13 Şubat 2026

,

Şiraze


Suriye’de rüzgârın tersine dönmesiyle değişen hesaplar, Ortadoğu için önerilen Rojava modelinin çöküşünü beraberinde getirdi. Buna karşılık, geçtiğimiz günlerde Kürt politik hareketinin önde gelen ve en eski isimlerinden biri, “İran rejiminin ayakta kalma zemini kalmadı” diye açıklama yaptı. “Suriye'de ne kazanıldı ki İran hedefinize alındı?” sorusunu yönelten yok.

Irak’ta diktatörlük var, Suriye’de diktatörlük var, İran’da diktatörlük var. Öyle mi? Öncelikle demokrasi politik açıdan diktatörlüktür çünkü sosyalist düzende de diktatörlük olacağını, bu diktatörlüğün proletaryaya ait olacağı ve tüm dünyada eşit, özgür, adil düzen sağlanıncaya kadar iktidarın sosyalizmde olacağı bilinmelidir.

25 yıl önceye gittiğimizde, Hafız Esad’ın öldüğü tarihte en çok üzülen, bugün İran ve Suriye’yi diktatörlükle suçlayıp devrilmesine ortak olmak isteyenlerdir. Alttaki görselde Hafız Esad’ın ölümünün ardından Kürt politik hareketine ait-yakın gazetelerde Esad için modern Suriye’nin kurucusu olduğu, onun diğer Baas rejimlerinden ayrı bir yerde konumlandırılması gerektiği, Esad ailesinin acılarının paylaşıldığı aktarılıyordu.


Tarih bilgisi ile tarih bilinci birbirinden farklıdır, sorunlara, sürece ve durumlara tarih bilinciyle ve diyalektikle bakmak zorundayız. Politik ahlak pragmatizmin üzerine çıkmadığı sürece yenilgi, savrulma ve tasfiye kaçınılmazdır. Şimdi denilebilir ki “reel” (ne demekse) sosyalizmin etkisinde kaldıkları yıllardı. Hayır, gerçek öyle değil!

1995 sonrası Kürt politik hareketi, her alanda ideolojik kırılma ve dönüşüme uğradı. Bu, bilinçli bir tercihin ürünüydü. Bugün savunulan düşünceler 1990’dan beri savunulanlardı. Birand ve Altaylı’ya verilen röportajlarda, bugünkü savunulan cumhuriyetçilik, komünallik ve yerelcilik dışında bir şey yoktu. Bugün dünün tekrarıdır.


Hafız Esad’ın ölümüne denk gelen günlerde o dillere pelesenk ettirilen “reel” sosyalizmin etkisinden çıkılmıştı çünkü 1990 itibariyle dümen Amerikan sularına kırıldı. Balkanlar’a bakıldı, emperyalizm, Sovyetler’den arta kalan ülkelere milliyetçi iç çatışmalar sonucunda müdahale edip parçalayıp sosyalizmin bittiğini ilan edip dünya halklarına gözdağı veriyordu. Tam da böyle bir süreçte Kürt politik hareketi “Amerika niye üstümüze geliyor, anlamıyoruz, biz onlara ne yaptık” ve “NATO, Balkanlar’da yaptığı gibi gelip bizi de özgürleştirsin” diyordu.

Bugün Yorum özelinde Esad posterinin önünde ve Donbass’ta konser verilmesine “diktatör savunuculuğu” diye saldırılıyorsa, ülkedeki herhangi bir sol sosyalist hareketin çıkıp Esad ailesine dilenen başsağlığını gündeme getirmesi gerekiyor, getiremez. Getirdiğinde koltuk düşer, kurulan tezgâh dağılır, fon kesilir. Bugün sosyalist hareket operasyona uğruyorsa, kendisini fesih etmese de çekilen hizaya getirilmesi içindir.

Söz konusu sorun, ne İran ne Suriye ne de diktatörlük, kadın hakları, Kürt taleplerinden ibarettir. Asıl amaç, emperyalizme hizmettir. Bunun en açık kanıtı, Yeni Yaşam’da çözüm sürecini emperyalizmden talep eden yazılardır. Olası İran operasyonu için Türk ve Kürd’ün “barıştırılması”, emperyalizmin amacına karşılık olarak sunulmaktadır.

Yeni Yaşam, eskinin tekrarıdır. Kürt halkının emperyalizmin amaçlarına araç edilmesi onun haklarını savunduğunu iddia eden bir yayına yakışmaz. “Bizi özgürleştirin, size militer güç oluruz” mesajını emperyalizme vermek, acziyettir.

Aynı gazetede Kürt halkının tek ve asıl gündeminin Öcalan’ın umut hakkından yararlandırılması olduğu yazıyor. Bu, gerçeği yansıtmıyor. Liberal T24 gazetesinde ise bölgede yapılan röportajlarda Öcalan’a tepkili milliyetçi kesimlerden bahsediliyor. Bugün bir HDP’linin dahi gündeminde bunun bulunup bulunmadığını yakın çevrenizden gözlemlemek mümkün.

Yeni Yaşam’da “uluslararası komplo” hakkında Öcalan’ın söylediklerine yer veriliyor, kendi mevcudiyetinin Kürt halkının akıbetinin üzerine çıkarmasından başka bir şeye rastlamak mümkün değildir. Avrupa ülkelerinin egemenlerinin kendisine komplo kurup “ihanet” ettiği yönündeki cümleler, emperyalist ülkelerin egemenlerini masum göstermek dışında bir anlam ifade etmiyor. Kimse çıkıp “Emperyalist ülkeler senin ve bağlı olduğun hareketin üzerine gelmiyorsa ideolojik-politik hattında sorun vardır!” diyemiyor.

Son tutanaklara yansıdığı şekliyle MHP vekiline, gençliğinde ülkü ocaklarına gittiğini söylüyor. Ülkü ocakları, Yalçın Küçük, Perinçek, Mihraç Ural, tekrar ülkü ocakları, tespih, kilim... Mihraç demişken, daha geçtiğimiz yıl HTŞ, yönetimi ele geçirdikten sonra Mihraç’a Yeni Özgür Politika'da köşe verilmişti. Yine Esad ailesinin damadına.

Soru açık: Rojava’nın sonucu ne oldu? Bu soru nesnel biçimde yanıtlandığında, İran için ne istendiğinin cevabı bulunabilir. Dün ve bugün ne yapıldığı emperyalizme karşı ne tavır alındığıyla anlamlandırılır.

Pragmatizm, emperyalizme hizmete vardırılıyorsa bu, Kürt halkının zararınadır. Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu'da emperyalizm ne yaptıysa İran'da da aynısı olacaktır.

Ebu Gurayb ve Epstein Adası, emperyalizmin hedeflediği düzenin laboratuvarıdır. O düzenin gelmesi için Rusya, Çin, İran’a ideolojik bulanıklıkla yaklaşmayacak kadar netiz.

Kürt halkının da diğer halklardan ayrı düşürülüp emperyalizmin kara gücü olmasına, İran’ın vahşete uğratılmasında ortak edilmesine, dahası, kuzunun kurda emanet edilmesine gücümüz yettiğince müsaade etmeyeceğiz. Başka bir halkın göreceği zulümden hiçbir halk fayda sağlamaz. Bu sola rağmen...

Sinan Akdeniz
13 Şubat 2026

0 Yorum: