16 Şubat 2026

,

L


Marx’ın eşi Jenny, 21 Ocak 1877 günü, Birinci Enternasyonal’in bir ara genel sekreterliğini yapan Friedrich Adolph Sorge’ye mektup yazıyor. Mektubun bir yerinde Jenny, şunları söylüyor:

“Kocam, şu an Doğu Sorunu’na dalmış durumda ve tüm Hristiyanların çevirdikleri dolaplara, zulümlerin sırtından geçinenlere karşı Muhammed’in evlatlarının sahneye onurlu ve sarsılmaz bir biçimde girmeleri karşısında sevinç naraları atmakla meşgul.”[1]

Toplu Eserler'in İngilizcesinde de Almancasında da bu cümlelerin yanına bir dipnot düşülmüş. Orada şu söyleniyor:

“Nisan 1876’da Bulgaristan’da ulusal kurtuluş ayaklanması başladı. Mayıs ayında Türk birliklerince acımasızca bastırıldı. Birçok ülkenin basını ‘Türk vahşeti’ne duyduğu öfkeyi dile getirdi.”[2]

Bu dipnottaki açıklama, Doğu Perinçek’i kesmemiş olacak ki gazetesinde bu mektupla ve mektupta bahsedilen “Muhammed’in evlatları”yla ilgili bir şerhe imza atıyor.[3] Orada Perinçek, “Marx’ın ‘Muhammed’in evlâtları’ diye andığı devrimcilerin sağlam ve onurlu çıkışları Türkiye’de oldu. O günlerde 1876 Devrimi henüz taptaze. Bir ay önce 23 Aralık 1876 günü Kanunu Esasî ilan edilmişti” diyor. Yalan söylüyor. Marx, fukara Müslüman Doğu ile bağ kurmasın diye uğraşıyor.

Perinçek, İngilizlere verdiği din düşmanlığı yapma sözü kapsamında yazdığı yazıda, tarihi çarpıtıyor. Bulgar isyanının arkasında İngilizler var. Belki de onları temize çıkartmaya çalışıyor. Ama esas olarak, AKP’deki yoldaşlarına, “II. Mahmut, Abdulhamid, Mustafa Kemal hattından kopmayın” buyuruyor. Marx’ın övdüğü Muhammedilerin illaki kendisi gibi dinsizler olacağı imasında bulunuyor. Batı’dan buraya doğru imal ve inşa edilmiş kibrin içinden konuşuyor.

Kavga edip durduğu yoldaşı Yalçın Küçük’le televizyon tartışmasında Amerika’nın AKP’yi devirme planlarını ele alıyorlar. Perinçek, “Amerika’dan yana olamayız” derken, Küçük “pekâlâ olabiliriz” buyuruyor.

Dün “İkinci Mahmut, İkinci Hamit ve Mustafa Kemal... Kemalizmin acımasız bombardımanı içinde yetişen kuşaklar kabul etmese de bu üç isim, birbirinin devamı, özde bir ve aynı sayılmalı”[4] diyen Yalçın Küçük, aynı AKP’nin kendilerini Kemalist yaptığını söylüyor. O hatta hep bağlı olan Küçük, gidiyor, Mehmet Ağar ile akşam yemeği yiyor.

Perinçek de Yalçın Küçük de devletin kucağında yetişmiş, sosyalist hareket içine yerleştirilmiş memurlar. Küçük’e “şunu söyle” diyorlar, o da söylüyor, “şunu yaz” diyorlar, o da yazıyor. Lenin karikatürü olarak pazarlanan Küçük, onu tasfiye eden bir istihbarat aygıtından başka bir şey değil.

Söz konusu yazısının yer aldığı dergi, tam da Sovyetler’in dağıldığı, ülkede devletin saldırılarının yoğunlaştığı, 12 Eylül balyozunun hafifletilip bir tür sola alan açıldığı evrede çıkıyor. Özgür Üniversite, Keçiören belediyesine ait bir binada derslerine başlıyor. Marx’ı kürsüye hapsetme niyetinde olanların sesi çok çıkıyor.

Aynı derginin bir başka sayısında “Döneklerin ve Burjuvaların Marx Övgüsü” başlıklı bir yazı yayınlanıyor.[5] Wall Street Journal’da çıkan, Marx’ı aslında Lenin’in ve Ekim’in bozduğunu söyleyen yazı eleştiriliyor. Zülfü Livaneli ve Çetin Altan gibi isimlerin bu yazıya destek için yazılar yazdığından, Marx’ın bilim adamı ve proseför olarak kalması gerektiğini söylediklerinden bahsediliyor. Yazının sonunda, “Lenin Marksizmi devrimcileştiriyor ancak Marksist iktisada katkısı çok sınırlıdır. Şimdi en büyük görev, ekonomi politiğin devrimcileştirilmesidir” deniliyor. Bu amaçla kurulan Özgür Üniversite’nin rektörü Yalçın Küçük, dekanı da “Ekim Devrimi işçi sınıfına karşı yapılmış burjuva bir darbedir” diyen, devrimci örgüt düşmanı Fikret Başkaya oluyor. Devrimci ekonomi politik derslerini Kafaoğlu gibi bir CHP'li veriyor.

Ekonomi politik tam devrimcileştirilecekken, o bu niyeti taşıyanları bir bir düzenin bekçisi yapıyor. Aynı Yalçın Küçük, sonrasında Proudhon’u savunuyor. AKP’ye örtük destek anlamında, Fransız imparatorunun herkesten savaş için vergi toplayan maliye bakanını övüyor. Zımnen diyor ki “dünya savaşa gidiyor. AKP’nin politikası doğru.”

Bu değişimin sebebini anlamak için Toplumsal Kurtuluş dergisinin 60. sayısına bakmak gerek. Derginin son sayfasındaki notta “iki sosyalizm var: Birincisi, kapitalizmi ve tekeller düzenini terbiye eden sosyalizmdir. İkincisi, sınıfları, kapitalizmi ve tekeller düzenini ortadan kaldıran sosyalizmdir” denildikten sonra, Türkiye’ye yönelik şu değerlendirmeye yer veriliyor:

“Sayıları üçe varan ‘legal’ ve ‘sosyalist’ partiler, bu düzeni terbiye etmeyi üstlenmiş çıkışlardır. Her üçü de düzenle, düzenin devleti ile kavga etmemeye dayalıdırlar. Burada turnusol kağıdı, devrimci Kürt hareketine yaklaşımdır; bunların üçü de, burada, devrimcilikten çok devlete yakındırlar. Devlet için makbuldürler. Zaman içinde devlet açısından çekicilikleri daha da artacaktır. İlki, adını ‘İşçi’ partisine çevireni, büyük bir abartmacılık içinde, çok kısa dönemli politikalarla bir uçtan diğerine zigzag çizmektedir. İkincisinin, ‘Birlik’ olanının, içi geçmiştir. Üçüncüsü, ‘Türkiye’ adını taşıyan ise, öğrenci derneği olarak ortaya çıkmaktadır. Her üçünün ortak çizgisi ise treni kaçırmış olmalarıdır. Toplumda hiçbir mücadelenin sahibi olmayan, hiçbir kavgayla özdeşleşmeyenlerin sosyalizm adına ortaya çıkmaları trajiktir.”[6]

İçinde “Türkiye” kelimesi geçen parti, STP, yani bugünkü TKP’dir. Yalçın Küçük, öğrencilerine ilk tokadı o gün atmıştır. Hepsine gerekli terbiyeyi vermiş, yola sokmuştur. Parti kodamanları, gerekli mesajı almışlardır. Devrimci örgütlerle ittifak arayışı içinde olan parti, onlara saldırmaya başlamıştır. Artık tek siyaseti, sosyalist hareketi sermayeye ve devlete göre terbiye etmektir. “Kapitalizmi ve tekeller düzenini ortadan kaldıran sosyalizm” hizaya sokulmuştur.

15 Temmuz sonrası televizyon ekranlarına çıkan bir subay, devletin derinliklerinde çalıştığını, bir binada görev aldığını, haftalar içerisinde yürüdüğü koridorların “devletin ta kendisi” olduğunu anladığını söylüyordu. Devamında şu öneriyi yapıyordu. “Bu L şeklindeki koridorun halkla, toplumla ilişkilendirilmesi gerek.” ÖDP, TKP gibi yapılar, bu bağla ilgilidir. Başka işleri yoktur. “Kapitalizmi ve tekeller düzenini ortadan kaldıracak sosyalizm” tasfiye edilmelidir.

“Laiklik” ve “yurttaş” kelimelerinin birlikte kullanılması, sınıfın ve sosyalizmin tasfiyesi, o L şeklindeki koridora bağlanmanın neticesidir. Herkes, Çevik Bir’in askeri kılınmıştır. NATO-CIA-Pentagon’un Müslüman karşıtı mücadelesine ortak olunmuştur.

Bugün o Marksizm-Leninizm düşmanı Zülfü Livaneli varlığını, polisin elinden çorba içen Barış Yıldırım’da sürdürüyor. Yol, oradan ilerliyor. O çorba kaşığının orada kalmadığı açık. Barış, her taşın altından çıkıyor. Zülfü hocası gibi her şeyden anlıyor ama yarım yamalak. Sosyal medyasını kendini pazarlamak için kullanıyor. THKP geleneğini tasfiye etmek için uğraşıyor.

Barış, esas olarak “solculuk tüccarı” olarak faaliyet yürütüyor. Onun para ettiğini biliyor. Her şeyi sulandırıyor, “örgütsel bağlanımsız” haline uyduruk şiirler döşeniyor, mücadeleyi tasfiye ediyor. Satılacak metaa indirgenmiş solculuk, sosyal medyada çürüyor, çürütüyor. Çapaklarından arındırılıyor. Hoş seda olarak tüketiliyor.

Kendisine yönelik eleştiriyi “sağlıklı beden”ine ve “sağlıklı zihnine” saldırı olarak kodlayan Barış, bu eleştirileri savuşturma yöntemini bir yerlerden öğreniyor. Bu sağlıklı beden ve zihin, efendilere verilmiş bir söz aslında.

Kemal Okuyan da her bir hasmını “virüs” olarak görüyor. Bu beden tasavvuru, hastalık ve virüse dair imgeler, kontrgerilla talimnamelerinin uzantısı.

Kısa süre önce vefat eden Michael Parenti, kitabında aynı Wall Street Journal gazetesinde çıkan, Moskova aydınları ile ilgili yazıdan alıntı yapıyor. Burada Livaneli ve onun yelkenini üfleyen solcular tarif ediliyor. Hepsinin de sonrasında komünizm ve Marksizm düşmanı oldukları biliniyor:

“Moskova aydını, küçümsemenin ustasıdır ve aptallar tarafından yönetilen bir dünyada yaşadığını düşünür. Doğru cevapları bulduğundan gayet emindir. Anında vereceği cevap açıktır: demokrasi ve kapitalizm. Kendi kendine koyduğu görev, yoluna çıkan aptalları ezmektir. [...] Bu demokrat aydınlar, Ronald Reagan’ı, Marlboro’yu ve Amerikan İç Savaşı’ndaki Güney’i seviyorlar.”[7]

Zülfü Livaneli gibi bir tescilli antikomünistle yol yürüyen, kıyasıya eleştirilmelidir. Marksizmi Leninizmden ayrıştıranlar, sosyalist hareketi disipline ve terbiye etmeye çalışanlar, eleştiri silahının hedef tahtasından inmemelidir.

Eren Balkır
15 Şubat 2026

Dipnotlar:
[1] Karl Marx ve Friedrich Engels, Werke, 34. Cilt, 1966, s. 525.

[2] Karl Marx ve Friedrich Engels, Werke, 34. Cilt, 1966, s. 547.

[3] Doğu Perinçek, “Marx’ın Övdüğü ‘Muhammed’in Evlâtları’ Kimlerdi?”, 24 Kasım 2023, Aydınlık.

[4] Yalçın Küçük, Toplumsal Kurtuluş, Sayı 60, Ocak 1993, s. 22. Tüstav.

[5] Toplumsal Kurtuluş, “Döneklerin ve Burjuvaların Marx Övgüsü”, Sayı 52-53, Şubat-Mart 1992, s. 9. Tüstav.

[6] Toplumsal Kurtuluş, Sayı 60, Ocak 1993, s. 49. Tüstav.

[7] Michael Parenti, Blackshirts & Reds: Rational Fascism & the Overthrow of Communism, City Lights Books, 1997, s. 69.

0 Yorum: