01 Şubat 2026

,

İran, Suudi Arabistan, Türkiye



Türkiye ve Suudi Arabistan’ın İran’a dair hesapları çok basit:

1. İran’ın çökmeyecek kadar güçlü olmasını istiyorlar ki istikrarsızlıktan ve mülteci krizinden zarar görmesinler, ayrıca, İsrail’in bir sonraki hedefi haline gelmesinler.

2. İran’ın kendi yollarına taş koymayacak kadar zayıf olmasını da istiyorlar.

Bu sebeple, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2017’de John Kerry’nin dile getirdiği hususlara değiniyor, nükleer meselesinin, bölgesel nüfuz meselesinin, son olarak da füze meselesinin bir bir gündeme getirilmesi gerektiğini söylüyordu.

İran, güçlü coğrafyası ve medeniyetine ait özellikleri sayesinde, var olduğu sürece büyük bir güç potansiyeline sahip. Bu zorlu sınavlardan sağ çıkması durumunda, gelecekte son dönemdeki kayıplarını telafi edebilir. Bu nedenle, diğer bölgesel oyuncular, mümkünse bu rakibi baskı altında tutmak istiyorlar.

Bu, yüz yılı aşkın bir zaman önce Britanya İmparatorluğu’nun yaptığı hesapla aynı.

İngilizler, 1921 ve 1925 yıllarında Rıza Şah’ın darbelerini organize edip destekledi. Kaçar hanedanlığını devirdi.

Kaçar İranı, teknolojik olarak geri kalmış ve Avrupa’daki sömürgeci imparatorluklardan çok daha küçük olmasına rağmen, Büyük Oyun’da İngilizleri ve Rusları birbirine karşı kullanarak, İran’ın bağımsızlığını uzun yıllar boyunca başarıyla korudu.

Ancak, İngiliz çıkarlarına düşman olan II. İmparator Wilhelm yönetiminde Almanya’nın yükselişi, küresel denklemi değiştirdi.

Almanya’nın yirminci yüzyılın başlarında İngiltere’ye meydan okumak için hızla deniz gücünü artırması, Büyük Oyun’a son verdi. İngiltere ile Rusya, Almanların karşısında konumlandı. Büyük Oyun’un sona ermesiyle birlikte, 1905’te İngiltere ve Rusya, İran’ı nüfuz alanlarına böldü. Kaçar sisteminin iki tarafı birbirine karşı kullanma stratejisi çöktü.

Bu noktadan sonra ülkede büyük ölçüde anarşi hüküm sürdü. Kendi sınırlarını savunamaz, kendisini yönetemez hale geldi. İngiliz, Rus ve daha sonra Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı kuvvetleri, ülkede serbestçe cirit atmaya, istediklerini yapmaya başladı.

Birinci Dünya Savaşı ardından İngilizler, ülkenin tam kontrolünü ele geçirdiler. İngilizler, ülkeyi 1918’den sonra Bolşevik devrimine karşı yürütülen iç savaşa müdahale etmek için bir tür sıçrama tahtası olarak kullandılar.

1919’da Kuzey İran’da İngiliz işgaline karşı büyük bir sömürge karşıtı isyan patlak verdi. Lenin ve Bolşevikler tarafından desteklenen Cengeli hareketi, bölgedeki İngiliz çıkarları için büyük bir tehdit teşkil ediyordu. 1921’de bastırılmış olsa da, bu İngiliz karşıtı isyan, İngilizleri korkuttu. Bu nedenle, Rıza Pehlevi’yi iktidara taşıdılar, Pehlevi hanedanlığını kurmaya karar verdiler.

İngilizler, bugün Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yaptığı hesabın aynısını yapmıştı:

1. İran’ın, İngiliz işgaline ihtiyaç duymadan sınırlarını koruyabilecek, SSCB’ye karşı bir tampon görevi görebilecek kadar güçlü olması.

2. İran’ın, özellikle İngiliz kontrolündeki İran ve Irak’taki stratejik ve çok kârlı petrol endüstrisi (sonradan BP’ye bağlanan İran’daki İngiltere-İran Petrol şirketi ile Irak’taki Türk Petrol Şirketi) gibi İngiliz çıkarlarını tehdit etmeyecek ölçüde zayıf ve sömürülebilir olması.

Brutal Truth Bombs
30 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: