Marx’ın
eşi Jenny, 21 Ocak 1877 günü, Birinci Enternasyonal’in bir ara genel
sekreterliğini yapan Friedrich Adolph Sorge’ye mektup yazıyor. Mektubun bir
yerinde Jenny, şunları söylüyor:
“Kocam, şu an Doğu
Sorunu’na dalmış durumda ve tüm Hristiyanların çevirdikleri dolaplara,
zulümlerin sırtından geçinenlere karşı Muhammed’in evlatlarının sahneye onurlu
ve sarsılmaz bir biçimde girmeleri karşısında sevinç naraları atmakla meşgul.”[1]
Toplu Eserler'in İngilizcesinde de Almancasında da bu cümlelerin yanına bir dipnot düşülmüş. Orada şu söyleniyor:
“Nisan 1876’da Bulgaristan’da
ulusal kurtuluş ayaklanması başladı. Mayıs ayında Türk birliklerince acımasızca
bastırıldı. Birçok ülkenin basını ‘Türk vahşeti’ne duyduğu öfkeyi dile getirdi.”[2]
Bu
dipnottaki açıklama, Doğu Perinçek’i kesmemiş olacak ki gazetesinde bu mektupla
ve mektupta bahsedilen “Muhammed’in evlatları”yla ilgili bir şerhe imza atıyor.[3]
Orada Perinçek, “Marx’ın ‘Muhammed’in evlâtları’ diye andığı devrimcilerin
sağlam ve onurlu çıkışları Türkiye’de oldu. O günlerde 1876 Devrimi henüz
taptaze. Bir ay önce 23 Aralık 1876 günü Kanunu Esasî ilan edilmişti” diyor. Yalan
söylüyor. Marx, fukara Müslüman Doğu ile bağ kurmasın diye uğraşıyor.
Perinçek,
İngilizlere verdiği din düşmanlığı yapma sözü kapsamında yazdığı yazıda, tarihi
çarpıtıyor. Bulgar isyanının arkasında İngilizler var. Belki de onları temize
çıkartmaya çalışıyor. Ama esas olarak, AKP’deki yoldaşlarına, “II. Mahmut,
Abdulhamid, Mustafa Kemal hattından kopmayın” buyuruyor. Marx’ın övdüğü Muhammedilerin
illaki kendisi gibi dinsizler olacağı imasında bulunuyor. Batı’dan buraya doğru
imal ve inşa edilmiş kibrin içinden konuşuyor.
Kavga
edip durduğu yoldaşı Yalçın Küçük’le televizyon tartışmasında Amerika’nın AKP’yi
devirme planlarını ele alıyorlar. Perinçek, “Amerika’dan yana olamayız” derken,
Küçük “pekâlâ olabiliriz” buyuruyor.
Dün
“İkinci Mahmut, İkinci Hamit ve Mustafa Kemal... Kemalizmin acımasız
bombardımanı içinde yetişen kuşaklar kabul etmese de bu üç isim, birbirinin
devamı, özde bir ve aynı sayılmalı”[4] diyen Yalçın Küçük, aynı AKP’nin
kendilerini Kemalist yaptığını söylüyor. O hatta hep bağlı olan Küçük, gidiyor, Mehmet Ağar ile akşam yemeği
yiyor.
Perinçek
de Yalçın Küçük de devletin kucağında yetişmiş, sosyalist hareket içine
yerleştirilmiş memurlar. Küçük’e “şunu söyle” diyorlar, o da söylüyor, “şunu
yaz” diyorlar, o da yazıyor. Lenin karikatürü olarak pazarlanan Küçük, onu tasfiye eden bir istihbarat aygıtından başka bir şey değil.
Söz
konusu yazısının yer aldığı dergi, tam da Sovyetler’in dağıldığı, ülkede
devletin saldırılarının yoğunlaştığı, 12 Eylül balyozunun hafifletilip bir tür sola
alan açıldığı evrede çıkıyor. Özgür Üniversite, Keçiören belediyesine ait bir
binada derslerine başlıyor. Marx’ı kürsüye hapsetme niyetinde olanların sesi
çok çıkıyor.
Aynı
derginin bir başka sayısında “Döneklerin ve Burjuvaların Marx Övgüsü” başlıklı
bir yazı yayınlanıyor.[5] Wall Street Journal’da çıkan, Marx’ı aslında Lenin’in
ve Ekim’in bozduğunu söyleyen yazı eleştiriliyor. Zülfü Livaneli ve Çetin Altan
gibi isimlerin bu yazıya destek için yazılar yazdığından, Marx’ın bilim adamı
ve proseför olarak kalması gerektiğini söylediklerinden bahsediliyor. Yazının sonunda,
“Lenin Marksizmi devrimcileştiriyor ancak Marksist iktisada katkısı çok
sınırlıdır. Şimdi en büyük görev, ekonomi politiğin devrimcileştirilmesidir”
deniliyor. Bu amaçla kurulan Özgür Üniversite’nin rektörü Yalçın Küçük, dekanı
da “Ekim Devrimi işçi sınıfına karşı yapılmış burjuva bir darbedir” diyen, devrimci
örgüt düşmanı Fikret Başkaya oluyor. Devrimci ekonomi politik derslerini Kafaoğlu gibi bir CHP'li veriyor.
Ekonomi
politik tam devrimcileştirilecekken, o bu niyeti taşıyanları bir bir düzenin
bekçisi yapıyor. Aynı Yalçın Küçük, sonrasında Proudhon’u savunuyor. AKP’ye örtük
destek anlamında, Fransız imparatorunun herkesten savaş için vergi toplayan
maliye bakanını övüyor. Zımnen diyor ki “dünya savaşa gidiyor. AKP’nin
politikası doğru.”
Bu
değişimin sebebini anlamak için Toplumsal Kurtuluş dergisinin 60.
sayısına bakmak gerek. Derginin son sayfasındaki notta “iki sosyalizm var: Birincisi,
kapitalizmi ve tekeller düzenini terbiye eden sosyalizmdir. İkincisi,
sınıfları, kapitalizmi ve tekeller düzenini ortadan kaldıran sosyalizmdir”
denildikten sonra, Türkiye’ye yönelik şu değerlendirmeye yer veriliyor:
“Sayıları üçe varan ‘legal’
ve ‘sosyalist’ partiler, bu düzeni terbiye etmeyi üstlenmiş çıkışlardır. Her
üçü de düzenle, düzenin devleti ile kavga etmemeye dayalıdırlar. Burada
turnusol kağıdı, devrimci Kürt hareketine yaklaşımdır; bunların üçü de, burada,
devrimcilikten çok devlete yakındırlar. Devlet için makbuldürler. Zaman içinde
devlet açısından çekicilikleri daha da artacaktır. İlki, adını ‘İşçi’ partisine
çevireni, büyük bir abartmacılık içinde, çok kısa dönemli politikalarla bir
uçtan diğerine zigzag çizmektedir. İkincisinin, ‘Birlik’ olanının, içi
geçmiştir. Üçüncüsü, ‘Türkiye’ adını taşıyan ise, öğrenci derneği olarak ortaya
çıkmaktadır. Her üçünün ortak çizgisi ise treni kaçırmış olmalarıdır. Toplumda
hiçbir mücadelenin sahibi olmayan, hiçbir kavgayla özdeşleşmeyenlerin sosyalizm
adına ortaya çıkmaları trajiktir.”[6]
İçinde
“Türkiye” kelimesi geçen parti, STP, yani bugünkü TKP’dir. Yalçın Küçük, öğrencilerine
ilk tokadı o gün atmıştır. Hepsine gerekli terbiyeyi vermiş, yola sokmuştur. Parti
kodamanları, gerekli mesajı almışlardır. Devrimci örgütlerle ittifak arayışı içinde
olan parti, onlara saldırmaya başlamıştır. Artık tek siyaseti, sosyalist
hareketi sermayeye ve devlete göre terbiye etmektir. “Kapitalizmi ve tekeller
düzenini ortadan kaldıran sosyalizm” hizaya sokulmuştur.
15
Temmuz sonrası televizyon ekranlarına çıkan bir subay, devletin derinliklerinde
çalıştığını, bir binada görev aldığını, haftalar içerisinde yürüdüğü
koridorların “devletin ta kendisi” olduğunu anladığını söylüyordu. Devamında şu
öneriyi yapıyordu. “Bu L şeklindeki koridorun halkla, toplumla ilişkilendirilmesi
gerek.” ÖDP, TKP gibi yapılar, bu bağla ilgilidir. Başka işleri yoktur. “Kapitalizmi
ve tekeller düzenini ortadan kaldıracak sosyalizm” tasfiye edilmelidir.
“Laiklik”
ve “yurttaş” kelimelerinin birlikte kullanılması, sınıfın ve sosyalizmin
tasfiyesi, o L şeklindeki koridora bağlanmanın neticesidir. Herkes, Çevik Bir’in
askeri kılınmıştır. NATO-CIA-Pentagon’un Müslüman karşıtı mücadelesine ortak
olunmuştur.
Bugün
o Marksizm-Leninizm düşmanı Zülfü Livaneli varlığını, polisin elinden çorba
içen Barış Yıldırım’da sürdürüyor. Yol, oradan ilerliyor. O çorba kaşığının
orada kalmadığı açık. Barış, her taşın altından çıkıyor. Zülfü hocası gibi her
şeyden anlıyor ama yarım yamalak. Sosyal medyasını kendini pazarlamak için
kullanıyor. THKP geleneğini tasfiye etmek için uğraşıyor.
Barış,
esas olarak “solculuk tüccarı” olarak faaliyet yürütüyor. Onun para ettiğini
biliyor. Her şeyi sulandırıyor, “örgütsel bağlanımsız” haline uyduruk şiirler
döşeniyor, mücadeleyi tasfiye ediyor. Satılacak metaa indirgenmiş solculuk,
sosyal medyada çürüyor, çürütüyor. Çapaklarından arındırılıyor. Hoş seda olarak
tüketiliyor.
Kendisine
yönelik eleştiriyi “sağlıklı beden”ine ve “sağlıklı zihnine” saldırı olarak kodlayan
Barış, bu eleştirileri savuşturma yöntemini bir yerlerden öğreniyor. Bu sağlıklı
beden ve zihin, efendilere verilmiş bir söz aslında.
Kemal
Okuyan da her bir hasmını “virüs” olarak görüyor. Bu beden tasavvuru, hastalık
ve virüse dair imgeler, kontrgerilla talimnamelerinin uzantısı.
Kısa
süre önce vefat eden Michael Parenti, kitabında aynı Wall Street Journal
gazetesinde çıkan, Moskova aydınları ile ilgili yazıdan alıntı yapıyor. Burada Livaneli
ve onun yelkenini üfleyen solcular tarif ediliyor. Hepsinin de sonrasında
komünizm ve Marksizm düşmanı oldukları biliniyor:
“Moskova aydını,
küçümsemenin ustasıdır ve aptallar tarafından yönetilen bir dünyada yaşadığını düşünür.
Doğru cevapları bulduğundan gayet emindir. Anında vereceği cevap açıktır:
demokrasi ve kapitalizm. Kendi kendine koyduğu görev, yoluna çıkan aptalları
ezmektir. [...] Bu demokrat aydınlar, Ronald Reagan’ı, Marlboro’yu ve Amerikan
İç Savaşı’ndaki Güney’i seviyorlar.”[7]
Zülfü
Livaneli gibi bir tescilli antikomünistle yol yürüyen, kıyasıya eleştirilmelidir.
Marksizmi Leninizmden ayrıştıranlar, sosyalist hareketi disipline ve terbiye
etmeye çalışanlar, eleştiri silahının hedef tahtasından inmemelidir.
Eren Balkır
15
Şubat 2026
Dipnotlar:
[1] Karl Marx ve Friedrich Engels, Werke, 34. Cilt, 1966, s. 525.
[2]
Karl Marx ve Friedrich Engels, Werke, 34. Cilt, 1966, s. 547.
[3]
Doğu Perinçek, “Marx’ın Övdüğü ‘Muhammed’in Evlâtları’ Kimlerdi?”, 24 Kasım 2023,
Aydınlık.
[4]
Yalçın Küçük, Toplumsal Kurtuluş, Sayı 60, Ocak 1993, s. 22. Tüstav.
[5]
Toplumsal Kurtuluş, “Döneklerin ve Burjuvaların Marx Övgüsü”, Sayı
52-53, Şubat-Mart 1992, s. 9. Tüstav.
[6]
Toplumsal Kurtuluş, Sayı 60, Ocak 1993, s. 49. Tüstav.
[7] Michael Parenti, Blackshirts & Reds: Rational Fascism & the Overthrow of Communism, City Lights Books, 1997, s. 69.


0 Yorum:
Yorum Gönder