25 Şubat 2026

,

Aaron Bushnell’in Hatırası


25 Şubat 2024’te, dünya genelinde milyonlarca insan, sosyal medyada beliren ve ardından sayısız manşete konu olan bir videoyu izledi. Videoda, üzerinde askeri üniforma bulunan bir genç adam, Washington’daki İsrail büyükelçiliğinin önünde kısa bir konuşma yaptıktan sonra, başına ve vücuduna bir sıvı döküp kendini ateşe verdi. Bu, yakın tarihte yaşanan en dikkat çekici kendini yakma vakasıydı. Konuşmasında söylediği son sözler, bu son eylemi görenlerin zihinlerine sonsuza dek kazınacaktı:

“İsmim Aaron Bushnell. ABD Hava Kuvvetleri’nin aktif görevde bulunan bir üyesiyim ve ben, artık yaşanan soykırıma suç ortaklığı yapmak istemiyorum. Protesto eylemlerinin uç bir biçimini gerçekleştirmek üzereyim. Sömürgecileri elinde Filistin’deki insanların tecrübe ettikleriyle kıyaslandığında, bu eylem hiç de aşırı bir eylem değil. Egemen sınıfımızın olağanlaşmasını kararlaştırdığı şey, bu işte.”

Alevler içinde kalıp bedeni yere yığılmadan önce, “Filistin’e özgürlük... Filistin’e özgürlük” diye defalarca bağırdı. Ateş yandıkça bu sloganı daha da zorlanarak yineleyen Aaron’ın, son tekrarında birçok insanın hayatında asla deneyimlemeyeceği veya anlayamayacağı bir acı yaşadığı açıkça belli oluyordu.

Acil müdahale ekiplerince hastaneye kaldırıldıktan kısa bir süre sonra, son siyasi eyleminin yaralarına yenik düştü ve inandığı bir dava uğruna şehit oldu. Aaron, bu davaya dikkat çekmek için akla gelebilecek en kötü acılara bile katlanmaya hazırdı.

Ölümü, ana akım medya ve siyasi çevrelerde yankı buldu. Birçok kişi, onu “tehlikeli, dengesiz bir radikal” ya da daha da kötü niyetli bir yaklaşımla, “derin içsel mücadeleler sonucu intihar eden akıl sağlığı sorunları olan bir insan” olarak şeytanlaştırıp taşladı.

Haberler yankılanmaya başlayınca, birçok kişi, düşüncelerini kaleme aldı, görüşlerini açıkladı ve tanık oldukları vahşet dolu olayları analiz etmek ve bunlarla boğuşmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Diğerleri ise bu anı, kendi hayatları üzerine düşünmek, Aaron’ın hayatını adadığı dava için verdikleri çabaları analiz etmek ve eyleminin, yaşayacağı acının, mücadele ettiği kişilerin acısıyla kıyaslanamayacak kadar az olduğu açık mesajıyla yapılmış olmasının korkunç gerçekliğiyle boğuşmak için bir fırsat olarak kullandı.

O günü dün gibi hatırlıyorum, bunu söyleyen bir tek ben değilim. Videodan önce haberi duydum ve videoyu izlemek için saatlerce mücadele ettim. Sonunda, Aaron’ın bu yöntemi dünyaya bir mesaj gönderme ihtiyacından dolayı seçtiğini bilerek izledim. Onun son eylemini salt bir manşet gibi ele alıp görmezden gelmeyi vicdanım el vermedi. Videonun sonunda, sanki nefesim kesilmiş gibi hissettim. Oturup ağlamak, sevdiklerimi aramak ve etrafımdakilere neler hissettiğimi anlatmaya çalışmak zorunda kaldım.

Örgütlü çalışma içinde olan insanlar da benim gibi aynı karmaşık duygu ağıyla boğuşuyordu. Hepimiz, şahit olduğumuz şeyle başa çıkmaya çalışıyorduk. “Bu asker ne yaptı öyle?”den “Ne yapmalıyız?”a, oradan hepimizin karşılaştığı “Yeterince şey yapıyor muyuz?”a kadar uzanan bir dizi soru, o gün yaptığım her telefon görüşmesinde ve mesajda karşılıklı olarak soruluyordu. Birçoğumuz için bunlar, o zamana dek Gazze’de Siyonist teşekkülün yürüttüğü soykırımcı harekât sırasında 30.000’den fazla Filistinlinin öldürülmesinden sonra zaten sorduğumuz sorulardı.

Bu soykırımı bir bağlam olarak merkeze almak zorundayız. Aaron’ın da istediği buydu. Aaron’ın eylemi çelişkilerle maluldü: Dikkati kendisine çeken, son derece sert bir şiddet eylemi gerçekleştirmişti ama neticede bu eylem, insanların dikkatini çekmesini umutsuzca istediği bir dava uğruna yapılmıştı. Savaştığı dava öne çıkarıldığı sürece, bir insan olarak tanınmadan bu dünyadan ayrılmanın onu mutlu edebileceğini söylemek acı verici olsa da mümkün. Kararı, tümüyle devrimci bir özverinin eseriydi: Aylardır gördüğü acılara, kısa bir anlığına bile olsa, dikkat çekmek için bedenini ve ruhunu kendisinden daha büyük bir davaya adadı. Peki Aaron, ne görmüştü?

Hepimiz gibi Aaron da 7 Ekim 2023’ten bu yana geçen günleri, haftaları ve ayları dijital dünyada yaşanan anlatılmamış dehşetlere tanık olarak geçirdi. Gazze’deki soykırım, dünyanın yaşadıkları ve on yıllardır yaşadıkları acımasız sömürgeci şiddeti görmesini isteyen Filistinliler tarafından başından beri canlı yayınlanan bir olaydı. Binlerce Filistinli, İsrail bombaları ve mermileriyle aktif olarak katlediliyordu. Bu bombaların ve mermilerin çoğu, doğrudan ABD'li emperyalist hamisi tarafından sağlanmıştı. Enkaz altında ezilen çocukları, aile üyelerinin kalıntılarını çuvallarda taşıyan babaları, İsrail zırhlı buldozerlerin çiğnediği insanları, Gazze’de tüm binaların yerle yeksan edilmesini ve sakinlerinin işgalci bir ordu tarafından toplanıp öldürülmesini gösteren videolar, her gün gözlerimizin önünden geçiyordu.

Hepimiz, bu görüntüleri ve videoları görmüştük. Bunların çoğu, günlerdir sahada cesurca çalışan, aynı ordunun doğrudan hedef aldığı ve çevrelerinde olup bitenleri dünyaya anlatabilecek kişileri öldürdüğü Filistinli gazeteciler tarafından sağlanmıştı. Bu görüntüler ekranlarımızı doldurdukça, protestolarımız, oturma eylemlerimiz, mektup yazma kampanyalarımız ve daha birçok girişimimiz devam eden olayları değiştirme konusunda başarısız olunca, umutsuzluğumuz daha da arttı. Binlerce insan, sokaklara döküldü ve ister Demokrat ister Cumhuriyetçi olsun, politikacılarımızın, Gazze’deki soykırıma, siyasi tabanlarının çıkarlarını bile aşan bir şekilde bağlı olduklarını gördü.

Aaron da bizim gördüğümüz aynı görüntüleri gördü. Şahit olduğu katliamda doğrudan suç ortağı olan bir ordunun üniformasını giyerken, eşsiz bir çaresizlik ve belki de suçluluk duygusu hissedip hissetmediği sorgulanmalı. Arkadaşları ve ailesine göre, siyasi gelişimi onu askerlik yaparken anarşist olmaya yönlendirdi ki bu da onun için karmaşık bir iç mücadeleye yol açmış olmalı.

Sanırım, kendi kendine birçok ciddi konuşma yapmıştır, ama dürüst olmak gerekirse, bunu asla bilemeyeceğiz. Son ifadesi, en azından belli bir düzeyde suç ortaklığı yaptığını düşündüğünün, artık bu suç ortaklığına devam etmek istemediğinin delili. Bu, artık bizim için tüm çıplaklığıyla ortada.

Aaron’ın siyasi gelişimi ve görüşleri empatiden doğmuş. Onun sözleri üzerinden, sıradan insana derin bir sevgi duyan birinin resmine ulaşmak mümkün. Aaron şu sözlerin tarif ettiği insan:

“Muhafazakâr bir toplulukta büyüdüğüm zamanlardan beri evsizlik denilen gerçeklik, beni her zaman rahatsız etmiştir. Dayanışma siyasetinin önemine inanmaya başladım ve evsizliğin dayatılmasını, hepimizin iyiliği için karşı çıkılması gereken sınıf savaşının önemli bir cephesi olarak görüyorum. Evsiz komşularıma yardım etmeyi ahlaki bir yükümlülük, sosyal adalet meselesi ve iyi bir siyaset meselesi olarak görüyorum. Eğer bugün benden daha fazla ötekileştirilmiş olanların yanında durmazsam, yarın kim benim yanımda duracak?

Zorla evsiz bırakmayı toplumsal bir başarısızlık ve insanlığa karşı bir suç olarak görüyorum. Hiç kimsenin temel insani ihtiyaçlarından mahrum bırakılmayı hak etmediğine inanıyorum. İstem dışı bir durum olan evsizliğin ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyorum.”

Bu tür görüntüleri gördükten sonra seçtiği eylem, şiddet içerikli ve bazıları için tartışmalı olsa da, tarihsel bağlamdan yoksun değil.

Kendini yakma, tarih boyunca sayısız mücadelede sıkça başvurulan bir siyasi protesto biçimi olmuştur. Özellikle, Güney Vietnam’daki ABD’ye bağlı kukla hükümetin baskısı altında yaşayan Budist rahipler, rejimin politikalarını protesto etmek için kendilerini yakmışlardır.

Tik Nat Han, sonrasında Martin Luther King Jr.’a yazdığı bir mektupta, yaptıkları eylemlerle ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Kendini ateşe vermek, söylediğin şeyin son derece önemli olduğunu kanıtlamaktır. Kendini yakmaktan daha acı verici bir şey yoktur. Bu tür bir acıyı yaşarken bir şey söylemek, bunu son derece cesaret, açıklık, kararlılık ve samimiyetle söylemektir.”

Bence, Aaron’ın fedakârlığının birinci yıldönümüne yaklaşırken içselleştirmemiz gereken şey budur. Birçok kişi, onun eylemine bakıp, yoldaşlarımız zor durumdayken çözümün daha iyi ruh sağlığı sistemleri olduğunu, bu eylemin yüceltilecek bir şey olmadığını ve ölümünün temsil ettiği şeyin talihsiz ama güçlü bir şey olduğunu düşünme eğilimindedir. Bence bu, Aaron’ın anısına veya seçtiği yola haksızlıktır.

Aaron, emperyalist bir askeri gücün üyesi olarak, Filistin mücadelesinde hayat bulan bir insandı. Bu hayat onu, önündeki karmaşık çelişkiler ağını tanımaya ve uzun süreli siyasi ve tarihi öneme sahip bir eyleme girişmeye, bir şeyleri değiştirmeye çalışmaya zorladı. Eylemi, bencillik ve intihar olmaktan çok, hayata dair bir arayış ve ciddi, devrimci bir düşünceydi. O, derin içsel mücadeleleri olan ve intiharı seçen bir insan değil, bizi özgür bir Filistin’e ve özgür bir dünyaya bir adım daha yaklaştırmak için akıl almaz acılara katlanan bir insan olarak hatırlanmayı hak ediyor.

Onun hatırası, ruhlarımızda bir ateş yakmalı ve daha iyi bir dünya için olan bağlılığımızı değerlendirmeye zorlamalıdır. O, dünyanın her köşesinde özgürlük davası uğruna hayatlarını feda eden milyonlarca şehit arasında yer almaktadır. Eylemi, inançlarına olan bağlılığının ve gözlerinin önünde dehşetler yaşanırken kayıtsız kalmama isteğinin kanıtıdır. Yöntemlerini tekrarlamamız için bir çağrı olmasa da, Filistin nehirden denize kadar özgürleşene kadar hayatımızın her gününde ondaki adanmışlığı yeniden bugünde sergilemeye çalışmalıyız.

James Ray
25 Şubat 2025
Kaynak

0 Yorum: