Palantir
yazılım şirketinin kurucu ortağı Alex Karp, teknoloji sektörünün “yükselişini
mümkün kılan devleti desteklemenin olumlu bir yükümlülük olduğunu”, yani ABD
hükümetiyle ortaklık kurmayı yükümlülük bildiğini söylüyor.
Herkesin
bildiği gibi, bu Palantir, neredeyse bir gecede ülkenin en önemli şirketlerinden
biri haline geldi. Hisseleri, halka arzını takip eden beş yıl içerisinde yüzde
1.700 arttı. Pentagon’la milyarlarca dolarlık sözleşmeye imza atan şirketin
kurucuları Beyaz Saray’la doğrudan bağlara sahip.
Palantir’in
diğer kurucu ortağı Peter Thiel, Alex Karp’a kıyasla daha ünlü. Trump’ın
yardımcısı J. D. Vance’in bugünlere gelmesinde onun parasının payı büyük. Rejim
bünyesinde birçok kişiyle derin bağlantıları var.
Thiel
ve Karp, kendilerini “eksantrik entelektüeller” olarak görüyorlar; Thiel, Deccal
ile ilgili dersler veriyor. Karp ise Silikon Vadisi’nin “duyarcılık” önünde diz
çöktüğünü, duyarcılığın Palantir, Amerika ve dünya için en büyük risk olduğunu
söyleyen bir isim.
Gerçek
şu ki bu ikili, son derece açgözlü ve iktidar hırsıyla yüklü. Michael Eby’nin
de dediği gibi, boş entelektüel gevezelikleri “statükonun ayrıntılı bir
savunmasından başka bir şey değil.”
Bu
iki adam, Trump’ı ve Pentagon’u içine sindiren, giderek teknolojiyi izleme ve
öldürme amacıyla kullanmaya yönelen yeni Silikon Vadisi’nin dilini tayin etti.
Meagan Day, kısa süre önce bu konuda şunları söylüyordu:
“Bir zamanlar, ne kadar
samimiyetsiz de olsa, sosyal sorumluluk bilincine sahip görünmek için yarışıp
duran şirketler, bugün bu ilkelerden tümüyle vazgeçmeye hazır olduklarını
göstermek için çabalıyor, kendilerini alenen Batı’nın üstün olması için gerekli
araçları ve şiddetle tanımlı Amerikan askeri egemenliğinin destekçileri olarak
konumlandırıyorlar. Eskiden sadece Palantir’e has olan konuma bugün herkes
geldi. Bu konum, Trump’ın ikinci döneminde hükümetle Silikon Vadisi arasındaki
uzlaşmaya zemin teşkil etti. İlgili dönüşüm, en gelişmiş yapay zekâ
yeteneklerini, dünyanın büyük bir bölümünü ve kendi yollarına çıkan herkesi canavarlaştıran
bir ideolojinin hizmetine sunuyor.”
Karp,
teknolojinin bu yeni aşaması konusunda lafı hiç dolandırmıyor. Olanı olduğu
gibi söylüyor. Amerika’nın “savaş sahasında kullanılacak en gelişmiş yapay zekâ
biçimleri üzerindeki özel kontrolü elinde tutabilmesi için yeni bir Manhattan
Projesi’ne ihtiyacı olduğunu” ısrarla dile getiriyor. Karp ayrıca, Palantir’in
bu gelişmelerin ön saflarında yer alması gerektiğini düşünüyor. Zaten şimdiye dek
kendisine ve şirketine istedikleri her şey verildi. Palantir ile Pentagon
arasında imza edilmiş anlaşmanın değeri 10 milyar dolar. Bu anlaşma, ABD Kara
Kuvvetleri’nin baş teknoloji sorumlusunun deneysel savaş teknolojisinin “çok
riskli” olduğunu söylemesine rağmen, ordunun daha fazla yapay zekâ kullanmasını
öngörüyor.
Silikon
Vadisi’ndeki faşist eğilim, eskiden büyük teknoloji şirketlerinin ABD ordusuyla
birlikte yürüttüğü çalışmalarda dipte derinde işleyen bir olguyken, bugün baskın
hale geldi. Thiel’den Musk’a, Zuckerberg’den Bezos’a kadar bu sahanın önemli ve
kudretli aktörleri Trump’ı, Trump da onları parmağında oynatıyor.
İyi
bir geleceğe sahip olmak istiyorsak, arada oluşan bu derinlikli simbiyotik
ilişki kesilmeli. Bu simbiyotik ilişkinin merkezinde, yıkıcı güç haline gelme
potansiyeline sahip olan yapay zekâ duruyor. Yapay zekâ, farklı biçimler
alıyor. Burada asıl korkmamız gereken, süper bilgisayarlar değil, yapay zekânın
ekonomik yıkım, gözetim teknolojisi ve güç yoğunlaşması konusunda önemli imkânlara
sahip olan hali.
Palantir’in
çarpıcı yükselişi gibi, yapay zekâ da on yıl önce neredeyse yok denecek kadar
azdı. Şimdi ise her yerde. Google, Meta, Microsoft gibi dünyanın en büyük
şirketleri yapay zekâya büyük yatırımlar yapmış durumda, bu sebeple, ilgili teknolojiyi
bize zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar. ChatGPT, Sora ve diğer yapay zekâ
ürünlerini kullandıkları için insanları suçlamak kolay, ancak bu suçlama, gerçek
sorunu gözden kaçırıyor. Olanları en iyi şekilde aşağıdaki tvit anlatıyor:
Bu
tviti atan kişi, bize öğretilen standart ekonomik işleyiş uyarınca, tüketicilerin
bir ürünü talep ettiğini, işletmenin de onu ürettiğini varsayıyor. Birçok
durumda işler böyle yürüyor, ancak Walmart’ın ChatGPT’ye entegre edilmesinde mesele
başka. Bu işlem, tabii ki birçok insanın hoşuna gidecek ama burada ekonomik
süreç doğal talebe ters yönde işliyor.
OpenAI,
kâr getirmiyor. Beş yıl içerisinde bir trilyon dolar para harcamayı taahhüt
ettiler ama yıllık kazançları ancak 17 milyar doları bulabildi. Peki şimdiki
adımları ne olacak? Görebildiğimiz kadarıyla şirket, kullanıcılarının sırtından
kâr temin edebilmek için onlara baskı uygulama yoluna gidiyor.
Bu
ChatGPT anlaşması, Walmart’ın hayrına olacak, ancak bu ortaklığı,
müşterilerinin bunu çok istediği veya insanların yapay zekâ olmadan hiçbir şey
yapamayacağı için kurmuyorlar. Bu anlaşmanın sebebi, OpenAI’ın gelir elde edememesi,
bu konuda çaresiz kalması. Aynı durumla Meta, Amazon ve Google da yüzleşiyor,
çünkü her bir teknoloji devi, yapay zekâya on milyarlarca, hatta yüz
milyarlarca dolar yatırım yapıyor, karşılığında ise çok az şey alıyor. Her biri
yarışta geride kalmaktan korkuyor, kanıtlanmamış bir teknolojiye devasa
miktarlarda para yatırdıktan sonra, şimdi de kitleleri yapay zekâyı benimsemeye
zorlamaya çalışıyorlar.
Facebook,
Instagram veya Google’ı açtığınızda illaki karşınıza yapay zekâ çıkıyor. Bunun nedeni,
Silikon Vadisi’nin tüm çaresizliğiyle talep yaratma çabası içinde olması.
Palantir, bağlantılarını kullanarak, Pentagon’un yapay zekâyı benimsemesini
sağlıyor. Google, Meta ve Amazon, tekel konumlarını kullanarak, bize yapay
zekâyı dayatıyor. OpenAI ise chatbot (sohbet botu) alanındaki hâkimiyetini
kullanarak, ChatGPT’yi daha yüksek kârlılık düzeyine taşıyor. Talep, aşağıdan
yukarıya değil, yukarıdan aşağıya doğru geliyor. Yapay zekâ savunucularının
sürekli söylediği gibi, yeni teknoloji, “ister sevin ister sevmeyin” artık
burada.
Oysa
bu, yapay, hatta zorlama bir talep. Sosyal medyayı, çevrimiçi alışverişi,
e-postayı ve diğer alanları kontrol eden şirketler, yapay zekâyı bize zorla
kabul ettirmek için voltran oluşturmuş durumda. Hâlâ yapabileceğimiz ve
yapmamız gereken seçimler var. Ama şunu da bilmemiz gerekiyor: yeni teknolojiler
ve şirketler büyük bir ölçek dâhilinde belirli ellerde toplaşıyor, bu da teknolojinin
ve tekellerin düzene sokulmasını gerekli kılıyor. Artık tüketici tercihi kâfi
gelmiyor. Bu dersin doğruluğu defalarca kanıtlandı. Büyük teknoloji
şirketlerinin Donald Trump’ı desteklemesinin temel nedeni de bu. Şirketler
Trump’a yaptıkları yatırımın karşılığında, istedikleri şeye, yani hükümet denetimi
olmaksızın, güçlerini kötüye kullanma becerisine kavuşuyorlar.
Faşizmin
özü tam da bu. Faşizmin özü, bir avuç oligarkın herkesin hilafına çıkar
sağladığı şirket-hükümet birleşmesinde aranmalı. Eski usul kapitalizmin zaten
Silikon Vadisi’nin dizginsizce hareket etmesine izin verdiğini söyleyenler
haklı. Hükümetimiz, epeydir oligarşinin pençesinde. Kongre ile Başkan, uzun
zamandır egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Ancak son
birkaç yılda iki önemli şey oldu:
1.
İlerici dalga, nihayet yükselmeye başladı, iktidarı ele geçirmese de, ilerleme
kaydetti ve iktidarı etkiledi. Biden hükümetine bağlı Federal Ticaret Komisyonu
başkanı Lina Han, büyük teknoloji şirketlerinin peşine düştü. Amazon, Meta,
Google gibi şirketleri dava etti. Bunun tepkiyle karşılanacağı açıktı. Silikon
Vadisi, iyice sağa kaydı, çünkü düzenlemeciliğin, mevzuatın baskısıyla
karşılaştı. Bu şirketleri harekete geçiren, “duyarcılık”la alakalı içi boş
fikirleri değil, onlardan hesap sormayacak, hatta bu şirketlerle ortaklık
kuracak bir rejimin sunacağı büyük parasal teşviklerdi.
2.
Silikon Vadisi’nde yaşanan ikinci önemli olay ise yapay zekâydı. “Geleceğin
dönüştürücü teknolojisi, oyunun kurallarını değiştirecek gelişme” olarak
müjdelenen yapay zekâ, henüz her şeyi tamamen dönüştürmemiş olsa bile, dünyanın
en büyük şirketlerinin paralarını harcama yöntemlerini yeniden biçimlendirdi. Trilyon
dolarlık şirketler, milyarlarca dolar yatırım yaptılar, ancak birkaç yıl geçmiş
olmasına karşın, halen daha yatırımlarının karşılığını alabilmiş değiller.
Yapay
zekâ, çok kârlı değil. Belki de yapay zekâ alanındaki en kârlı gelişme, ChatGPT.
Bu bile büyük bir gelir kaynağı değil. Şu anda kullanıcıların sadece yüzde 5’i
ürüne para yatırmaya hevesli.
Yapay
zekânın başarılı olmasının tek yolu, bize zorla dayatılması ve tüketicilerden
zorla kâr elde edilmesidir. Tüm ekonomi, giderek daha çok yapay zekâ
yatırımlarına bağlı hale geldikçe, yapay zekâ krizi, kapitalizm için bir krize
dönüşüyor. İşte tam da burada faşizm devreye giriyor. Faşizm, kapitalizmi zor
kullanarak kurtarmak için demokrasiye saldırıyor. Bazen bu, topluluklarımıza
uygulanan devlet şiddeti ve terör, bazen de kitlelerden rızaları olmadan zorla
kâr elde etme şeklinde kendini gösteriyor.
Teknoloji
oligarkları ve faşist politikacılar arasında gerçekleşen bu meşum kaynaşma, tek
tarafın ekmeğine yağ süren bir ilişki değil. Silikon Vadisi, bizi istismar
etmelerine, yapay zekâyı gırtlağımıza ve gözümüze zorla sokmalarına, bizden kâr
elde etmelerine izin verecek bir hükümete muhtaç, ancak faşistler de büyük teknoloji
şirketlerine muhtaç. Tıpkı bitmek bilmeyen kâr hırsının kapitalistleri yeni kâr
yolları üretmeye, sonunda bizden kâr elde etmeye itmesinde olduğu gibi, bitmek
bilmeyen iktidar hırsı da faşistleri yeni manipülasyon ve kontrol yöntemleri
aramaya yönlendiriyor. Gözetim teknolojisi, bu arzular için mükemmel bir araç
haline geliyor.
Trump
rejiminde yanlış olan ne varsa Göç ve Gümrük Muhafız Bürosu’nda (ICE) bulmak
mümkün. ICE, bugünlerde çok daha distopik teknolojilere yöneliyor. Eva Dou’nun
da dediği gibi, ICE, “son haftalarda gözetim konusundaki becerilerini hızla
geliştiriyor, bireyleri göz irisleri veya yüz özellikleriyle tanımlamak, cep
telefonu aktivitelerini, sosyal medya paylaşımlarını ve fiziksel hareketlerini
izlemek için bir dizi teknoloji sözleşmesi imzaladı.”
Bu
teknolojiyi göçmenlerin (ve göçmenlere benzeyen kişilerin) yanı sıra “antifaşistler”in
de peşine düşmek için kullanmayı planlıyorlar. Washington Post’un eline
geçen belgeler, Palantir ve Clearview AI ile imzalanan yeni teknoloji
sözleşmelerinin sadece göçmenleri değil, aynı zamanda “yönetimin ICE karşıtı
aşırılıkçı gruplar olarak gördüğü” örgütleri de hedef almak için tasarlandığını
ortaya koyuyor.
Faşizmin
yapay zekâya ihtiyacı olduğu gibi, yapay zekânın da faşizme ihtiyacı var.
Oligarklar, rıza ile elde edebilecekleri sınırı aştıkları için bizden kâr elde
etmeye çalışırken, faşistler de halkın demokratik düzlemde onaylanmış olan
sınırların ötesine geçmesi sebebiyle ona karşı güç kullanıyorlar.
Son
dönemde yapılan anketler, insanların yapay zekâya karşı giderek daha şüpheci
yaklaştığını gösteriyor. Aynı şekilde, bazı anketler de insanların Trump’ın ICE’ı kullanma biçimine, göçmenlere saldırmasına ve toplulukları terörize etmesine destek
vermediğini ortaya koyuyor.
Ancak
Beyaz Saray ve Silikon Vadisi, bize rağmen hareket etme konusunda ortaklaşmış durumda.
Bu ortaklık, antidemokratik bir ittifak oluşturarak, bizden kâr elde etmeyi ve
kendi iradelerini hepimize dayatmayı amaçlıyor. Kapitalizmin yolu, demokratik
gelişmeye izin vermektense şiddet yüklü bir terör saltanatını tercih eden
sosyopatların yönettiği bir topluma çıkıyor. Oysa güç halkta olsaydı, onların dizginlenemeyen,
bitmek bilmeyen kâr hırsını ve bu hırsın hepimizin sırtına yüklediği yükü alır
yere çalardık.
Bu
hakikati tüm gözler görmeli. Trump’ı sebepmiş gibi gören direnişle yetinemeyiz.
Trump, bu tepeden tırnağa hasta olan bu sisteme ait bir semptomdur. Ne ile
karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz ki, ona göre savaşabilelim. Şu anda
elimizde uzun, çetin ve zorlu bir mücadele var. Ama eğer örgütlenip mücadele
etmezsek, önümüzde daha da uğursuz, daha da lanet bir şey var: milyarder
teknoloji canavarlarının distopya âleminde faşist sosyopatlarla kaynaştığı bir
düzen. Onları yenmek ne kadar zor olursa olsun dövüşmeliyiz. Bu kötülükle
tanımlı ittifaka boyun eğmemeliyiz.
J. P. Hill
19 Ekim 2025
Kaynak




0 Yorum:
Yorum Gönder