Lenin,
emperyalizmi “çürümüye yüz tutmuş, asalak ve can çekişmekte olan kapitalizm” olarak
tarif eder. Bugünkü yaşanan gerçeklik, bu asalaklığın ve çürümenin kaynağının
emperyalizm olduğunu söyler. Kapitalizm can çekiştikçe saldırıyor, saldırdıkça
çürüyüp asalaklaşıyor.
17-18. yüzyıl İngiltere’sinde bir semtte 30 bin fahişe yaşıyor, bu evlerin dokunulmazlığı var, yargıçlara kadar hemen her bürokrat, bu evlere gidiyor.
Burjuvazi, Fransa’da açılan haşhaş kulüplerini “sanatsal üretim kapasitesini artırma yerleri” olarak pazarlıyor. Aynı dönemde sokaklarda uyuşturucu krizinden baygınlık geçiren insanlara rastlanıyor. Her yönüyle ahlakın dibe vuruşu kapitalizmin eseri.
Komünist
Parti Manifestosu, yoksul kadınların fuhşa sürüklendiği, çocuk işçilerin
saatlerce çalıştırıldığı, açlığın kol gezdiği bu dönemde yazılıyor.
Sovyetler’in
dağıldığı döneme kadar hiçbir sosyalist ülkede son 35 yıldır yaşanan çürümenin
örneğine rastlanmamıştır. Bugün insan davranışlarına kadar tüm toplumsal
dinamikler, emperyalizmden bağımsız düşünülemez. Emperyalizm, tüm gücünü finans
kapitalden, askerî güç asimetrisinden, üzerine çöktüğü kaynaklardan değil,
elinde bulundurduğu ideolojik saldırıdan alıyor. Bu nedenle saldırıyor, sınıf
bilinciyle hareket ediyor. Mao’nun tespit ettiği gibi “yıkılmayacak tek kale
olan kitleler”i çürüttükçe sömürebileceğini bilen emperyalizm, kumarla,
fuhuşla, uyuşturucuyla, medyayla, fonladığı yayınlarla zihinleri fare gibi
kemiriyor.
Emperyalist
blok, “21. yüzyılın ayaklanmalar yüzyılı olacağını” tespit ediyor. İnsanlığın
zorunlu istikametinin sosyalizmden geçtiğini bildiğinden, yeni bir sosyalizm
deneyiminin yaşanmaması için kurtuluşu geciktirecek tüm saldırı araçlarını
devreye sokuyor. Sosyalizmi ütopya olarak propaganda ediyor fakat bir kez bile
yaşansa sosyalizm ütopya değildir ki yaşanmıştır.
Emperyalizm,
Sovyetler sonrası dönemde, tarihin bittiğini, medeniyetler çatışmasının
başladığını, aslolanın bireyin özgürlüğü olduğunu yayınıyla, medyasıyla ve
fonladığı sivil toplum kuruluşlarıyla halkların zihnine boca ediyor. Bu oltaya
ilk gelen, sol oldu.
Sol,
önce iktidar hedefini terk etti. Ardından özgürlük yanılsamasına kapıldı,
geçmişinden utandı, pişmanlığını ideolojik hesaplaşma adı altında yazdı çizdi.
O parti disiplininden dolayı gençliğinde yaşayamadığı yozlaşmayı çocuğuna
yaşattıkça kıvanç duydu. Anadolu insanı, tahsil göremediği için çocuğunu okutup
kendini telafi ederken sol, çocuğunu yozlaştırıp kendini tedavi etmeye çalıştı.
Bugün
lise çağındaki çocuğuna anne babalar iktidar olamıyorsa, bunun sorumlusu,
emperyalizmin solunun genç kuşağa üflediği sahte özgürlük rüzgârıdır. O rüzgârı
estirenler, yoz bir fırtınayı biçiyorlar. Eğitim sendikalarından sivil toplum
derneği yayınlarına kadar trans çocuk ve çocuğun cinsiyet değiştirme operasyonu
için mücadele edenlerin, bu sapmayı savunmak adına yazıp çizip meydanları
dolduranların Epstein bataklığı karşısında susması normaldir, susmalıdır.
5-6
yaşındaki çocuğun cinsiyet değiştirmesi için tıbbî operasyon geçirmesini
politika diye pazarlayanlar, ne Siyonizmin bombaları altında katledilen
Filistin’in çocukları ne de Epstein merkezinde burjuvazinin kurban ettiği
çocuklar için alanları doldurabilirler. Bu konuda tek kelâm edemezler, tek satır
yazamazlar.
Emperyalizmin
konsolosluklarının ve medyasının önü bugün boşsa solun suskunluğunun nedeni de
açıktır. Oysaki iktidar ve bütünlük kötüydü, İranlı kadınlar açılmalı, erkek
iradi açıdan iğdiş edilmeli, pedofili, özgürlük diye kabul edilmeliydi!
Stalin’e
saldırıyla başlayan özgürlük safsatası Pol Pot’tan katil, Che’den ütopya, Mao’dan
diktatör, Kuzey Kore’den distopya çıkarmaya mecburdu. İran’daki molla rejimine
karşı Şah’ın oğlunun piyon olarak sürülmesi tesadüf değildir. 1979’da Şah
devrilene kadar İran petrolünü önce İngiltere’nin, sonra ABD’nin sömürdüğü
gerçeğinin üzerine örtmek, bugün İranlı kadınların özgürlüğünün emperyalizm
için gerekçe olmaktan öte anlam ifade etmediğini gizlemektir.
“Jin,
jiyan, azadi” sloganının etrafında gelişebilecek “devrim”in ne olacağını tahmin
etmek için Suriye’de yaşananlara bakmak yeterli. IŞİD artığı gücün yönettiği
Suriye’de SDG’nin özgürlük, kanton ve devrim iddiası palavradan ibarettir.
Bağdadi’yi öldüren emperyalizmin, ikinci üçüncü yöneticiye dokunmayıp bürokrat
yapması, IŞİD’in köle pazarında satılan çocuklarla Epstein bataklığı arasındaki
bağlantıyı sorgulamayanlar, IŞİD’i yenilmiş bir güç, Esptein’i ve ortaklarını
bireysel sapıklar olarak görebilir.
İdeolojik
kapasitesi düşük sol, ancak ahlaken çürümüş burjuvaziye ideologluk yapar.
Emperyalizme askerlik yaparak devrim yaptığını sananlar, dün Ape Ho diye Ho Chi
Minh’e şarkı yazar, bugün Ape Trump/Ape Sam diye salya sümük ağlar. Zelenski’yi
halk kahramanı ilan eder, neonazi faşistten yurtsever çıkarır.
Son
35 yılın genel çerçevesinden yola çıkıldığında, on yıl önce Sarıgazi’de,
Nurtepe’de, Gazi’de yaşananlar anlamlandırılabilir. İkamet ettiği sokağı
emperyalizmden azade gören solcunun, kendi yeğenini pazarlayan kadın
satıcısının teşhir edilmesine tepki gösterip özgürlükçü kisveye bürünmesi
normaldir. Dün Sarıgazi’de pezevenk kadını savunan solun bugün Epstein
bataklığı karşısında susması tesadüf değildir.
Bugün
Gazi, bir cadde üzerindeki on sekiz bar, pavyon ve meyhanesiyle sarhoşların
kadınları taciz edip birbirinin kafasını kırdığı özgürlük merkezidir. Alevi
halk yozlaştırılmalıydı, bir mahalleye dışarıdan girilmiyorsa içeriden
çürütülmeliydi.
Kadın
erkek ceme duran Alibeyköy Cemevi’nin duvarına TİP’li kadınların mor boyayla “jin,
jiyan, azadi” yazması, içerideki cemi dağıtma operasyonunun bir parçasıdır.
Feminizmin kadının Kerbela’sı olduğu ajite edilmelidir, kadına fahişelik
dışında önereceği bir şey olmadığı 25 Kasım ve 8 Mart dövizlerinde açıkça beyan
ediliyor.
Berlin
Duvarı’nın enkazının altında sol kaldı. Önce bütünlüğü, aile olmayı, yoldaşlık
ahlakını, halk sevgisini, canla yaratılan tüm değerleri yeğenini
pazarlayanların, uyuşturucu satan torbacıların karşısında terk etti. “Kutsal
aile” denilerek saldırılan, özünde partiydi. Parti iktidar demekti, iktidar
demek erkekle özdeşti, erkek de parti de dağıtılmalıydı, dağıtıldı. İktidarı
erkekle özdeşleştirmek için kadın, devrimden koparılmalıydı. Kadını sosyalizm
yürüyüşünden çevirenler, partiyi yalnızlaştırıp “mikro-makro erkek” diye
saldırıya geçtiler. Artık nerede iktidar varsa erkekti, parti de erkek demekti.
Emperyalizmin aydınlarına kulak verildi.
Bugün
Metin Göktepe için yakılan ağıdı bar müziğine çevirene EMEP ses çıkaramadıysa
Metin’i oğul kabul etmediği içindir. Bugün Devrimci Hareket, partileşmemiş
kendiliğindenci Devrimci Yol’u ve şeflerini aklamak için “Devrimci Yol bir aile
değildir” diye yazısına başlık atıyorsa hiçbir zaman partileşemeyeceği içindir.
Bu halk, bu hareketlerin hiçbirine çocuğunun gitmesini istemiyorsa, bu
çevreleri büyük aile olarak göremediği içindir. Çocuklar ancak “ailede”
güvendedir, partiyi aile diye kuramayanların iktidar hedefi olamaz.
Dünyanın
hiçbir halkı, fuhşa “seks işçiliği” diyen hareketlerin yanında saf tutmaz. Siyasetini
buradan örenler, Çukurova’da lahana tarlasına çalışmaya gitmediği gün
çocuklarının aç kalacağını söyleyen kanser hastası kadını, kadın diye görmezler.
Başında yazması ve giydiği şalvarıyla tarlaya, bağa, bahçeye, evlere temizliğe,
tekstil atölyelerine gidenler sol için kadın sayılmaz. Kadın, ancak cinsel obje
olduğu sürece sol için kadındır, İranlı kadınlar açılmadığı sürece kadın
değildir, Filistin’de kadın yoktur. İranlı kadınlar, emperyalizmin ahlaksızlığı
için gizemli bir fantazyadan ibarettir, iktidar varsa kadınla yıkılmalıdır.
Mafya
pusu kurduğu düşmanına kadınla yaklaşırken, bugünün emperyalizmi saldırmak
istediği Doğu halkına kadınla tezgâh kuruyor. Buradaki sekülerler de hâlen “şeriat
gelecek” yaygarasını basıyor, eğitim kurumları ve ibadethanelerle alkol satışı
yapan işletmelerin arasındaki mesafenin ne zaman kısaltıldığı bilinmese,
ailenin medya programları ve dizilerle parçalanmasına nasıl yol verildiği
görülmese, bu sahtekârlığa inanılacak, inanılıyor. Ailenin ekonomi politiğinin
ve hane başı gelir hesaplamasının sömürü düzeni için ne demek olduğunu bilmemek,
iktisadî cehalettir.
Öpüşen
iki kadını dergi ve gazete görseli yapan, gençlik festivalinde trans dansöz
oynatan, meyhane açmayı “komün kurmak” diye pazarlayan, aileye saldıran, çocuk
işçiliğine karşı çıkıp Filistinli çocukların katledilmesine ses çıkarmayan,
kadının saçının teli için İran konsolosluğu önüne gittiği hâlde emperyalizmin
çürümüşlüğünü halklara teşhir etmek için Epstein bataklığında yaşamları
kurutulan çocuklar şahsında halkların çocuklarını savunmak adına emperyalizmin
konsoloslukları önüne gitmeyenler, bugünün suç ortağı olarak tarihe geçecektir.
Tayvan,
Filipinler, Asya bu şekilde sömürülüyor. İran’ın yıkılması isteniyorsa
petrolden çocuğa kadar sömürüleceği içindir. Kuzey Afrika istikrarsızlaştırılıp
sömürülüyorsa, kayıp binlerce çocuğa ne olduğu sorulmalıdır, sorulmuyor.
Aynı
tarihte Gezi yaşanırken işçi sınıfının biricik yayını Evrensel’de LGBT’ye
tezgâh açılıp LGBT’nin zihinlerimizde plastik kelepçeye dönüşen cinsiyetçiliği
kırdığını yazıyordu.[1] Bugün Epstein e-postalarında görülüyor ki pedofilinin
normalleştirilmesi için yapılacak propaganda faaliyetlerinin yürütüldüğü
tespiti, solun iddia ettiği şekilde bir komplo teorisinin ürünü değildir.
Sol,
hesap soramıyor. Sendika yöneticileri şubelerinde emekçilere, gittikleri
işyerlerinde “Ne yani, sosyalizm gelirse hepimiz işçi mi olacağız!” diye tepki
verene “Yok öyle değil, hepimiz burjuva olacağız” karşılığını verdiklerini söylüyorlar.
Devrimin
seçimle geleceğini yutturmayı görev bilenler, en çok da proletaryanın terinden
tiksiniyor, öfkesinden korkuyor, o büyük altüst oluştan en çok da küçük burjuva
solu kaygılanıyor. Devrimi geciktiren her hareketin reformist olduğu
bilinmediği sürece solun neden pedofiliyi ve uyuşturucu kullanımını özgürlük
saydığı, bu konuda hiçbir eğitim sendikasının rapor ve çalışma hazırlamadığı,
Sarıgazi’deki pezevenge sahip çıktığı anlaşılamaz. Solun Mesem adı altındaki
çocuk işçiliğine yüksek sesle karşı çıkmasını çocuk hassasiyeti ve ilkesinden
kaynaklı sanan varsa, masal dinlemeye devam edebilir.
Sonuç
olarak, hiçbir sorun emperyalizmden bağımsız ele alınamaz. Bu yanlışa
düşüldüğünde, tüm yozlaşma ve sapmalar kişilerin tercihleri diye
değerlendirilir. Bugün AB’nin medya tekelleri ve solun dergileri, “trans çocuk”
diye aynı propagandanın borazanlığını yapıyorsa, bir baba çocuğuna müdahale
ettiğinde koruma tedbiri alınmasından korkuyor, sapık ilan edilmekten
çekiniyorsa, uyuşturucu kullanımı küçük yaş gruplarına kadar düştüyse, beş altı
yaşındaki çocuk oynatılıp Tiktok videosu diye gösteriliyorsa biz Corç
Habeş’in dediği yerdeyiz: “Devrim, bizim ahlak yasamızdır.”
Sinan Akdeniz
4
Şubat 2026
Dipnot:
[1] Emre Canpolat, “Gezi’den Yarına”, 11 Temmuz 2013, Evrensel.



0 Yorum:
Yorum Gönder