Kovid
sonrası neslin önünde iki yol var: ya gelişimleri duracak ya da asgari düzeyde
bir yaşam sürdürmek için aşırı çalışmayla tanımlı bir hayata mahkûm olacak. Z
kuşağı mensupları, hareketsizleşip hayatın temel alanlarında geri kalıyorlar,
dışlanıyorlar, çünkü önlerinde sadece bozuk bir sisteme kendini adama seçeneği
bulunuyor. Bu neslin bireysel motivasyonları ne kadar yüksek olursa olsun, ev
sahibi olma ve iyi maaşlı işlere erişim imkânları kısıtlanmıştır. “Normal” bir
yaşam zaten ulaşılamaz olduğunda, birçok kişi, bilinçli veya bilinçsiz olarak
pes etmenin mantıklı olduğuna karar verecektir.
Bu
durum, 2000 yılından sonra doğan insanların büyük çoğunluğunu etkiliyor.
Radikal siyaset alanında, “aktivist” örgütlerinin faaliyet yürütme tarzları
konusunda kimi sonuçlar doğuruyor.
Solcuların
faaliyetlerini küçük bir çevreyle sınırladığı küçük burjuva radikalizmi, yeni
üyeler konusunda her daim sırtını öğrencilere dayamıştır. Sosyalizm ve Kurtuluş
Partisi gibi küçük burjuva radikal örgütler, düzenli olarak gençleri kavun gibi
seçme, bir süre yoğun bir şekilde çalıştırma, ardından eski örgütün posası
çıkınca yeni bir grup genç alma modeli üzerine kuruludurlar. Bu örgütler, on
yıllardır bu şekilde faaliyet yürütüyorlar. Ancak Kovid sonrası dönemde, işsiz
üniversite mezunlarının oranı zirveye ulaşıp Z kuşağının önemli bir kısmı aile
kurma fikrinden uzaklaşınca, bu gençler, bu tür oportünist projelerin sattıkları
mallardan fazlasıyla uzaklaştı.
Küçük
burjuva radikalizmi, “yeterince sert eylemler gerçekleştirirseniz devrim kapıyı
çalar” diyen idealist düşünceyi temel alan, yaşlı kuşağa ait bir ideolojidir.
Bu görüş, ne kadar çabalarsanız çabalayın, çok yetersiz kalacağınız kasvetli
gerçeklikle bağdaşmaz. Bu durum, Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi’nin “solcuların
birliği”ni esas alan modelinin eski önemini kaybetmesini, yerini başka bir tür aşırı
solculuğun almasını açıklamaya yardımcı olur. Bu türse alabildiğine maceracıdır,
salt yasa dışı eylemlere odaklanır.
Tabii
bu bahsini ettiğimiz ideoloji, kitlelerin büyük çoğunluğunu kazanma becerisinden
yoksun haliyle, sadece Z kuşağının “duyarcı” kesimlerini bir araya
getirebiliyor, bu da onların kendilerini halktan pratikte kopartmalarına neden
oluyor. Z kuşağının büyük çoğunluğunun bu türden bir pratiğe iştirak etmesi
için ortada hiçbir neden yok. Komünistlerin yeni bir işçi hareketi inşa etmesi
için, “antifa” olarak adlandırılan çevrelerin sunduğundan çok farklı bir
militan pratik sergilemesi gerekiyor. Mao’nun tanımladığı, zihinsel ve fiziksel
mükemmellik üzerine kurulu yaşam tarzını somutlaştırmamız lazım. Z kuşağını
durgunluktan ancak bu kurtarabilir:
“Beden vahşileştirilirse,
medeni zihin de onu takip edecektir. Bilgi, dünyadaki şeyleri bilmek ve onların
yasalarını ayırt etmekten ibarettir. Bu konuda bedenimize güvenmeliyiz, çünkü
doğrudan gözlem, kulaklara ve gözlere; düşünme ise beyne bağlıdır. Kulaklar ve
gözler, beyin gibi, bedenin parçaları olarak kabul edilebilir. Beden mükemmel
olduğunda, bilgi de mükemmel olur. Bu nedenle, bilginin dolaylı olarak beden
eğitimi yoluyla edinildiğini söyleyebiliriz. Çok sayıda modern bilimin, ister
okulda ister bağımsız çalışma yoluyla, incelenmesi için fiziksel güç
gereklidir. Fiziksel gücü olan, güçlü bedenli insandır; bu güce sahip olmayansa
zayıf bedenli insandır. Güçlü ve zayıf arasındaki ayrım, her birinin
üstlenebileceği sorumluluk alanını tayin eder.
Beden eğitimi, sadece
bilgiyi artırmakla kalmaz, aynı zamanda duyguları da uyumlu hale getirir.
Duyguların gücü, son derece büyüktür. Eski çağlarda insanlar, duyguları akılla
terbiye etmeye çalışmışlardır. Bu nedenle, ‘Efendi [yani akıl] her zaman uyanık
mıdır?’ sorusunu sormuşlardır. Ayrıca, "Kalbi akılla terbiye etmek gerekir’
de demişlerdir. Oysa akıl kalpten gelir, kalp bedende bulunur. Sıklıkla
zayıfların duygularına esir olduklarını, onları kontrol edemediklerini
gözlemleriz. Duyuları kusurlu veya uzuvları eksik olanlar, genellikle aşırı
tutkuya esir olurlar ve akıl, onları kurtaramaz. Bu nedenle, beden mükemmel ve
sağlıklı olduğunda, duyguların da doğru olması değişmez bir yasa olarak
adlandırılabilir.”
Sistem,
bedenlerimizin veya zihinlerimizin sağlıklı olmasını istemiyor. Bizi, içinde
bulunduğumuz kasvetli koşullara, tembellik ederek ve sahip olmamız gereken
hayatların yerine elektronik veya kimyasal uyarıcılar kullanarak tepki vermeye
zorluyor. Birçoğu, kendisini bu alışkanlıklara kaptırdı, birçoğu da bunlardan
kurtulmak istese bile, bu alışkanlıklara bağlı kalmaya devam edecek. Bireye
yönelik kişisel gelişim tavsiyeleri, yeterli değil. Bu yıkıcı olguları,
arkalarındaki yapı ortadan kaldırılana kadar tamamen yenemeyeceğiz.
Yapabileceğimiz şey, sermayenin bize dayattığı hastalıklara karşı duran ve
toplumumuzda “geride kalanlar”ın, mahrumların, dışlananların devrim adına emek
harcamasına imkân sağlayacak bir yapı inşa etmektir.
Önemli
olan, bu emeğin gerçekten bir anlam ifade etmesini ve bu tür bir çalışmanın
getirebileceği en büyük yapıcı etkiyi yaratmasını sağlamaktır. Solun birliğini
esas alan örgütler, tutkulu üniversite öğrencilerine azami düzeyde iş temin
ediyor, bu iş de kaçınılmaz olarak sınıf savaşında gerçek bir ilerleme
sağlamadığında, bu öğrenciler, tepki geliştirerek bu emekten uzaklaşıyorlar. Bu
iş tatmin edici olmuyor çünkü sorumluların ciddi bir nihai hedefi yok. Pratikleri
devrimci olmaktan ziyade “hareketçi”, çünkü tek nihai hedefi mevcut performans
temelli faaliyet döngüsünü sürdürmektir.
Anlamsız
iş ve tükenmişlik dinamiği, “antifa” grupları için de geçerlidir, ancak bu
gruplar, üyelerine sınırsız maceracılık yoluyla azami libidinal boşalma imkânı sunma
avantajına sahiptirler. “Antifa” savaşçıları, bu çevrelerde geçirdikleri süre
boyunca ne kadar katarsis, arınma yaşarlarsa yaşasınlar, onlar da örgütlere sürekli
olarak girip çıkmaya devam edeceklerdir. Doğası gereği, uyumlu sol, üyelerine
sürdürülebilir bir şekilde tatmin eden ve zaman içinde birbirini tamamlayan
şeyler başarmalarına imkân sağlayan bir iş sunamaz.
“Geride
kalanlar”a ihtiyaç duydukları şeyi, sadece gerçek komünist hareket, sınıf
mücadelesinin tarihini analiz etme ve siyasi pratikleri test etme konusunda
ciddi olan hareket verebilir. Eğer “geride kalanlar”dan biriyseniz, yani
sistemin sizi fazlalık olarak gördüğünü anlayacak kadar çok kapı yüzünüze
kapandıysa, o zaman aşırı sol örgütlerin hitap etmeye çalıştıkları kişiler siz
değilsiniz. Onlar, henüz yeterince “siyah hap yutmamış”, ve bu nedenle Yeni Sol’un
başarısız uygulamalarını sürdürmenin değerli olduğuna inanmaya istekli
insanları arıyorlar. Bu başarısızlıkları deneyimleyebildiğinizde, neden farklı
bir yol izlememiz gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.
Bu
alternatif yol, Mao Zedong Düşüncesi’nin devrimci disipline dair fikirlerini,
koşullarımıza uygun bir örgütlenme modeliyle sentezlediğimiz bir yol olmalıdır.
Yaptığımız iş, koşullar geliştikçe değişmek zorunda kalacaktır. Bu örgütlenme
modelinin, bize halk tabanı temin edecek kitlesel çalışmaların yanı sıra, devlet
tarafından hayatları ve özgürlükleri tehdit edilenlere güvenlik sağlayan “gizli
çalışmalar” gibi yer üstü ve yer altı projelerinin bir bileşkesini içereceği
açıktır.
Askerileştirilmiş
polis ve paramiliter güç olarak işlev gören ICE güçlerinin artan baskıları,
insanların durumumuzun ne kadar acil hale geldiğinin farkına varmasını
sağlıyor. Aşırı solcuların bu devlet şiddetine karşı direnişi ele geçirmesine
mani olmalı, halkın gücünün büyümeye devam etmesini sağlayacak ikili iktidar
yapıları kurmalıyız. Bu görevi yerine getirmek için, Mao’nun partisinin sıkıntılı
dönemden geçerken yaptıklarını örnek almalı, saflarımızdaki insanları insan olarak
sahip oldukları gücü azami düzeye çıkarma konusunda eğitmeliyiz.
Rainer Shea
25 Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder