Türkstroy
Burada
solcu, esas olarak, Atatürk’ün kurtuluş mücadelesindeki iradesiyle değil,
Osmanlı paşası oluşuyla bağ kuruyor. Özel yetiştirilmiş kadro ve asker oluşuyla
ilgileniyor. Onu avamın, yabanın, halkın karşısında duran ne varsa her şeyin
imgesi olarak görüyor. Aslında Yunan topraklarında doğmuş olmasına ulvi
anlamlar yüklüyor. Anadolu’yu hor ve hakir gören liberal aydınlar, onu ya peygamber
ya da tanrı mertebesinde değerlendiriyorlar.
Bugünkü
laiklik tartışmaları, sınıfsal. “Laiklik, özgürlük, demokrasi... iyi ama hangi
sınıfın laikliği, özgürlüğü, demokrasisi?” Bu soru sorulmuyor. Çünkü bugün
sosyalist hareket, burjuvaziye örgütlü, onun emir eri.
Bir
TKP’li, “buradan giden Rumlar Yunanistan’da telef olmuş savaşta” diyerek, o
insanları alaya alabiliyor. Küçük görebiliyor. Bu akıl, Keysarani’de idam
mangasının karşısına dikilen komünistleri üretemez. O idamların sebebi olan
dört Nazi subayını öldürmeyi “sapıklık” olarak görür. Aydemir Güler gibi “biz
bu dünyaya yaşamak için geldik” der. Efendilerine selam durup liberal
solculuğuna devam eder.
Öte
yandan, bu haber karşısında, mirasına sahip çıkmayan, o fotoğrafları mezattan
toplayan Yunan KP’sini kimse sorgulamıyor. Tariş direnişinin fotoğraflarının
çöpten çıkmasını kimse tartışmıyor. Herkes, köksüzlükten, sorumsuzluktan,
hesapsızlıktan gayet memnun. Hesap verilecek bir işçi sınıfı veya halk kalmadı.
Evet,
Keysarani’de kurşuna dizilenler, dövüşenler, büyük ölçüde Anadolu’dan zorla göç
ettirilmiş olanlar. O yüzden direşken ve kavgacılar, çünkü başka yurtları yok.
Bugün vatanı, vatan savunmasını küçük görenler, değersizleştirenler, bireysel
hezeyanlarına süs arıyorlar. NATO eyleminde kitlesini piknik alanına
kaçıranların o idam mangası önündeki duruşu anlaması mümkün değil.
TKP,
savaşmadığı savaşın edebiyatını yapıyor. Girmediği kavganın lafazanlığı içinde
çırpınıyor. Somut karşılık bulmak adına, kurtuluş mücadelesinde dövüşmüş olana
yamanıyor, yaltaklanıyor. Kemalizmi de sahte, yalan, makyaj. Daha dün “AB’ye
girelim de şu kirden, Kemalizmden kurtulalım” diyen örgüt bu. Bunlar, 1920’de
olsa Milletler Cemiyeti’ne ve saraya mektup yazmaktan başka bir şey yapmazdı!
Eşkıyayla
değil, Osmanlı subaylarıyla kurulan ilişki, sosyalist hareketi teslim almış
durumda. Devletin Sovyetler’le imzaladığı ticaret anlaşması kadar, ikili
ilişkiler dâhilinde kurulan Türkstroy şirketi kadar solcu olunabiliyor. O
sınırı kimse aşmaya cüret edemiyor.
TKP
siyasi bürosu ile Türkstroy şirketinin yönetim kurulu arasında, ideolojik ve
politik açıdan bir fark yok. TKP, sosyalist hareketi şirket çıkarları uyarınca
gütmekle görevli. Türkstroy, Sovyetler’in Türk devletiyle birlikte kurduğu şirketin
adı. Şirket yönetimi, komünist hareketin biçim ve içeriğini de tayin ediyor. O şirketler
dünyasının halka karşı yürüttüğü mücadeleye ortak olunuyor.
Sopa
AKP’nin
tepesinde bizzat onu iktidar yapanların, iktidarda tutanların salladığı sopaya
örgütlenen sosyalist hareket, burada bir şey yapamaz. AKP ile devlet arasındaki
ilişkilerin figüranı olarak sosyalist hareket, kötü Yeşilçam filmlerinin
figüranları gibi kullanılıyor. As oyuncuyu köpürtmek, parlatmaktan başka bir işe
yaramıyor. Halkın kolektif iradesinden korkan sosyalist hareket, burjuvazinin
bayraklarını ve nallarını topluyor. Her hücresinde halk düşmanı bireyler
yetiştiriyor. “Cumhuriyet sayesinde zengin, birey, adam vs. oldum” diyenleri
topluyor. Halk düşmanları tabii ki halk iktidarı ve işçi sınıfı iktidarı için
dövüşemiyor.
AKP’nin
ne vakit “etkili” bir şey yaptığı düşünülse, onu başa getiren ve başta tutan
devlet, laiklik sopasını sallıyor. Bir tarikat dosyası raflardan indiriliyor,
biri şeriata dair hatırayı canlandıracak şeyler yapıyor, bir başkası dine
küfrediyor. Devlet, bir operasyon yürütüyor. “Bu yobazların bitleri
kanlanmasın, hadi göreyim sizi solcular...” diyor. Bu anlamda, döne dolaşa
AKP’yi besliyorlar. Motoruna benzin taşıyorlar.
Dolayısıyla,
Sol Partilileri taciz eden o kaskın içindeki kimse, parti, ona hizmet ediyor. Bunu
görmek gerekiyor. Gündemi laiklik düzlemine çekmek için bir müsamere
tertipleniyor. Küçük burjuvanın tek derdi, herkesi kendisine mecbur kılmak.
Küçk burjuva sol, kendisi için yaratılan her fırsatta, “Mini eteğiniz de rakınız
da, lüks tatilleriniz de, kasanızdaki paralar da bana emanet” diyor. Kendisini
satıyor. Halkın kolektif pratiğinde dini veya ladini her türlü imkân ve
devrimci potansiyel, berhava oluyor. Sosyalist hareket, halka ihanet ediyor.
TKP;
CHP’yi burjuvazinin soyutladığını somutlamadığı, sağcı siyasetle ilişki
kurduğu, kirlendiği, gereğinden fazla dinle ve milletle mücadele etmediği için
eleştiriyor. Olası kaçakları CHP için, CHP adına topluyor.
Sosyalist
hareket, ancak CHP’nin din ve milletle kurduğu ilişkiler neticesinde yaşanan
kaşıntının yol açtığı deri döküntüsünü örgütleyebiliyor. Döne dolaşa CHP’ye ve
ardındaki sınıfa hizmet ediyor.
İran
ve Küba
Sol
Haber’in İyi Parti başkanını köşeye sıkıştıran muhabirine “iyi de
partin, o İyi Parti’nin hazırladığı ekonomi programına neden oy verdi, onun
belirlediği altılı masaya neden destek sundu?” diye soran yok. Her şey
unutulsun diye söyleniyor, yapılıyor. TKP ve solcular, yapay zekâya
yazdırdıkları bildirilerin hangi gerçekleri gizlediğini, hangi gizli
anlaşmaların, teslimiyetlerin üzerini örttüğünü tabii ki söylemiyorlar. Kendi
yoldaşlarının Avrupa emperyalizminden fon almasına, fon süreçlerini yönetmesine
tek laf etmiyorlar.
Erzincan’daki
Fenerbahçe bayrağını “Alevi köyünün karşısına IŞİD bayrağı asıldı” şeklinde
haberleştiren TKP, bugün de yalan söylüyor. “Laikliği Savunuyoruz” bildirisini
yazanlar, “Talibanlaşmak”tan söz ediyorlar. Bu cümleyi Taliban’ın Amerika’ya
karşı İran’ı desteklediği dönemde dile getiriyorlar. İçteki NATO dairesine
hizmet ediyorlar. Bildiriyi, İran’a yönelik savaştan ayrı ele almamak
gerekiyor. Sol, kimlere hizmet ediyorsa, işmarı ve selamı da oraya...
Cezayir
direnişini, halkın kurtuluşunu yok etmek için görevlendirilen paraşütçü birliği
komutanı, kendisine yönelik “faşist” suçlamasına içerliyor, “ben Nazilerle
savaştım. Direnişçiyim ben!” diyor. Bu lafın gölgesinde binlerce insanı
katlediyor, işkenceden geçiriyor. TKP, o birliğin komutanıyla aynı yerdedir. Sömürgeci
akıl, Anadolu halkını sömürge halkı olarak görmektedir. TKP, Türkstroy şirketi
kasasından çıktığı için bu sömürgeci mücadeleye asker yazılmıştır. Demek ki
bunlar, Cezayir direnişçilerine mektup yazan, "Cezayir’i görüyorsak Kürd’ü
de görmeliyiz” diyen Nâzım’ın yoldaşı değil.
Elin
Amerikalı solcuları, misal, Yemen için bir destek gemisi örgütleyebiliyorlar.
Buradaki TKP, Küba’nın sırtından milyonlar kazanıyor. Küba'yı ticarileştirip
satıyor, ama Küba saldırıya uğradığında, sadece meclise mektup yazmakla
yetiniyor. Küba için burjuva devletine el açıyor. Küba iradesini devlete,
resmiyete, burjuva siyasetine kul ediyor. Donbass’ta “sözde sosyalist
cumhuriyetler”in kurulduğunu söyleyen TKP, İtalyan komünistlerinin
maddi-manevi, her türden yardımla Donbass’a gittiğini görmüyor. Küba yıkılsın,
onu ilk satacak olan gene TKP olacaktır. “Küba’da zaten sosyalizm yok, yıkılsın”
diyen Sosyalist İşçi Partisi’nden çok da uzak değildir.
“Dostlar
alışverişte görsün”cü solun Küba için bir şey yapma imkânı yok. Esnaf Veli
Saçılık, en fazla gidip orada “sosyalizm görmedim, milliyetçilik gördüm” diyor.
Ekmek yediği kabın derinliği kadar görebiliyor, düşünebiliyor. Kendi sosyal
medyasını komünist veya devrimci değil, esnaf olarak yönetiyor. Bu akıl, Küba’yı
ilk fırsatta satar.
Bir
solcu, şaşırtıcı bir yaklaşım üzerinden, “Küba ulusal kurtuluş mücadelesi
veriyor” diyor. Burada burjuvazinin varlığına hizmetkâr olan siyasetini
aklıyor. Ama nedense “peki İran neyin mücadelesini veriyor? Onu neden Mossad ve
CIA ile birlikte yıkmak için uğraşıyorsunuz?” sorusunu cevaplamıyor. Kimse,
İran’ın, Venezuela’nın ve Küba’nın direnişlerinin birbirine bağlı olduğunu
görmüyor. Bağları görmemek için laik olunuyor.
Her
solcu, “İran’a bombalar yağsa da rahatlasak” diye her gün duaya çıkan CNNTürk
gibi düşünüyor. Orada “Trump’ın ciğerini bilen adam” diye pazarlanan
gazetecinin “Amerikan güvenlik devletine, istihbaratına çalışan bir eleman”
olduğu görülmüyor.
Geçmişle
bağ, bugünün çıkarları adına, birbir kopartılıyor. Laiklik, bir tür metafizik
olarak, gerçekle, tarihle ve halkla varolan bağların burjuvazi adına
kopartılmasından başka bir anlam taşımıyor. Münferit, serbestleşmiş, kendinden
menkul, havada asılı, özerk özneler inşa ediliyor. Burjuvaziye öykünen,
burjuvaziden beslenen, burjuvaziyle varolan bu öznelerin devrim ve sosyalizm
gibi bir iradesi olamaz.
Eren Balkır
20 Şubat 2026

0 Yorum:
Yorum Gönder