18 Şubat 2026

,

Yapay Zekânın Faşizme, Faşizmin Yapay Zekâya İhtiyacı Var


Palantir yazılım şirketinin kurucu ortağı Alex Karp, teknoloji sektörünün “yükselişini mümkün kılan devleti desteklemenin olumlu bir yükümlülük olduğunu”, yani ABD hükümetiyle ortaklık kurmayı yükümlülük bildiğini söylüyor.

Herkesin bildiği gibi, bu Palantir, neredeyse bir gecede ülkenin en önemli şirketlerinden biri haline geldi. Hisseleri, halka arzını takip eden beş yıl içerisinde yüzde 1.700 arttı. Pentagon’la milyarlarca dolarlık sözleşmeye imza atan şirketin kurucuları Beyaz Saray’la doğrudan bağlara sahip.

Palantir’in diğer kurucu ortağı Peter Thiel, Alex Karp’a kıyasla daha ünlü. Trump’ın yardımcısı J. D. Vance’in bugünlere gelmesinde onun parasının payı büyük. Rejim bünyesinde birçok kişiyle derin bağlantıları var.

Thiel ve Karp, kendilerini “eksantrik entelektüeller” olarak görüyorlar; Thiel, Deccal ile ilgili dersler veriyor. Karp ise Silikon Vadisi’nin “duyarcılık” önünde diz çöktüğünü, duyarcılığın Palantir, Amerika ve dünya için en büyük risk olduğunu söyleyen bir isim.

Gerçek şu ki bu ikili, son derece açgözlü ve iktidar hırsıyla yüklü. Michael Eby’nin de dediği gibi, boş entelektüel gevezelikleri “statükonun ayrıntılı bir savunmasından başka bir şey değil.”

Bu iki adam, Trump’ı ve Pentagon’u içine sindiren, giderek teknolojiyi izleme ve öldürme amacıyla kullanmaya yönelen yeni Silikon Vadisi’nin dilini tayin etti. Meagan Day, kısa süre önce bu konuda şunları söylüyordu:

“Bir zamanlar, ne kadar samimiyetsiz de olsa, sosyal sorumluluk bilincine sahip görünmek için yarışıp duran şirketler, bugün bu ilkelerden tümüyle vazgeçmeye hazır olduklarını göstermek için çabalıyor, kendilerini alenen Batı’nın üstün olması için gerekli araçları ve şiddetle tanımlı Amerikan askeri egemenliğinin destekçileri olarak konumlandırıyorlar. Eskiden sadece Palantir’e has olan konuma bugün herkes geldi. Bu konum, Trump’ın ikinci döneminde hükümetle Silikon Vadisi arasındaki uzlaşmaya zemin teşkil etti. İlgili dönüşüm, en gelişmiş yapay zekâ yeteneklerini, dünyanın büyük bir bölümünü ve kendi yollarına çıkan herkesi canavarlaştıran bir ideolojinin hizmetine sunuyor.”

Karp, teknolojinin bu yeni aşaması konusunda lafı hiç dolandırmıyor. Olanı olduğu gibi söylüyor. Amerika’nın “savaş sahasında kullanılacak en gelişmiş yapay zekâ biçimleri üzerindeki özel kontrolü elinde tutabilmesi için yeni bir Manhattan Projesi’ne ihtiyacı olduğunu” ısrarla dile getiriyor. Karp ayrıca, Palantir’in bu gelişmelerin ön saflarında yer alması gerektiğini düşünüyor. Zaten şimdiye dek kendisine ve şirketine istedikleri her şey verildi. Palantir ile Pentagon arasında imza edilmiş anlaşmanın değeri 10 milyar dolar. Bu anlaşma, ABD Kara Kuvvetleri’nin baş teknoloji sorumlusunun deneysel savaş teknolojisinin “çok riskli” olduğunu söylemesine rağmen, ordunun daha fazla yapay zekâ kullanmasını öngörüyor.

Silikon Vadisi’ndeki faşist eğilim, eskiden büyük teknoloji şirketlerinin ABD ordusuyla birlikte yürüttüğü çalışmalarda dipte derinde işleyen bir olguyken, bugün baskın hale geldi. Thiel’den Musk’a, Zuckerberg’den Bezos’a kadar bu sahanın önemli ve kudretli aktörleri Trump’ı, Trump da onları parmağında oynatıyor.

İyi bir geleceğe sahip olmak istiyorsak, arada oluşan bu derinlikli simbiyotik ilişki kesilmeli. Bu simbiyotik ilişkinin merkezinde, yıkıcı güç haline gelme potansiyeline sahip olan yapay zekâ duruyor. Yapay zekâ, farklı biçimler alıyor. Burada asıl korkmamız gereken, süper bilgisayarlar değil, yapay zekânın ekonomik yıkım, gözetim teknolojisi ve güç yoğunlaşması konusunda önemli imkânlara sahip olan hali.

Palantir’in çarpıcı yükselişi gibi, yapay zekâ da on yıl önce neredeyse yok denecek kadar azdı. Şimdi ise her yerde. Google, Meta, Microsoft gibi dünyanın en büyük şirketleri yapay zekâya büyük yatırımlar yapmış durumda, bu sebeple, ilgili teknolojiyi bize zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar. ChatGPT, Sora ve diğer yapay zekâ ürünlerini kullandıkları için insanları suçlamak kolay, ancak bu suçlama, gerçek sorunu gözden kaçırıyor. Olanları en iyi şekilde aşağıdaki tvit anlatıyor:

Bu tviti atan kişi, bize öğretilen standart ekonomik işleyiş uyarınca, tüketicilerin bir ürünü talep ettiğini, işletmenin de onu ürettiğini varsayıyor. Birçok durumda işler böyle yürüyor, ancak Walmart’ın ChatGPT’ye entegre edilmesinde mesele başka. Bu işlem, tabii ki birçok insanın hoşuna gidecek ama burada ekonomik süreç doğal talebe ters yönde işliyor.

OpenAI, kâr getirmiyor. Beş yıl içerisinde bir trilyon dolar para harcamayı taahhüt ettiler ama yıllık kazançları ancak 17 milyar doları bulabildi. Peki şimdiki adımları ne olacak? Görebildiğimiz kadarıyla şirket, kullanıcılarının sırtından kâr temin edebilmek için onlara baskı uygulama yoluna gidiyor.

Bu ChatGPT anlaşması, Walmart’ın hayrına olacak, ancak bu ortaklığı, müşterilerinin bunu çok istediği veya insanların yapay zekâ olmadan hiçbir şey yapamayacağı için kurmuyorlar. Bu anlaşmanın sebebi, OpenAI’ın gelir elde edememesi, bu konuda çaresiz kalması. Aynı durumla Meta, Amazon ve Google da yüzleşiyor, çünkü her bir teknoloji devi, yapay zekâya on milyarlarca, hatta yüz milyarlarca dolar yatırım yapıyor, karşılığında ise çok az şey alıyor. Her biri yarışta geride kalmaktan korkuyor, kanıtlanmamış bir teknolojiye devasa miktarlarda para yatırdıktan sonra, şimdi de kitleleri yapay zekâyı benimsemeye zorlamaya çalışıyorlar.

Facebook, Instagram veya Google’ı açtığınızda illaki karşınıza yapay zekâ çıkıyor. Bunun nedeni, Silikon Vadisi’nin tüm çaresizliğiyle talep yaratma çabası içinde olması. Palantir, bağlantılarını kullanarak, Pentagon’un yapay zekâyı benimsemesini sağlıyor. Google, Meta ve Amazon, tekel konumlarını kullanarak, bize yapay zekâyı dayatıyor. OpenAI ise chatbot (sohbet botu) alanındaki hâkimiyetini kullanarak, ChatGPT’yi daha yüksek kârlılık düzeyine taşıyor. Talep, aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya doğru geliyor. Yapay zekâ savunucularının sürekli söylediği gibi, yeni teknoloji, “ister sevin ister sevmeyin” artık burada.

Oysa bu, yapay, hatta zorlama bir talep. Sosyal medyayı, çevrimiçi alışverişi, e-postayı ve diğer alanları kontrol eden şirketler, yapay zekâyı bize zorla kabul ettirmek için voltran oluşturmuş durumda. Hâlâ yapabileceğimiz ve yapmamız gereken seçimler var. Ama şunu da bilmemiz gerekiyor: yeni teknolojiler ve şirketler büyük bir ölçek dâhilinde belirli ellerde toplaşıyor, bu da teknolojinin ve tekellerin düzene sokulmasını gerekli kılıyor. Artık tüketici tercihi kâfi gelmiyor. Bu dersin doğruluğu defalarca kanıtlandı. Büyük teknoloji şirketlerinin Donald Trump’ı desteklemesinin temel nedeni de bu. Şirketler Trump’a yaptıkları yatırımın karşılığında, istedikleri şeye, yani hükümet denetimi olmaksızın, güçlerini kötüye kullanma becerisine kavuşuyorlar.


Faşizmin özü tam da bu. Faşizmin özü, bir avuç oligarkın herkesin hilafına çıkar sağladığı şirket-hükümet birleşmesinde aranmalı. Eski usul kapitalizmin zaten Silikon Vadisi’nin dizginsizce hareket etmesine izin verdiğini söyleyenler haklı. Hükümetimiz, epeydir oligarşinin pençesinde. Kongre ile Başkan, uzun zamandır egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Ancak son birkaç yılda iki önemli şey oldu:

1. İlerici dalga, nihayet yükselmeye başladı, iktidarı ele geçirmese de, ilerleme kaydetti ve iktidarı etkiledi. Biden hükümetine bağlı Federal Ticaret Komisyonu başkanı Lina Han, büyük teknoloji şirketlerinin peşine düştü. Amazon, Meta, Google gibi şirketleri dava etti. Bunun tepkiyle karşılanacağı açıktı. Silikon Vadisi, iyice sağa kaydı, çünkü düzenlemeciliğin, mevzuatın baskısıyla karşılaştı. Bu şirketleri harekete geçiren, “duyarcılık”la alakalı içi boş fikirleri değil, onlardan hesap sormayacak, hatta bu şirketlerle ortaklık kuracak bir rejimin sunacağı büyük parasal teşviklerdi.

2. Silikon Vadisi’nde yaşanan ikinci önemli olay ise yapay zekâydı. “Geleceğin dönüştürücü teknolojisi, oyunun kurallarını değiştirecek gelişme” olarak müjdelenen yapay zekâ, henüz her şeyi tamamen dönüştürmemiş olsa bile, dünyanın en büyük şirketlerinin paralarını harcama yöntemlerini yeniden biçimlendirdi. Trilyon dolarlık şirketler, milyarlarca dolar yatırım yaptılar, ancak birkaç yıl geçmiş olmasına karşın, halen daha yatırımlarının karşılığını alabilmiş değiller.

Yapay zekâ, çok kârlı değil. Belki de yapay zekâ alanındaki en kârlı gelişme, ChatGPT. Bu bile büyük bir gelir kaynağı değil. Şu anda kullanıcıların sadece yüzde 5’i ürüne para yatırmaya hevesli.

Yapay zekânın başarılı olmasının tek yolu, bize zorla dayatılması ve tüketicilerden zorla kâr elde edilmesidir. Tüm ekonomi, giderek daha çok yapay zekâ yatırımlarına bağlı hale geldikçe, yapay zekâ krizi, kapitalizm için bir krize dönüşüyor. İşte tam da burada faşizm devreye giriyor. Faşizm, kapitalizmi zor kullanarak kurtarmak için demokrasiye saldırıyor. Bazen bu, topluluklarımıza uygulanan devlet şiddeti ve terör, bazen de kitlelerden rızaları olmadan zorla kâr elde etme şeklinde kendini gösteriyor.

Teknoloji oligarkları ve faşist politikacılar arasında gerçekleşen bu meşum kaynaşma, tek tarafın ekmeğine yağ süren bir ilişki değil. Silikon Vadisi, bizi istismar etmelerine, yapay zekâyı gırtlağımıza ve gözümüze zorla sokmalarına, bizden kâr elde etmelerine izin verecek bir hükümete muhtaç, ancak faşistler de büyük teknoloji şirketlerine muhtaç. Tıpkı bitmek bilmeyen kâr hırsının kapitalistleri yeni kâr yolları üretmeye, sonunda bizden kâr elde etmeye itmesinde olduğu gibi, bitmek bilmeyen iktidar hırsı da faşistleri yeni manipülasyon ve kontrol yöntemleri aramaya yönlendiriyor. Gözetim teknolojisi, bu arzular için mükemmel bir araç haline geliyor.

Trump rejiminde yanlış olan ne varsa Göç ve Gümrük Muhafız Bürosu’nda (ICE) bulmak mümkün. ICE, bugünlerde çok daha distopik teknolojilere yöneliyor. Eva Dou’nun da dediği gibi, ICE, “son haftalarda gözetim konusundaki becerilerini hızla geliştiriyor, bireyleri göz irisleri veya yüz özellikleriyle tanımlamak, cep telefonu aktivitelerini, sosyal medya paylaşımlarını ve fiziksel hareketlerini izlemek için bir dizi teknoloji sözleşmesi imzaladı.”

Bu teknolojiyi göçmenlerin (ve göçmenlere benzeyen kişilerin) yanı sıra “antifaşistler”in de peşine düşmek için kullanmayı planlıyorlar. Washington Post’un eline geçen belgeler, Palantir ve Clearview AI ile imzalanan yeni teknoloji sözleşmelerinin sadece göçmenleri değil, aynı zamanda “yönetimin ICE karşıtı aşırılıkçı gruplar olarak gördüğü” örgütleri de hedef almak için tasarlandığını ortaya koyuyor.

Faşizmin yapay zekâya ihtiyacı olduğu gibi, yapay zekânın da faşizme ihtiyacı var. Oligarklar, rıza ile elde edebilecekleri sınırı aştıkları için bizden kâr elde etmeye çalışırken, faşistler de halkın demokratik düzlemde onaylanmış olan sınırların ötesine geçmesi sebebiyle ona karşı güç kullanıyorlar.

Son dönemde yapılan anketler, insanların yapay zekâya karşı giderek daha şüpheci yaklaştığını gösteriyor. Aynı şekilde, bazı anketler de insanların Trump’ın ICE’ı kullanma biçimine, göçmenlere saldırmasına ve toplulukları terörize etmesine destek vermediğini ortaya koyuyor.

Ancak Beyaz Saray ve Silikon Vadisi, bize rağmen hareket etme konusunda ortaklaşmış durumda. Bu ortaklık, antidemokratik bir ittifak oluşturarak, bizden kâr elde etmeyi ve kendi iradelerini hepimize dayatmayı amaçlıyor. Kapitalizmin yolu, demokratik gelişmeye izin vermektense şiddet yüklü bir terör saltanatını tercih eden sosyopatların yönettiği bir topluma çıkıyor. Oysa güç halkta olsaydı, onların dizginlenemeyen, bitmek bilmeyen kâr hırsını ve bu hırsın hepimizin sırtına yüklediği yükü alır yere çalardık.

Bu hakikati tüm gözler görmeli. Trump’ı sebepmiş gibi gören direnişle yetinemeyiz. Trump, bu tepeden tırnağa hasta olan bu sisteme ait bir semptomdur. Ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz ki, ona göre savaşabilelim. Şu anda elimizde uzun, çetin ve zorlu bir mücadele var. Ama eğer örgütlenip mücadele etmezsek, önümüzde daha da uğursuz, daha da lanet bir şey var: milyarder teknoloji canavarlarının distopya âleminde faşist sosyopatlarla kaynaştığı bir düzen. Onları yenmek ne kadar zor olursa olsun dövüşmeliyiz. Bu kötülükle tanımlı ittifaka boyun eğmemeliyiz.

J. P. Hill
19 Ekim 2025
Kaynak

0 Yorum: