İmparatorluğa
ve Siyonistlerle Suç Ortaklığına Karşı Direniş
1979
İslam Devrimi, on yıllarca süren yabancı egemenliğine ve acımasız iç baskıya
doğrudan bir tepki olarak gerçekleşti. Demokratik seçimler sonucu göreve gelmiş
olan Başbakan Muhammed Musaddık, İran’ın petrol endüstrisini millileştirince, 1953’te
CIA-MI6 darbesiyle (Ajax Operasyonu) devrildi. Yerine Pehlevi monarşisi kuruldu.
Bu gelişme karşısında İranlılar harekete geçtiler. Resmi kaynakların bile
doğruladığı biçimiyle darbe sayesinde, İngilizler ve Amerikalılar, İran’a ait
kaynakları silah zoruyla yeniden kontrol etmeye başladılar.
Muhammed
Rıza Pehlevi döneminde, CIA yardımıyla kurulan ve Mossad tarafından eğitilen
gizli polis gücü SAVAK aracılığıyla baskı, yeni boyutlara ulaştı. SAVAK
ajanları, kırbaçlama, elektroşok, tınak çekme, yalancı infazlar ve cinsel
şiddet de dâhil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanarak, binlerce siyasi tutsağı
rutin olarak işkenceye maruz bıraktı. Eski bir SAVAK işkencecisi mahkemede,
yüzlerce kişiye bizzat işkence yaptığını, kırbaç, elektroşok ve aşırı baskı
altında zorla itiraf alma gibi yöntemlerin sürekli kullanıldığını anlattı.
Uluslararası
Af Örgütü’nün 1976 tarihli raporu, falaka, kaynar su lavmanları ve asit
damlatma gibi yöntemlerin yaygın kullanımını belgeliyor, her türlü muhalefeti
ezmek için tasarlanmış sistematik devlet terörünün uygulandığını teyit ediyordu.
İşkence merkezi olarak nam salmış olan Sabotajla Mücadele Ortak Komitesi, şu
anda Tahran’ın merkezinde bir müze olarak korunuyor (İbret Müzesi).
Bu
korku mekanizması, bunun yerine din adamları, çarşı tüccarları, öğrenciler,
işçiler ve solcular gibi çeşitli güçleri kitlesel sokak gösterilerinde bir
araya getirdi. Son döneme ait araştırmaların da ortaya koyduğu biçimiyle, İran halkının
yüzde 10’undan fazlası, Şah karşıtı eylemlere katıldı. Bu, esasen son yüz yıl
içerisinde gerçekleşmiş devrimler içerisinde ulaşılmış en yüksek seferberlik düzeyiydi.
Devrim sonrası, Mart 1979’da referandum gerçekleştirildi. Bu referanduma
katılım oranı yüzde 90 civarındaydı. Yeni İslam Cumhuriyeti’ne onay verenlerin
oranı yüzde 98i buldu. Böylelikle, yeni düzenin halk nezdindeki meşruiyeti
pekiştirilmiş oldu.
“Casus
Yuvası”: Büyükelçilik İşgali ve Belgelerin Yeniden Bir Araya Getirilmesi
Devrimin
anti-emperyalist karakteri, 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD büyükelçiliğinin
ele geçirilmesiyle en çarpıcı ifadesine kavuştu. Washington’ın devrik Şah’ı
tıbbi tedavi için kabul etmesinin ardından, öğrenciler, uzun zamandır CIA üssü
olarak kullanılan büyükelçilik binasına baskın düzenlediler. Şah’ın kabul
edilmesi, öğrencilerce “ABD gene darbe hazırlığı içinde” şeklinde yorumlandı.
Öğrenciler, 52 Amerikalı diplomatı 444 gün boyunca rehin tuttular ve bu süre
zarfında elçilik görevlilerinin parçaladıkları gizli belgeleri titizlikle
yeniden bir araya getirdiler.
İranlı
halı dokumacıları ve yetenekli gönüllüler, binlerce yırtık sayfayı bir araya
getirerek, kapsamlı ABD casusluk operasyonlarını, darbe planlamasını ve devrimi
baltalama girişimlerini ortaya çıkardı. Yeniden oluşturulan dosyalar, ABD
Casusluk Yuvasından Belgeler” başlığı altında, 77 cilt olarak yayımlandı.
BBC’nin
2011’de yaptığı haberde dile getirildiği gibi, bu ifşaatlar, Washington’da öyle
büyük bir rahatsızlığa yol açtı ki söz konusu belgeleri içeren kitapların ABD’de
bulundurulması fiilen yasaklandı. Eski elçilik binası, şimdi bir müze olarak
hizmet veriyor. Amerikan müdahalesini anlatan duvar resimleri halen daha
korunuyor. Müze, Amerikan müdahalesinin tarihçesine ait materyalleri
sergiliyor.
Jimmy
Carter, elçilik işgaline Kartal Pençesi Operasyonu ile cevap verdi. Operasyon,
utanç verici bir başarısızlıkla sonuçlandı. 24 Nisan 1980’de, Birinci Çöl kod
adıyla anılan, Tahran’ın 300 kilometre güneydoğusundaki tuzla kaplı arazide
şiddetli bir toz fırtınası sırasında bir helikopterin yakıt yüklü bir nakliye
uçağıyla çarpışması sonucu sekiz ABD askeri hayatını kaybetti. Resmi askeri
kayıtlara göre, sekiz helikopterden sadece beşi hazırlık alanına ulaşabildi ve
görev iptal edildi. İran devlet medyası, yanan enkazın görüntülerini dünyayla
paylaştı ve bu felâketi emperyalist kibre karşı ilahi bir ceza olarak takdim
etti.
Sürekli
Direniş: Siyonist Teşekküle Karşı Duruş
İmam
Ruhullah Humeyni önderliğinde gerçekleşen devrim, İran’ı Siyonist teşekküle
karşı çıkma ve Filistin özgürlüğünü destekleme konusunda önde gelen bir güce
dönüştürdü. Humeyni’nin vizyonu, İslam Cumhuriyeti’ni yerleşimci-sömürgeci
işgale ve Batı hegemonyasına karşı direniş modeli olarak konumlandırdı. İran,
Gazze’de ve ötesinde Siyonist rejimin soykırımına karşı çıkan Filistinli örgütleri
ve diğer Siyonizm karşıtı hareketleri sürekli olarak destekledi.
Bugün
devrim, iki yönden tehditle karşı karşıya. İçeride liberal reformcular,
ekonomik tavizler ve Washington ile uzlaşmayı savunarak, temel ilkeleri
aşındırıyorlar. Dışarıda ise Siyonist rejim, İran’ı istikrarsızlaştırmak ve
rejim değişikliğine zemin hazırlamak için Mossad ajanlarını ve vekillerini
terör saldırılarında, kafa kesme eylemlerinde, suikastlerde ve siber
sabotajlarda kullanıyor. Son görüntüler, İran topraklarında Siyonist istihbarat
operasyonlarıyla bağlantılı silahlı provokatörlerin varlığını ispatlıyor. İran’ın
taviz vermeme konusundaki kararlılığı, genel direniş ekseni için hayati önem
taşıyor.
Pehlevi’ye
Tahta Oturtma Projesi: SAVAK’ın İşkencecisi Geri Döndü
Sürgünde
bulunan Rıza Pehlevi ve destekçileri, “İbrahim Anlaşmaları”nı andıran, Siyonist
teşekkülle ilişkileri normalleştirmeyi ve İran’ı yeni oluşan Yahudi nüfuz
alanına (pax-judaica) entegre etmeyi amaçlayan bölgesel bir teslimiyet
planı olan “Keyhüsrev Anlaşmaları”nı destekliyorlar. Bu sürecin merkezinde,
SAVAK’ın Üçüncü Bölge Müdürü, bugünlerde açıktan Pehlevi’ye danışmanlık yapan Perviz
Sabiti duruyor.
Sabiti’nin
komutasındaki SAVAK, monarşinin ve Siyonist teşekkülün ortak düşmanlarını hedef
alarak Mossad ile yakın istihbarat paylaşımında bulundu. Hayatta kalanlar,
dehşet verici olayları anlatıyor: dayak sırasında çığlıkların daha gür
duyulmasını sağlayan “Apollo” işkence kaskı, kırık cam parçalarının sokulması,
genital organlara yönelik elektroşok ve tecavüzden bahsediliyor. Uluslararası
Af Örgütü’nün de aktardığı biçimiyle, binlerce kişi, bu zulme maruz kaldı. PBS’nin
haberlerinde, Sabiti’nin, solcu aydın Bican Cezeni de dâhil olmak üzere, siyasi
tutsakların yargısız infazlarla öldürülmesinde oynadığı role vurgu yapıldı.
İran,
İsrail ve ABD vatandaşlığına sahip olduğu bildirilen Sabiti, bugünlerde ABD’deki
Şah yanlısı mitinglerde boy gösteriyor. Bazı destekçileri, onu “gelecekte
teröristlerin kâbusu olacak kişi” olarak takdim eden pankartlar taşıyor. Real
Media’nın 2025 tarihli bir araştırmasında ayrıntılı olarak belirtildiği
gibi, Sabiit, 2023’te Kaliforniya’da İslam Cumhuriyeti’ne karşı düzenlenen bir
yürüyüşte ortaya çıktı. Ayrıca, Münih’te Rıza Pehlevi'yi destekleyen bir
mitingde pankartlarda resmine yer verildi. Resmin altında Farsça “Gelecekte teröristlerin
kâbusu olacak kişi” ibaresine yer verildi. Böylelikle, Sabiti’nin zulümle
tanımlı mirası hatırlatılmaktaydı. Think Scotland’ın Münih’teki
ürpertici gösteriyi aktaran haberinde Sabiti’ye verilen destek, İkinci Dünya
Savaşı’nda holokost sürecini inşa eden Nazi subayı Heinrich Himmler’in
desteklenmesine benzetildi. Özgür İranlı Akademisyenler Ağı’nın eleştirisinde ise
2023’teki bir etkinlikte benzer afişlerin yanı sıra SAVAK bayraklarının da yer
aldığı, hareketin Şah’ın baskıcı aygıtını benimsediğinin altını çizdiği
belirtildi. Tahmin edebileceğiniz gibi, Özgür İranlı Akademisyenler Ağı, İran
muhalefetinin farklı bir fraksiyonu olan, tarikat benzeri terör örgütü Halkın Mücahitleri
örgütüyle bağlantılı. Scotsman gazetesi de bu gerçeği dile getirdiği
haberinde, Sabiti’nin dönüşünü destekleyen Farsça sloganın vahim bir uyarı
olarak ele alıyordu.
İşkencelerinden
sağ kurtulan üç kişi, 2025 yılında Florida’da ona karşı 225 milyon dolarlık bir
tazminat davası açtı. Dava sürecinde, tecavüz ve ölümün eşiğine getirip
bırakacak kadar boğazlama gibi işkence yöntemlerini bizzat Sabiti’nin yönettiğini
iddia etti. Guardian gazetesinin haberine göre, davacılar, Pehlevi’nin
yeniden iktidara gelmesiyle birlikte SAVAK’ın yeniden canlanacağından ve
mağdurların adalete ilelebet kavuşamayacağından endişe ediyorlar.
Üçüncü
Cumhuriyete Doğru: Devrimci Coşkuyu Yeniden Canlandırmak
ABD-Siyonist
kukla rejimini deviren devrimin üzerinden 47 yıl geçmesine rağmen, temel
dersleri geçerliliğini koruyor: Halk hareketliliği, imparatorluğu yenebilir,
özgüven, yaptırımlara galebe çalar, Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe karşı
uzlaşmaz muhalefet, küresel adalet mücadelelerine ilham verir.
Ancak
öte yandan hayatta kalma çabası, değişime ihtiyaç duyuyor. Devrimi savunmak,
hem şahçı restorasyoncuları hem de ilke pahasına Batı’yla entegrasyonu
hedefleyen liberal reformcuları yenmeyi gerektiriyor. Geleceğe uzanan yol,
ekonomik adaleti derinleştiren, yolsuzlukla mücadele önlemlerini güçlendiren,
Devrim Muhafızları Birliği’ni Siyonist ve ABD’nin yürüttüğü hibrit savaş
karşısında yetkilendiren ve Filistin’in özgürleşmesine olan bağlılığı tazeleyen,
reforma tabi tutulmuş bir “Üçüncü Cumhuriyet”ten geçiyor.
İran’ın
kararlı direnişi, halklar boyun eğmeyi reddettiklerinde, imparatorlukların ve
yerleşimci-sömürgeci güçlerin en nihayetinde toza dumana karıştıklarının
ispatıdır. Dünyanın önde gelen anti-emperyalist gücü, bugün varoluşunu tehdit
edecek gelişmelerle karşı karşıya. En nihayetinde Siyonizmi ve küresel
hegemonyaya yönelik çabalarını ancak kararlı eylem alt edebilir. 1979’da yükselen
alevin ışığı daha da parlak olmalıdır.
David Miller
9
Şubat 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder