24 Şubat 2026

,

Laikliğin Ardındaki Sınıf


Türkstroy

Burada solcu, esas olarak, Atatürk’ün kurtuluş mücadelesindeki iradesiyle değil, Osmanlı paşası oluşuyla bağ kuruyor. Özel yetiştirilmiş kadro ve asker oluşuyla ilgileniyor. Onu avamın, yabanın, halkın karşısında duran ne varsa her şeyin imgesi olarak görüyor. Aslında Yunan topraklarında doğmuş olmasına ulvi anlamlar yüklüyor. Anadolu’yu hor ve hakir gören liberal aydınlar, onu ya peygamber ya da tanrı mertebesinde değerlendiriyorlar.

Bugünkü laiklik tartışmaları, sınıfsal. “Laiklik, özgürlük, demokrasi... iyi ama hangi sınıfın laikliği, özgürlüğü, demokrasisi?” Bu soru sorulmuyor. Çünkü bugün sosyalist hareket, burjuvaziye örgütlü, onun emir eri.

Bir TKP’li, “buradan giden Rumlar Yunanistan’da telef olmuş savaşta” diyerek, o insanları alaya alabiliyor. Küçük görebiliyor. Bu akıl, Keysarani’de idam mangasının karşısına dikilen komünistleri üretemez. O idamların sebebi olan dört Nazi subayını öldürmeyi “sapıklık” olarak görür. Aydemir Güler gibi “biz bu dünyaya yaşamak için geldik” der. Efendilerine selam durup liberal solculuğuna devam eder.

Öte yandan, bu haber karşısında, mirasına sahip çıkmayan, o fotoğrafları mezattan toplayan Yunan KP’sini kimse sorgulamıyor. Tariş direnişinin fotoğraflarının çöpten çıkmasını kimse tartışmıyor. Herkes, köksüzlükten, sorumsuzluktan, hesapsızlıktan gayet memnun. Hesap verilecek bir işçi sınıfı veya halk kalmadı.

Evet, Keysarani’de kurşuna dizilenler, dövüşenler, büyük ölçüde Anadolu’dan zorla göç ettirilmiş olanlar. O yüzden direşken ve kavgacılar, çünkü başka yurtları yok. Bugün vatanı, vatan savunmasını küçük görenler, değersizleştirenler, bireysel hezeyanlarına süs arıyorlar. NATO eyleminde kitlesini piknik alanına kaçıranların o idam mangası önündeki duruşu anlaması mümkün değil.

TKP, savaşmadığı savaşın edebiyatını yapıyor. Girmediği kavganın lafazanlığı içinde çırpınıyor. Somut karşılık bulmak adına, kurtuluş mücadelesinde dövüşmüş olana yamanıyor, yaltaklanıyor. Kemalizmi de sahte, yalan, makyaj. Daha dün “AB’ye girelim de şu kirden, Kemalizmden kurtulalım” diyen örgüt bu. Bunlar, 1920’de olsa Milletler Cemiyeti’ne ve saraya mektup yazmaktan başka bir şey yapmazdı!

Eşkıyayla değil, Osmanlı subaylarıyla kurulan ilişki, sosyalist hareketi teslim almış durumda. Devletin Sovyetler’le imzaladığı ticaret anlaşması kadar, ikili ilişkiler dâhilinde kurulan Türkstroy şirketi kadar solcu olunabiliyor. O sınırı kimse aşmaya cüret edemiyor.

TKP siyasi bürosu ile Türkstroy şirketinin yönetim kurulu arasında, ideolojik ve politik açıdan bir fark yok. TKP, sosyalist hareketi şirket çıkarları uyarınca gütmekle görevli. Türkstroy, Sovyetler’in Türk devletiyle birlikte kurduğu şirketin adı. Şirket yönetimi, komünist hareketin biçim ve içeriğini de tayin ediyor. O şirketler dünyasının halka karşı yürüttüğü mücadeleye ortak olunuyor.

Sopa

AKP’nin tepesinde bizzat onu iktidar yapanların, iktidarda tutanların salladığı sopaya örgütlenen sosyalist hareket, burada bir şey yapamaz. AKP ile devlet arasındaki ilişkilerin figüranı olarak sosyalist hareket, kötü Yeşilçam filmlerinin figüranları gibi kullanılıyor. As oyuncuyu köpürtmek, parlatmaktan başka bir işe yaramıyor. Halkın kolektif iradesinden korkan sosyalist hareket, burjuvazinin bayraklarını ve nallarını topluyor. Her hücresinde halk düşmanı bireyler yetiştiriyor. “Cumhuriyet sayesinde zengin, birey, adam vs. oldum” diyenleri topluyor. Halk düşmanları tabii ki halk iktidarı ve işçi sınıfı iktidarı için dövüşemiyor.

AKP’nin ne vakit “etkili” bir şey yaptığı düşünülse, onu başa getiren ve başta tutan devlet, laiklik sopasını sallıyor. Bir tarikat dosyası raflardan indiriliyor, biri şeriata dair hatırayı canlandıracak şeyler yapıyor, bir başkası dine küfrediyor. Devlet, bir operasyon yürütüyor. “Bu yobazların bitleri kanlanmasın, hadi göreyim sizi solcular...” diyor. Bu anlamda, döne dolaşa AKP’yi besliyorlar. Motoruna benzin taşıyorlar.

Dolayısıyla, Sol Partilileri taciz eden o kaskın içindeki kimse, parti, ona hizmet ediyor. Bunu görmek gerekiyor. Gündemi laiklik düzlemine çekmek için bir müsamere tertipleniyor. Küçük burjuvanın tek derdi, herkesi kendisine mecbur kılmak. Küçk burjuva sol, kendisi için yaratılan her fırsatta, “Mini eteğiniz de rakınız da, lüks tatilleriniz de, kasanızdaki paralar da bana emanet” diyor. Kendisini satıyor. Halkın kolektif pratiğinde dini veya ladini her türlü imkân ve devrimci potansiyel, berhava oluyor. Sosyalist hareket, halka ihanet ediyor.

TKP; CHP’yi burjuvazinin soyutladığını somutlamadığı, sağcı siyasetle ilişki kurduğu, kirlendiği, gereğinden fazla dinle ve milletle mücadele etmediği için eleştiriyor. Olası kaçakları CHP için, CHP adına topluyor.

Sosyalist hareket, ancak CHP’nin din ve milletle kurduğu ilişkiler neticesinde yaşanan kaşıntının yol açtığı deri döküntüsünü örgütleyebiliyor. Döne dolaşa CHP’ye ve ardındaki sınıfa hizmet ediyor.

İran ve Küba

Sol Haber’in İyi Parti başkanını köşeye sıkıştıran muhabirine “iyi de partin, o İyi Parti’nin hazırladığı ekonomi programına neden oy verdi, onun belirlediği altılı masaya neden destek sundu?” diye soran yok. Her şey unutulsun diye söyleniyor, yapılıyor. TKP ve solcular, yapay zekâya yazdırdıkları bildirilerin hangi gerçekleri gizlediğini, hangi gizli anlaşmaların, teslimiyetlerin üzerini örttüğünü tabii ki söylemiyorlar. Kendi yoldaşlarının Avrupa emperyalizminden fon almasına, fon süreçlerini yönetmesine tek laf etmiyorlar.

Erzincan’daki Fenerbahçe bayrağını “Alevi köyünün karşısına IŞİD bayrağı asıldı” şeklinde haberleştiren TKP, bugün de yalan söylüyor. “Laikliği Savunuyoruz” bildirisini yazanlar, “Talibanlaşmak”tan söz ediyorlar. Bu cümleyi Taliban’ın Amerika’ya karşı İran’ı desteklediği dönemde dile getiriyorlar. İçteki NATO dairesine hizmet ediyorlar. Bildiriyi, İran’a yönelik savaştan ayrı ele almamak gerekiyor. Sol, kimlere hizmet ediyorsa, işmarı ve selamı da oraya...

Cezayir direnişini, halkın kurtuluşunu yok etmek için görevlendirilen paraşütçü birliği komutanı, kendisine yönelik “faşist” suçlamasına içerliyor, “ben Nazilerle savaştım. Direnişçiyim ben!” diyor. Bu lafın gölgesinde binlerce insanı katlediyor, işkenceden geçiriyor. TKP, o birliğin komutanıyla aynı yerdedir. Sömürgeci akıl, Anadolu halkını sömürge halkı olarak görmektedir. TKP, Türkstroy şirketi kasasından çıktığı için bu sömürgeci mücadeleye asker yazılmıştır. Demek ki bunlar, Cezayir direnişçilerine mektup yazan, "Cezayir’i görüyorsak Kürd’ü de görmeliyiz” diyen Nâzım’ın yoldaşı değil.

Elin Amerikalı solcuları, misal, Yemen için bir destek gemisi örgütleyebiliyorlar. Buradaki TKP, Küba’nın sırtından milyonlar kazanıyor. Küba'yı ticarileştirip satıyor, ama Küba saldırıya uğradığında, sadece meclise mektup yazmakla yetiniyor. Küba için burjuva devletine el açıyor. Küba iradesini devlete, resmiyete, burjuva siyasetine kul ediyor. Donbass’ta “sözde sosyalist cumhuriyetler”in kurulduğunu söyleyen TKP, İtalyan komünistlerinin maddi-manevi, her türden yardımla Donbass’a gittiğini görmüyor. Küba yıkılsın, onu ilk satacak olan gene TKP olacaktır. “Küba’da zaten sosyalizm yok, yıkılsın” diyen Sosyalist İşçi Partisi’nden çok da uzak değildir.

“Dostlar alışverişte görsün”cü solun Küba için bir şey yapma imkânı yok. Esnaf Veli Saçılık, en fazla gidip orada “sosyalizm görmedim, milliyetçilik gördüm” diyor. Ekmek yediği kabın derinliği kadar görebiliyor, düşünebiliyor. Kendi sosyal medyasını komünist veya devrimci değil, esnaf olarak yönetiyor. Bu akıl, Küba’yı ilk fırsatta satar.

Bir solcu, şaşırtıcı bir yaklaşım üzerinden, “Küba ulusal kurtuluş mücadelesi veriyor” diyor. Burada burjuvazinin varlığına hizmetkâr olan siyasetini aklıyor. Ama nedense “peki İran neyin mücadelesini veriyor? Onu neden Mossad ve CIA ile birlikte yıkmak için uğraşıyorsunuz?” sorusunu cevaplamıyor. Kimse, İran’ın, Venezuela’nın ve Küba’nın direnişlerinin birbirine bağlı olduğunu görmüyor. Bağları görmemek için laik olunuyor.

Her solcu, “İran’a bombalar yağsa da rahatlasak” diye her gün duaya çıkan CNNTürk gibi düşünüyor. Orada “Trump’ın ciğerini bilen adam” diye pazarlanan gazetecinin “Amerikan güvenlik devletine, istihbaratına çalışan bir eleman” olduğu görülmüyor.

Geçmişle bağ, bugünün çıkarları adına, birbir kopartılıyor. Laiklik, bir tür metafizik olarak, gerçekle, tarihle ve halkla varolan bağların burjuvazi adına kopartılmasından başka bir anlam taşımıyor. Münferit, serbestleşmiş, kendinden menkul, havada asılı, özerk özneler inşa ediliyor. Burjuvaziye öykünen, burjuvaziden beslenen, burjuvaziyle varolan bu öznelerin devrim ve sosyalizm gibi bir iradesi olamaz.

Eren Balkır
20 Şubat 2026

0 Yorum: