Bir
şey her yerde ise yoktur. Tüm sınıfları gözeten, gören, kucaklayan sosyalizm,
apolitiktir, yok hükmündedir. Bu çaba, sosyalizm olmasın diyedir.
Perinçek’in
Marx’ı, Yalçın Küçük’ün Lenin’i terbiye etme girişimleri, tehlikelidir. İlkine
göre Marx, “on dokuzuncu yüzyılda ölüp gitmiş bir düşünür”dür; ikincisine göre
Lenin, “ekonomiden anlamayan kaba saba biri”dir. Marx’sız, Lenin’siz
sosyalistlerin çıktığı torna, devlete ve sermayeye aittir. Devlet, DPT memurunu
solu yönetme, terbiye etme, disipline kavuşturma işinde istihdam etmiştir. Tüm solcular,
onun için basit birer veriden, örgütler, basit birer grafikten ibarettir.
O
tornanın ustabaşları olarak Yalçın Küçük ve Perinçek, avamdan, halktan,
proleterden tiksinir. Onları küçük görür. İradelerini yok edilecek şeyler olarak
değerlendirir. Küçük’e göre, “Türk seçkininin politikacısının aklı ve ufku
küçüktür.”[1] Onu büyütmek, solcuların işidir. Buna karşılık, bu solcular, koyun sürüsü olarak gördükleri kitlelerin içine girerken üzerlerine kuzu postu geçirirler.
Aslında
solcular, o seçkinin, politikacının, devlet çekirdeğinin yaşama ve büyüme arzularının
sözcüsünden başka bir şey değildir. Önce Marx kapitalizme; Lenin emperyalizme
ikna edilmelidir. Sol örgütler şahsında, edilmiştir. Bugün feminizm, lubunizm
ve veganizmden başka bir şey bilmeyen sol örgütler, emperyalizmin ajanıdırlar.
Yalçın
Küçük, devrimciliği devlet ve sermaye için terbiye eden, disipline kavuşturandır.
Ona verilen görev, budur. TKP, Küçük’ün “24 Saat Devrimcilik” makalesini
eğitimlerde kullanır. Bugün Mehmet Kuzulugil denilen trol, o eğitimlerin
ürünüdür. Demagojiyi oralarda öğrenmiştir. 24 saate yayılan devrimcilik,
yoktur, bir tekstil fabrikasının başında laik müdür olarak oturmakla
neticelenmiştir. Evet, köprünün altından çok su akmıştır ve o su, Küçük’ün
öğrencilerinin dilinde iğreti duran devrimciliğe ve komünistliğe dair sözleri
alıp götürmüştür.
Hocaları
Yalçın Küçük için büyümeye dair ufuk ve akıl, “Azerbaycan’ı, Suriye’yi ve Musul’u
kapsar. “Türkiye büyümezse küçülür” diyen, devlet ve sermayedir. Küçük, onlara
vantrologluk yaparak yaşamanın derdindedir. Egemenlere solcu kılıflar ören, sol
içinde kitle tabanı ören Küçük’e göre, “Musul'u almak için örtülü mücadele
başlamalıdır.”
Ulusal
Kanal’daki bir programında bağırarak, masaya vurarak, “PKK’yle biz mücadele
ediyoruz” demiştir. “Öcalan Kardeşim” yazısını MİT istediği için yazmıştır.
Bekaa’ya emirle gitmiştir. Elindeki tüm belgeleri havalimanında MİT’e teslim
etmiştir. Sonraları Demirel başa geçtiğinde, Fransa’ya “kendisini sürgün”
etmiştir. Tüm yazılarının altında “Paris sürgünü” imzasını atan Yalçın Küçük,
yalan söylemektedir. İskenderunlu olan Küçük, aslında kendisine miras kalan
araziler için Paris’e gitmiştir. İskenderun sancağını devlete katan iradenin parçası
olarak Küçük, gözünü Musul’a dikmiştir.
Rojava’daki
gelişmeler üzerine, yıllarca Küçük’le program yapmış, onun yetiştirmesi olan
Gürkan Hacır, şu tviti attı:
“Yalçın Küçük hoca, tam 20
yıl önce ‘Musul’u almazsak Diyarbakır’ı veririz’ demişti. Terör örgütünün
devlet kurma hayalinin sınır ötesine müdahale ederek önlenebileceğini
savunuyordu.”[2]
CHP’li
Barış Zeren, gene Küçük’ün yetiştirmesi olarak, buna şu cevabı verdi:
“Yalçın Küçük bu sözü, ‘terör
örgütünün devlet kurma hayalini’ önlemek için filan söylemiyordu. Beştepe
methiyecileri kendine başka kapı arasın.”[3]
Barış’ın
da Zeren’in de yalana iman ettiği açıktı. Çünkü Yalçın Küçük, şunu söylüyordu:
“Kırk yıldır savunuyorum,
ama, şimdi daha acil oldu. Çünkü, ‘büyümezsek küçülürüz’ diyoruz. ‘Musul
alınmazsa, Diyarbekir verilir’ önermesini ekliyoruz. Ayrıca, Bush’un Mesut
Barzani’yi gösterişli bir şekilde Beyaz Saray’a çağırması da, artık Ortadoğu’da,
Washington için, Türklerin yerini Kürtler aldılar, anlamındadır. Bütün bunlar,
Doğu Birliği’ni bir zorunluluk haline getiriyor.”[4]
Liberal "sosyolog" Veli Saçılık, tartışmaya dâhil olur ve sahip olduğu mülk adına şunu
der:
“Gürkan Bey, Yalçın
Küçük’ün geçmişte söyledikleri üzerinden teori kuruyorsan eğer İmralı’ya
sekreter olmak için aday yazılman gerekir. Geçmişi çok kurcalama istersen,
zararlı çıkarsın.”[5]
İmralı
eleştirisini içeren bu cümleler, Öcalan’ı devlet safına fırlatan aklın
ürünüdür. Eski TKP’li ve Fethullahçı Ayşe Hür, meramını daha açık dillendiriyor. Öcalan'ı devletin ajanı ilan ediyor. Bu tür isimler, kirli ve yaban Kürt’ten kurtulmak, mülkünü paylaşmamak, hafiflemek,
emperyalizme uşaklık edebilmek için Kürdistan talep ediyorlar. Kürtleri küçük
ve hor görüyorlar. Ağızlarının kenarından sömürgecilik ve Doğu’yu küçük gören
emperyalist kibir sızıyor. “Emperyalizmin nimetlerinden yararlanan” Hür, Apo’nun
devletten yana saf tuttuğunu söylüyor.
Solun influencer'ı tvitır bülbülü Barış Yıldırım, Ayşe Hür’e yönelik saldırılara
siper oluyor ve onun ilkeli bir aydın olduğunu söylüyor. Oysa onun tek ilkesi
var o da emperyalizme ve Fethullahçılığa hizmet! Ama Yıldırım, oradan gelecek
akara bigâne kalmak, onu elinin tersiyle itmek istemiyor. Her tuşa basıyor. Kendini
satabileceği her yere tezgâh kuruyor. Buna da “solculuk” diyor. “Solculuk”
denilen bir metaı satıyor. O nedenle, Gürkan Hacır’ın tvitine kızıyorlar.
Devletle
ve askerle ilişkili her isimde bu yönteme rastlamak mümkün. Her suyun başını
tutmak, sonra da efendilerine dönüp “bak çok işe yarıyorum, beni yalnız bırakma”
diyorlar.
Birkaç
sene önce, İştirakî’nin kıyısında dolaşmış bir ajan, derginin alanını
tasfiye etmek için kuzu postunu üzerine geçiriyor ve şunları söylüyordu:
“[...] ‘Türkiye büyümezse
küçülür’ lafı, Amerika’da Neo-Conların iktidara yürüyüş sürecinde Türkiye
yönetici sınıfının temel kabulü ve mottosu hâline gelmiştir. İlginç bir şekilde
bu sözü tedavüle sokan, Marksist iktisatçı Yalçın Küçük olmuştur. [...] ‘Türkiye
büyümezse küçülür’ ve ‘Amerika, müdahaleci ve yayılmacı politikasından
vazgeçerse yok olacaktır’ sözleri bağlamında bir müttefiklik ilişkisinin
geliştiğini söyleyebiliriz.”[6]
Bugünse
aynı kişi, şunu söylüyor:
“Irak Süleymaniye’de 4
Temmuz 2003 tarihinde Amerikan askerlerinin Türk askerlerinin başına çuval
geçirme hâdisesi, bu öfkenin bir yansımasıydı. 1 Mart 2003-5 Kasım 2007
tarihleri arası BOP üzerinden Türkiye’nin işgal veya iç savaş yoluyla bölünmesi
masadaydı. Yalçın Küçük’ün ‘Türkiye büyümezse küçülür’ şeklindeki ifadesi, tam
olarak buradaki karar anıyla ilgili olsa gerek.”[7]
İlkinde,
Yalçın Küçük’ün Türkiye’nin NATO içindeki konumuyla bağlantılı ve ona uyumlu bir
laf ettiğini söylerken, ikincisinde, “askerimizin başına çuval geçirince Yalçın
hocamız durur mu, sıktı yumruğunu. O lafı, emperyalizmle dövüşmek için etti”
diyor. İştirakî’ye yönelik hainliğin sebebini, bu iki paragraftaki
çelişkide aramak gerekiyor. Yalçın Küçük’ler ve Küçükçüler, her zaman devlete
ajanlık ediyorlar.
Bu
kişiler, askerliği torpilli yerlerde yapıyorlar, askeriye içerisindeki bağlar
üzerinden orduya ait bir kurumda o solculukla iş buluyorlar. “Nasıl oluyor?”
sorusunun cevabı, bir tek onlarda. Aynı devletin kritik kurumu, nasıl oluyorsa,
“Maocu” birini işe alabiliyor. Ama nasıl oluyorsa, bu ülkeyi “saray
diktatörlüğü” yönetiyor.
Evlerinde
ve ellerinde olmayan kitaplardan alıntılarla bezeli yazılarsa, bir istifranın
neticesi. Sosyalist hareketi kusmuklarıyla boğmaya niyet etmişler. Asker, neyi
emrediyorsa, onu yazıyorlar. Yalçın Küçük ve efradını emir erleri olarak görmek
gerekiyor. Bunların elinden genelkurmay raporlarından başka bir şey çıkmıyor.
Aynı
Küçük, Doğu Birliği’ni aynı istifra mantığıyla dillendirdiğini kendisi itiraf
ediyor. Kürdistan’ı münferit, tali, hükümsüz ve anlamsız kılmak için “Doğu Birliği”
diyor. Bugün solcu Batı Asyalılar, “Müslüman NATO”dan dem vuruyorlar. Onu eleştiriyorlar.
Buradaki solcu, örtük ve açık olarak, o NATO’ya hizmet ediyor.
Bu
Küçükçüler, derinde, perde gerisinde AKP’yle birlikte yürüyen Kemalistler adına,
onlar için düşünüp yazıyorlar. Borular, lojistik, jeopolitika, petrol, bloklar
karşısında steril bir yok yer tarif ediyorlar. Siyaseti ve devrimciliği boşa
düşürmek için uğraşıyorlar. Saf solculuk, kendi kirini örtbas ediyor. Onca şey
söylendikten sonra “işçi sınıfı da ayaklansın canım, biz n’apalım” diyorlar. “Lenin’i
tasfiye memuru” hocaları Yalçın Küçük’ten ne öğrendilerse onu uyguluyorlar. O
işçiyle partinin, partiyle işçinin bağını kesmek için türlü taklalar atıyorlar.
Sosyalist
Cumhuriyet Partisi, “Kemalist devrimi tamamlamak ve emekçilerin cumhuriyetini
kurmak için görev başındayız” diyor. Bu nasıl devrim ki yüz yıldır
tamamlanamıyor. Tamamlamak dediği, burada Müslüman’ın kökünün kuruması. Halen daha o “devrim” için ve onun içinden düşünüyorlar. “Sosyalizm”,
kirlerini örtüyor. Hepimizi burjuvazinin devletine, devletin sermayesine kul
etmek için uğraşıyorlar. Küçük burjuvanın istifrası, proletaryayı ve iradesini
boğmak için.
Eren Balkır
16
Şubat 2026
Dipnotlar:
[1] “Türkiye Büyümezse Küçülür”, 6 Eylül 2009, Youtube.
[2]
Gürkan Hacır, “Musul’u almazsak Diyarbakır’ı veririz”, 21 Ocak 2026, X. Hacır, linkini verdiği blog
yazısında, Küçük’ün vizyonunun Meral Akşener’i çok etkilediğinden bahsediyor. “Musul’u
Almazsak Diyarbakır’ı Veririz”, 20 Ocak 2026, Blog.
[3]
Barış Zeren, “Yalçın Küçük’ün sözü”, 22 Ocak 2026, X. Zeren, Kürtleri Küçük’e fazla
küstürmemek gerek diye düşünüyor olmalı.
[4]
Yalçın Küçük, Gizli Tarih I, Salyangoz Yayınları, 2006, s. 379.
[5]
Veli Saçılık, “Gürkan Bey”, 22 Ocak 2026, X.
[6]
İrfan Özgül, “Deprem ve Devlet”, 17 Şubat 2023, Org.
[7] İrfan Özgül, “Jeopolitik Keşmekeş”, 2 Ağustos 2025, Org.


0 Yorum:
Yorum Gönder