06 Şubat 2026

Mao ve Z Kuşağı


Kovid sonrası neslin önünde iki yol var: ya gelişimleri duracak ya da asgari düzeyde bir yaşam sürdürmek için aşırı çalışmayla tanımlı bir hayata mahkûm olacak. Z kuşağı mensupları, hareketsizleşip hayatın temel alanlarında geri kalıyorlar, dışlanıyorlar, çünkü önlerinde sadece bozuk bir sisteme kendini adama seçeneği bulunuyor. Bu neslin bireysel motivasyonları ne kadar yüksek olursa olsun, ev sahibi olma ve iyi maaşlı işlere erişim imkânları kısıtlanmıştır. “Normal” bir yaşam zaten ulaşılamaz olduğunda, birçok kişi, bilinçli veya bilinçsiz olarak pes etmenin mantıklı olduğuna karar verecektir.

Bu durum, 2000 yılından sonra doğan insanların büyük çoğunluğunu etkiliyor. Radikal siyaset alanında, “aktivist” örgütlerinin faaliyet yürütme tarzları konusunda kimi sonuçlar doğuruyor.

Solcuların faaliyetlerini küçük bir çevreyle sınırladığı küçük burjuva radikalizmi, yeni üyeler konusunda her daim sırtını öğrencilere dayamıştır. Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi gibi küçük burjuva radikal örgütler, düzenli olarak gençleri kavun gibi seçme, bir süre yoğun bir şekilde çalıştırma, ardından eski örgütün posası çıkınca yeni bir grup genç alma modeli üzerine kuruludurlar. Bu örgütler, on yıllardır bu şekilde faaliyet yürütüyorlar. Ancak Kovid sonrası dönemde, işsiz üniversite mezunlarının oranı zirveye ulaşıp Z kuşağının önemli bir kısmı aile kurma fikrinden uzaklaşınca, bu gençler, bu tür oportünist projelerin sattıkları mallardan fazlasıyla uzaklaştı.

Küçük burjuva radikalizmi, “yeterince sert eylemler gerçekleştirirseniz devrim kapıyı çalar” diyen idealist düşünceyi temel alan, yaşlı kuşağa ait bir ideolojidir. Bu görüş, ne kadar çabalarsanız çabalayın, çok yetersiz kalacağınız kasvetli gerçeklikle bağdaşmaz. Bu durum, Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi’nin “solcuların birliği”ni esas alan modelinin eski önemini kaybetmesini, yerini başka bir tür aşırı solculuğun almasını açıklamaya yardımcı olur. Bu türse alabildiğine maceracıdır, salt yasa dışı eylemlere odaklanır.

Tabii bu bahsini ettiğimiz ideoloji, kitlelerin büyük çoğunluğunu kazanma becerisinden yoksun haliyle, sadece Z kuşağının “duyarcı” kesimlerini bir araya getirebiliyor, bu da onların kendilerini halktan pratikte kopartmalarına neden oluyor. Z kuşağının büyük çoğunluğunun bu türden bir pratiğe iştirak etmesi için ortada hiçbir neden yok. Komünistlerin yeni bir işçi hareketi inşa etmesi için, “antifa” olarak adlandırılan çevrelerin sunduğundan çok farklı bir militan pratik sergilemesi gerekiyor. Mao’nun tanımladığı, zihinsel ve fiziksel mükemmellik üzerine kurulu yaşam tarzını somutlaştırmamız lazım. Z kuşağını durgunluktan ancak bu kurtarabilir:

“Beden vahşileştirilirse, medeni zihin de onu takip edecektir. Bilgi, dünyadaki şeyleri bilmek ve onların yasalarını ayırt etmekten ibarettir. Bu konuda bedenimize güvenmeliyiz, çünkü doğrudan gözlem, kulaklara ve gözlere; düşünme ise beyne bağlıdır. Kulaklar ve gözler, beyin gibi, bedenin parçaları olarak kabul edilebilir. Beden mükemmel olduğunda, bilgi de mükemmel olur. Bu nedenle, bilginin dolaylı olarak beden eğitimi yoluyla edinildiğini söyleyebiliriz. Çok sayıda modern bilimin, ister okulda ister bağımsız çalışma yoluyla, incelenmesi için fiziksel güç gereklidir. Fiziksel gücü olan, güçlü bedenli insandır; bu güce sahip olmayansa zayıf bedenli insandır. Güçlü ve zayıf arasındaki ayrım, her birinin üstlenebileceği sorumluluk alanını tayin eder.

Beden eğitimi, sadece bilgiyi artırmakla kalmaz, aynı zamanda duyguları da uyumlu hale getirir. Duyguların gücü, son derece büyüktür. Eski çağlarda insanlar, duyguları akılla terbiye etmeye çalışmışlardır. Bu nedenle, ‘Efendi [yani akıl] her zaman uyanık mıdır?’ sorusunu sormuşlardır. Ayrıca, "Kalbi akılla terbiye etmek gerekir’ de demişlerdir. Oysa akıl kalpten gelir, kalp bedende bulunur. Sıklıkla zayıfların duygularına esir olduklarını, onları kontrol edemediklerini gözlemleriz. Duyuları kusurlu veya uzuvları eksik olanlar, genellikle aşırı tutkuya esir olurlar ve akıl, onları kurtaramaz. Bu nedenle, beden mükemmel ve sağlıklı olduğunda, duyguların da doğru olması değişmez bir yasa olarak adlandırılabilir.”

Sistem, bedenlerimizin veya zihinlerimizin sağlıklı olmasını istemiyor. Bizi, içinde bulunduğumuz kasvetli koşullara, tembellik ederek ve sahip olmamız gereken hayatların yerine elektronik veya kimyasal uyarıcılar kullanarak tepki vermeye zorluyor. Birçoğu, kendisini bu alışkanlıklara kaptırdı, birçoğu da bunlardan kurtulmak istese bile, bu alışkanlıklara bağlı kalmaya devam edecek. Bireye yönelik kişisel gelişim tavsiyeleri, yeterli değil. Bu yıkıcı olguları, arkalarındaki yapı ortadan kaldırılana kadar tamamen yenemeyeceğiz. Yapabileceğimiz şey, sermayenin bize dayattığı hastalıklara karşı duran ve toplumumuzda “geride kalanlar”ın, mahrumların, dışlananların devrim adına emek harcamasına imkân sağlayacak bir yapı inşa etmektir.

Önemli olan, bu emeğin gerçekten bir anlam ifade etmesini ve bu tür bir çalışmanın getirebileceği en büyük yapıcı etkiyi yaratmasını sağlamaktır. Solun birliğini esas alan örgütler, tutkulu üniversite öğrencilerine azami düzeyde iş temin ediyor, bu iş de kaçınılmaz olarak sınıf savaşında gerçek bir ilerleme sağlamadığında, bu öğrenciler, tepki geliştirerek bu emekten uzaklaşıyorlar. Bu iş tatmin edici olmuyor çünkü sorumluların ciddi bir nihai hedefi yok. Pratikleri devrimci olmaktan ziyade “hareketçi”, çünkü tek nihai hedefi mevcut performans temelli faaliyet döngüsünü sürdürmektir.

Anlamsız iş ve tükenmişlik dinamiği, “antifa” grupları için de geçerlidir, ancak bu gruplar, üyelerine sınırsız maceracılık yoluyla azami libidinal boşalma imkânı sunma avantajına sahiptirler. “Antifa” savaşçıları, bu çevrelerde geçirdikleri süre boyunca ne kadar katarsis, arınma yaşarlarsa yaşasınlar, onlar da örgütlere sürekli olarak girip çıkmaya devam edeceklerdir. Doğası gereği, uyumlu sol, üyelerine sürdürülebilir bir şekilde tatmin eden ve zaman içinde birbirini tamamlayan şeyler başarmalarına imkân sağlayan bir iş sunamaz.

“Geride kalanlar”a ihtiyaç duydukları şeyi, sadece gerçek komünist hareket, sınıf mücadelesinin tarihini analiz etme ve siyasi pratikleri test etme konusunda ciddi olan hareket verebilir. Eğer “geride kalanlar”dan biriyseniz, yani sistemin sizi fazlalık olarak gördüğünü anlayacak kadar çok kapı yüzünüze kapandıysa, o zaman aşırı sol örgütlerin hitap etmeye çalıştıkları kişiler siz değilsiniz. Onlar, henüz yeterince “siyah hap yutmamış”, ve bu nedenle Yeni Sol’un başarısız uygulamalarını sürdürmenin değerli olduğuna inanmaya istekli insanları arıyorlar. Bu başarısızlıkları deneyimleyebildiğinizde, neden farklı bir yol izlememiz gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.

Bu alternatif yol, Mao Zedong Düşüncesi’nin devrimci disipline dair fikirlerini, koşullarımıza uygun bir örgütlenme modeliyle sentezlediğimiz bir yol olmalıdır. Yaptığımız iş, koşullar geliştikçe değişmek zorunda kalacaktır. Bu örgütlenme modelinin, bize halk tabanı temin edecek kitlesel çalışmaların yanı sıra, devlet tarafından hayatları ve özgürlükleri tehdit edilenlere güvenlik sağlayan “gizli çalışmalar” gibi yer üstü ve yer altı projelerinin bir bileşkesini içereceği açıktır.

Askerileştirilmiş polis ve paramiliter güç olarak işlev gören ICE güçlerinin artan baskıları, insanların durumumuzun ne kadar acil hale geldiğinin farkına varmasını sağlıyor. Aşırı solcuların bu devlet şiddetine karşı direnişi ele geçirmesine mani olmalı, halkın gücünün büyümeye devam etmesini sağlayacak ikili iktidar yapıları kurmalıyız. Bu görevi yerine getirmek için, Mao’nun partisinin sıkıntılı dönemden geçerken yaptıklarını örnek almalı, saflarımızdaki insanları insan olarak sahip oldukları gücü azami düzeye çıkarma konusunda eğitmeliyiz.

Rainer Shea
25 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: