Seks,
her daim alıcısı olan bir şeydir. Yirminci yüzyılın sonlarında veya yirmi
birinci yüzyılda büyümüş herkes, bu klişeleşmiş sözü genç yaştan itibaren
içselleştirmiştir. Seks her zaman satar.
Ama
nedense kimse, seksin neden sattığı, kimin seksinin satıldığı, kimin için satıldığı
sorularını sormaz. Neden, kimin ve kim için soruları, büyük ölçüde Batı
toplumunun ve kadınlara, kızlara, erkeklere ve trans bireylere yönelik
muamelesinin derinden rahatsız edici yönlerini açıklığa kavuşturur.
Küresel
bir ekonomik sistemde yaşıyoruz ve egemen sınıf, kâr elde etmek için elinden
gelen her şeyi yapıyor. Seksi kârlı hale aynı egemen sınıf getirdi. Birinin
bedeninin sömürülmesi, kârlı bir iş. Pezevenklik, Hollywood ünlülerinden
Washington’daki siyasetçilere kadar herkesin yapabileceği en kazançlı
mesleklerden biri. Üstelik süreç içerisinde zenginler ve muktedirler, seks
endüstrisi olarak adlandırılan şeyi normalleştirmek için büyük çaba sarf
ettiler. Seks endüstrisi, zorla fuhuş, çocuk köleliği ve bu pratiğe iştirak
etmese de onu görmezden gelenler üzerinden ilerleyen bir sektör.
Pornografi
ve fuhşu da içerecek biçimde seks endüstrisi, tüm dünyadaki en kârlı
sektörlerden biri. Başlıca alıcıları ve medyadaki satıcıları, ABD, İsrail,
İngiltere ve eski Sovyet Bloku ülkeleri. Bu ülkeler, aynı zamanda seks
ticaretinin de merkezidir.
ABD’de
her yıl on binlerce kadın ve çocuk, sürekli genişleyen pazarın talebini
karşılamak için cinsel köleliğe zorlanıyor. Ulusal Kayıp ve İstismar Edilen
Çocuklar Merkezi tarafından incelenen çocuk cinsel istismarı vakalarında, 2008
ile 2011 yılları arasında yüzde 774’lük bir artış yaşanmış. Çocuk seksi
ticaretine dair olayların sayısı, 2004 ile 2013 yılları arasında iki katına
çıkmış (Adalet Bakanlığı, 2017). 2024 yılında bu rakamların daha da artması
kaçınılmaz.
Seks
ticaretinin, özellikle de çocuk seksi ticaretinin yaygınlığı, ana akım siyasi
partiler, geleneksel medya veya daha iyi bir dünyayı desteklediklerine inanan
sözde “ilericiler” arasında tartışılan bir konu değil. Esasında bugün bu
sektörü “insanı özgürleştiren ve güçlendiren bir şey”miş gibi takdim edip, ona
ait gerçekleri gizleyen kolektif bir çaba ortaya konuyor.
Günümüzde
seks ticaretinin yayılmasının başlıca yollarından biri de doğdukları andan
itibaren en çok sömürülen kadınları hedef alan “seks işçiliğini destekleyen”
propaganda kampanyasıdır. Bu propaganda, seks ticaretindeki sömürüyü hem genç
kadınların hem de onlara ulaşma imkânını satın almak isteyen erkeklerin gözünde
meşru kılma çabasındadır. Burada her iki tarafın sürece kendi rızaları ile
katıldıkları söylenerek seks ticareti normalleştirilmektedir. Cinsel istismar
ise kazara gerçekleşen, kasti olmayan bir şeymiş gibi takdim edilmektedir.
Oysa
seks endüstrisindeki kişilerin büyük bir çoğunluğu, insan ticaretinin kurbanlarıdır.
Kaliforniya, hem dünyanın en büyük pornografi içerik üreticisidir (BBC, 2011) hem
de ABD’deki insan ticaretinin merkezidir. İnsan ticareti kurbanı değilse bile
her porno yıldızı, insan ticareti kurbanı olan birini illaki tanır. Seks
endüstrisinin büyük ölçüde rızaen olduğu ve endüstrinin can damarı olan insan
tacirlerinden başka kimseye fayda sağlamadığını kim söylüyorsa yalan
söylüyordur. Bu yalanla yüzleşilmelidir.
İnsanı
iliğine kadar sömüren seks endüstrisinde rıza diye bir şey olamaz. Rıza, diğer
toplumsal koşullardan izole edilmiş bir halde, boşlukta var olamaz. Kapitalizmde
işçilerin hayatta kalabilmek için genellikle tek meta olan emeklerini satmaları
gerekir. Emeklerini satamayan bireyler, ellerinde kalan tek şeyi, bedenlerini
satmaya zorlanırlar. Peki, emeğini satmakta veya hak ettiği kârı elde etmekte
en çok zorlanan kimdir? Genellikle toplumumuzda en çok sömürülenler, örneğin
ırksallaştırılmış ve engelli kadınlardır.
İspanya’da
seks işçilerinin yüzde 90’ı göçmendir (TAMPEP, 2009). Bu insanlar, sektörden
kaçmak veya kaçınılmaz olarak yüzleşecekleri sömürüyü bir yerlere bildirmek
için çok az imkân bulabilmektedirler.
Eğer
kapitalizmde tüm işler zorla yapılıyorsa (ki yapmazsanız ya aç kalırsınız ya da
ölürsünüz), insanlar para yoluyla sekse zorlanıyorsa, bu, doğası gereği zorla
seks demektir. Eğer bir seks işçisi, para olmadan biriyle seks yapamaz duruma
gelmişse bunu zorla seks olarak nitelendirmek gerekir.
Seks
ticareti, kapitalizmin en çok sömürülen kadınları veya diğer
marjinalleştirilmiş insanları tecavüzün gerekli olmadığı diğer işlerden koparttığı,
tecavüzcülerini insani gösterdiği sürecin ürünüdür. Seks işinin büyük ölçüde, hatta
kısmen, rızaya dayalı olduğu söylendiğinde, insan tacirlerinin işini yapmış
oluruz.
Aceprensa
yayınevine verdiği röportajda, Jessa Dillow Crisp adlı Kanadalı bir kadın,
çocukluğundan beri ailesinin yürüttüğü insan ticareti faaliyetinin kurbanı olduğunu
söylüyor. Porno filmi çekimleri sırasında kendisine silah doğrultulduğundan,
tecavüz esnasında gülümsemesi gerektiğinden, aksi takdirde onu öldüreceklerinden
bahsediyor. Crisp’in durumunda olan ve seks sektöründe cinsel şiddeti bildiren
birçok kadın, polis tarafından “rıza gösterdikleri” ve kayıtlarda bulunan fotoğraflardaki
gülümsemelerin bunun kanıtı olduğu gerekçesiyle dikkate alınmıyor.
Cinsel
ilişki satın alan bir kişi olmanın normal ve saygın bir şey olduğuna inanmamız
bekleniyor. Oysa bu kişilerin cinsel ilişki satın aldığı pezevenkler, neredeyse
her zaman çocukların da dâhil olduğu, seks endüstrisine ait ortamlarda faaliyet
yürütüyorlar. Çocuklar, bu sektördeki en kârlı meta. Pezevenkleri birer işveren,
cinsel ilişki satın alanları da birer tüketici gibi görmemiz bekleniyor. Oysa pedofiliyle
sıkı bir bağ içerisinde olan sektörde insan bedenini tüketmek, bir soda veya
oyun konsolu tüketmekten temelde farklı bir eylemdir. Cinsel ticarete konu olan
bazı kişiler, günde en fazla kırk kez satılıyor. Bu insanlar, seks
endüstrisindeki görev sürelerinin başlangıcını müteakip en fazla yedi yıl yaşıyorlar
(MG Injury Firm, 2023).
Kapitalizmde
cinsel istismar, epey yaygındır ve normalleştirilmiştir. Bu koşullarda “ilericiler”,
OnlyFans’de içerik üretenler listesinin tepesindeki yüzde birlik dilime mensup
kadınların yaptıkları işten gurur duyduklarına dair sözleri ve hikâyeleri
alıyorlar, böylece, tüm bir sistemi bireyin görüşü üzerinden okuyorlar. Ama nedense
bu “ilericiler”, seks ticaretinde sömürülen kadınların yüzde 89’unun başka bir
geçim kaynağına sahip olmadığı, mümkün olsa hemen kaçıp kurtulacakları, seks
ticareti sektöründeki kadınların yüzde 68 oranında, yani gazilerle aynı oranda
travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı gerçeğini (Journal of Trauma Practice,
2003) görmezden geliyorlar.
OnlyFans’i
kadınların kendilerine yakın partnerlerce satıldığı gerçeğini göz ardı edip, bu
uygulama üzerinden iş yürüten, genel seks endüstrisinin parçası olan kadınların
mutlu olduklarını söyleyenler, kadın tacirlerinin ekmeğine yağ süren bir
propaganda faaliyeti yürütüyorlar.
Günümüzde
tanık olduğumuz cinsel istismar vakalarının yüzde 88’i, kurbanları kandırmak ve
tuzağa düşürmek için kullanılan dijital platformlar kaynaklı (MG Injury Firm,
2023). “Rıza temelli”ymiş gibi takdim edilen porno filmleri bile genelde cinsel
şiddetin erotikleştirilmiş bir versiyonunu sunuyor.
Tüm
bu gerçekliğe karşın birçok solcu, seks endüstrisinin kadınları güçlendirdiğini
söylüyor. Aslında bu solcular, işi isteyerek seçen bireylerin bile “işin getirdiği
bir risk” olarak katlanmak zorunda kaldıkları kişiyi harap edici davranışları,
istismarı, tacizi ve ihlalleri görmezden geliyorlar.
Bir
porno filmi çekiminde kadın, sahneyi tek bir erkekle paylaşacağını sanırken
sete gittiğinde düzinelerce erkeği karşısında bulabiliyor. Böylesi bir olayda
yönetmen, projeyi sonlandırmasına izin vermiyor, kadın, saatlerce toplu
tecavüze uğruyor. Bu olay, kayda alınıyor, ardından da ünlü porno sitesinde
yayınlanıyor. Bu, münferit bir olay değil. 2020’de PornHub, rıza dışı cinsel
içerik barındırdığı gerekçesiyle 13 milyon videonun 10 milyonunu kaldırmak
zorunda kaldı.
Bir
kişi meta haline geldiğinde, bedeni için para ödendiğinde, “kullanım değeri” değişim
değerine dönüşür. Kapitalizm koşullarında o kişinin bedeni, artık başkasının
otoritesine tabidir. Bir kadın, porno yönetmeninden veya seks alıcısından para
aldığında, muhtemelen öldürülmekten kaçınmak için şiddet içeren eylemlerde
bulunmak zorunda kalacağı durumlara zorlanır. Fuhuş esnasında kadın, “normal”
seks olarak kabul ettiğimiz şeyi bekler, ancak kırbaçlanır, boğazlanır veya ayaklar
altında çiğnenir.
Seks
satın alan kişiler, prezervatif kullanmayı reddeder. Bu da seks sektöründeki
kadınlarda HIV oranının sektör dışındaki kadınlara göre 13,5 kat daha yüksek
olmasına yol açar (Ulusal Sağlık Enstitüsü, 2014). Seks satın alanlar, toplumun
saygın üyeleri değil, toplumun savunmayacağı bir kadına zarar vermek isteyen tecavüzcülerdir.
Seks
endüstrisini eleştirenler ki bunlar, genellikle bu endüstriden gelenlerdir,
sıklıkla seks ticaretinin sömürdüğü kişileri kadın özgürlüğü hareketinden
dışladıkları yönünde suçlamalarla yüzleşirler. Tam tersine, kadın özgürlüğünü
engelleyen şey, bu endüstriyi eleştirenler değil, pezevenklerin ve fahişelerin
aynı çıkarlara sahip olduğunu söyleyenlerdir. Gerçekte, pezevengi mahkûm etmek,
fahişeyi savunmaktır.
Hiç
kimse, bir CEO’nun bir konveyör bant işçisiyle aynı çıkarlara sahip olduğuna,
işçilerin uzuvlarını kaybetmesine yol açan, iş güvenliği bulunmayan bir
fabrikayı eleştirmenin işçilerden nefret etmek anlamına geldiğine inanmaz.
Seks
ticaretine karşı olanlar, genellikle kapitalizmin gerçeklerini gizlemekle
suçlanırlar, oysa o gerçekleri esasen bu endüstriyi destekleyen ve bağlamını
yok sayan seks ticareti yanlısı sol gizler. Bazıları, emek sömürüsünün zararlı
olduğunu, ancak cinsel sömürünün özgürleştirici olduğunu bile söyler. Bu iddia,
seks işçilerinin “güçlenmesine” hizmet etmez, onlara sadece zarar verir.
Asıl
insanları bu sektöre mecbur eden ekonomik koşulları ortadan kaldırmak kadını
güçlendirir. Kadın, ilgili sektörü tümüyle ortadan kaldırıp, seksin bir daha
asla metalaştırılmamasını sağladığımızda güçlenir. Kadın bedeni sermayenin
emrinde olmadığında, güce ve hürriyete kavuşur. Birileri, sırf liberal akademi cinsel
istismarın kadını güçlendirici bir şey olduğunu söyledi diye onu eleştirmekten
imtina etmektedir. Oysa kadın ticaretini ve “seks işçiliği”ni desteklemek,
kadını güçlendirmez.
Peki,
ilerici kesimler, bu sektörü neden göz ardı ediyorlar. Kapitalizmde sömürüyle
ilgili birçok tartışmada seks ticareti denilen sektör, neden tümüyle tartışma
dışı tutuluyor? Bu soruların cevabı basit: Çünkü toplumumuzun en güçlü kesimi
bu işten kâr elde ediyor, bu işe ortak.
Elitler,
ortalama vatandaşı kâr için savaşı desteklemeye yönlendirdikleri gibi, ortalama
vatandaşı kâr için cinsel istismarı desteklemeye de yönlendirebiliyorlar.
Jeffrey Epstein’in ağırlıklı olarak çocuklardan oluşan cinsel istismar şebekesi
artık herkesin malumu. Epstein, yüzde 1’lik dilime mensuptu. Bağlantı kurduğu
önemli insanlar arasında Donald Trump, Bill Clinton, Prens Andrew ve İsrail
istihbarat teşkilatı Mossad’ın birçok yetkilisi yer alıyordu. Ancak Epstein’in
davası münferit bir olay değil. Son otuz-kırk yıldır seks endüstrisinde ciddi
bir patlama yaşanırken, başta Batı dünyası olmak üzere hükümet yetkilileri,
ünlüler ve milyarderler, seks ticareti şebekeleriyle bağlantılı hale geldi.
Daha da rahatsız edici olanı, CIA, FBI ve Mossad gibi istihbarat
teşkilatlarının doğrudan katılımcı olarak suçlanması.
Seksenlerde
yaşanan bir olayda, Cumhuriyetçi Parti’nin yükselen yıldızı Larry King’in,
Ronald Reagan, George H. W. Bush, milyarder Warren Buffet yanında Nebraskalı
yargıçlar, avukatlar, polis şefleri ve iş adamlarının da parçası olduğu sansasyonel
bir cinsel istismar çetesiyle hareket ettiği ortaya çıktı. İspanyol gazetesi Pronto’ya
göre (ki gazete, olayı iktidardaki sınıf için rahatsız edici bir şekilde haber
yapan tek Batılı medya kuruluşuydu), FBI, soruşturmayı pratikte sabote etti.
Ayrıca, muhtemelen CIA, King’in pedofil çetesiyle doğrudan bağlantılıydı.
Soruşturmada yer alan on beş tanık ve diğer önemli isimler öldü; milyarderlere
ait Amerikan medyası ise suçlamaları “cadı avı” olarak nitelendirdi.
Başka
bir olayda ise eski başsavcı Rudy Giuliani, Manhattan Beach’teki McMartin
Anaokulu’nda çocukları içeren cinsel istismar çetesine dair kanıtları örtbas
etti. FBI’ın yüzlerce görüşme yapmasına ve suçlayanların yüzde 80’inin fiziksel
travma geçirmesine rağmen, hiçbir iddianame hazırlanmadı. Sadece Aralık 2021’de
CIA, en az on çalışanının çocuklara karşı cinsel suçlara karıştığını açıkladı,
ancak bunlardan sadece biri, yasal sonuçlarla karşılaşıp ceza aldı.
Cinsel
şiddet ve seks endüstrisindeki büyüme de emperyalizmle bağlantılı olgulardır.
ABD, pazarlarını genişletmek için savaşa girdiğinde, bu, aynı zamanda seks
pazarının da genişlemesi anlamına gelir. Özellikle siyasi bağlantıları olan
zengin Batılı erkeklerin işlettiği seks turizmi, giderek popülerleşen bir
sektördür. Bu sektör, dünya çapında yaklaşık 750 üssü bulunan ABD ordusu
tarafından desteklenmektedir. Kore ve Vietnam savaşları sırasında, ABD
ordusunun üslerinin etrafında, başka geçim kaynağı olmayan Vietnamlı, Koreli,
Filipinli ve Taylandlı savaş mültecilerini alıp sattığı “eğlence tesisleri”
bulunuyordu. Kore’de en az 50.000 Amerikalı asker, Koreli kadınlardan seks
satın aldı (New York Times, 2023). 1969’da Güney Kore, seks ticareti de dâhil
olmak üzere, ABD’nin askeri işgalinden 160 milyon dolar kazanıyordu.
Askeri
üslerin kendileri de seks ticaretinin merkezleridir. 1987’de ordu, 15 kreşinde
çocuklara yönelik cinsel istismar iddialarıyla yüzleşti. Haziran 1988’de Panama’daki
askeri üste on kadar çocuğun AIDS’e yakalandığı öğrenildi (Mercury News, 1988).
ABD’deki
cinsel istismarın büyük çoğunluğu, ülkede göçmenlerin yoğun olarak yaşadıkları Kaliforniya,
Teksas ve Florida gibi bölgelerde gerçekleşiyor. Özellikle Houston ve Dallas
gibi Teksas eyaletine bağlı büyük şehirler, Meksika’daki çocuk cinsel köleliği
ağlarıyla bağlantılı. Buralarda satın alınan çocukların çoğu, dehşet verici
sahneler içeren, ölümle neticelenen tecavüzlerin ve saldırıların yer aldığı
filmlerde sahne alıyor.
1996’da
BBC, Meksika polisinin ABD’nde en az dört bin müşterisi olan uluslararası bir
çocuk pornografisi şebekesini çökerttiği haberini paylaştı. Öte yandan bugün
Amerikan halkı, Meksikalılardan nefret
etmeye ve onların sömürülmesine sempati duymamaya teşvik ediliyor. Peki bu durum,
Meksikalı çocuklara tecavüz edip onları öldüren ve bunun görmezden gelinmesini
isteyenlerden başka kime fayda sağlıyor?
Florida,
başlı başına ayrı bir sorun. Florida’nın eski bir temsilcisi olan Matt Gaetz, genç
bir kızın alınıp satılması olayına karıştı. Jeffrey Epstein’in cinsel istismar
merkezi Palm Beach'te bulunuyordu. Büyük ölçüde yeraltında işleyen bu sektörde,
her yıl eyalette yüzlerce vaka bildiriliyor.
Ağustos
2024’te, Hillsborough kasabasında cinsel istismar mağdurlarının alım satımına
karışan 148 kişi yakalandı. Sadece Miami bile, insan tacirlerinin bir sonraki
kurbanlarını avlamak için gece hayatına dalıp çıktığı küresel bir insan
ticareti merkezi.
Amerikan
solu, nefsinin tayin ettiği saplantılı bir yönelim dâhilinde, “sağ” olarak
nitelediği kesimle arasına mesafe koymak için türlü taklalar atıyor. Tüm
Amerikan halkının üzerinde mutabakata varması gereken, cinsel istismarın
yaygınlığı ve bunun ortadan kaldırılması gerekliliği gibi bir meselede bile Amerikan
solu, muhafazakârlarla aynı safta yer alacakları kaygısıyla bu sorunu kabule yanaşmıyor.
Oysa asıl sorumsuzluğu, bilhassa sağın Meksika halkı veya Demokrat Parti’yi
failmiş gibi gösterdiği, dikkatleri başka yöne çektiği koşullarda, sağcıların
bizi alt etmesine izin verenlerde aramak gerekiyor.
Sınıf
sömürüsünün üzerini örten perdeyi yırtıp atmayı görev bilmeli, tüm enerjimizle
bu sömürüyü mahkûm etmeliyiz. Daha iyi bir dünya için mücadele, bizi bir sosyal
kulüp kurmaya değil, ulusal ve nihayetinde uluslararası düzeyde, yavrularımızı üç
kuruşa alıp satan kapitalist sınıftan kurtuluşa yol açacak davalara hizmet
etmeye istekli, her kesimden insanın oluşturduğu kolektif bir beden kurmaya teşvik
etmelidir.
Devrimci Eğitim ve Eylem Birliği
24 Ocak 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder