“En güzel yaratanı, sizin de geçmişteki atalarınızın da
rabbi olan Allah'ı bırakıp Baal'e mi taparsınız?”
[Sâffat: 125-126]
Paradoksla
malulüz. Oksijen ve yerçekimiyle yaşıyoruz. Ama bir yandan da bu ikisi bizi
öldürüyor. Yogasından botoksuna... gayret, hep bu iki şeyin yaşlandırıcı
etkisini örtbas etmeye yönelik.[1]
Diziler
ve uyuşturucu. Dizilerde sabah beşte kalkıp işe giden insanlar yok. Ekmeğinin
derdinde olanlar yok. Emekli maaşını kuruşu kuruşuna hesaplayanlar yok. Eve
ayakkabılarıyla girenler var. Herkese yerçekimsiz ortamda nefes almak
öğretiliyor. Devlet yok, kanun yok. Her şey serbest. Solcular, bu yüzden dizi
sektöründe istihdam ediliyorlar. Emekçinin sıkıcı hayatını birkaç saat
rahatlatma işini üstleniyorlar. Doksanlarda okudukları tüm teoriye
küfrediyorlar. Sahte özgürlük ve yerçekimsizlik hülyalarına teslim alıyorlar,
teslim oluyorlar. Emekçi insanları teslim almak için solcular kullanılıyor. Bir
dizi, solcu göndermesi yoksa tutmuyor. Sol, AB grubunun parçası. “Pornoma
dokunma” diyen sol, porno için satılan kadınlar için tek laf etmiyor.
* * *
Irak’a
girilecekse İngiliz devletinin kendi içindeki Müslüman’ı örgütlemesi gerekiyordu. Bu iş,
sola taşere edildi. SİP, bu yüzden sahaya sürüldü. Müslüman güzellemeleri, o
yüzden kaleme alındı. “Peygamber ve Proletarya” o sebeple yazıldı.[2]
SİP’in
Türkiye’deki taşeronuna da aynı görev verildi. Doksanların başında Lenin’in
gibi Haydarpaşa’daki bir varilin üzerine çıkıp Ekim Devrimi’ni başlattığını
zanneden Doğan Tarkan, ömrünü Fethullah’ın kucağında, Erdoğan’dan tebrik
alırken sonlandırdı. Operasyonlar sırasında kalp krizi geçirdi. Örgütü diğer
örgütlere içerilerek rafa kaldırıldı. Bugün birçok DSİP’imiz var. İP-DSİP,
devlet ve sermayenin sosyalist harekete verdiği “içtima” emriydi.
Irak
işgaliyle birlikte Müslüman örgütleme işini DSİP’liler yürüttü. Bugün hâlâ
Müslüman eylemlerinde tek tük DSİP’liye rastlanılıyor. Bu birliktelik,
doğalında liberalizm düzleminde olabilirdi. Bazı devlet ajanı Müslümanlar, sola
sızıp onu liberalleştirmeye çalıştılar. Bazı sermaye ajanı solcular,
Müslüman’ın içine sızıp onu liberalleştirmek için uğraştılar. O liberal köprü,
hâlâ faal ve işlek.
* * *
Köprünün
müdavimlerinden biri, Emek-Adalet. Herkes, Suriye’deki iktidar değişikliğine
destek veren Emek-Adalet’i “İslamcı” olarak görüp oradan eleştirdi. Oysa
Emek-Adalet’in HTŞ iktidarına yönelik desteği, “Suriye halklarının sevincini
kuşanması”, ondaki Troçkizmle alakalıydı.[3] Ayrıca zaten “siyasi İslam” ve “İslamcılık”
gibi tabirler, CIA-Mossad ürünüydü.
Troçkizmin
bulaştığı her çevre, misal EMEP de Suriye ve Libya gibi yerlerde emperyalizm
politikalarından yana saf tuttu. Yerli ve milli Troçkizmiyle biraz TKP’deki
kripto Troçkizme yakın durmaya çalışan DİP’in de Ortadoğu’ya önerdiği şey
federasyon. Yani, Ortadoğu’ya düşmüş Amerikan gölgesi. O gölge, eyalet
sistemiyle alakalı. DSİP, Suriye işgali başladığı vakit yalandan, fotoğraf pozu
için silahlı örgüt bile kurdu. Ömrü silahlı örgütleri eleştirmekle geçen DSİP,
silahını Suriye halkına doğrulttu.
Emek-Adalet’in
arkasındaki isimler, Sungur Savran ve Perinçek’in damadı Gün Zileli’yle
birlikte dergi çıkartıyordu. İnsanlara önce Sovyetler’e küfretmeyi öğrettiler.
Sonra da emperyalizmin yürüyüşüne uygun bir sosyalistlik tarif ettiler. Şimdi
de gasıp ve kooptasyoncu ellerini Mustafa Suphi’ye uzatıyorlar.[4] Onun
Troçkist olduğunu ispatlamak için uğraşıyorlar. Köksüzlüklerine kök uydurmaya
çalışıyorlar. Savran, kendi öznel okuması önünde tarihi diz çöktürmeye
çalışıyor.
* * *
Emek-Adalet’in
arkasındaki Troçkistler, 1990’daki maden işçilerinin grevine öncülük eden
sendikacıya “parti kur, adamın olalım” diye yalvarıyorlardı. Şemsi Denizer
isimli bu sendikacının kız kardeşi, ağabeyinin “kumarbaz olduğunu, grevi
birilerinin telkiniyle başlattığını, grev sonrası epey zenginleştiğini”
söylüyordu.[5] Tezkoopiş’in sendika yöneticisi gibi o da Kıbrıs
kumarhanelerinin müdavimiydi. Ona parayı kim vermişse Troçkistler de oraya
çalışıyordu. İşçi kuyrukçuluğu, bataklıktı.
2005
sonrası AKP’nin karşısına sol alternatif çıkarttılar. Yanına Süleyman Soylu’yu
iliştirdiler. Hep beraber Has Parti, AKP’ye katıldı. AKP, aklandı. O operasyonun
parçası olan isimler, liberal zeminde, Emek-Adalet’i kurdular. Ne sosyalizmle
ne de İslam’la alakaları vardı. Tek dertleri, liberalizmdi. Gezi günlerinde AKP’li
efendilerine “bu yoksulların başını okşamazsanız, bunlar canınızı yakar”
tavsiyesinde bulunuyorlardı. O yoksulun yanından değil, AKP koridorlarından
konuşuyorlardı.
Bedenlerini
pazara çıkartanlar, mülklerini bölüşmek istemeyenlere hizmet edeceklerine dair
söz verdiler. Emperyalizmin “özgürleştirici” iradesi, sosyalizm ambalajına
sarıldı. Bu yeni ürün Müslüman sosuna daldırıldı. AKP’nin yürüyüşüyle birlikte
yoksulda oluşacak kırılmaya bandajlar imal edildi. AKP ve devlet, her yere
tamponlar yerleştirdi. Kontrollü muhalefet, kendi kadrolarını, ajanlarını yetiştirdi.
Bunları mevki makam sahibi yaptı.
Sosyalizmle
ve İslam’la alakaları olsa “İslam’ı ezilenlerin ve mustazafların safına yeniden
kazandıran Ali Şeriati” diye bir ifade kullanmazlar. İslam’ı ezilenden ve mustazaftan
ayrı bir şeymiş gibi görmek Müslüman’a yakışmaz. O Kitap ki o mustazafları önder
ve muktedir kılmak içindir.
* * *
Emek-Adalet,
İran devriminin yıl dönümü vesilesiyle yazdığı yazıda[6] İslam’ı bir şarkiyatçı
ve avrupamerkezci gibi ele alıyor. Akademinin nesnesi olarak görüyor. Bunların
çoğu, liberal köprüden geçen solcular. Önemli bir bölümü de “AKP döneminde
üniversiteye kapağı nasıl atarız? Biz, bu ‘sol İslam’, ‘Müslüman sosyalizm’
gibi kavramları çalışalım. O şekilde akademide kendimize yer buluruz” diye
düşünenler.
Bu
girişim, Müslüman sosyalistliğe dair her türlü ihtimali ve imkânı yok etmek
için uğraştı. Akademiye oynadığı için onu elitizme mahkûm etti. Sermayeye hoş
görünmek istediğinden, liberalleştirdi. Bunlar, 11 Eylül sonrası “Peygamber’i
barışçılaştırma konusunda yoğun bir yarış içerisine giren”[7], “Biz iyi huylu
zararsız kişileriz” diye efendilerine yalvar yakar olan Müslüman liberaller.
Diziler
ve uyuşturucu gibi, özel birilerini, kendilerini özel zannedenleri, bir
çiftliğe toplamak ve hayal kapsüllerinde yaşamayı politika zannettiler. İlkin
“büyük anlatılara karşıyız, büyük siyasete düşmanız” diye geldiler. Mikro
siyaset yapacaklardı. İktidarı, devrimi ve tabii ki sınıfı siyasetten ve
teoriden kovmak, liberal küçük burjuva bireye alan açmak için uğraştılar. Hepsi
de DSİP’lilerin ve Fethullahçıların konvers ayakkabılarından çıktı.
Sınıfı,
devrim ve iktidardan kopartmak için uğraştılar. Kendinden menkul işçicilik,
liberalizmin kılıfıydı. Bu işçicilik, “kapitalizmi eleştirelim burjuvaziyi
sahiplenelim” demekti. Sendikalizm ve anarşizm, komünist hareketi çürütmek
içindi. Emek-Adalet de sol antikomünizm kanalına bağlandı. Oradan konuştu.
Bugün
“amcamı mollalar öldürdü” sözüyle emperyalizmin kanallarında gezinen İranlı bir
kadın, tüm ekonominin “Devrim Muhafızları”nın kontrolünde olmasından şikâyet
ediyor. Sahiplerine yaranmak adına, sürekli “serbest piyasa”dan dem vuruyor.[8]
Bu muhafızların piyasaları serbestleştirmediğini, İran bedeninin emperyalist
pazarlara peşkeş çekilemediğini söylüyor. “Bize destek verin, sizin sömürge
valiniz olarak çalışalım” diye yalvarıyor.
* * *
Bugün
emperyalizmin ve Siyonizmin ağzıyla konuşan Emek-Adalet, oralardan aldıkları
talimatla, “molla rejimi” tabirini kullanıyor. Emperyalizmin ve Siyonizmin
lügatını kullanan bu liberaller, devrimin yıl dönümünde sokaklara dökülen
milyonları görmüyor. “Küba’nın tüm sahibi Castro” yalanını yayan bu liberaller,
mustazaf derneklerinin önemli kaynaklara ve imkânlara sahip olmasını istemiyor.
Bu
açıdan Emek-Adalet, İslam’ın ezilenle ve mustazafla birleşmesini istemiyor.
İran’daki uygulamada yaşanan aksaklıklar, önemli ölçüde emperyalizmin ablukası
ve saldırılarıyla ilgili. Bununla ilgilenmiyor. Liberaller, Küba’ya sokulmayan
petrolün yol açtığı sorunların sorumlusu olarak baştaki hükümete işaret
ediyorlar. Bunu yaparak, emperyalizme çalışıyorlar.
Bugün
“Dünyadaki farklı kavrayışın kapısı” halen daha açık ama Emek-Adalet’in
efendileri izin verirse daha yapacak çok şey var. “Molla” diyerek terörize etmeye
çalıştığınız, “rejim” diyerek kötülemek istediğiniz güç, o emperyalizme ve şaha
halen daha direniyor. Bu direnişin imkânarını, tüm yoksulluğuna rağmen, bölge
halklarıyla paylaşıyor. Emek-Adalet gibi liberal çevreler, Tel Aviv’e yağan füzelerin
Gazzeli çocukların gözlerini ışıldatmasından rahatsız oluyorlar.
* * *
Yukarıdaki
dövizde “Kadın Yaşam Epstein” yazıyor. Emek-Adalet gibi liberallerin attığı,
CIA-Mossad ürünü slogana atıfta bulunuyor. Onun yüzündeki allı pullu kabuğu
kavlatıyor. Altında Baal’a tapan, ona bebek kurban eden, o bebeklerin kanıyla oksijene
ve yerçekimine meydan okuyan zalimlerin suratı çıkıyor. Emek-Adalet, bu
zalimlerin “sizi biz özgürleştireceğiz” yalanına inanmış görünüyor. O ve onun gibiler,
“sınıfsız, toplumsal tahakküm sistemlerinden kurtulmuş bir dünyanın imkânı”nı
Epstein adasında buluyorlar. Onu ütopya adası olarak görüyorlar. Mikro siyaset
yapma arzuları, makro siyasetin sahiplerine uşaklık etmekmiş, bugün bu, daha
net anlaşılıyor.
Bu
Emek-Adalet’in şefi, bir ara bizim sosyal medyadaki paylaşımlarımızı, bireye
saldırı olarak değerlendirip, polis kafasıyla, benim kimliğimi ifşa etmeye
çalışıyordu. Yazdıklarımı “sakil” bulduğunu söylüyordu. “Sakil”, ağır anlamına
geliyor. Bu ağırlığın verdiği sıkıntı ve ağırlık verendeki kabalık da bu
kelimeyle karşılanıyor. Aslında Emek-Adaletçi, yerçekimsiz ortamda siyaset
yapma rahatlığını satmak istiyor. O nedenle yazdıklarımızı rahatsız edici
buluyor. Biz de bu tür liberallerin elinden kurtarmaya ant içtiğimiz Ali Şeriati’nin
sözüyle, “sizi rahatsız etmeye geldik” diyoruz. Hikmet Kıvılcımlı’nın ahenksiz (kaba
bulunan) çığlığına örgütleniyoruz.
Eren Balkır
12
Şubat 2026
Dipnotlar:
[1] Sol örgütler, bürolarında yoga dersleri vermeye, yoldaşlarını yogaya yönlendirmeye
başladığına göre, botoks kursları da verebilmeli. Efendilerine verdiği sözü layıkıyla
yerine getirebilmeli.
[2] Chris
Harman, “The Prophet and the Proletariat”, Güz 1994, MIA.
[3]
“Suriye Halklarının Sevincini Kuşanalım, Halkların Düşmanlarına Karşı Ayağa
Kalkalım!”, 9 Aralık 2024, EAP.
[4]
Sungur Savran, “Mustafa Suphi’den Tarihî Bir Vesika”, 2 Şubat 2026, Gerçek.
[5] Yıldırım
Koç, “Şemsi Denizer’i Nasıl Bilirdiniz?”, 6 Ağustos 2021, YK.
[6]
Emek-Adalet, “İran Halkının Emperyalizme Ve Şaha Karşı Devrimi 47. Yaşına
Giriyor!”, 11 Şubat 2026, X.
[7]
Cüneyd S. Ahmed, “Hz. Muhammed Gazze’yi Görse Ne Yapardı?”, 3 Eylül 2025, İştiraki.
[8]
Sahar Delijani, “Authoritarian, Theocratic Regime”, 22 Ocak 2026, DN.



0 Yorum:
Yorum Gönder