20 Şubat 2026

,

İstifra


Bir şey her yerde ise yoktur. Tüm sınıfları gözeten, gören, kucaklayan sosyalizm, apolitiktir, yok hükmündedir. Bu çaba, sosyalizm olmasın diyedir.

Perinçek’in Marx’ı, Yalçın Küçük’ün Lenin’i terbiye etme girişimleri, tehlikelidir. İlkine göre Marx, “on dokuzuncu yüzyılda ölüp gitmiş bir düşünür”dür; ikincisine göre Lenin, “ekonomiden anlamayan kaba saba biri”dir. Marx’sız, Lenin’siz sosyalistlerin çıktığı torna, devlete ve sermayeye aittir. Devlet, DPT memurunu solu yönetme, terbiye etme, disipline kavuşturma işinde istihdam etmiştir. Tüm solcular, onun için basit birer veriden, örgütler, basit birer grafikten ibarettir.

O tornanın ustabaşları olarak Yalçın Küçük ve Perinçek, avamdan, halktan, proleterden tiksinir. Onları küçük görür. İradelerini yok edilecek şeyler olarak değerlendirir. Küçük’e göre, “Türk seçkininin politikacısının aklı ve ufku küçüktür.”[1] Onu büyütmek, solcuların işidir. Buna karşılık, bu solcular, koyun sürüsü olarak gördükleri kitlelerin içine girerken üzerlerine kuzu postu geçirirler.

Aslında solcular, o seçkinin, politikacının, devlet çekirdeğinin yaşama ve büyüme arzularının sözcüsünden başka bir şey değildir. Önce Marx kapitalizme; Lenin emperyalizme ikna edilmelidir. Sol örgütler şahsında, edilmiştir. Bugün feminizm, lubunizm ve veganizmden başka bir şey bilmeyen sol örgütler, emperyalizmin ajanıdırlar.

Yalçın Küçük, devrimciliği devlet ve sermaye için terbiye eden, disipline kavuşturandır. Ona verilen görev, budur. TKP, Küçük’ün “24 Saat Devrimcilik” makalesini eğitimlerde kullanır. Bugün Mehmet Kuzulugil denilen trol, o eğitimlerin ürünüdür. Demagojiyi oralarda öğrenmiştir. 24 saate yayılan devrimcilik, yoktur, bir tekstil fabrikasının başında laik müdür olarak oturmakla neticelenmiştir. Evet, köprünün altından çok su akmıştır ve o su, Küçük’ün öğrencilerinin dilinde iğreti duran devrimciliğe ve komünistliğe dair sözleri alıp götürmüştür.

Hocaları Yalçın Küçük için büyümeye dair ufuk ve akıl, “Azerbaycan’ı, Suriye’yi ve Musul’u kapsar. “Türkiye büyümezse küçülür” diyen, devlet ve sermayedir. Küçük, onlara vantrologluk yaparak yaşamanın derdindedir. Egemenlere solcu kılıflar ören, sol içinde kitle tabanı ören Küçük’e göre, “Musul'u almak için örtülü mücadele başlamalıdır.”

Ulusal Kanal’daki bir programında bağırarak, masaya vurarak, “PKK’yle biz mücadele ediyoruz” demiştir. “Öcalan Kardeşim” yazısını MİT istediği için yazmıştır. Bekaa’ya emirle gitmiştir. Elindeki tüm belgeleri havalimanında MİT’e teslim etmiştir. Sonraları Demirel başa geçtiğinde, Fransa’ya “kendisini sürgün” etmiştir. Tüm yazılarının altında “Paris sürgünü” imzasını atan Yalçın Küçük, yalan söylemektedir. İskenderunlu olan Küçük, aslında kendisine miras kalan araziler için Paris’e gitmiştir. İskenderun sancağını devlete katan iradenin parçası olarak Küçük, gözünü Musul’a dikmiştir.

Rojava’daki gelişmeler üzerine, yıllarca Küçük’le program yapmış, onun yetiştirmesi olan Gürkan Hacır, şu tviti attı:

“Yalçın Küçük hoca, tam 20 yıl önce ‘Musul’u almazsak Diyarbakır’ı veririz’ demişti. Terör örgütünün devlet kurma hayalinin sınır ötesine müdahale ederek önlenebileceğini savunuyordu.”[2]

CHP’li Barış Zeren, gene Küçük’ün yetiştirmesi olarak, buna şu cevabı verdi:

“Yalçın Küçük bu sözü, ‘terör örgütünün devlet kurma hayalini’ önlemek için filan söylemiyordu. Beştepe methiyecileri kendine başka kapı arasın.”[3]

Barış’ın da Zeren’in de yalana iman ettiği açıktı. Çünkü Yalçın Küçük, şunu söylüyordu:

“Kırk yıldır savunuyorum, ama, şimdi daha acil oldu. Çünkü, ‘büyümezsek küçülürüz’ diyoruz. ‘Musul alınmazsa, Diyarbekir verilir’ önermesini ekliyoruz. Ayrıca, Bush’un Mesut Barzani’yi gösterişli bir şekilde Beyaz Saray’a çağırması da, artık Ortadoğu’da, Washington için, Türklerin yerini Kürtler aldılar, anlamındadır. Bütün bunlar, Doğu Birliği’ni bir zorunluluk haline getiriyor.”[4]

Liberal "sosyolog" Veli Saçılık, tartışmaya dâhil olur ve sahip olduğu mülk adına şunu der:

“Gürkan Bey, Yalçın Küçük’ün geçmişte söyledikleri üzerinden teori kuruyorsan eğer İmralı’ya sekreter olmak için aday yazılman gerekir. Geçmişi çok kurcalama istersen, zararlı çıkarsın.”[5]

İmralı eleştirisini içeren bu cümleler, Öcalan’ı devlet safına fırlatan aklın ürünüdür. Eski TKP’li ve Fethullahçı Ayşe Hür, meramını daha açık dillendiriyor. Öcalan'ı devletin ajanı ilan ediyor. Bu tür isimler, kirli ve yaban Kürt’ten kurtulmak, mülkünü paylaşmamak, hafiflemek, emperyalizme uşaklık edebilmek için Kürdistan talep ediyorlar. Kürtleri küçük ve hor görüyorlar. Ağızlarının kenarından sömürgecilik ve Doğu’yu küçük gören emperyalist kibir sızıyor. “Emperyalizmin nimetlerinden yararlanan” Hür, Apo’nun devletten yana saf tuttuğunu söylüyor.

Solun influencer'ı tvitır bülbülü Barış Yıldırım, Ayşe Hür’e yönelik saldırılara siper oluyor ve onun ilkeli bir aydın olduğunu söylüyor. Oysa onun tek ilkesi var o da emperyalizme ve Fethullahçılığa hizmet! Ama Yıldırım, oradan gelecek akara bigâne kalmak, onu elinin tersiyle itmek istemiyor. Her tuşa basıyor. Kendini satabileceği her yere tezgâh kuruyor. Buna da “solculuk” diyor. “Solculuk” denilen bir metaı satıyor. O nedenle, Gürkan Hacır’ın tvitine kızıyorlar.

Devletle ve askerle ilişkili her isimde bu yönteme rastlamak mümkün. Her suyun başını tutmak, sonra da efendilerine dönüp “bak çok işe yarıyorum, beni yalnız bırakma” diyorlar.

Birkaç sene önce, İştirakî’nin kıyısında dolaşmış bir ajan, derginin alanını tasfiye etmek için kuzu postunu üzerine geçiriyor ve şunları söylüyordu:

“[...] ‘Türkiye büyümezse küçülür’ lafı, Amerika’da Neo-Conların iktidara yürüyüş sürecinde Türkiye yönetici sınıfının temel kabulü ve mottosu hâline gelmiştir. İlginç bir şekilde bu sözü tedavüle sokan, Marksist iktisatçı Yalçın Küçük olmuştur. [...] ‘Türkiye büyümezse küçülür’ ve ‘Amerika, müdahaleci ve yayılmacı politikasından vazgeçerse yok olacaktır’ sözleri bağlamında bir müttefiklik ilişkisinin geliştiğini söyleyebiliriz.”[6]

Bugünse aynı kişi, şunu söylüyor:

“Irak Süleymaniye’de 4 Temmuz 2003 tarihinde Amerikan askerlerinin Türk askerlerinin başına çuval geçirme hâdisesi, bu öfkenin bir yansımasıydı. 1 Mart 2003-5 Kasım 2007 tarihleri arası BOP üzerinden Türkiye’nin işgal veya iç savaş yoluyla bölünmesi masadaydı. Yalçın Küçük’ün ‘Türkiye büyümezse küçülür’ şeklindeki ifadesi, tam olarak buradaki karar anıyla ilgili olsa gerek.”[7]

İlkinde, Yalçın Küçük’ün Türkiye’nin NATO içindeki konumuyla bağlantılı ve ona uyumlu bir laf ettiğini söylerken, ikincisinde, “askerimizin başına çuval geçirince Yalçın hocamız durur mu, sıktı yumruğunu. O lafı, emperyalizmle dövüşmek için etti” diyor. İştirakî’ye yönelik hainliğin sebebini, bu iki paragraftaki çelişkide aramak gerekiyor. Yalçın Küçük’ler ve Küçükçüler, her zaman devlete ajanlık ediyorlar.

Bu kişiler, askerliği torpilli yerlerde yapıyorlar, askeriye içerisindeki bağlar üzerinden orduya ait bir kurumda o solculukla iş buluyorlar. “Nasıl oluyor?” sorusunun cevabı, bir tek onlarda. Aynı devletin kritik kurumu, nasıl oluyorsa, “Maocu” birini işe alabiliyor. Ama nasıl oluyorsa, bu ülkeyi “saray diktatörlüğü” yönetiyor.

Evlerinde ve ellerinde olmayan kitaplardan alıntılarla bezeli yazılarsa, bir istifranın neticesi. Sosyalist hareketi kusmuklarıyla boğmaya niyet etmişler. Asker, neyi emrediyorsa, onu yazıyorlar. Yalçın Küçük ve efradını emir erleri olarak görmek gerekiyor. Bunların elinden genelkurmay raporlarından başka bir şey çıkmıyor.

Aynı Küçük, Doğu Birliği’ni aynı istifra mantığıyla dillendirdiğini kendisi itiraf ediyor. Kürdistan’ı münferit, tali, hükümsüz ve anlamsız kılmak için “Doğu Birliği” diyor. Bugün solcu Batı Asyalılar, “Müslüman NATO”dan dem vuruyorlar. Onu eleştiriyorlar. Buradaki solcu, örtük ve açık olarak, o NATO’ya hizmet ediyor.

Bu Küçükçüler, derinde, perde gerisinde AKP’yle birlikte yürüyen Kemalistler adına, onlar için düşünüp yazıyorlar. Borular, lojistik, jeopolitika, petrol, bloklar karşısında steril bir yok yer tarif ediyorlar. Siyaseti ve devrimciliği boşa düşürmek için uğraşıyorlar. Saf solculuk, kendi kirini örtbas ediyor. Onca şey söylendikten sonra “işçi sınıfı da ayaklansın canım, biz n’apalım” diyorlar. “Lenin’i tasfiye memuru” hocaları Yalçın Küçük’ten ne öğrendilerse onu uyguluyorlar. O işçiyle partinin, partiyle işçinin bağını kesmek için türlü taklalar atıyorlar.

Sosyalist Cumhuriyet Partisi, “Kemalist devrimi tamamlamak ve emekçilerin cumhuriyetini kurmak için görev başındayız” diyor. Bu nasıl devrim ki yüz yıldır tamamlanamıyor. Tamamlamak dediği, burada Müslüman’ın kökünün kuruması. Halen daha o “devrim” için ve onun içinden düşünüyorlar. “Sosyalizm”, kirlerini örtüyor. Hepimizi burjuvazinin devletine, devletin sermayesine kul etmek için uğraşıyorlar. Küçük burjuvanın istifrası, proletaryayı ve iradesini boğmak için.

Eren Balkır
16 Şubat 2026

Dipnotlar:
[1] “Türkiye Büyümezse Küçülür”, 6 Eylül 2009, Youtube.

[2] Gürkan Hacır, “Musul’u almazsak Diyarbakır’ı veririz”, 21 Ocak 2026, X. Hacır, linkini verdiği blog yazısında, Küçük’ün vizyonunun Meral Akşener’i çok etkilediğinden bahsediyor. “Musul’u Almazsak Diyarbakır’ı Veririz”, 20 Ocak 2026, Blog.

[3] Barış Zeren, “Yalçın Küçük’ün sözü”, 22 Ocak 2026, X. Zeren, Kürtleri Küçük’e fazla küstürmemek gerek diye düşünüyor olmalı.

[4] Yalçın Küçük, Gizli Tarih I, Salyangoz Yayınları, 2006, s. 379.

[5] Veli Saçılık, “Gürkan Bey”, 22 Ocak 2026, X.

[6] İrfan Özgül, “Deprem ve Devlet”, 17 Şubat 2023, Org.

[7] İrfan Özgül, “Jeopolitik Keşmekeş”, 2 Ağustos 2025, Org.

0 Yorum: