Suriye’de
rüzgârın tersine dönmesiyle değişen hesaplar, Ortadoğu için önerilen Rojava
modelinin çöküşünü beraberinde getirdi. Buna karşılık, geçtiğimiz günlerde Kürt
politik hareketinin önde gelen ve en eski isimlerinden biri, “İran rejiminin
ayakta kalma zemini kalmadı” diye açıklama yaptı. “Suriye'de ne kazanıldı ki
İran hedefinize alındı?” sorusunu yönelten yok.
Irak’ta
diktatörlük var, Suriye’de diktatörlük var, İran’da diktatörlük var. Öyle mi?
Öncelikle demokrasi politik açıdan diktatörlüktür çünkü sosyalist düzende de
diktatörlük olacağını, bu diktatörlüğün proletaryaya ait olacağı ve tüm dünyada
eşit, özgür, adil düzen sağlanıncaya kadar iktidarın sosyalizmde olacağı
bilinmelidir.
25
yıl önceye gittiğimizde, Hafız Esad’ın öldüğü tarihte en çok üzülen, bugün İran
ve Suriye’yi diktatörlükle suçlayıp devrilmesine ortak olmak isteyenlerdir.
Alttaki görselde Hafız Esad’ın ölümünün ardından Kürt politik hareketine
ait-yakın gazetelerde Esad için modern Suriye’nin kurucusu olduğu, onun diğer
Baas rejimlerinden ayrı bir yerde konumlandırılması gerektiği, Esad ailesinin
acılarının paylaşıldığı aktarılıyordu.
Tarih
bilgisi ile tarih bilinci birbirinden farklıdır, sorunlara, sürece ve durumlara
tarih bilinciyle ve diyalektikle bakmak zorundayız. Politik ahlak pragmatizmin
üzerine çıkmadığı sürece yenilgi, savrulma ve tasfiye kaçınılmazdır. Şimdi
denilebilir ki “reel” (ne demekse) sosyalizmin etkisinde kaldıkları yıllardı.
Hayır, gerçek öyle değil!
1995
sonrası Kürt politik hareketi, her alanda ideolojik kırılma ve dönüşüme uğradı.
Bu, bilinçli bir tercihin ürünüydü. Bugün savunulan düşünceler 1990’dan beri
savunulanlardı. Birand ve Altaylı’ya verilen röportajlarda, bugünkü savunulan
cumhuriyetçilik, komünallik ve yerelcilik dışında bir şey yoktu. Bugün dünün
tekrarıdır.
Hafız
Esad’ın ölümüne denk gelen günlerde o dillere pelesenk ettirilen “reel”
sosyalizmin etkisinden çıkılmıştı çünkü 1990 itibariyle dümen Amerikan sularına
kırıldı. Balkanlar’a bakıldı, emperyalizm, Sovyetler’den arta kalan ülkelere
milliyetçi iç çatışmalar sonucunda müdahale edip parçalayıp sosyalizmin
bittiğini ilan edip dünya halklarına gözdağı veriyordu. Tam da böyle bir
süreçte Kürt politik hareketi “Amerika niye üstümüze geliyor, anlamıyoruz, biz
onlara ne yaptık” ve “NATO, Balkanlar’da yaptığı gibi gelip bizi de
özgürleştirsin” diyordu.
Bugün
Yorum özelinde Esad posterinin önünde ve Donbass’ta konser verilmesine “diktatör
savunuculuğu” diye saldırılıyorsa, ülkedeki herhangi bir sol sosyalist
hareketin çıkıp Esad ailesine dilenen başsağlığını gündeme getirmesi gerekiyor,
getiremez. Getirdiğinde koltuk düşer, kurulan tezgâh dağılır, fon kesilir.
Bugün sosyalist hareket operasyona uğruyorsa, kendisini fesih etmese de çekilen
hizaya getirilmesi içindir.
Söz
konusu sorun, ne İran ne Suriye ne de diktatörlük, kadın hakları, Kürt
taleplerinden ibarettir. Asıl amaç, emperyalizme hizmettir. Bunun en açık
kanıtı, Yeni Yaşam’da çözüm sürecini emperyalizmden talep eden
yazılardır. Olası İran operasyonu için Türk ve Kürd’ün “barıştırılması”,
emperyalizmin amacına karşılık olarak sunulmaktadır.
Yeni
Yaşam, eskinin tekrarıdır. Kürt halkının emperyalizmin amaçlarına
araç edilmesi onun haklarını savunduğunu iddia eden bir yayına yakışmaz. “Bizi
özgürleştirin, size militer güç oluruz” mesajını emperyalizme vermek,
acziyettir.
Aynı
gazetede Kürt halkının tek ve asıl gündeminin Öcalan’ın umut hakkından
yararlandırılması olduğu yazıyor. Bu, gerçeği yansıtmıyor. Liberal T24
gazetesinde ise bölgede yapılan röportajlarda Öcalan’a tepkili milliyetçi
kesimlerden bahsediliyor. Bugün bir HDP’linin dahi gündeminde bunun bulunup
bulunmadığını yakın çevrenizden gözlemlemek mümkün.
Yeni
Yaşam’da “uluslararası komplo” hakkında Öcalan’ın söylediklerine
yer veriliyor, kendi mevcudiyetinin Kürt halkının akıbetinin üzerine
çıkarmasından başka bir şeye rastlamak mümkün değildir. Avrupa ülkelerinin
egemenlerinin kendisine komplo kurup “ihanet” ettiği yönündeki cümleler,
emperyalist ülkelerin egemenlerini masum göstermek dışında bir anlam ifade
etmiyor. Kimse çıkıp “Emperyalist ülkeler senin ve bağlı olduğun hareketin
üzerine gelmiyorsa ideolojik-politik hattında sorun vardır!” diyemiyor.
Son
tutanaklara yansıdığı şekliyle MHP vekiline, gençliğinde ülkü ocaklarına
gittiğini söylüyor. Ülkü ocakları, Yalçın Küçük, Perinçek, Mihraç Ural, tekrar
ülkü ocakları, tespih, kilim... Mihraç demişken, daha geçtiğimiz yıl HTŞ,
yönetimi ele geçirdikten sonra Mihraç’a Yeni Özgür Politika'da köşe
verilmişti. Yine Esad ailesinin damadına.
Soru
açık: Rojava’nın sonucu ne oldu? Bu soru nesnel biçimde yanıtlandığında, İran
için ne istendiğinin cevabı bulunabilir. Dün ve bugün ne yapıldığı emperyalizme
karşı ne tavır alındığıyla anlamlandırılır.
Pragmatizm,
emperyalizme hizmete vardırılıyorsa bu, Kürt halkının zararınadır. Balkanlar,
Afrika ve Ortadoğu'da emperyalizm ne yaptıysa İran'da da aynısı olacaktır.
Ebu
Gurayb ve Epstein Adası, emperyalizmin hedeflediği düzenin laboratuvarıdır. O
düzenin gelmesi için Rusya, Çin, İran’a ideolojik bulanıklıkla yaklaşmayacak
kadar netiz.
Kürt
halkının da diğer halklardan ayrı düşürülüp emperyalizmin kara gücü olmasına,
İran’ın vahşete uğratılmasında ortak edilmesine, dahası, kuzunun kurda emanet
edilmesine gücümüz yettiğince müsaade etmeyeceğiz. Başka bir halkın göreceği
zulümden hiçbir halk fayda sağlamaz. Bu sola rağmen...
Sinan Akdeniz
13
Şubat 2026





0 Yorum:
Yorum Gönder