24 Şubat 2026

,

Milliyetçiliğin ve Emperyalizmin İşlediği Suça Karşı Türk ve Yunan Komünistleri

ABD’deki Yunan komünistleri, Kemalist hükümetin iktidarının başlarında hükümete verdikleri destek nedeniyle Türk yoldaşlarını ve Komintern’i eleştiriyorlar. Orijinal metin, "Voice of the Worker" (New York şehrinin Yunan haftalık gazetesi) adlı yayından alınmıştır.

* * *

Yoldaş Orhan’ın Komünist Enternasyonal’in dördüncü kongresinde Türkiye'deki komünist hareket hakkında sunduğu rapordan[1], o ülkedeki hareketle ilgili çok ilginç verilere ulaşıyoruz. Türkiye’nin siyaseten ikiye bölünmesi, bir tarafın Kemalist yönetim, diğer tarafın ise Sultan'ın, daha doğrusu, İngiliz yönetiminin altında olması sebebiyle, Türkiye Komünist Partisi’nin faaliyetleri de yakın zamana dek ister istemez ikiye bölünmüştü.

Bizi daha çok Kemalist yönetim ilgilendirdiği için burada bu konuyu ele alacağız. Burada, komünist partinin kuruluşu, sonrasında kurumsal yapıya kavuşup Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak cisimleşen Kemalizmin Anadolu’da ortaya çıktığı günlere dek uzanıyor. Başlangıçta parti, hem yabancı emperyalizmine hem de yerel burjuvaziye karşı mücadele etmek zorundaydı. Daha büyük düşman olan yabancı emperyalizme karşı mücadelenin küresel öneme sahip olduğunu düşünen, bir yandan da Komünist Enternasyonal’in ikinci kongresinin kararlarına bağlı kalan Türkiye Komünist Partisi, yabancı egemenliğine karşı mücadele ettiği sürece hükümeti destekleme, aynı zamanda Kemalistlerden işçiler ve köylüler lehine demokratik reformlar talep etme, onları bir sınıf partisi olarak örgütleme tavrını benimsedi.

İngiliz emperyalizmine karşı mücadelede Sovyet Rusya’dan gelecek büyük yardıma ihtiyaç duyan Kemalist hükümet, bu komünist hareketi her türlü yolla teşvik etti. Ruslarla Türkler arasında süren müzakerelerin ilk aşamasında Kemalistler, Sovyet yetkililerine Türkiye’de zaten güçlü bir komünist partinin var olduğunu, hatta ülkenin çeşitli bölgelerinde Türk köylü sovyetlerinin kurulduğunu, faaliyet gösterdiğini resmen bildirdiler. Sovyet Rusya’yı sonrasında da kandırmak adına Kemalist hükümet, Kemal Paşa’nın övünerek “Kızıl” veya “Bolşevik” Ordu olarak tanıttığı, ancak aslında tümüyle burjuva unsurlardan oluşan, “Yeşil Ordu” adlı ayrı bir ordu birliği kurdu. Rus sovyetlerinin ilk elçisi Ankara’ya geldiğinde karşısında, Yeşil Ordu’dan kalan unsurların, devlet memurlarının ve aydınların teşkil ettikleri, halihazırda faal olan “Resmi Komünist Partisi”ni buldu.

Kemal, elindeki kozları başarıyla oynadı. Ancak bu maskaralık sonsuza dek süremezdi. Türkiye’nin gerçek komünistleri, Kemal ve takipçilerinin samimiyetsizliğini ve kötü niyetini Türkiye’nin işçi ve köylülerine ifşa etmekten bir an bile vazgeçmediler. Neticede maske, kısa süre içinde düştü. Kemalistlerin İngiliz emperyalizminin uyduları olan Yunanlılara karşı Sakarya Nehri’nde elde ettikleri zaferin ardından, yabancıların saldırmayacağından emin olunca, Paşa, gerçek yüzünü gösterdi. “Tehlikeli” komünistlere karşı topyekûn saldırmaya ve onlara zulmetmeye başladı. 200’den fazla yoldaş, hapse atıldı, eli kanlı “zaptiyeler” (Türk jandarmaları) tarafından jilet ve sivri çivilerle işkence gördüler. Birçok yerde komünistler, kahramanca direndiler. Cesur yoldaşlarımız Suphi ve Ethem, soğukkanlılıkla katledildiler. İstanbul civarındaki bölgelerde de benzer zulümler yaşandı.

Öte yandan, Fransız diplomat Franklin Bouillon’un Ankara ziyareti ardından Fransız-Türk Antlaşması imzalandı, Kemalist hükümet, Londra’daki elçileri aracılığıyla ülkelerini “Bolşevik vebasından” temizlemek için ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarını açıkladı. Daha da önemlisi, Kemalistler, Lozan Konferansı’nda Sovyetler’in tavsiyelerine karşı gelmekle kalmayıp, Rusya’ya verdikleri sözü de çiğnediler, İngiliz emperyalizmiyle her türlü uzlaşmaya varmak için ellerinden gelenin en iyisini yaparak, “Milli Mutabakat”a ve Türkiye halkının gerçek çıkarlarına, Türk kapitalistleri ve toprak sahipleri sınıfının ayrıcalıkları ve kârları karşılığında ihanet ettiler. Tüm bunlar, Kemalist hareketin gerçek karakterini her türlü şüphenin ötesinde kanıtladı, Türk kitlelerinin gözlerini açtı. Bu durum, zamanla Kemalizmin görünürdeki gücünü zayıflatacaktır.

Artık görüyoruz ki komünizm, dünyanın hiçbir burjuva rejimi tarafından desteklenmiyor ve hoş görülmüyor. Türkiye’deki yoldaşlarımız, hükümetlerinin politikasını desteklemek için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Bunun sonucunda zulüm gördüler. Yunan yoldaşlarımız, Yunan hükümetinin emperyalist politikasına direndiler. Onlar da aynı şekilde zulme uğradılar. Aynı durum, her ülke için geçerlidir. Herhangi bir burjuva hükümetinin yanında da olsalar karşılarında da olsalar, komünistler hor görülüyorlar. Ancak gene de Kemalizmin vahşi saldırısına rağmen, Türkiye komünistleri, burjuva milliyetçiliğine karşı cesaretle yürüttükleri mücadelelerine onun ezildiğini görene dek devam edecekler.

Ancak bu yaklaşımımızın, Yunan komünistlerinin Yunanistan’daki burjuva hükümetinin politikalarına karşı tutumuyla hiçbir ilgisi yok. Geçmişte, “Küçük Asya’da henüz kurtarılmamış olan Yunanların kurtuluşu için savaş” adı altında yürütülen savaşı koşulsuz olarak eleştiren tutumumuzdan dolayı en ufak bir pişmanlık duymuyoruz, çünkü hem Venizelosçular hem de Yunanistan’daki kralcılar tarafından yürütülen bu savaşın, gerçek anlamda emperyalist çıkarlar adına işlenmiş bir suç, işçi sınıfının çıkarlarına zarar veren bir girişim olduğuna inanıyorduk, halen daha inanıyoruz. Yunan halkının yeni şefleri olarak “devrimci” burjuvazinin şimdi sahneye koymakla meşgul olduğu yeni savaş da tam olarak aynı niteliğe sahiptir.

D. A. Valakos
Daily Worker

Cilt 4, Sayı 62
17 Şubat 1923

Dipnot:
[1] Orhan (Sadrettin Celâl Antel), “Türkiyeli Komünistlere ve Emekçi Kitlelerine”, 20 Kasım 1922, İştiraki.

Daily Worker, 1924 yılında ABD Komünist Partisi ve öncül örgütleri tarafından New York’ta yayınlanmaya başladı. ABD tarihindeki en uzun ömürlü ve önemli sol yayınlardan biri olan gazete, zirvede olduğu dönemde 35.000 tiraja ulaştı. Daily Worker, 1917’den Kasım 1919’a kadar Cleveland’da solun hâkim olduğu Ohio Sosyalist Partisi tarafından yayınlanan Ohio Socialist’in içinden çıktı, daha sonra Komünist İşçi Partisi’nin gazetesi olan Toiler ismini aldı. Aralık 1921’de, resmi olarak faaliyet gösteren Amerika İşçi Partisi, Toiler’ı İşçi Konseyi gazetesiyle birleştirerek, Worker gazetesini kurdu ve bu gazete, 13 Ocak 1924’ten itibaren Daily Worker olarak yayınlanmaya başladı.

0 Yorum: