05 Şubat 2026

, ,

Bit Pazarı

Lenin, emperyalizmi “çürümüye yüz tutmuş, asalak ve can çekişmekte olan kapitalizm” olarak tarif eder. Bugünkü yaşanan gerçeklik, bu asalaklığın ve çürümenin kaynağının emperyalizm olduğunu söyler. Kapitalizm can çekiştikçe saldırıyor, saldırdıkça çürüyüp asalaklaşıyor.

17-18. yüzyıl İngiltere’sinde bir semtte 30 bin fahişe yaşıyor, bu evlerin dokunulmazlığı var, yargıçlara kadar hemen her bürokrat, bu evlere gidiyor. 

Burjuvazi, Fransa’da açılan haşhaş kulüplerini “sanatsal üretim kapasitesini artırma yerleri” olarak pazarlıyor. Aynı dönemde sokaklarda uyuşturucu krizinden baygınlık geçiren insanlara rastlanıyor. Her yönüyle ahlakın dibe vuruşu kapitalizmin eseri. 

Komünist Parti Manifestosu, yoksul kadınların fuhşa sürüklendiği, çocuk işçilerin saatlerce çalıştırıldığı, açlığın kol gezdiği bu dönemde yazılıyor.

Sovyetler’in dağıldığı döneme kadar hiçbir sosyalist ülkede son 35 yıldır yaşanan çürümenin örneğine rastlanmamıştır. Bugün insan davranışlarına kadar tüm toplumsal dinamikler, emperyalizmden bağımsız düşünülemez. Emperyalizm, tüm gücünü finans kapitalden, askerî güç asimetrisinden, üzerine çöktüğü kaynaklardan değil, elinde bulundurduğu ideolojik saldırıdan alıyor. Bu nedenle saldırıyor, sınıf bilinciyle hareket ediyor. Mao’nun tespit ettiği gibi “yıkılmayacak tek kale olan kitleler”i çürüttükçe sömürebileceğini bilen emperyalizm, kumarla, fuhuşla, uyuşturucuyla, medyayla, fonladığı yayınlarla zihinleri fare gibi kemiriyor.

Emperyalist blok, “21. yüzyılın ayaklanmalar yüzyılı olacağını” tespit ediyor. İnsanlığın zorunlu istikametinin sosyalizmden geçtiğini bildiğinden, yeni bir sosyalizm deneyiminin yaşanmaması için kurtuluşu geciktirecek tüm saldırı araçlarını devreye sokuyor. Sosyalizmi ütopya olarak propaganda ediyor fakat bir kez bile yaşansa sosyalizm ütopya değildir ki yaşanmıştır.

Emperyalizm, Sovyetler sonrası dönemde, tarihin bittiğini, medeniyetler çatışmasının başladığını, aslolanın bireyin özgürlüğü olduğunu yayınıyla, medyasıyla ve fonladığı sivil toplum kuruluşlarıyla halkların zihnine boca ediyor. Bu oltaya ilk gelen, sol oldu.

Sol, önce iktidar hedefini terk etti. Ardından özgürlük yanılsamasına kapıldı, geçmişinden utandı, pişmanlığını ideolojik hesaplaşma adı altında yazdı çizdi. O parti disiplininden dolayı gençliğinde yaşayamadığı yozlaşmayı çocuğuna yaşattıkça kıvanç duydu. Anadolu insanı, tahsil göremediği için çocuğunu okutup kendini telafi ederken sol, çocuğunu yozlaştırıp kendini tedavi etmeye çalıştı.

Bugün lise çağındaki çocuğuna anne babalar iktidar olamıyorsa, bunun sorumlusu, emperyalizmin solunun genç kuşağa üflediği sahte özgürlük rüzgârıdır. O rüzgârı estirenler, yoz bir fırtınayı biçiyorlar. Eğitim sendikalarından sivil toplum derneği yayınlarına kadar trans çocuk ve çocuğun cinsiyet değiştirme operasyonu için mücadele edenlerin, bu sapmayı savunmak adına yazıp çizip meydanları dolduranların Epstein bataklığı karşısında susması normaldir, susmalıdır.

5-6 yaşındaki çocuğun cinsiyet değiştirmesi için tıbbî operasyon geçirmesini politika diye pazarlayanlar, ne Siyonizmin bombaları altında katledilen Filistin’in çocukları ne de Epstein merkezinde burjuvazinin kurban ettiği çocuklar için alanları doldurabilirler. Bu konuda tek kelâm edemezler, tek satır yazamazlar.

Emperyalizmin konsolosluklarının ve medyasının önü bugün boşsa solun suskunluğunun nedeni de açıktır. Oysaki iktidar ve bütünlük kötüydü, İranlı kadınlar açılmalı, erkek iradi açıdan iğdiş edilmeli, pedofili, özgürlük diye kabul edilmeliydi!

Stalin’e saldırıyla başlayan özgürlük safsatası Pol Pot’tan katil, Che’den ütopya, Mao’dan diktatör, Kuzey Kore’den distopya çıkarmaya mecburdu. İran’daki molla rejimine karşı Şah’ın oğlunun piyon olarak sürülmesi tesadüf değildir. 1979’da Şah devrilene kadar İran petrolünü önce İngiltere’nin, sonra ABD’nin sömürdüğü gerçeğinin üzerine örtmek, bugün İranlı kadınların özgürlüğünün emperyalizm için gerekçe olmaktan öte anlam ifade etmediğini gizlemektir.

“Jin, jiyan, azadi” sloganının etrafında gelişebilecek “devrim”in ne olacağını tahmin etmek için Suriye’de yaşananlara bakmak yeterli. IŞİD artığı gücün yönettiği Suriye’de SDG’nin özgürlük, kanton ve devrim iddiası palavradan ibarettir. Bağdadi’yi öldüren emperyalizmin, ikinci üçüncü yöneticiye dokunmayıp bürokrat yapması, IŞİD’in köle pazarında satılan çocuklarla Epstein bataklığı arasındaki bağlantıyı sorgulamayanlar, IŞİD’i yenilmiş bir güç, Esptein’i ve ortaklarını bireysel sapıklar olarak görebilir.

İdeolojik kapasitesi düşük sol, ancak ahlaken çürümüş burjuvaziye ideologluk yapar. Emperyalizme askerlik yaparak devrim yaptığını sananlar, dün Ape Ho diye Ho Chi Minh’e şarkı yazar, bugün Ape Trump/Ape Sam diye salya sümük ağlar. Zelenski’yi halk kahramanı ilan eder, neonazi faşistten yurtsever çıkarır.

Son 35 yılın genel çerçevesinden yola çıkıldığında, on yıl önce Sarıgazi’de, Nurtepe’de, Gazi’de yaşananlar anlamlandırılabilir. İkamet ettiği sokağı emperyalizmden azade gören solcunun, kendi yeğenini pazarlayan kadın satıcısının teşhir edilmesine tepki gösterip özgürlükçü kisveye bürünmesi normaldir. Dün Sarıgazi’de pezevenk kadını savunan solun bugün Epstein bataklığı karşısında susması tesadüf değildir.

Bugün Gazi, bir cadde üzerindeki on sekiz bar, pavyon ve meyhanesiyle sarhoşların kadınları taciz edip birbirinin kafasını kırdığı özgürlük merkezidir. Alevi halk yozlaştırılmalıydı, bir mahalleye dışarıdan girilmiyorsa içeriden çürütülmeliydi.

Kadın erkek ceme duran Alibeyköy Cemevi’nin duvarına TİP’li kadınların mor boyayla “jin, jiyan, azadi” yazması, içerideki cemi dağıtma operasyonunun bir parçasıdır. Feminizmin kadının Kerbela’sı olduğu ajite edilmelidir, kadına fahişelik dışında önereceği bir şey olmadığı 25 Kasım ve 8 Mart dövizlerinde açıkça beyan ediliyor.

Berlin Duvarı’nın enkazının altında sol kaldı. Önce bütünlüğü, aile olmayı, yoldaşlık ahlakını, halk sevgisini, canla yaratılan tüm değerleri yeğenini pazarlayanların, uyuşturucu satan torbacıların karşısında terk etti. “Kutsal aile” denilerek saldırılan, özünde partiydi. Parti iktidar demekti, iktidar demek erkekle özdeşti, erkek de parti de dağıtılmalıydı, dağıtıldı. İktidarı erkekle özdeşleştirmek için kadın, devrimden koparılmalıydı. Kadını sosyalizm yürüyüşünden çevirenler, partiyi yalnızlaştırıp “mikro-makro erkek” diye saldırıya geçtiler. Artık nerede iktidar varsa erkekti, parti de erkek demekti. Emperyalizmin aydınlarına kulak verildi.

Bugün Metin Göktepe için yakılan ağıdı bar müziğine çevirene EMEP ses çıkaramadıysa Metin’i oğul kabul etmediği içindir. Bugün Devrimci Hareket, partileşmemiş kendiliğindenci Devrimci Yol’u ve şeflerini aklamak için “Devrimci Yol bir aile değildir” diye yazısına başlık atıyorsa hiçbir zaman partileşemeyeceği içindir. Bu halk, bu hareketlerin hiçbirine çocuğunun gitmesini istemiyorsa, bu çevreleri büyük aile olarak göremediği içindir. Çocuklar ancak “ailede” güvendedir, partiyi aile diye kuramayanların iktidar hedefi olamaz.

Dünyanın hiçbir halkı, fuhşa “seks işçiliği” diyen hareketlerin yanında saf tutmaz. Siyasetini buradan örenler, Çukurova’da lahana tarlasına çalışmaya gitmediği gün çocuklarının aç kalacağını söyleyen kanser hastası kadını, kadın diye görmezler. Başında yazması ve giydiği şalvarıyla tarlaya, bağa, bahçeye, evlere temizliğe, tekstil atölyelerine gidenler sol için kadın sayılmaz. Kadın, ancak cinsel obje olduğu sürece sol için kadındır, İranlı kadınlar açılmadığı sürece kadın değildir, Filistin’de kadın yoktur. İranlı kadınlar, emperyalizmin ahlaksızlığı için gizemli bir fantazyadan ibarettir, iktidar varsa kadınla yıkılmalıdır.

Mafya pusu kurduğu düşmanına kadınla yaklaşırken, bugünün emperyalizmi saldırmak istediği Doğu halkına kadınla tezgâh kuruyor. Buradaki sekülerler de hâlen “şeriat gelecek” yaygarasını basıyor, eğitim kurumları ve ibadethanelerle alkol satışı yapan işletmelerin arasındaki mesafenin ne zaman kısaltıldığı bilinmese, ailenin medya programları ve dizilerle parçalanmasına nasıl yol verildiği görülmese, bu sahtekârlığa inanılacak, inanılıyor. Ailenin ekonomi politiğinin ve hane başı gelir hesaplamasının sömürü düzeni için ne demek olduğunu bilmemek, iktisadî cehalettir.

Öpüşen iki kadını dergi ve gazete görseli yapan, gençlik festivalinde trans dansöz oynatan, meyhane açmayı “komün kurmak” diye pazarlayan, aileye saldıran, çocuk işçiliğine karşı çıkıp Filistinli çocukların katledilmesine ses çıkarmayan, kadının saçının teli için İran konsolosluğu önüne gittiği hâlde emperyalizmin çürümüşlüğünü halklara teşhir etmek için Epstein bataklığında yaşamları kurutulan çocuklar şahsında halkların çocuklarını savunmak adına emperyalizmin konsoloslukları önüne gitmeyenler, bugünün suç ortağı olarak tarihe geçecektir.

Tayvan, Filipinler, Asya bu şekilde sömürülüyor. İran’ın yıkılması isteniyorsa petrolden çocuğa kadar sömürüleceği içindir. Kuzey Afrika istikrarsızlaştırılıp sömürülüyorsa, kayıp binlerce çocuğa ne olduğu sorulmalıdır, sorulmuyor.

Aynı tarihte Gezi yaşanırken işçi sınıfının biricik yayını Evrensel’de LGBT’ye tezgâh açılıp LGBT’nin zihinlerimizde plastik kelepçeye dönüşen cinsiyetçiliği kırdığını yazıyordu.[1] Bugün Epstein e-postalarında görülüyor ki pedofilinin normalleştirilmesi için yapılacak propaganda faaliyetlerinin yürütüldüğü tespiti, solun iddia ettiği şekilde bir komplo teorisinin ürünü değildir.

Sol, hesap soramıyor. Sendika yöneticileri şubelerinde emekçilere, gittikleri işyerlerinde “Ne yani, sosyalizm gelirse hepimiz işçi mi olacağız!” diye tepki verene “Yok öyle değil, hepimiz burjuva olacağız” karşılığını verdiklerini söylüyorlar.

Devrimin seçimle geleceğini yutturmayı görev bilenler, en çok da proletaryanın terinden tiksiniyor, öfkesinden korkuyor, o büyük altüst oluştan en çok da küçük burjuva solu kaygılanıyor. Devrimi geciktiren her hareketin reformist olduğu bilinmediği sürece solun neden pedofiliyi ve uyuşturucu kullanımını özgürlük saydığı, bu konuda hiçbir eğitim sendikasının rapor ve çalışma hazırlamadığı, Sarıgazi’deki pezevenge sahip çıktığı anlaşılamaz. Solun Mesem adı altındaki çocuk işçiliğine yüksek sesle karşı çıkmasını çocuk hassasiyeti ve ilkesinden kaynaklı sanan varsa, masal dinlemeye devam edebilir.

Sonuç olarak, hiçbir sorun emperyalizmden bağımsız ele alınamaz. Bu yanlışa düşüldüğünde, tüm yozlaşma ve sapmalar kişilerin tercihleri diye değerlendirilir. Bugün AB’nin medya tekelleri ve solun dergileri, “trans çocuk” diye aynı propagandanın borazanlığını yapıyorsa, bir baba çocuğuna müdahale ettiğinde koruma tedbiri alınmasından korkuyor, sapık ilan edilmekten çekiniyorsa, uyuşturucu kullanımı küçük yaş gruplarına kadar düştüyse, beş altı yaşındaki çocuk oynatılıp Tiktok videosu diye gösteriliyorsa biz Corç Habeş’in dediği yerdeyiz: “Devrim, bizim ahlak yasamızdır.”

Sinan Akdeniz
4 Şubat 2026

Dipnot:
[1] Emre Canpolat, “Gezi’den Yarına”, 11 Temmuz 2013, Evrensel.

0 Yorum: