11 Şubat 2026

Chomsky Değerlendirmesi

Noam Chomsky’nin kitaplarını yirmili yaşlarımdayken (seksenlerin sonlarında) keşfettim. Ona onlarca yıl hayranlık duydum. Chomsky’den daha çok hayranlık duyduğum tek aydın vardı, o da çok daha genç ve daha kolay etkilenebileceğim bir yaşta keşfettiğim Bertrand Russell’dı.

İki binlerin başlarında internet, yepyeni ve ışıltılı bir şeydi. Znet Destekçiler Forumu’na heyecanla dâhil olmuştum. Forum üyeleri, Chomsky ve diğer solcu yazarlarla doğrudan etkileşim kurabiliyorlardı. Bu, Chomsky’nin onlarca yıldır yaptığı gibi alternatif medyayı desteklemenin birçok yolundan biriydi. İnternetten önce, Z Magazine, şirket medyasının boğucu ve gerici konformizminden kurtulduğum yerlerden biriydi. Özellikle Pazar sabahı siyasi tartışma programlarını izlemek, ruhumu daraltıyordu. Her ay postayla Z Magazine’i almayı dört gözle beklerdim, böylece müesses nizama bağlı haber medyasından tiksindiğim için deli olmadığımı kendime ispatlar, kendimi gerçekler ve argümanlarla donatabilirdim. Söylemeye gerek yok, o dönemde Chomsky’nin bir katkısına yer veren herhangi bir alternatif haber dergisi veya radyo programı, epey ilgi görürdü.

Znet forumundaki bazı yazarların aksine, Chomsky’nin kibirli bir ukala gibi görünmediğini fark ettim. Çok cana yakın ve zamanını cömertçe paylaşan biriydi. Yıllar sonra, onunla doğrudan e-posta yoluyla iletişim kurmaya başladım, yaklaşık 2011 yılına kadar verdiği her cevabın altına imzamı attım. Daha sonra, aynı fikirde olmadığımız zamanlarda bile, kendimi asla küçümsenmiş veya saygısızlığa uğramış gibi hissetmedim. Bilâkis, beni hep yazmaya teşvik ederdi. Chomsky’nin arkadaşlarından Ed Herman ve John Pilger da beni hiçbir vakit hayal kırıklığına uğratmadı. Benim gibi onların seviyesine yaklaşamayan yazarlara aynı hoşluk ve cömertlikle yaklaştıklarını söylemeliyim.

İlk Uyarı işaretleri: Haiti

İki binlerin başlarında Znet forumunda bulunduğum dönemde, Chomsky'nin eski Haiti Devlet Başkanı Jean Bertrand Aristide’in ikinci döneminde onunla ilgili birkaç olumsuz yorumda bulunduğunu hatırlıyorum.

Aristide’in ilk dönemi, Chomsky’nin şiddetle kınadığı ABD destekli bir askeri darbeyle 1991’de sona erdi. Chomsky’nin bir keresinde Znet forumunda “haydut” olarak nitelendirdiği Bill Clinton, Aristide’in 1994’te Haiti’ye dönmesine izin verdi. Chomsky, Clinton’ın Aristide’den kopardığı akıl almaz tavizleri sert bir dille[1] eleştirdi: neticede Aristide, üç yıl boyunca binlerce destekçisini katleden ordunun cezasız kalmasını sağlamıştı; sürgünde geçirdiği üç yılın görev süresi olarak sayılmasını kabul etmek zorunda kalmıştı; 1990’daki seçim kampanyası programıyla çelişen neoliberal ekonomik politikaları benimsemişti.

Oysa 1994’te Haiti’ye döndükten sonra Aristide, Clinton’ın kendisine dayattığı anlaşmayı büyük ölçüde hiçe saydı. Askeri cuntada yer alan katiller yargılandı, Haiti ordusu dağıtıldı. Aristide’in yakın müttefiki Rene Preval başkanlık görevini tamamladı, ardından Aristide 2000 yılında tekrar seçildi. Aynı yıl, Aristide’in siyasi müttefikleri yasama seçimlerinde ezici bir zafer kazandılar.

ABD önderliğinde Aristide’e karşı derhal bir karalama kampanyası başlatıldı. Aristide, 2000 seçimlerinde hile yapmakla ve destekçilerini rakiplerini terörize etmek için silahlandırmakla suçlandı. Bu asılsız iddialar, sadece ABD hükümeti ve batı medyası değil, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü, Hristiyan Yardım Kuruluşu ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi önde gelen STK’lar tarafından da tekrarlandı.

29 Şubat 2004’te ABD birlikleri, Aristide’i kaçırıp Haiti’den uçakla çıkardı. ABD, Haiti’ye dönüşüne şiddetle karşı çıktığını açıkça belirttiği için Aristide, birkaç yıl Güney Afrika’da sürgünde kaldı. Chomsky’nin ve yukarıda listelenen tüm STK’ların etkisiyle, Aristide’e karşı yöneltilen iddialarda önemli bir doğruluk payı olduğuna inanmıştım. Sonra 2004 darbesi oldu ve ben, kayıtsız şartsız kabul ettiğim şeyden şüphe duymaya başladım. İddiaları daha yakından inceledikçe, tamamen yanlış olduklarını fark ettim. Bağımsız araştırmacılar Yves Engler ve Anthony Fenton, darbeye zemin hazırlayan yalanları çürüten kısa ama çok etkili bir kitap kaleme aldılar. Birkaç yıl sonra, 2010’da Peter Hallward, Damming the Flood: Haiti, Aristide, and the Politics of Containment [“Seli Durdurmak: Haiti, Aristide ve Çevreleme Politikası”] adında, her şeyin iç yüzünü anlatan daha kapsamlı bir kitap yazdı. Chomsky’nin ön kapağındaki övgü dolu sözüyle kitap, “fazlasıyla ikna edici ve harika bir kitap”tı. Aynen katılıyorum. Chomsky’nin de benim gibi 2004 darbesinden önemli dersler çıkardığını düşünmüştüm. Yanılmışım.

2012’de Chomsky’ye Aristide karşıtı siyasi propagandaya karşı onu savunan mektuba imza atıp atamayacağını sordum, “hayır” cevabını verdi.[2] Chomsky, Haiti konusunda danıştığı aktivistlerin “Aristide’e ilişkin anlatımlardan rahatsız olduklarını” söyledi. Evet ben de imza atmıştım ama mektup benim için de sorunluydu. Bu sorun, Aristide’i fazla methetmesiyle ilgili değildi. 2004’ten beri Haiti’ye ve Aristide’e yapılan her şey apaçık ortadaydı.

Chomsky’ye olan hayranlığım devam etti, ancak anarşist ideolojisi nedeniyle önemli kör noktaları olduğu sonucuna vardım. Aristide’ninki kadar zayıf ve minimalist bir hükümet bile Chomsky tarafından her zaman şüpheyle karşılanıyordu. ABD’ye yönelik sert eleştirileri, ABD saldırısı altındaki hükümetlere yönelik haksız eleştirilerle sık sık baltalanıyordu. Chomsky’nin düşüncesindeki bu kusur, ifade özgürlüğüne olan mutlak bağlılığıyla daha da ağırlaştı.

Nikaragua, Venezuela, İfade Özgürlüğüne Mutlak Bağlılık, Elitlerin Cezasızlığı

Chomsky, 1989 tarihli Necessary Illusions [“Gerekli Yanılsamalar”] kitabında, Ronald Reagan’ın Nikaragua’ya karşı yürüttüğü terörist savaşın acımasız ayrıntılarını harika bir şekilde belgelemişti. Chomsky, ABD destekli Nikaragua gazetesi Prensa’yı, ABD’nin Nikaragua’ya saldırırken kullandığı bir propaganda aracı olarak tanımlıyordu. Prensa’nın “gazete olmadığı” imasında bulunuyordu. Bununla birlikte Chomsky, Nikaragua hükümetinin Prensa’nın açık kalmasına izin vermesi konusunda ısrar etti: “Özgürlükçü değerlerin savunucuları, içinde bulunduğu vahim duruma rağmen, Nikaragua’nın bu alanda emsal teşkil eden bir adım atması konusunda ısrarcı olmalıdırlar.”

Chomsky, 1988 tarihli The Culture of Terrorism [“Terörizmin Kültürü”] kitabında, “Nikaragua’da gerçek özgürlüğe izin verilirse, ki kesinlikle verilmelidir”, hükümetin ABD destekli düşmanlarının egemen olduğu bir medya alanının büyük “yükünü” omuzlayacağın, ancak “bunların hiçbirinin bu yükün taşınmaması gerektiği anlamına gelmediğini” yazdı.

Chomsky’nin zehirli fikirlerini yıllarca savunduğum için utandığımı belirtmeliyim.[3] Prensa, ABD destekli teröristlerin Nikaragualıları öldürmesine yardım ediyordu. Chomsky’nin ifade özgürlüğüne yönelik mutlak bağlılığı, çelişkili ve gericiydi. Prensa’ya dokunulmazlık sağlamak, gazetenin Nikaragualıları öldürerek sonsuza dek susturduğu seslerini görmezden gelmeyi gerektiriyordu.

2021’e geldiğimizde ise Prensa, hâlâ ABD destekli yıkıcı unsurların sözcüsüydü. O dönemde Chomsky, Nikaragua’yı bu yıkıcı unsurlara teslim olmaya çağıran bir mektubu imzaladı.[4] Mektup ayrıca, ülkeye karşı yürütülen terörist savaş sayesinde ABD destekli adayın kazandığı 1990 seçimlerini “özgür ve adil” olarak nitelendirme cüretini de gösteriyordu.

Chomsky'nin hakaret suçlarıyla ilgili kanunlara karşı çıkması da aynı şekilde, konuşma yoluyla insanları susturarak öldürülmelerine, saklanmaya zorlanmalarına veya mali yıkıma uğramalarına neden olan en tehlikeli (yani en zengin) yalancıların cezasız kalmasını desteklemek anlamına geliyordu.[5]

2007 yılında, Hugo Chavez yönetimindeki Venezuela hükümeti, 2002’de Chavez’i iki günlüğüne iktidardan uzaklaştırmayı başaran ABD destekli darbeyi destekleyen RCTV adlı televizyon kanalının yayın lisansını yenilemeyi reddetti.[6] Chomsky, yenilenmemeyi “taktiksel bir hata” olarak nitelendirerek, karara itiraz etti. Unutmayın ki, bu noktada Venezuela, henüz RCTV’yi kapatmamıştı bile. Kanal, uydu üzerinden yayın yapmaya devam edebiliyordu.

Chomsky’nin eleştirisi makul bir eleştiri değildi. Makul bir eleştiri yapıyor olsa, Venezuela’da sadece RCTV değil, 2002 darbesini destekleyen tüm televizyon kanallarını yıllar sonra değil, derhal kapatmamasının “taktiksel bir hata” olduğunu söylerdi. Ancak, (Çin veya Rusya kadar güçlü olmadığı sürece) her türden hükümeti, esas olarak, özellikle ABD saldırganlığına karşı çıkabilecek Batı’daki “ilerici” unsurların görüşleri de dâhil olmak üzere, tüm Batı kamuoyunun yaklaşımını dert edinir. Venezuela gibi bir hükümet, Batı'da nasıl tasvir edildiğine tamamen kayıtsız kalamaz. Bu anlamda Chomsky, ABD saldırısı altındaki hükümetlere, “ya zayıf olun ya da Batı solundan sert saldırılarla karşılaşmaya hazır olun”dan gayrı bir şey söylememektedir.

2011’de Chomsky, Venezuelalı yargıç Lourdes Afiuni’yi desteklemek için yargı bağımsızlığı ve insani gerekçelere başvurdu.[7] Afiuni, yolsuzluktan hapse atılan bir iş adamının Venezuela’dan kaçmasına izin verdiği için hapse girmişti. Chomsky’nin Venezuela’da yolsuzluğa bulaşmış bir yargıcın serbest bırakılması konusundaki ısrarı, yıllar sonra Venezuela hükümetini, kendi ifadesiyle “sermayenin zenginleşmesi için neredeyse sınırsız hareket alanı sağlamakla” suçlamasına mani olmadı.[8]

Venezuela konusunda, Chomsky’yi en çok da gerici isimlerin etkilediği görülüyor. Chomsky ile e-posta üzerinden yaptığım bir yazışmada, bana Boris Muñoz’u Venezuela konusunda güvenilir bir kaynak olarak önerince şaşırmıştım. Muñoz, 2012 tarihli bir makalesinde, Hugo Chavez’in kanserinin “Havana hükümetiyle işbirliği içinde kurgulanmış” bir aldatmaca olduğunu iddia etmişti. Chomsky’ye bunun Muñoz için ne kadar vahim bir durum olduğunu söyledim, ama sanırım söylediğimi pek anlamadı.

Chomsky, kendi ülkesinde de benzer şekilde çelişkili bir tutum sergiliyordu: Elitlerin vahşetini kınarken, aynı zamanda elitlere verilecek en hafif cezaya da karşı çıkıyordu. 1969’da Vietnam savaşının yüceltilmesinden o kadar tiksinmişti ki, American Power and the New Mandarins [“Amerika’nın Gücü ve Yeni Bürokratlar”] adlı kitabında şöyle diyordu: “Kendimize sormamız gereken soru şu: ABD’de ihtiyaç duyulan şey, muhalefet mi yoksa Nazilerden arındırma işlemi mi?”

Oysa 1969’da Chomsky, MIT’ye Walt Rostow’un öğretim görevlisi olarak atanmasının engellenmesine şiddetle karşı çıktığını da söylüyordu. Rostow, Başkan Kennedy ve Johnson’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak çalıştıktan sonra 1969’da akademiye geri döndü. Chomsky, bu konudaki düşüncelerini kendisini seven bir biyografi yazarına (Robert Barsky) şöyle aktarıyordu:

“1969’da MIT Rektörü ile görüşmeye gittim. O dönemde dolaşan, savaş suçlusu olarak gördüğümüz Walt Rostow’un siyasi nedenlerle MIT’de görev almasının engellendiği yönündeki söylentilerin doğru çıkması halinde onu açıktan protesto edeceğimizi bildirdim (bu iddialar pek inandırıcı değildi ve tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı).”

Bir röportajında Chomsky, Rostow’a iş verilmemiş olsaydı, MIT’den istifa edebileceğini söylemişti.[10] Dolayısıyla, Chomsky’nin ABD’nin Nazilerden arındırılması çağrısında bulunmasına neden olan ABD vahşetine rağmen, ABD’deki üst düzey Nazilerin suçlarından dolayı kariyer yolculuklarında olumsuz sonuçlar yaşamalarına şiddetle karşı çıkmıştı.

Libya, Suriye, Ukrayna: Chomsky Daha Beter Biri Haline Geliyor

2011’de Chomsky, Libya’yı uçuşa yasak bölge ilan eden BM Güvenlik Konseyi kararını destekledi[11], ancak daha sonra NATO’nun Kaddafi hükümetini devirmek için bu kararı ihlal ettiğini öne sürerek itiraz etti. Yani, Batı’nın ikiyüzlülüğü ve suçluluğu üzerine yaptığı kapsamlı yazılarından da bildiği gibi, en tahmin edilebilir şeyin gerçekleşmesine karşı çıkıyordu. Gene de “Kaddafi’nin devrilmesinin sonuçlarını tahmin etmek için acele etmemek gerek” dedi. Aslında, Kaddafi’nin devrilmesi, Batı medyasının kolayca halının altına süpürdüğü, son derece tahmin edilebilir bir şekilde halen daha devam eden bir kâbusa yol açtı.[12]

Suriye’de Obama, Esad hükümetini devirmek için yürütülen kirli savaşa destek sunmaya başladı. Bu savaş, Obama’nın görevden ayrılmasından çok sonra bile ABD ve Nazilerin İsrail’i için büyük bir zaferle sonuçlandı. Şimdi eskinin Kaide teröristi (aynı zamanda IŞİD’in eski üst düzey bir üyesi) Suriye’nin diktatörü oldu.[13] 2016’da Chomsky, “Suriye meselesine gelince... herhangi bir öneride bulunmak gerçekten çok zor. Yani, Obama, Suriye’de bundan daha iyi ne yapabilirdi, bilmiyorum” diyordu.[14]

2018’de Chomsky, David Graeber, Judith Butler, David Harvey gibi çok sayıda Batılı aydınla birlikte, ABD ordusunun Suriye’yi Kürt anarşistlerini savunmak için bombalaması çağrısında bulunan bir mektuba imza attı. Yazarlar, Kürt anarşistlerinin ABD’nin “Suriye’de IŞİD’e karşı önde gelen müttefikleri” olduğunu iddia ediyordu. ABD’nin Suriye’de IŞİD’le savaşmak için bulunduğu fikri, ancak sağcı bir neo-muhafazakârın zihin dünyasına yakışacak türden bir fikirdi.

Batılı solcular, büyük ölçüde Chomsky’nin yıkıcı etkisi sayesinde, Esad hükümetini, açıktan ABD ve İsrail’in ortak desteğiyle gerçekleştirilen bir darbe girişimine karşı savunmayı tartışmalı bir mevzu haline getirdiler.[15]

Vanessa Beeley’nin de dediği gibi[16], bugün Suriye’de durum karışık. Bu, “İsrail”in çıkarına olan bölünme, yağma ve mezhepçi zulümlerin tanımladığı kaotik bir korku filmi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından Chomsky, iyice dibe vurdu. 2022’deki bir röportajında Chomsky, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin “büyük cesaretini” ve “büyük dürüstlüğünü” övdü, onu “onurlu bir kişi” olarak nitelendirdi.[17] Hatırlayın, Chomsky, 2012’de Aristide’i savunan bir mektubu imzalamaya cesaret edememişti çünkü ABD tarafından iki kez devrilen eski Haiti Devlet Başkanı hakkında aşırı olumlu olmak istemiyordu. Ancak Chomsky, Nazi işbirlikçisi Stefan Bandera’yı onurlandıran, ABD destekli, yolsuzluklar bataklığında yüzen bir hükümetin başı olan Zelenski’ye övgüler yağdırdı.

Chomsky’nin Sinsi Siyonizmi

Chomsky’nin Filistin’le ilgili yaklaşımı, İsrail’in suçlarına dair son derece ayrıntılı analizleriyle birçok dürüst insanı kazanmak üzerine kuruluydu. Ama aslında onca belgeyle ve öfkeli bir dille gözlerimizin önüne çektiği perdenin gerisinde bir Siyonist duruyordu.

2014 yılında Nation dergisinde yayınlanan bir makalesinde, iki devletli çözüm yanılsamasını savundu.[18] Aynı yazıda, Filistinlileri daha fazlasını istememeleri konusunda kibirli bir şekilde uyaran Chomsky, mültecilerin sürüldükleri topraklara geri dönme hakkını bile talep etmemelerini istiyordu.

Chomsky, 2004’te[19] “İsrail’in yıkımı”ndan sanki kötü bir şeymiş gibi bahsediyordu:

“İsrail kamuoyu ve uluslararası çevreler tarafından ciddiye alınmayan, İsrail’in yok edilmesini açıkça talep eden bir girişim olarak ‘demokratik laik devlet’ çağrısı, İsraillilere nihayetinde kurulacak bir Filistin devletinde belli düzeyde özgürlük umudundan gayrı bir şey sunmamaktadır.”

7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de canlı yayınlanan Holokost’a tanık olduğumuz göz önüne alındığında, Chomsky’nin yaklaşımındaki Siyonizm hiç bu kadar faş olmamıştı. O itibar edilmeyecek görüşleriyle şunu asla söyleyemez: Nazilerin İsrail’i yıkılmalıdır. Nokta.

Stalin Karşıtlığı: Batılı Solcuların Asıl Günahı

Chomsky’ye olan hürmetini yitirdiğimi, 2023 yılına, Gazze’de soykırımın başlamasından birkaç ay öncesine kadar dile getirmeye bir türlü cesaret edememiştim.[20] Ondan kurtulmak çok fazla zaman aldı.

Bunun sebeplerinden biri de Marksizm karşıtlığıdır. On yıllarca, birer aydın olarak beni en çok etkileyen isimler arasında bulunan Bertrand Russell ve Noam Chomsky, Karl Marx’ı küçümsemişlerdi. Chomsky’nin Marx’a karşı küçümseyici tavrına dair örnekler için Roderic Day’in yazısına bakabilirsiniz.[21] Onların üzerimdeki etkisinden kurtulana kadar Marx’ı doğru düzgün inceleyemedim.[22] Önde gelen Batılı aydınların, ya Marksizm karşıtı olmaları ya da Batı emperyalizmiyle uyumlu bir Marksizm versiyonunu savunmaları tesadüf değildi. Bu konuyla ilgili olarak Gabriel Rockhill’in Nick Estes[23] ve Justin Podur[24] ile yaptıkları tartışmaya bakılabilir. Batı elitinin liberal kesimi, “uyumlu bir sol” geliştirmek için hayal edebileceğimden çok daha fazla çaba sarf etti. Bertrand Russell, CIA tarafından finanse edilen bir anti-komünist öncü grubun parçasıydı.[25]

Ancak hayatımda tanıştığım birçok Marksist de Stalin karşıtıydı. Hepsi de Stalin öldükten sonra SSCB’nin izlediği çizgiyi eleştirmeden takip etmişlerdi. Marksistler kadar anti-Marksistlerin de benimsediği görüşe ben de sahip çıktım: Stalin büyük bir kötülüktü, öyle kötüydü ki Hitler’le kıyaslanabilecek biriydi. Chomsky’ye olan güvenimi kaybettiğimde, bu saçmalığı zekice çürüten Domenico Losurdo ve Michael Parenti’nin çalışmalarını inceledim. Anladım ki Chomsky gibi solcular, yani Jean Bertrand Aristide, Daniel Ortega, Hugo Chavez veya Nicolas Maduro’yu bile savunamayanlar, Stalin konusunda da güvenilir kaynaklar değillerdi. Dersimi geç de olsa almıştım.

Epstein, Chomsky'yi Ayartıyor

Aşağıda Barak ve Epstein’le çekilmiş fotoğraflar, Chomsky’nin Epstein’in dünyasının parçası olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor. Peki ABD’li elitler, Chomsky’nin böyle rezil olmasından memnun mudur? Emperyalizmle uyumlu bir sol yetiştirmeye çalışan liberal istihbaratçılar, muhtemelen memnun değildirler.

Frances Stonor Saunders, The Cultural Cold War [“Kültürel Soğuk Savaş”] adlı kitabında, CIA’deki liberallerin faaliyetlerini, solun hiçbir şekilde var olmasını istemeyen Cumhuriyetçilerden gizlemek zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu nedenle, ABD’li elitlerin Chomsky’nin rezil oluşuna hoşnutsuzluktan kayıtsızlığa oradan sevinmeye kadar farklı ve çelişkili tepkiler verdiğini düşünüyorum.

Chomsky’ye gelince, devlet karşıtı söylemlerine rağmen, ideolojisi, onun ABD’nin gücü ve Siyonizmden rahatsızlık duymamasını sağladı. Öylesine rahattı ki sık sık “ABD çok özgür bir ülke, belki de dünyanın en özgür ülkesi” gibi şeyler söylüyordu.[26] Sonunda o kadar rahata erdi ki kendi itibarını ayaklar altına aldı.

Joe Emersberger
23 Aralık 2025
Kaynak


Dipnotlar:
[1] Noam Chomsky, “Democracy Restored”, Z Magazine, Kasım 1994, Chomsky.

[2] “An Urgent Call”, 2012, Yumpu.

[3] Joe Emersberger, “Leftists Should Stop Promoting the ‘Free Speech’ Scam”, 11 Temmuz 2023, Substack.

[3] David Barsamian, “What History Shows Us About Responding to Coronavirus”, 28 Mayıs 2020, Chomsky.

[4] “Open Letter to the Nicaraguan Government”, 1 Temmuz 2021, Drive.

[5] David Barsamian, “What History Shows Us About Responding to Coronavirus”, 28 Mayıs 2020, Chomsky.

[6] Eva Golinger, “A Revolution is Just Below the Surface”, 28 Eylül 2007, Chomsky.

[7] Simon Romero, “Noted Leftist Urges Chávez to Release Ailing Judge”, 2 Temmuz 2011, NYT.

[8] Thor Benson, “It’s Corruption, Not Socialism, That Brought Down Venezuela”, 14 Mart 2019, Psmag.

[9] Boris Munoz, “The Last Chance for Hugo Chávez in Venezuela”, 1 Ekim 2012, Newsweek.

[10] Noam Chomsky, “The Faurisson Affair”, 9 Nisan 2018, Youtube.

[11] “Noam Chomsky on the Legality of NATO’s Bombing of Libya and the Scramble for Oil”, 19 Eylül 2011, DN.

[12] Whitney Webb, “Sex Slavery, ISIS & Illegal Arms Trade: Libya Plunged Into Failed State After US invasion”, 4 Mayıs 2017, Mintpress.

[13] Alexander Rubinstein, “Black Money, Black Flags: How USAID Paved the Way for Syria’s Militant Takeover”, 26 Aralık 2024, Mintpress.

[14] Daniel Falcone ve Saul Isaacson, “Noam Chomsky on Syria: A ‘Grim’ Set of Alternatives”, 27 Ekim 2016, Truthout.

[15] Joe Emersberger, “Evaluating Bashar al-Assad’s Human Rights Record in Syria”, 15 Aralık 2024, Substack.

[16] Fiorella Isabel ve Vanessa Beeley, “Divide, Conquer, Expand”, 19 Temmuz 2025, Substack.

[17] Nathan J. Robinson, “Noam Chomsky on How To Prevent World War III”, 13 Nisan 2022, Currentaffairs.

[18] Noam Chomsky, “On Israel-Palestine and BDS”, 2 Temmuz 2014, Chomsky.

[19] Noam Chomsky, “Justice for Palestine?”, 30 Mart 2004, Chomsky.

[20] Joe Emersberger, “Discovering Chomsky”, 17 Haziran 2023, X.

[21] Roderic Day, “On Chomsky”, 2020, Redsails.

[22] Joe Emersberger, “Studying Das Kapital: Part 1”, 7 Nisan 2025, Substack.

[23] Nick Estes, “Who Paid the Pipers of Western Marxism?”, 19 Aralık 2025, Substack.

[24] Justin Podur, “Are Your Favorite Academic Theorists Really CIA Spooks?”, 19 Mart 2022, Podur.

[25] Joe Emersberger, “Bertrand Russell”, 3 Ağustos 2022, X.

[26] Eva Golinger, “A Revolution is Just Below the Surface”, 28 Eylül 2007, Chomsky.

0 Yorum: