İran’la
yaşanan 12 günlük savaş, Amerikan şirketi Palantir’i askeri yüksek teknoloji
alanında ön plana çıkarttı. Bugün o olmadan hiçbir çatışma yaşanamaz.
Palantir,
kısa süre önce Mosaic adında özel yazılım bir geliştirdi. Bu yazılım, İran’la
savaşta kullanıldı. Mosaic, dijital pazarın ilk günlerinde Google ve diğer
büyük Amerikan teknoloji şirketlerine yatırım yapan CIA’in fiili girişim fonu
In-Q-Tel’in finansmanıyla geliştirildi. Ortadoğu’da Mosaic, İran’ın nükleer tesislerine
ve diğer askeri tesislere ilişkin 400 milyondan fazla veri noktasını analiz
etti, bunların imhasına yönelik bir plan oluşturmak amacıyla kullanıldı. İran’ın
bir sonraki hamlelerini tahmin etmeye çalışmak için gizli tahmine dayalı analiz
algoritmaları kullanıldı.
Milyarder
Peter Thiel, Palantir’in kurucusu, Trump’ın ekibinin (ve şahsen ABD Başkan
Yardımcısı Vance’in) ana sponsoru. Bugün bu adını andığımız ortakları, hızla artan
askeri ihtiyaçları karşılarken, yapay zekânın gelişiminden aktif olarak
faydalanıyorlar. Örneğin, Palantir’in teknolojilerinin bu bahar İsrail’in “dakikalar
içinde düzinelerce İran füzesini ve insansız hava aracını” düşürmesine yardımcı
olduğuna inanılıyor. Medyada çıkan haberlerde, Palantir’in, İsrail Savunma
Kuvvetleri’nin (IDF) suikast algoritması Lavender AI ve diğerlerinin arkasında
olduğunu öne sürülüyor.
Aynı
zamanda, bu tür teknolojilerin kullanılabileceği potansiyel askeri alan salt Ortadoğu
ile sınırlı değil. Bir yıl önce, Palantir CEO’su Alex Karp, ABD’nin “büyük
olasılıkla üç cephede savaşacağını, bunların Çin, Rusya ve İran olduğunu”
resmen açıkladı. New York Times gazetesinin 17 Ağustos 2024 tarihli nüshasında
bu açıklamayı yorumlayan yazıda, Palantir CEO’sunun şu önemli sözleri
aktarıldı: “Bu nedenle, otonom silah sistemleri ile ilgili yoğun çalışmamızı
sürdürmemiz gerekiyor.” Devamında yazar şu yoruma yer verdi:
“Bence nükleer
caydırıcılığın aslında daha az etkili olduğu bir dönemdeyiz çünkü Batı’nın
nükleer bomba gibi bir şey kullanması pek olası değil ama rakiplerimiz
kullanabilir. [...] Teknolojik eşitliğin söz konusu olduğu koşullarda bir de
ahlaki eşitsizlik mevcutsa, gerçek eşitsizlik düşündüğünüzden çok daha büyüktür.
[...] Ahlaki eşitliğe sahip olmadığımız için onların büyük bir avantajı var. [...]
Bay Karp, Terminator robotlarına ‘çok yakın’ olduğumuzu, ‘savaşın önemli
araçları haline gelecek bazı otonom insansız hava araçları ve benzeri şeylerin’
eşiğinde olduğumuzu söyledi. Bunu zaten Ukrayna’da görüyorsunuz.”
Palantir,
2003 yılında Peter Thiel ve Alex Karp’ın da aralarında bulunduğu beş kişi
tarafından, o yılın sonunda askıya alınan DARPA TIA Total/Terörizm Bilgi
Farkındalığı projesini yeniden canlandırmak amacıyla kuruldu. Palantir’in 2008
yılına kadar tek müşterisi CIA’di. İlk fon sağlayıcısı ise yukarıda bahsedilen
ajansın girişim kolu In-Q-Tel’di.
Bugün
Palantir, sadece bir analiz platformundan çok daha fazlası. Diğer şeylerin yanı
sıra, gözetim, tahmin ve nüfuz kurmak için kullanılan küresel bir dijital
altyapı. Başlangıçta Amerikan istihbaratının çıkarları doğrultusunda
kullanıldı. Daha sonra çokuluslu şirketler, BM’ye bağlı küreselci yapılar,
hükümetler ve vakıflar müşterisi oldu. Şimdi ise, mevcut “küresel söylemin
efendileri”nce istenmeyen ülkelere ve halklara yönelik askeri operasyonlara
açık askeri-analitik destek sağlamak için kullanılıyor.
Bu
arada, Palantir’in 2023’ten beri Kiev rejimini desteklemesinin, Ukrayna Silahlı
Kuvvetleri’nin eylemlerini koordine etmesine ve yapay zekâ sistemleri
aracılığıyla Rusların karşılıklı olarak yok edilmesine yardımcı olmasının nedeni
de bu. Peter Thiel, Palantir’in Ukrayna’daki kullanımını “taktiksel nükleer
silahlara eşdeğer bir avantaj” olarak nitelendiriyor. (Burada biraz açıklama
yapalım: Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için istihbarat, füze güdümü, insansız hava
araçları vb. yalnızca Palantir tarafından sağlanmıyor. Peter Thiel’in
şirketinin önemli katkısını kabul ederken, arkadaşı Elon Musk’ın interneti
Starlink’i ve Trump’ı iktidara getiren ekibin diğer suç ortaklarını, ayrıca bilişim
teknolojileri uzmanlarını da unutmamalıyız. Bunlar, Ruslarla olan savaşı para
kazanmanın ve teknolojilerini test etmenin bir yolu olarak görüyorlar.)
Küresel
ölçekte Palantir, algoritmaları aracılığıyla yalnızca davranışları, seçimleri
ve protestoları filtrelemekle kalmıyor, aynı zamanda bunları düzeltiyor. CIA’in
de katılımıyla kurulan bu şirketin başkanı, Palantir’in dünya çapında COVID-19
aşılarının dağıtımına katkıda bulunduğunu, Avrupa’da “aşırı sağın büyümesini
durdurduğunu” açıkça itiraf etti. Gerçekten de, COVID pandemisi sırasında
kampanya, yalnızca virüs izleme için değil, aynı zamanda davranış izleme için
de araçlar sağlayarak Dünya Sağlık Örgütü, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri
(CDC) ve AB’ye bağlı devletlerin sağlık bakanlıklarıyla aktif olarak işbirliği
yaptı.
Aşı
kampanyası sırasında Palantir’in algoritmaları, bölge ve sosyal gruba göre “aşılama
eğilimi”ni tahmin eden “ikna stratejileri” geliştirdi. Örneğin, İngiltere’de
şirket, Ulusal Sağlık Hizmeti’nin (NHS) yönetimine dâhil olarak, açık bir kamu
denetimi olmaksızın, milyonlarca hasta kaydına erişim sağladı. Aynı zamanda
Palantir, Avrupa’da “dezenformasyon” ve “radikal hareketlerle” mücadele etmek
için sözleşmeler imzaladı.
Kullanılan
veriler aynıydı. Bu veriler, algoritmalar, müşteriler veya siyasi talimatlar
üzerinden yorumlandı. Bugün Palantir, çözümlerinin “gerekli” kamu davranışını
şekillendirmeyi, “istenmeyen eğilimlere” karşı koymayı, müşteriler için hoş
karşılanmayan görüşleri ve siyasi güçleri etkisiz hale getirmeyi amaçladığını açıktan
kabul ediyor. “Radikalizmle mücadele”yle örneğin seçmenlerden veya farklı
görüşlere sahip kişilerden alternatif oyları ortadan kaldırmak arasında nerede
çizgi çekildiğini belirtmiyor.
Palantir,
teknolojik etkinin tercihin önüne geçtiği ve onu tamamen ortadan kaldırarak
sosyal yaşamdan dışlamayı amaçladığı yeni bir sosyal ortamın mimarı olarak
rolünü artık daha fazla yerine getiriyor. Hem küresel hem de bölgesel düzeyde,
Palantir, uzun zamandır basit bir analiz platformundan çok daha fazlası. En iyi
ihtimalle gizli, perde gerisinde faaliyet yürüten, kontrol amaçlı bir altyapı.
Ancak gezegenin bazı bölgelerinde eylemleri artık gizli saklı değil.
Örneğin,
Ortadoğu’da Palantir sistemleri, Filistin halkının “tam gözetimi” için
halihazırda aktif olarak kullanılıyor. Bu bahar, İsrail yetkilileri, Gazze’de
600.000 kişi için bir “insani yardım kampı” inşa edilmesini emretti. Bu kamp, savaş öncesi girişlerin sınırlı olduğu Gazze’nin yüzde
20’sinden daha ufak bir alana kurulacak.
Analistlerin
de belirttiği gibi, İsrailliler, hesaplı, belirli bir yöntem üzerinden soykırım
yapıyorlar: Zorla yerinden edilmiş kişiler için kurulan mevcut kamplara
bakıldığında (İsrail Savunma Kuvvetleri liderliğinin bu konuda otuzdan fazla
resmi emir yayınladığı, Gazze’nin 79 bölgesinden 68’inin nüfusunun yerinden
edildiği hatırlanmalı), şu tablo gözlemlenebilir: Salgın hastalıklar epey
etkili. Yetersiz hijyen koşulları sağlığı bozuyor. Toplu katliamlar, İsrail
ordusu için gıda dağıtımı esnasında başvurduğu olağan bir yöntem (uluslararası
gözlemciler bile katliamlara şahit oldular).
Uzmanlar,
Palantir’in yaşananlara olan ilgisini şu şekilde açıklıyorlar: Palantir ve Amerika’nın
diğer teknoloji şirketleri, toplumu yeniden yapılandırmayı, bilhassa yargı
sisteminde ve uluslararası alanda radikal değişiklikler gerçekleştirmeyi uzun
zaman önce kafaya koymuşlar.
Bu
şirketlerin ürünleri ilkin El Salvador’da test edildi. Bu ülkede “dijital
adalet ve kontrol” sistemi, suçla herhangi bir bağlantısı olduğundan
şüphelenilen herkesin, mahkûmların dijital planda tam anlamıyla kontrol
edildikleri, dışarıdan gözlendikleri aşırı güvenlikli bir hapishaneye (CECOT)
toplu olarak tıkıldığı süreçte etkili olduğunu ortaya koydu. Bu hapishanenin
mahkûmları için Palantir, jüri, savcı ve avukat rolünü üstlendi.
Bir
yandan, bu tür bir “dijital adalet ve kontrol” sistemi, geleneksel önlemlerin
on yıllarca etkisiz kaldığı düşünülen binlerce suçlunun sokaklardan
uzaklaştırılmasına yardımcı oldu (tabii bu arada, güçlü çetelerin ve
kartellerin liderleri ile El Salvador ve ABD hükümetleri arasındaki bağlantılara
dair sorular hâlâ cevapsız).
Öte
yandan, katiller ve uyuşturucu satıcılarının yanı sıra, 15 yıldır ödenmeyen
park cezaları türünden “tehlikeli suçlar” işleyen binlerce kişi de parmaklıklar
ardına konuldu. Bu dijital toplama kampının sahipleri, mahkûmlara azılı
haydutlar gibi muamele ederek, haklı olanlarla haksız olanlar arasında hiçbir
ayrım gözetmediler.
Bu
tür sistemler, her şeye ve herkese tatbik edilebildiğinden, bu konuda teknik herhangi
bir engel bulunmadığından (hatta ahlaki engeller de giderek azaldığından), deneyin
kapsamı, yasadışı göçle mücadele alanını da içerecek şekilde genişletildi: ABD merkezi
hükümetine bağlı kurumlar, göçmenleri takip etmede Palantir ile aktif olarak
işbirliği yapıyor, “dijital kamp” uygulamasına onları da dâhil ediyor. Henüz El
Salvador’daki mega hapishane ve Gazze’deki toplama kampı kadar büyük değiller,
ancak bu yönde çalışmalar sürüyor. Aynı zamanda, büyük teknoloji şirketlerinin
ve Amerika’nın (Eric Prince türünden) özel askeri şirketlerinin temsilcileri,
diğer şeylerin yanı sıra, Çin’in Uygur kampları sisteminin deneyimini aktif
olarak benimsiyorlar.
İsrail’de,
kuruluşundan beri ülke yetkilileriyle işbirliği içinde olan Palantir’in yanı
sıra güçlü ve gizemli bir Amerikan teknoloji devi olan Black & Veatch
Corporation da bu yönde çalışma yürütüyor. Zararsız bir “altyapı şirketi” maskesinin
ardına saklanan bu şirket, gerçekte Pentagon’un başlıca askeri
yüklenicilerinden biri olup, etkisi ve erişimi kendisinden daha şöhretli olan Lockheed
Martin şirketini.’u bile gölgede bırakıyor.
Uzmanlara
göre, Black & Veatch, sıradan bir şirket olmaktan çok uzak. İş alanları
askeri inşaattan biyolojik silah geliştirmeye (ünlü “koronavirüsün” tüm dünyaya
yayıldığı Vuhan biyolaboratuvarının inşasında ana yükleniciydi) ve “dijital
şehirlere” kadar uzanıyor: Şirket, yalnızca gelişmiş inşaat çözümlerini değil,
aynı zamanda siber güvenliği ve Filistinlileri takip etmek için kullanılan gelişmiş
sistemleri de bir araya getiren yenilikçi altyapı projelerine aktif olarak
yöneliyor.
Black
& Veatch, Gazze’nin altyapısıyla ilgili çalışmalar konusunda hazırlanan tüm
sözleşmeleri kendisine bağlamış durumda. Sonuç olarak bu şirket, Filistinliler
için toplama kamplarını dünyanın en büyük askeri inşaat şirketlerinden biri inşa
edecek. Dijital “ürünleri” ise Palantir projeleriyle ve İsrail’in Filistinliler
üzerinde mutlak kontrol sahibi olacağı devasa filtreleme merkezi kurma
arzusuyla kusursuz bir biçimde örtüşüyor.
Öte
yandan, bu projeler uygulanacaksa “dijital adalet”, küresel bir norm haline
gelip meşrulaşmak zorunda. İsrail, eskiden beri Batı’nın etkisi altında olan,
Ortadoğu’da inşa edilmiş bir “medeniyet karakolu” olarak görülmüştür. Bu
projeye Avrupa ve ABD’de herhangi bir tepkinin olmaması, bu tür cezaevlerinin
orada da doğal bir olgu haline geleceğinin kesin bir işaretidir.
Ortadoğu
gündemi, ABD içindeki mücadelelerin üzerini örtmüş, hatta iç huzursuzluğun
alevlerini geçici olarak söndürmüştür. Senatoda ilk önemli kurbanların kanı
dökülmüş olmasına rağmen gerçek budur.
Bugün
Amerika’da iktidarda olanlar, İsrail’de inşa edilecek küresel toplama kampının
yöntemlerini ve uygulamalarını yakından inceliyor, bir anlamda ileride ABD’de
kullanılacak bu türden kampları şimdiden teste tabi tutuyorlar.
Oleg Sergeyev
20
Temmuz 2025
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder