış polis soruşturmasından
daha fazlasına ihtiyaç duyuyor. Gizli biyolojik araştırmalar ve bu
araştırmaları mümkün kılan kurum ve kişiler, istihbarat teşkilatlarıyla bağlantıları
olan karanlık Amerikalı aktörlerle birlikte, ciddiyetle ve kesintisiz olarak, uluslararası
incelemeye tabi tutulmalı.
Uriel Araujo
6 Şubat 2026
Kaynak
* * *
Epstein’in Ukrayna Bağlantısı: Modellik Ajansları, İnsan
Ticareti, Elitlerle İlişkileri
Epstein
dosyaları, Batı ve Avrupa’daki elitleri hâlâ sarsıyor. Batı basını, Rus kadın
kurbanlar hakkında çok şey yazarken, Ukrayna’ya da bir bakmalı: Dosyalar,
birçok ülkeden kadına ait belgeler içeriyor, ancak Ukrayna’dan epey
bahsediliyor. Bu haberler arasındaki dengesizlik, başlı başına manidar.
Önceki
bir yazımda, Epstein dosyalarının, Jeffrey Epstein’in uzun zamandır belgelenmiş
öjeni, genetik ve insan mühendisliği takıntılarıyla bağlantılı, etik açıdan ifrada
varmış deneysel araştırmalara nasıl işaret ettiğini incelemiştim. New
Mexico’daki “bebek çiftliği” hakkındaki iddiaları hatırlayabilirsiniz.
Yayınlanan (yeterince duyurulmayan) e-postaların bazıları, Ukrayna’daki bir
laboratuvarda “fare deneyleri”ne ve hatta beş yıl içinde “genetik mühendisliği
ürünü bebek” veya insan klonu planlarına atıfta bulunuyor (dosyalar
EFTA01003966 ve EFTA02625486). Bu durum, yeterince rahatsız edici sonuçlar
doğuruyor.
Ukrayna’nın
Epstein’in dünyasıyla bağlantıları, potansiyel olarak gizli laboratuvarlar ve
insan klonlamasıyla ilgili fütüristik planlarla sınırlı kalmıyor. İnsan
ticareti boyutu da aynı derecede güçlü. Epstein dosyaları, Epstein’in mal
varlığından ele geçirilen İtalya, Fas, Güney Afrika, Ukrayna, Rusya, Litvanya
ve Çekya’dan kadınlara ait pasaport, vize ve kişisel belgelerin kopyalarını
içeriyor. Ukrayna, tekrar tekrar öne çıkıyor. Yazışmalar, Epstein’in bizzat “en
iyisi” olarak nitelendirdiği en az iki Kiev merkezli model ajansını, Linea 12
Models ve L-Models’ı öne çıkartıyor.
Epstein
dosyalarında defalarca adı geçen Linea 12 Models ajansı, Epstein ile uzun
süredir ilişkili olan Fransız model ajanı ve cinsel istismardan hüküm giymiş
Jean-Luc Brunel ile bağlantılı yazışmalarda da (dosya EFTA00753670) geçiyor.
Brunel, 2022’de Paris’teki hücresinde ölü bulundu, tıpkı 2019’da ölen Epstein
gibi.
Bu
bağlamda, dosyalarda gelinlik ajansları, hatta Hyatt Regency Kiev’in adı da
geçiyor. Yazışmalarda Epstein’e, “Kiev’de mankenlik ve gelinlik ajansları için
yaklaşık 400 kızı olan” biri olarak tarif edilen Yulya Kiselova’nın iletişim
bilgileri iletiliyor.
2012
yılında milyarderin uzun süredir asistanlığını yapan Lesley Groff, iddiaya göre,
modellik sektörüyle bağlantılı kişiler için Hyatt’ın sahibi Thomas Pritzker
aracılığıyla oda rezervasyonları ayarladı. Bir diğer ilginç konuşma ise
Ukrayna’nın Lviv şehrindeki 24 Borys Romanetsky Caddesi’nde bulunan eski bir
evin satın alınmasıyla ilgili. Bu evin “pilates stüdyosu“ olarak kullanılacağı
söyleniyor.
Ukrayna,
sürekli olarak yolsuzluğun kol gezdiği Avrupa ülkeleri içerisinde yer alıyor ve
işlenen suçlara bu özelliği önemli bir zemin teşkil ediyor. Ayrıca, insan
ticareti için önemli bir kaynak ve geçiş merkezi: Uluslararası Göç Örgütü (IOM)
tarafından hazırlanan bir rapor, 1991’den beri 120.000’den fazla Ukraynalının
insan ticaretine maruz kaldığını tahmin ediyor, bu da Ukrayna’yı Avrupa’daki en
büyük insan ticareti kaynaklarından biri haline getiriyor. Daha önceki rakamlar
ise yüz binlerce kadının cinsel sömürü amacıyla yurt dışına kaçırıldığını ortaya
koyuyor.
ABD
Dışişleri Bakanlığı’na ait raporlar, aralarında yetimhane personelinin olaya
karışması veya ihmalkarlıkla suçlanması (2015-2016), polis ve yargı
yetkililerinin rüşvet karşılığında genelevleri örtbas etmesi (2020-2021) gibi
resmi suç ortaklığı iddialarını tekrar tekrar dile getiriyor. Nispeten daha
yeni olan değerlendirmelerde, soruşturmaların yürütüldüğünden, ancak az sayıda
kişinin mahkûmiyetle yüzleştiğinden, bunun da sürekli bir cezasızlık durumunu ortaya
koyduğundan bahsediliyor.
Buna
bir de Ukrayna’nın CIA için oynadığı merkezi rolü ekleyelim. Bu, New York
Times gazetesinin bile belgelediği bir gerçek. ABD’deki istihbarat teşkilâtlarının
gizli yürüttükleri faaliyetlerde, insan kaçakçılığı da dâhil olmak üzere,
çeşitli alanlarda organize suçla iç içe geçtiklerini hatırlamakta fayda var.
Jeffrey
Epstein’in kendisinin de CIA bağlantılı olduğunu artık biliyoruz. Böyle bir
ekosistemde, yasadışı mankenlik hatları, insan kaçakçılığı ağları, hatta
yasadışı insan klonlaması gibi alanlarda Epstein’in Ukrayna’ya ilgi duyması,
hiç de şaşırtıcı değil.
Bu
tabloda siyasi bağlantıların da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Dosyalar,
Davos’taki “ağ kurma” faaliyetlerinin yürütüldüğünü, Ukrayna’nın elit isimleriyle
“özel görüşmeler”in gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. 10 Haziran 2019
tarihli bir e-postada, adı gizlenmiş bir gönderici, “Bu Perşembe Zelenski ile
birlikte olacağım” deniliyor. Aynı dönemde Epstein’in, eski ABD Hazine Bakanı
Larry Summers ile Ukrayna hakkında görüştüğünü, “Zelenski yardım arıyor” dediğini
(dosya FTA00517525) biliyoruz. Diğer daha kapsamlı yazışmalarda eski Ukrayna
Cumhurbaşkanı Petr Poroşenko’nun da adı geçiyor. Bunlar, öylesine anılmıyorlar.
Epstein’i Ukrayna’nın Maidan sonrası gidişatında belirleyici bir anda elit
siyasi çevrelere dâhil ediyorlar.
Bunlar,
kimseyi şaşırtmamalı. Mart 2014’te, Maidan ayaklanmasının yol açtığı kargaşa
esnasında Epstein, İsviçreli bankacılık yöneticisi Ariane de Rothschild’e,
Ukrayna’daki ABD destekli darbenin “birçok fırsat” sunduğunu yazıyordu. bu
noktayı başka bir yerde ele almıştım. Peki, tam olarak kimler için fırsatlar
sunuyordu? Daha sonraki yazışmalar bu konuya ışık tutuyor.
Mayıs
2019’da Epstein, muhtemelen Ukraynalı bir kadın olan ve kimliği gizli tutulan
bir muhatabına, Zelenski, parlamento ve yolsuzluk da dâhil olmak üzere, Ukrayna
siyasetini izlemeye başlamasını tavsiye ediyor, bunun gelecekteki “başarısına”
katkı sunacağı imasında bulunuyordu. Kadın da “Ukrayna’daki siyaseti izlemek
çok ilginç olacak: tüm siyaset komediden farksız” diyor, Epstein bunun üzerine
şunu söylüyordu: “Evet, komik ama dört başı mamur bir yolsuzluk. Çok büyük
paralar kazanılacak. Çok büyük. Sizi kadın bir oligark olarak görmek isterdim.”
Özetlemek
gerekirse, Ukrayna, Epstein ağında mali ve siyasi açıdan, ayrıca, insani “ekonomik
varlıklar” (potansiyel olarak işe alınabilir ve sömürülebilir kadınlar ve
kızlar) kaynağı olarak önemli bir merkezdi.
Epstein’in
yalnız çalışmadığı, çetesinin tek kişiden oluşmadığı gerçeği göz önüne
alındığında, bu faaliyetlerin devam etmediğini varsaymak için hiçbir neden yok.
Dil
ve söylem düzleminde bir savaş yaşanıyor. Bugün üzerinde durulması gereken
sorular şunlardır: Batılı gazeteciler, kanıtların götürdükleri yere gitmeye
istekli mi değil mi? Yoksa Yeni Soğuk Savaş’ta neyin görüleceğine, neyin uygun
bir şekilde görünmez kalacağına bundan sonra da jeopolitik sadakatler mi karar
verecek?
Uriel Araujo
9
Şubat 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder