ABD’deki
Yunan komünistleri, Kemalist hükümetin iktidarının başlarında hükümete verdikleri
destek nedeniyle Türk yoldaşlarını ve Komintern’i eleştiriyorlar. Orijinal
metin, "Voice of the Worker" (New York şehrinin Yunan haftalık
gazetesi) adlı yayından alınmıştır.
* * *
Yoldaş
Orhan’ın Komünist Enternasyonal’in dördüncü kongresinde Türkiye'deki komünist
hareket hakkında sunduğu rapordan[1], o ülkedeki hareketle ilgili çok ilginç verilere
ulaşıyoruz. Türkiye’nin siyaseten ikiye bölünmesi, bir tarafın Kemalist yönetim,
diğer tarafın ise Sultan'ın, daha doğrusu, İngiliz yönetiminin altında olması sebebiyle,
Türkiye Komünist Partisi’nin faaliyetleri de yakın zamana dek ister istemez
ikiye bölünmüştü.
Bizi
daha çok Kemalist yönetim ilgilendirdiği için burada bu konuyu ele alacağız.
Burada, komünist partinin kuruluşu, sonrasında kurumsal yapıya kavuşup Türkiye Büyük
Millet Meclisi olarak cisimleşen Kemalizmin Anadolu’da ortaya çıktığı günlere dek
uzanıyor. Başlangıçta parti, hem yabancı emperyalizmine hem de yerel
burjuvaziye karşı mücadele etmek zorundaydı. Daha büyük düşman olan yabancı
emperyalizme karşı mücadelenin küresel öneme sahip olduğunu düşünen, bir yandan
da Komünist Enternasyonal’in ikinci kongresinin kararlarına bağlı kalan Türkiye
Komünist Partisi, yabancı egemenliğine karşı mücadele ettiği sürece hükümeti
destekleme, aynı zamanda Kemalistlerden işçiler ve köylüler lehine demokratik
reformlar talep etme, onları bir sınıf partisi olarak örgütleme tavrını
benimsedi.
İngiliz
emperyalizmine karşı mücadelede Sovyet Rusya’dan gelecek büyük yardıma ihtiyaç
duyan Kemalist hükümet, bu komünist hareketi her türlü yolla teşvik etti. Ruslarla
Türkler arasında süren müzakerelerin ilk aşamasında Kemalistler, Sovyet
yetkililerine Türkiye’de zaten güçlü bir komünist partinin var olduğunu, hatta
ülkenin çeşitli bölgelerinde Türk köylü sovyetlerinin kurulduğunu, faaliyet
gösterdiğini resmen bildirdiler. Sovyet Rusya’yı sonrasında da kandırmak adına
Kemalist hükümet, Kemal Paşa’nın övünerek “Kızıl” veya “Bolşevik” Ordu olarak
tanıttığı, ancak aslında tümüyle burjuva unsurlardan oluşan, “Yeşil Ordu” adlı
ayrı bir ordu birliği kurdu. Rus sovyetlerinin ilk elçisi Ankara’ya geldiğinde
karşısında, Yeşil Ordu’dan kalan unsurların, devlet memurlarının ve aydınların
teşkil ettikleri, halihazırda faal olan “Resmi Komünist Partisi”ni buldu.
Kemal,
elindeki kozları başarıyla oynadı. Ancak bu maskaralık sonsuza dek süremezdi.
Türkiye’nin gerçek komünistleri, Kemal ve takipçilerinin samimiyetsizliğini ve
kötü niyetini Türkiye’nin işçi ve köylülerine ifşa etmekten bir an bile
vazgeçmediler. Neticede maske, kısa süre içinde düştü. Kemalistlerin İngiliz
emperyalizminin uyduları olan Yunanlılara karşı Sakarya Nehri’nde elde
ettikleri zaferin ardından, yabancıların saldırmayacağından emin olunca, Paşa,
gerçek yüzünü gösterdi. “Tehlikeli” komünistlere karşı topyekûn saldırmaya ve
onlara zulmetmeye başladı. 200’den fazla yoldaş, hapse atıldı, eli kanlı “zaptiyeler”
(Türk jandarmaları) tarafından jilet ve sivri çivilerle işkence gördüler.
Birçok yerde komünistler, kahramanca direndiler. Cesur yoldaşlarımız Suphi ve Ethem,
soğukkanlılıkla katledildiler. İstanbul civarındaki bölgelerde de benzer
zulümler yaşandı.
Öte
yandan, Fransız diplomat Franklin Bouillon’un Ankara ziyareti ardından Fransız-Türk
Antlaşması imzalandı, Kemalist hükümet, Londra’daki elçileri aracılığıyla
ülkelerini “Bolşevik vebasından” temizlemek için ellerinden gelenin en iyisini
yapacaklarını açıkladı. Daha da önemlisi, Kemalistler, Lozan Konferansı’nda
Sovyetler’in tavsiyelerine karşı gelmekle kalmayıp, Rusya’ya verdikleri sözü de
çiğnediler, İngiliz emperyalizmiyle her türlü uzlaşmaya varmak için ellerinden
gelenin en iyisini yaparak, “Milli Mutabakat”a ve Türkiye halkının gerçek
çıkarlarına, Türk kapitalistleri ve toprak sahipleri sınıfının ayrıcalıkları ve
kârları karşılığında ihanet ettiler. Tüm bunlar, Kemalist hareketin gerçek
karakterini her türlü şüphenin ötesinde kanıtladı, Türk kitlelerinin gözlerini
açtı. Bu durum, zamanla Kemalizmin görünürdeki gücünü zayıflatacaktır.
Artık
görüyoruz ki komünizm, dünyanın hiçbir burjuva rejimi tarafından desteklenmiyor
ve hoş görülmüyor. Türkiye’deki yoldaşlarımız, hükümetlerinin politikasını
desteklemek için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Bunun sonucunda zulüm
gördüler. Yunan yoldaşlarımız, Yunan hükümetinin emperyalist politikasına
direndiler. Onlar da aynı şekilde zulme uğradılar. Aynı durum, her ülke için
geçerlidir. Herhangi bir burjuva hükümetinin yanında da olsalar karşılarında da
olsalar, komünistler hor görülüyorlar. Ancak gene de Kemalizmin vahşi
saldırısına rağmen, Türkiye komünistleri, burjuva milliyetçiliğine karşı cesaretle
yürüttükleri mücadelelerine onun ezildiğini görene dek devam edecekler.
Ancak
bu yaklaşımımızın, Yunan komünistlerinin Yunanistan’daki burjuva hükümetinin
politikalarına karşı tutumuyla hiçbir ilgisi yok. Geçmişte, “Küçük Asya’da
henüz kurtarılmamış olan Yunanların kurtuluşu için savaş” adı altında yürütülen
savaşı koşulsuz olarak eleştiren tutumumuzdan dolayı en ufak bir pişmanlık
duymuyoruz, çünkü hem Venizelosçular hem de Yunanistan’daki kralcılar
tarafından yürütülen bu savaşın, gerçek anlamda emperyalist çıkarlar adına işlenmiş
bir suç, işçi sınıfının çıkarlarına zarar veren bir girişim olduğuna
inanıyorduk, halen daha inanıyoruz. Yunan halkının yeni şefleri olarak “devrimci”
burjuvazinin şimdi sahneye koymakla meşgul olduğu yeni savaş da tam olarak aynı
niteliğe sahiptir.
D. A. Valakos
Daily Worker
Cilt 4, Sayı 62
17 Şubat 1923
Dipnot:
[1] Orhan (Sadrettin Celâl Antel), “Türkiyeli Komünistlere ve Emekçi
Kitlelerine”, 20 Kasım 1922, İştiraki.
Daily Worker, 1924 yılında ABD Komünist Partisi ve öncül örgütleri tarafından New York’ta yayınlanmaya başladı. ABD tarihindeki en uzun ömürlü ve önemli sol yayınlardan biri olan gazete, zirvede olduğu dönemde 35.000 tiraja ulaştı. Daily Worker, 1917’den Kasım 1919’a kadar Cleveland’da solun hâkim olduğu Ohio Sosyalist Partisi tarafından yayınlanan Ohio Socialist’in içinden çıktı, daha sonra Komünist İşçi Partisi’nin gazetesi olan Toiler ismini aldı. Aralık 1921’de, resmi olarak faaliyet gösteren Amerika İşçi Partisi, Toiler’ı İşçi Konseyi gazetesiyle birleştirerek, Worker gazetesini kurdu ve bu gazete, 13 Ocak 1924’ten itibaren Daily Worker olarak yayınlanmaya başladı.


0 Yorum:
Yorum Gönder