28 Şubat 2026

Yoksullardan Kurtulmak


Görünüşe göre Yunanistan ve Roma’da, üst sınıfların alt sınıflara göre daha fazla çocuk sahibi olmasına ve zekâya dayalı olarak, günümüzdeki düzene kıyasla daha büyük bir toplumsal hareketliliğe, sınıf atlamaya imkân sağlayan bir sınıflı toplum mevcuttu.

[Jeffrey Epstein]

İki saatte sakladıkları altı adamı bulduk, o 3 milyon dosyada kaç adamı saklıyor, varın siz düşünün.

[ABD Kongresi Üyesi Ro Khanna]

Konunun Bill Gates’le bir alakası yok.

[Fatih Yaşlı]

 

Epstein dosyalarının son paylaşılan bölümü, faaliyetlerinin dehşetini tam olarak ortaya koyan birçok emare içeriyor. Görebildiğimiz kadarıyla bu faaliyetler, pedofili ve cinsel istismarın ötesine geçerek, cinayetleri ve yamyamlığı da kapsıyor.

Serbest bırakılmasının ardından, Epstein’in İsrail ile olan bağlarına doğal olarak çok fazla odaklanıldı. Bunun kısmi nedeni, Epstein’in Rothschild ailesinin temsilcisi olarak hareket ettiğinin, aslında eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın yetiştirdiği bir İsrail casusu olduğunun ortaya çıkmasıydı.

Gelgelelim, Epstein’in Siyonist teşekkülle arasındaki bağları vurgulamak tabii ki gerekli ama bunu Epstein’in “küreselci” hareket içinde oynadığı rolü göz ardı etmeden yapmak gerekiyor. Nitekim, Epstein’in diğer bağlarına bakmayıp salt İsrail’e odaklandığımızda, onun uluslararası müesses nizam içindeki yerini, hatta bu yapının kendisini anlayamayız.

Rothschild denilen bankacı ailenin nüfuzu konusunda çok laf ediliyor. Aile, Siyonist teşekkülün desteklenmesinde önemli bir rol oynadı, ona destek vermeyi sürdürüyor, ne var ki aile, sadece Siyonizmle tanımlanamaz.

Rothschild ailesi, aynı zamanda finansın merkezi Londra Şehri aracılığıyla dünya çapında para akışını yönetme konusunda oynadıkları rol, İngiliz İmparatorluğu’nun geleceğini güvence altına almak için kurulan, muhtemelen en zengin ve en kudretli bileşeni olarak içinde faaliyet yürüttükleri Yuvarlak Masa Hareketi ile de tanımlanmalı.

İsrail için casusluk yapmanın yanında Epstein, Rothschild ailesi üzerinden beynelmilel milyarder sınıfı için aracılık ve komisyonculuk yapan bir isim. Asıl dikkat edilmesi gereken husus şu: Epstein’in kariyer sahibi olmasını sağlayan, Rothschild ailesi veya İsrail değil, daha ziyade, CIA veya en azından onunla yakından bağlantılı kişiler.

Araştırmacı gazeteci Whitney Webb’in iki ciltlik eseri One Nation under Blackmail’de [“Tehdit Altındaki Millet”] şunları söylüyor:

“Donald Barr, İkinci Dünya Savaşı sırasında OSS’ye [ABD’deki İngiliz istihbarat servisi, daha sonra CIA oldu] katılmış bir iktisatçı ve psikologun oğluydu. İddiaya göre, Barr, Almanya’da OSS’ye bağlı bir ‘ekibin’ üyesiydi, ayrıca bir esir kampında çalıştı.

[…]

Donald Barr, 1964’te Dalton Okulu’nun müdürü oldu, on yıl sonra, 1974’te, yazar Betty Friedan’ın oğlu da dâhil olmak üzere, önde gelen öğrencilerin üniversiteye kabul süreçlerine müdahale ettiği iddialarının tartışıldığı günlerde okuldan ayrıldı.”[1]

Webb devam ediyor:

“1974 yılının ikinci yarısında Epstein, seçkin Dalton Okulu’nda matematik ve fizik dersleri vermeye başladı. 1976 yılına kadar okulda kaldı. Ana akım basında, Dalton’da Jeffrey Epstein’i kimin işe aldığı konusunda büyük bir görüş ayrılığı yaşandı. Epstein, Dalton'da çalışmaya başladığı sırada okul müdürü Peter Branch’ti. Profesör ve yazar Thomas Volscho’nun 2019’da iletişime geçtiği Branch, Epstein’i işe aldığını hatırlamadığını, ‘işe alım kararlarının genellikle bahar aylarında alındığı’ gerekçesiyle önceki müdür Donald Barr’ın veya belki de Matematik Bölümü başkanının Epstein’i işe aldığından ‘nispeten emin’ olduğunu belirtti.

Branch, ayrıca Barr’ın ‘Dalton’daki öğrencilerin eğitim deneyimini geliştirmek için eski kalıplara uymayan öğretmenleri işe almayı sevdiğini’ de dile getirdi.”[2]

Epstein, Dalton Okulu’ndaki görevi sırasında, Bear Stearns Bankası’nda borsa işlemcisi asistanı olarak atanmasını kolaylaştıracak olan Alan Greenberg ile temasa geçti.[3] Buradan itibaren Epstein, hızla yükseldi.

Epstein, ABD’nin uluslararası güvenlik aygıtıyla bağlantılı kişilerce muhtelif görevlere getirildi, güvenlik devleti destekli yükselişi sayesinde edindiği bağlantıları üzerinden büyük bir servet elde etti. Bu cömertlik, Epstein’in daha fazla bağlantı kurmasına imkân sağladı. İnsanlar, çeşitli projelerini finanse etmek için ondan para talep etmek üzere lobi faaliyetleri yürüttüler.

Daha üst düzeyde ve cinsel istismar operasyonlarına ek olarak Epstein, oligarkları kendi arkadaşlarının yaptığı yatırımlar ve diğerlerinin döviz piyasasında oynadığı bahisler konusunda bilgilendirmek, belki de koordineli eylemleri kolaylaştırmak gibi bir rol üstlenmişti. Batı emperyalizminin ekonomisi, İran parasına yapılan son saldırı gibi koordineli döviz hücumları da dâhil olmak üzere, bu şekilde yönetiliyor ve planlanıyor. Bu nedenle, Epstein’in cinsel istismar ve şantaj operasyonları, güçlü insanlar arasında aracı olarak üstlendiği daha kapsamlı rolünün bir özelliği ve işleviydi. Milyarder sınıfı mensupları arasında ağ kurma yeteneğinden daha fazlasını gerektiren bu işlevin yerine getirilebilmesi için o kadar zeki olmaya gerek yoktu.

İmparatorluk Nasıl İşliyor?

Bu makalenin geri kalanında, Epstein’in uluslararası elitler için üstlendiği “işbitiricilik” rolüne odaklanılacak. Aynı elitlerin, Epstein üzerinden, iklim ve küresel sağlık gibi gündem başlıklarında yolu nasıl temizlediklerine bakılacak.

İncelediğim az sayıdaki Epstein dosyası, sözde medeni Batı’nın artırılmış gerçekliğini besleyen mekanizmanın, acımasızlık ve israf edilmiş insanlık tarafından nasıl beslendiğine dair bir pencere de açıyor.

İklim acil durum söyleminin kökenlerine ve Dördüncü İngiliz İmparatorluğu’na dair makalelerimi okuyanlar, Birleşmiş Milletler’in birçok kişinin sandığı gibi bağımsız, tarafsız bir insan hakları savunucusu olmadığını söylediğimi bilirler. Gerçekte, bu kuruluş, onu yaratan ve günümüzde de çıkarlarına hizmet etmeye devam eden İngiliz İmparatorluğu’na ait bir kurumdur.

İklim ajandası üzerine yaptığım çalışmalar üzerinden, ABD Adalet Bakanlığı’nın paylaştığı Epstein belgelerini bu bağlamda inceledim. Bu belgelerdeki ayrıntılar, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için tasarlanan politikaların, aslında iklim hareketini başlatan İngiliz İmparatorluğu’nun Yuvarlak Masa’sının gücünü artırmaya ve pekiştirmeye odaklandığı tezimi daha da destekliyor.[4]

İklim politikasının gelişimi açısından baktığımızda, Epstein ve ağının, milyarder sınıfının üyeleri arasında gerçekleşen toplumsal ve finansal işlemlerin parçası olduğunu, bu işlemler için gerekli mekanizma olarak iş gördüğünü daha net görebiliyoruz.

Epstein’in Dalton Okulu’ndaki görevinden sonra, uzun süredir Yuvarlak Masa’ya bağlı örgütlerin üyesi olan, bu kurumları mali açıdan destekleyen milyarder David Rockefeller, Epstein’i Rockefeller Üniversitesi yönetim kuruluna almak suretiyle kariyerinin başlarında ona önemli bir destek sundu. Kitabında Epstein’i ABD’deki cinsel şantaj operasyonlarının köklü tarihi üzerinden ele alan Whitney Webb’e göre:

“Manhattan’ın doğu yakasında 71. Sokak 11 numarada bulunan evin satışı sırasında Epstein, aynı zamanda CFR [Dış İlişkiler Konseyi] üyesiydi. Epstein, 1995-2009 arası dönemde konseye bağlı kaldı. CFR, Epstein bir çocukla cinsel ilişkiye girdiği için tutuklandığında onu ihraç etmedi. [...] 1995’ten 2006’ya kadar Epstein, konseye yıllık olarak en yüksek bağışı yapan isimdi. Konseye yıllık olarak en az 25.000 dolar katkıda bulundu. [...] Telefon defterindeki isimlerden biri de David Rockefeller’dı. 2000’li yıllardan kalma makaleler, Epstein’in o dönemdeki önemli müşterilerinden birinin Rockefeller olduğuna dair ‘söylentiler’i içeren iki ayrı kaynaktan bahsediyordu. Epstein’in bağlantılı olduğu bir yapı da Üçlü Komisyon’du.

Daha sonra Leon Black’in Epstein ile ilişki kurmaya ancak o zaman başladığını iddia ettiği ortaya çıktı. Kısmen bunun nedeni, Epstein’in doksanlarda üç yıl boyunca David Rockefeller tarafından üniversitenin yönetim kuruluna şahsen atanmış olmasıydı. Ancak Vicky Ward, 2003 yılında Epstein’in 2000 yılında yönetim kuruluna atandığını bildirmişti. Daha önce de belirtildiği gibi, Rockefeller bağlantılı Dime Tasarruf Bankası, Epstein’in Wexner bağlantılı işletmeler aracılığıyla New York gayrimenkullerine yönelik ilk yatırımlarından bazılarını finanse etmişti.”[5]

Epstein, Rockefeller ve uluslararası milyarder sınıfının diğer üyelerinin desteği sayesinde, aranan bir “işbitirici” haline geldi. Bu noktada Epstein, milyarderlerin birbirleriyle pazarlık edebilecekleri, politika geliştirme süreçlerini etkilemek için yakın çevrelerinin dışındaki kişilere ulaşabilecekleri kullanışlı bir kanal görevi gördü. Epstein’in bu rolü üstlendiği, Rothschild ailesinin temsilcisi olarak Peter Thiel ile yaptığı yazışmalarda açıkça görülüyor. Bu bağlantının kurulmasının amacı, Thiel’in Rothschild bankasına bir iyilik yapmasını sağlamaktı:

“Rothschild ailesini temsil ettiğimi muhtemelen siz de biliyorsunuz. 160 milyar dolarlık yönetim sermayesine sahip bankanın teknoloji alanında bir şeyler yapabilmesi için bir yol bulmayı umuyordum. Dünyanın en iyi müşteri listesi, tarih öncesine ait ürünler... Bekleyebilir... Çin’de iyi şanslar... 20-28’inde tekrar Avrupa’da olacağım. Sonra adaya, yani eğer batıya doğru dünyayı dolaşmak istiyorsanız, adaya gelin. Ya da ay sonunda Suudi Arabistan’da buluşmak isterseniz?”

Ancak elbette Epstein ile çalışanlar, sadece Rothschild ailesi değildi. David Rockefeller ile olan bağlarından zaten bahsetmiştim. Epstein, ayrıca Astor ailesi fertleriyle de bağlantılıydı. Whitney Webb’in belirttiği gibi, Yuvarlak Masa’yı finanse eden isimlerden “JP Morgan, 2008’de Bear Stearns’in çöküşünden sonraki birkaç yıl boyunca Epstein tarafından kullanılan ana banka olacaktı. 2002’de Epstein’in Rockefeller’ın servetinin yönetiminde de parmağı olduğuna dair söylentiler işitildi.”[6]

Bu tarihçe, Epstein’in sadece Rothschild ailesinin ajanı olmaktan ziyade, İngiliz İmparatorluğu’na bağlı Yuvarlak Masa hareketinin önde gelen üyeleri ve finansörleri arasında bağlantı kurduğunu, bu hareketin Epstein’in kendisinin de üyesi olduğu Dış İlişkiler Konseyi ve Üçlü Komisyon gibi emperyalist düşünce kuruluşlarını finanse ettiğini ortaya koyuyor.

Yuvarlak Masa, Öjenik ve İklim Gündemi

Epstein Ağı mensupları, aynı sahada cirit atıyorlar. Oligarşik sınıf ve onların vakıfları ile Birleşmiş Milletler’in sözde insancıl çabaları arasındaki karşılıklı bağa bakmak gerekiyor.

Birleşmiş Milletler’in kökeni, esasında Rockefeller Vakfı’nın İngiliz İmparatorluğu için yaptığı çalışmalara dayanıyor. “Beyaz Adamın Sırtındaki Yük: Rockefeller Ailesi İklim Acil Durumunu Nasıl Yarattı?” başlıklı makalemde dediğim gibi:

“ Ortaklaşılan bir mesele olarak ‘iklim krizi’ meselesi için önerilen çözümlerin, İngiliz İmparatorluğu’nun takdirini kazanmış ülkelerde farklı, kazanmamış ülkelerde farklı uygulanmasını tesadüfi bir gelişme olarak göremeyiz. Bazı ülkeler, örneğin İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerine iklim değişikliği konusunda, BM tarafından savunulan yeşil yatırım ve kalkınma çözümü öneriliyor. Bunun bir örneği, İngiliz Milletler Topluluğu İklim Değişikliği Programı’dır. [...] Bu tür girişimler, emperyalist ulusu kuranların ‘İklim Acil Durumu’ söylemine gerçekte verdikleri değeri ortaya koyuyor. Bu girişimler, ülkelerin İmparatorluğa kesintisiz bir biçimde bağlanmasına dönük çabaları meşrulaştırmanın bir aracı olarak iş görüyorlar. İklim Değişikliği Programı şemsiyesi altında gündeme getirilen projelerde karşımıza İngiliz Milletler Topluluğu finansal erişim merkezi çıkıyor. Bu merkezin ortakları arasında Avustralya Dışişleri Bakanlığı ve Dış Ticaret Bakanlığı, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi (FCDO), İngiliz Hükümeti, Uluslararası Güneş Enerjisi Birliği (ISA), Afrika Birliği Kalkınma Ajansı (AUDA-NEPAD), Karayip Topluluğu (CARICOM), Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Enstitüsü (UNITAR), Norad (Norveç Kalkınma İşbirliği Ajansı), NDC Ortaklığı, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Paris Kapasite Geliştirme Komitesi, Afrika Kalkınma Bankası Grubu, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, İklim Eylemi için Maliye Bakanları Koalisyonu ve Afrika NDC Merkezi bulunuyor.

Emperyalizm içi yatırım altyapısına esas olarak Rockefeller Vakfı öncülük etti. Vakıf, 1910’larda İngiliz Hükümeti ile bağımlı bölgelere yardım sağlamak üzere bir anlaşma yapmıştı. [...] Rockefeller Vakfı’nın çalışmalarından çıkarılan bir sonuç, Birleşmiş Milletler yardım programlarının temeli haline gelecek olan, yönetişimin sürekliliğine duyulan ihtiyaçtı.”

Tarih boyunca süren bu iklim değişikliği tartışmasının merkezinde duran güç, tabii ki Rockefeller ailesi. Sürece öjenik deneyler damgasını vurdu:

“Kendi ifadesine göre, (Rockefeller Vakfı’nda Doğa Bilimleri Direktörü) Warren Weaver’ı Atom Enerjisi Komisyonu araştırması için kendisine 1.000.000 dolar bağış yapmaya ikna eden kişi, bizzat Roger Revelle’di. Ancak, Biyoloji ve Tıp Danışma Komitesi Başkanı’nın da Rockefeller Vakfı çalışanı, hatta vakfın tıp bilimleri bölümünün direktörü olması göz önüne alındığında, Revelle’in çok fazla çaba sarf etmediğini söyleyebiliriz.

Daha duru bir ifadeyle: ABD hükümeti, Rockefeller Vakfı’nın finanse ettiği atom araştırmalarını denetlemek üzere Rockefeller Vakfı’ndan üst düzey bir yetkiliyi görevlendirdi. Bu, araştırmalarının tek karanlık yönü değil. Faaliyetlerine ilişkin 1995 tarihli raporun başlığının da açıkça dile getirdiği biçimiyle, Bikini Atolü’ndeki atom testleri, aynı zamanda insan deneyleriydi, bir tür öjeni çalışmasıydı. Marshall Adaları yerleşim yeriydi ve adalılar, ABD askeri araştırmaları için numune olarak kullanılacaktı.”

İklim biliminin hâlâ öjeni ve nüfus kontrolü meselesiyle bağlantılı olduğunu, Rockefeller ailesinin, Epstein ve Bill Gates arasındaki ilişki üzerinden de görebiliriz. Epstein bir keresinde Gates’e, “bu yoksul insanlardan nasıl tamamıyla kurtuluruz?” diye sormuş.

Epstein’in sahip olduğu geniş etki alanını ve Gazze’den iklim krizine ve küresel sağlık programlarına kadar uzanan birçok konuda görüşmelerin zeminini oluşturulması çalışmalarına nasıl ve neden dâhil olduğunu anlamak için onun bankacılık ve milyarder sınıfı için ifa ettiği “işbitiricilik” veya uzlaştırıcılık görevine bakmak gerekiyor. New York Times’ın haberine göre, Epstein öjenistti ve bu konuya epey meraklıydı:

“Cinsel istismardan suçlanan zengin finansçı Jeffrey E. Epstein’in sıra dışı bir hayali vardı: New Mexico’daki geniş çiftliğinde kadınları hamile bırakarak, insan ırkına kendi DNA’sını aktarmayı umuyordu.

[…]

Bay Epstein’in vizyonu, genetik mühendisliği ve yapay zekâ gibi teknolojiler aracılığıyla insan nüfusunu ıslah etme bilimi anlamında transhümanizm olarak bilinen konuya uzun zamandır duyduğu hayranlığın yansımasıydı. Eleştirmenler transhümanizmi, insan ırkını kontrollü üreme yoluyla ıslah etmeyi amaçlayan, itibarını kaybetmiş bir alan olan öjeninin modern bir versiyonuna benzetiyorlar.

[…]

Bilim insanları, Bay Epstein’in Manhattan’daki malikanesinde düzenlenen akşam yemeklerinde bir araya geliyordu. Bay Epstein içki içmese de Dom Pérignon gibi pahalı şaraplar bolca tüketiliyordu. Kendisi, 6,5 milyon dolarlık bağışıyla kurulmasına yardımcı olduğu Harvard’ın Evrimsel Dinamikler Programı’nda açık büfe öğle yemekleri düzenliyordu.

[…]

Harvard’daki bir oturumda, orada bulunan Pinker’ın ifadesiyle, Epstein, açlığı azaltma ve yoksullara sağlık hizmeti sağlama çabalarını, bunun aşırı nüfus riskini artırdığı gerekçesiyle eleştirdi.

[…]

Bir de Bay Epstein’in öjeni bilimine olan ilgisi vardı.

Ödüllü iki bilim insanı ve büyük şirketlere ve varlıklı kişilere danışmanlık yapan bir kişinin ifadelerine göre, Bay Epstein, 2000’li yılların başlarından itibaren birçok kez bilim insanlarına ve iş adamlarına, New Mexico’daki çiftliğini, kadınların kendi spermiyle suni döllenme yoluyla hamile bırakılacağı ve kendisinden çocuk doğuracağı bir üs olarak kullanma arzusundan bahsetmişti.”

Epstein’in öjeni bilimine olan ilgisi, muhtemelen hem iklim bilimine hem de küresel sağlık programlarına, yani birbirine ayrılmaz bir şekilde bağlı politikalara neden ilgi duyduğunu açıklıyor. Daha önceki birkaç yazımda da açıkladığım gibi, iklim değişikliği gündemi, başlangıcından beri, öjeni adı verilen sözde bilimle iç içe geçmiş bir olgudur.

Daha önce kaleme aldığım “Büyük Yalan mı? İklim Aktivizmi, Petrol ve İmparatorluk” başlıklı yazımda, “Hayırsever Güç ve Kalkınma: Gündemi Kim Belirliyor?” başlıklı araştırmadan şu alıntıyı yapmıştım:

“2006 yılında Gates Vakfı, Rockefeller Vakfı ile bir araya gelerek, Yeşil Devrim vizyonlarını Afrika’ya taşıdı. Birlikte, Afrika’daki açlığın esas olarak teknoloji ve işleyen pazarların eksikliğinden kaynaklandığı önermesine dayanan Afrika’da Yeşil Devrim İttifakı’nı (AGRA) kurdular. Buna göre AGRA, özel sektörle ortaklıklar kurmaya, pazarlara ve finansmana erişimi teşvik etmeye ve tarımsal verimliliği önemli ölçüde artırmak için tarımsal yenilikleri geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya odaklanıyor. […]

O zamandan beri Bill & Melinda Gates Vakfı, bu alanda Rockefeller Vakfı’nın liderlik rolünü kademeli olarak devraldı.”

Makalemde de belirttiğim gibi, Gates, sözde “İklim Acil Durumu” ile mücadele etmenin bir yolu olarak nüfus kontrolünü açıkça arzuladığını ifade etmiştir:

“Niyetleri ne olursa olsun, küresel öjeni hareketiyle tarihi bağları olan vakıfların nüfus kontrolü girişimlerinde bulunması, son derece endişe verici, özellikle de Gates’in herkesin bildiği bir öjeni meraklısı, eski Üçlü Komisyon üyesi ve pedofil Jeffery Epstein’in bir ortağı olduğu düşünüldüğünde bu endişe daha da artıyor.”

Epstein’e ait dosyaların yayınlanmasından bu yana Gates’in rolü daha da endişe verici hale geldi; bu dosyalarda Epstein’in onunla “yoksul insanlardan tümüyle kurtulma” ihtimali hakkında konuştuğu ortaya çıkıyor.

Nitekim, daha önce de dile getirdiğim üzere, küreselcilerin savunduğu, karbon salınımıyla temizlenen miktar arasında denge kurulmasını öngören Net Sıfır yaklaşımı, hedefine ulaşılması (ki bu muhtemelen imkânsız) dünya nüfusu içinde on milyonlarca insanın ölümüne ihtiyaç duyuyor:

“Şunu belirtmek gerekir ki, son dönemde gıda üretimindeki artışta bu kadar önemli bir rol oynayan azot bazlı gübreler, sera gazlarından ve fosil yakıtlardan üretiliyor. [...]

Fosil yakıtların kullanımında keskin bir düşüş ve buna bağlı olarak tarımda kullanımlarının düşmesi (Net Sıfır hedefine ulaşmak için gerekli olduğu gibi), dünyayı besleyecek yeterli miktarda gübre üretmeyi imkânsız hale getirir. Petrol üretimini durdurduğunuzda, bu düzlemde sadece küresel nüfusun arttığı ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle gıda üretiminin zaten baskı altında olduğu bir dönemde, yeni petrol lisanslarının verilmesini engellediğinizde, gübre fiyatları daha da fırlayacak. Bu da, kıtlıklara, hatta Petrolü Durdurun hareketinin iklim değişikliğinden kaynaklanacağını yanlış bir yaklaşımla öngördüğü türden kitlesel açlığa yol açabilir.”

Bill Gates, nüfus kontrolünü savunmasının yanı sıra, elbette Net Sıfır hedefini de destekliyor ve bu hedefe ulaşmak için daha radikal adımlar atılmasını savunuyor. 2050 yılına kadar Net Sıfır düzeyine gelme hedefi, BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alıyor. Bu hedefler, Rockefeller ve Gates vakıfları tarafından destekleniyorlar. Epstein’in Yuvarlak Masa üzerinden kurduğu bağlantılar içerisinde iklim ajandasına mali destek sunan güçlerden biri de JP Morgan Chase Bankası.

Banka, BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Yatırım Fuarı’nı destekleyen finans kuruluşlarından biri.

“Yatırımcıları, özel ve kamu kurumlarını, BM temsilcilerini, somut yatırım fırsatları aracılığıyla 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Gündemi ve 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’ne ulaşmak için iş birliği yapmaya bağlayan bir platform.”

Rockefeller ailesine bağlı vakıflar ve Gates Vakfı gibi, Epstein de iklim bilimine büyük bağışlarda bulunmuştu, ancak bu konuya tam olarak ikna olmuş gibi görünmüyordu. 2010 ile 2017 yılları arasında Epstein, Geliştirilmiş Vakıf isimli vakfı üzerinden, fizikçi Laurence Krauss’un Arizona Eyalet Üniversitesi’nde yürüttüğü Kökenler Projesi’ne 250.000 dolar bağış yaptı.

Epstein-Rockefeller-Gates bağlantısı, öjeni, iklim değişikliği ve küresel sağlık girişimlerinin nasıl örtüştüğünü de ortaya koyuyor.

Epstein, Gates ile birlikte “bilhassa düşük ve orta gelirli nüfusları etkileyen hastalıklar için ilaç, aşı ve tanı yöntemlerinin geliştirilmesini desteklemek amacıyla oluşturulmuş bir sosyal etki yatırım fonu” olan Dünya Sağlık Yatırımları Fonu’nun kuruluş sürecine katkıda bulundu.

Bu fon, JP Morgan Chase tarafından da desteklendi. Muhtemelen arkasında bir de Yok Okuş İsyanı örgütünün bugüne dek aldığı en büyük bağışların ardındaki güç olan Çocuklara Yatırım Fonu Vakfı da bahsi geçen örgüte yaklaşık 1,5 milyon sterlin katkıda bulundu.

Gates Vakfı’nın “az gelişmiş” ülkelere aşı dağıtımını öngören çalışmaları oldukça tartışmalı bir konu. Sharmeen Ahmed’in Annual Survey of International and Comparative Law [“Yıllık Uluslararası Hukuk ve Karşılaştırmalı Hukuk Dergisi”] tarafından yayınlanan makalesinde şu tespite yer veriliyor:

“Bill & Melinda Gates Vakfı (Gates Vakfı) tarafından finanse edilen sağlık programları incelediğimizde, sağlık sektöründe faal olan STK’ların hesap vermelerini sağlaması gereken önlemlerin eksik olduğunu görüyoruz. STK’ların hesap vermelerini sağlayacak önlemlerdeki eksiklikler ve bu alanı ıslah edecek çalışmalar ele alınmak zorunda.”

Ahmed şöyle devam ediyor:

“Dünya genelinde sağlığa ve nüfus meselesine odaklanan Gates Vakfı, maliyetleri düşürerek bilimsel keşifleri hızlandırma stratejisine vurgu yapıyor.”

2000’li yılların başından beri, Gates Vakfı tarafından büyük ölçüde finanse edilen Küresel Aşı ve Aşılama İttifakı (GAVI), Küresel Sağlık Yenilikçi Teknolojileri Fonu ve Sağlıkta Uygun Teknolojiler Programı (PATH), Afrika ve Hindistan’daki savunmasız halklara aşı ve ilaç dağıtıyor. 2010 yılında Gates Vakfı, Afrika genelinde deneysel sıtma ve menenjit aşısı denemelerini ve Hindistan’da HPV aşısı programlarını finanse etti. Bu programların tümü, zorla aşılama ve bilgisiz onay vakalarıyla birlikte çok sayıda ölüm ve yaralanmaya yol açtı. Sonuç olarak, hayat kurtarma bahanesiyle yürütülen bu sağlık kampanyaları, test edilmemiş veya onaylanmamış ilaçların büyük ölçekli klinik denemelerini, ilaç uygulamasının daha az düzenlendiği ve daha ucuz olduğu gelişmekte olan pazarlara taşıdı.

Bu sağlık hizmeti değil, on dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyıl başlarında İngiliz emperyalizminin işlediği suçlarla ilişkilendirdiğimiz, hâlâ mevcut olmadığını iddia etmekten hoşlandığımız, o acımasız ve merhametsiz emperyalizmiyle ilişkili bir pratik. Dahası, bu uygulamalar, küreselleşmiş milyarderlerin finanse ettiği aşı ve iklim bilimi deneylerinin, Batı’daki insanların sağlığını ve refahını iyileştirmekten çok, Yuvarlak Masa’nın temsilcilerinin emriyle dünyanın yoksul bölgelerindeki insanları “ortadan kaldırmak”, kaynaklarını daha kolay ele geçirmekle ilgili olabileceğinin delili. Bu düzlemde de işçi sınıfı, elitlerin politikaları aracılığıyla küçültülüyor. Bu “komplo teorisi”nin mantıksız olduğunu kimse iddia edemez, zira bugün Çocuklara Yatırım Fonu Vakfı gibi kurumların finanse ettiği Yok Oluş İsyanı gibi çevreci örgütler, tam anlamıyla uygulanması durumunda on milyonlarca insanın ölümüne neden olacak Net Sıfır gündemini savunuyorlar. Öte yandan, iklim ajandasını finanse eden milyarderler, yoksul halkları kıyımdan geçirecek aşıların deneneceği süreçler için gerekli zemini döşüyorlar.

Sonuç

Yukarıda aktarılan tespitler ve değerlendirmeler, Epstein’in bağımsız bir aktör olmadığını, birçokları gibi istihbarat servislerinin ve Yuvarlak Masa’daki efendilerinin bir ürünü olduğunu, onlar için aracı olarak çalıştığını ortaya koyuyor. Bu açıdan, siyasi yelpazenin her bir noktasında rastladığımız “işbitiriciler”den pek bir farkı yok.

“NATO’nun Solcu Anarşistleri” adlı yazımda bahsettiğim solcu güç simsarları da Epstein ile aynı düzlemde:

“Belki de ‘işbitirici’ olarak tanımlanabilecek bu tür kişiler, örgütleri belirli eylemler ve etkinlikler için bir araya getirme konusunda önemli bir pozisyona sahipler. Bir örgütün liderleri, içindeki kişisel destekçileri aracılığıyla, hiçbir dahli olmamasına rağmen, başka bir örgütün kararlarını etkileyebiliyor. Yani, bugün sadece iklim örgütleri arasındaki bağa bakmamak gerekiyor.

Daha da ilginç olanı, çevreci aktivist örgütlerini birbirine bağlayan kişisel ağların, daha geniş İngiliz soluna da uzanıyor olmasıdır. İlgili kişiler açısından bakıldığında, Yok Oluş İsyanı, Kanarya Misyonu, Petrolü Durdurun, İngiltere’ye Para Vermeyin Hareketi, Momentum, Dönüşmüş Dünya Örgütü, İşçilerin Özgürlüğü İttifakı, Ukrayna’yla Dayanışma Kampanyası, Novara Media, Plan C ve İlerici Enternasyonal’in arasında belirgin bir bağ olduğu görülüyor.”

Nüfuz oluşturma konusunda benzer bir mekanizmasının “taban düzeyinde” de işlediğini, doğru bağlantılara sahip kişilerin etkili pozisyonlar elde ettiğini benim gibi siyasetle alakalı olan herkes bilir. Bu da, genellikle sadece iktidara boyun eğmeye, önemli sorular sormamaya ve uygun çizgiyi izlemeye istekli olanların terfi fırsatlarından yararlanmasını sağlar. Kişisel bağlantı yoluyla sağlanan bu vesayet kültürü, yerel düzeyde bile, faaliyetlerinin yeterince soruşturulmadığı koşullarda, nispeten güçlü ve etkili pozisyonlarda faaliyet yürüten pedofillerin birçok hikâyesini dikkate aldığımızda, daha da kasvetli bir boyut kazanır. Bunun bir örneği de tarihten bildiğimiz Islington Çocuk İstismarı skandalıdır. Oysa elimizde, meselenin kurumsal bir yapıya kavuştuğunu düşünmemizi sağlayacak yeterince örnek mevcuttur. Toplumun her düzeyinde insanlar suç ortaklığı yapmamış olsaydı, Jimmy Savile, o suçlarını o kadar uzun süre işleyemezdi.

Müesses nizamın inşa ettiği kültür içerisinde karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı işlerde çalışan işbitiricilerin, zekâ veya bilgi birikimi açısından her daim önde gelen isimler olmasına gerek yok. Güçlü bağlantılara sahip olmaları yeterli. Statülerine bağlı olarak, yerel, ulusal veya uluslararası kuruluşların üyeleriyle anlaşmalar yapabiliyorlar. Bu anlaşmalar, bir yandan destekçilerinin belediye seçimlerinde aday gösterilmesini sağlarken, diğer yandan, onların televizyona çok çıkmasını mümkün kılıyor. Seçilen kişilerin meşru görünmesine, geniş sosyal medya takipçi kitlesi edinmesine katkıda bulunuyor.

Batı’da siyaset, farklı düzeylerde tam da bu şekilde işliyor. Müesses nizam ve istihbarat servisleri, sözde muhalif olan siyasi kişileri kolayca etkileyebiliyor. Bu muhaliflerin çoğu da etki alanlarını genişletmek için müesses nizamın desteğine bel bağlıyor. Müesses nizamın tayin ettiği tartışmanın sınırlarına boyun eğerek mevcut konumlarını zayıflatmak istemeyen gerçek muhaliflerse işbitiriciler hizmet edenlerce dışlanıyor. Bu dışlanma, kara listeye alınan bizim gibi insanların söylediklerinin yanlış veya sorumsuzca olmasından değil, doğru ve iyi araştırılmış olmasından kaynaklanıyor.

Öte yandan, itibar aklamak için uğraşan “işbitiriciler”in desteklediği influencer kültürü sayesinde, Yok Oluş İsyanı ve Petrolü Durdurun gibi örgütler, insanın inşa ettiği medeniyetin çöküşüne neden olacak iklim değişikliğinin kesinliğiyle ilgili masallar türünden yalan yanlış bilgileri yayıyorlar. Bu örgütlere müesses nizamın medya kuruluşları da sözde muhalif solcular da destek sunuyor.

Kişisel bağlantılar üzerinden yürütülen siyasetin bir sonucu olarak, işçi sınıfına karşı son derece acımasız olan Sıfır Net Emisyon politikası, hem orta yolcu hem de solcu ksimlerce büyük bir coşkuyla benimsendi. İnsanlar, saygın olarak gördükleri kişilerin sunduğu yanlış hikâyeleri kolayca kabul ederler. Noam Chomsky gibi isimler bu sebeple öne çıkartıldı. Epstein istisnai bir isim değil. Yürüttüğü operasyon, genel manada siyasetin sağda, solda, arada, altta ve üstte nasıl işlediğinin bir göstergesi.

Son olarak, sansürsüz paylaşılan dosyaları inceleyen ve “çok sayıda suç ortağı”nın bulunduğunu öğrenen ABD Kongresi üyelerinin de bildiği üzere, dünyada birçok Epstein var. Bunlar, en alt kademedeki yerel konseylerden, Batı’da gerçek iktidara sahip olan uluslararası elitlerin en üst kademelerine, Yuvarlak Masa’ya kadar, siyasi yelpazenin her tarafında faaliyet yürütüyorlar.

Phil Bevin
12 Şubat 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Whitney Webb, One Nation Under Blackmail, Cilt 2 (Walterville; Trine Day, 2022), s. 3.

[2] A.g.e., s. 2.

[3] A.g.e., s. 4-5.

[4] İklim değişikliğiyle ilgili görüşüm şu yönde: Bu mesele gerçekten mevcut. Ama onun insanların bir ölçüde katkıda bulunduğu, medeniyet için varoluşsal bir kriz olarak görülemeyecek bir mesele olduğunu düşünüyorum. Bu aslında Yok Oluş İsyanı ve Petrolü Durdurun gibi örgütlerin sürekli yanlış takdim ettikleri birçok ana akım bilim insanının da görüşüdür.

[5] Webb, s. 61.

[6] A.g.e., s. 88.

0 Yorum: