11 Şubat 2026

,

İran İslam Devrimi 47 Yaşında


İmparatorluğa ve Siyonistlerle Suç Ortaklığına Karşı Direniş

1979 İslam Devrimi, on yıllarca süren yabancı egemenliğine ve acımasız iç baskıya doğrudan bir tepki olarak gerçekleşti. Demokratik seçimler sonucu göreve gelmiş olan Başbakan Muhammed Musaddık, İran’ın petrol endüstrisini millileştirince, 1953’te CIA-MI6 darbesiyle (Ajax Operasyonu) devrildi. Yerine Pehlevi monarşisi kuruldu. Bu gelişme karşısında İranlılar harekete geçtiler. Resmi kaynakların bile doğruladığı biçimiyle darbe sayesinde, İngilizler ve Amerikalılar, İran’a ait kaynakları silah zoruyla yeniden kontrol etmeye başladılar.

Muhammed Rıza Pehlevi döneminde, CIA yardımıyla kurulan ve Mossad tarafından eğitilen gizli polis gücü SAVAK aracılığıyla baskı, yeni boyutlara ulaştı. SAVAK ajanları, kırbaçlama, elektroşok, tınak çekme, yalancı infazlar ve cinsel şiddet de dâhil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanarak, binlerce siyasi tutsağı rutin olarak işkenceye maruz bıraktı. Eski bir SAVAK işkencecisi mahkemede, yüzlerce kişiye bizzat işkence yaptığını, kırbaç, elektroşok ve aşırı baskı altında zorla itiraf alma gibi yöntemlerin sürekli kullanıldığını anlattı.

Uluslararası Af Örgütü’nün 1976 tarihli raporu, falaka, kaynar su lavmanları ve asit damlatma gibi yöntemlerin yaygın kullanımını belgeliyor, her türlü muhalefeti ezmek için tasarlanmış sistematik devlet terörünün uygulandığını teyit ediyordu. İşkence merkezi olarak nam salmış olan Sabotajla Mücadele Ortak Komitesi, şu anda Tahran’ın merkezinde bir müze olarak korunuyor (İbret Müzesi).

Bu korku mekanizması, bunun yerine din adamları, çarşı tüccarları, öğrenciler, işçiler ve solcular gibi çeşitli güçleri kitlesel sokak gösterilerinde bir araya getirdi. Son döneme ait araştırmaların da ortaya koyduğu biçimiyle, İran halkının yüzde 10’undan fazlası, Şah karşıtı eylemlere katıldı. Bu, esasen son yüz yıl içerisinde gerçekleşmiş devrimler içerisinde ulaşılmış en yüksek seferberlik düzeyiydi. Devrim sonrası, Mart 1979’da referandum gerçekleştirildi. Bu referanduma katılım oranı yüzde 90 civarındaydı. Yeni İslam Cumhuriyeti’ne onay verenlerin oranı yüzde 98i buldu. Böylelikle, yeni düzenin halk nezdindeki meşruiyeti pekiştirilmiş oldu.

“Casus Yuvası”: Büyükelçilik İşgali ve Belgelerin Yeniden Bir Araya Getirilmesi

Devrimin anti-emperyalist karakteri, 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD büyükelçiliğinin ele geçirilmesiyle en çarpıcı ifadesine kavuştu. Washington’ın devrik Şah’ı tıbbi tedavi için kabul etmesinin ardından, öğrenciler, uzun zamandır CIA üssü olarak kullanılan büyükelçilik binasına baskın düzenlediler. Şah’ın kabul edilmesi, öğrencilerce “ABD gene darbe hazırlığı içinde” şeklinde yorumlandı. Öğrenciler, 52 Amerikalı diplomatı 444 gün boyunca rehin tuttular ve bu süre zarfında elçilik görevlilerinin parçaladıkları gizli belgeleri titizlikle yeniden bir araya getirdiler.

İranlı halı dokumacıları ve yetenekli gönüllüler, binlerce yırtık sayfayı bir araya getirerek, kapsamlı ABD casusluk operasyonlarını, darbe planlamasını ve devrimi baltalama girişimlerini ortaya çıkardı. Yeniden oluşturulan dosyalar, ABD Casusluk Yuvasından Belgeler” başlığı altında, 77 cilt olarak yayımlandı.

BBC’nin 2011’de yaptığı haberde dile getirildiği gibi, bu ifşaatlar, Washington’da öyle büyük bir rahatsızlığa yol açtı ki söz konusu belgeleri içeren kitapların ABD’de bulundurulması fiilen yasaklandı. Eski elçilik binası, şimdi bir müze olarak hizmet veriyor. Amerikan müdahalesini anlatan duvar resimleri halen daha korunuyor. Müze, Amerikan müdahalesinin tarihçesine ait materyalleri sergiliyor.

Jimmy Carter, elçilik işgaline Kartal Pençesi Operasyonu ile cevap verdi. Operasyon, utanç verici bir başarısızlıkla sonuçlandı. 24 Nisan 1980’de, Birinci Çöl kod adıyla anılan, Tahran’ın 300 kilometre güneydoğusundaki tuzla kaplı arazide şiddetli bir toz fırtınası sırasında bir helikopterin yakıt yüklü bir nakliye uçağıyla çarpışması sonucu sekiz ABD askeri hayatını kaybetti. Resmi askeri kayıtlara göre, sekiz helikopterden sadece beşi hazırlık alanına ulaşabildi ve görev iptal edildi. İran devlet medyası, yanan enkazın görüntülerini dünyayla paylaştı ve bu felâketi emperyalist kibre karşı ilahi bir ceza olarak takdim etti.

Sürekli Direniş: Siyonist Teşekküle Karşı Duruş

İmam Ruhullah Humeyni önderliğinde gerçekleşen devrim, İran’ı Siyonist teşekküle karşı çıkma ve Filistin özgürlüğünü destekleme konusunda önde gelen bir güce dönüştürdü. Humeyni’nin vizyonu, İslam Cumhuriyeti’ni yerleşimci-sömürgeci işgale ve Batı hegemonyasına karşı direniş modeli olarak konumlandırdı. İran, Gazze’de ve ötesinde Siyonist rejimin soykırımına karşı çıkan Filistinli örgütleri ve diğer Siyonizm karşıtı hareketleri sürekli olarak destekledi.

Bugün devrim, iki yönden tehditle karşı karşıya. İçeride liberal reformcular, ekonomik tavizler ve Washington ile uzlaşmayı savunarak, temel ilkeleri aşındırıyorlar. Dışarıda ise Siyonist rejim, İran’ı istikrarsızlaştırmak ve rejim değişikliğine zemin hazırlamak için Mossad ajanlarını ve vekillerini terör saldırılarında, kafa kesme eylemlerinde, suikastlerde ve siber sabotajlarda kullanıyor. Son görüntüler, İran topraklarında Siyonist istihbarat operasyonlarıyla bağlantılı silahlı provokatörlerin varlığını ispatlıyor. İran’ın taviz vermeme konusundaki kararlılığı, genel direniş ekseni için hayati önem taşıyor.

Pehlevi’ye Tahta Oturtma Projesi: SAVAK’ın İşkencecisi Geri Döndü

Sürgünde bulunan Rıza Pehlevi ve destekçileri, “İbrahim Anlaşmaları”nı andıran, Siyonist teşekkülle ilişkileri normalleştirmeyi ve İran’ı yeni oluşan Yahudi nüfuz alanına (pax-judaica) entegre etmeyi amaçlayan bölgesel bir teslimiyet planı olan “Keyhüsrev Anlaşmaları”nı destekliyorlar. Bu sürecin merkezinde, SAVAK’ın Üçüncü Bölge Müdürü, bugünlerde açıktan Pehlevi’ye danışmanlık yapan Perviz Sabiti duruyor.

Sabiti’nin komutasındaki SAVAK, monarşinin ve Siyonist teşekkülün ortak düşmanlarını hedef alarak Mossad ile yakın istihbarat paylaşımında bulundu. Hayatta kalanlar, dehşet verici olayları anlatıyor: dayak sırasında çığlıkların daha gür duyulmasını sağlayan “Apollo” işkence kaskı, kırık cam parçalarının sokulması, genital organlara yönelik elektroşok ve tecavüzden bahsediliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün de aktardığı biçimiyle, binlerce kişi, bu zulme maruz kaldı. PBS’nin haberlerinde, Sabiti’nin, solcu aydın Bican Cezeni de dâhil olmak üzere, siyasi tutsakların yargısız infazlarla öldürülmesinde oynadığı role vurgu yapıldı.

İran, İsrail ve ABD vatandaşlığına sahip olduğu bildirilen Sabiti, bugünlerde ABD’deki Şah yanlısı mitinglerde boy gösteriyor. Bazı destekçileri, onu “gelecekte teröristlerin kâbusu olacak kişi” olarak takdim eden pankartlar taşıyor. Real Media’nın 2025 tarihli bir araştırmasında ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, Sabiit, 2023’te Kaliforniya’da İslam Cumhuriyeti’ne karşı düzenlenen bir yürüyüşte ortaya çıktı. Ayrıca, Münih’te Rıza Pehlevi'yi destekleyen bir mitingde pankartlarda resmine yer verildi. Resmin altında Farsça “Gelecekte teröristlerin kâbusu olacak kişi” ibaresine yer verildi. Böylelikle, Sabiti’nin zulümle tanımlı mirası hatırlatılmaktaydı. Think Scotland’ın Münih’teki ürpertici gösteriyi aktaran haberinde Sabiti’ye verilen destek, İkinci Dünya Savaşı’nda holokost sürecini inşa eden Nazi subayı Heinrich Himmler’in desteklenmesine benzetildi. Özgür İranlı Akademisyenler Ağı’nın eleştirisinde ise 2023’teki bir etkinlikte benzer afişlerin yanı sıra SAVAK bayraklarının da yer aldığı, hareketin Şah’ın baskıcı aygıtını benimsediğinin altını çizdiği belirtildi. Tahmin edebileceğiniz gibi, Özgür İranlı Akademisyenler Ağı, İran muhalefetinin farklı bir fraksiyonu olan, tarikat benzeri terör örgütü Halkın Mücahitleri örgütüyle bağlantılı. Scotsman gazetesi de bu gerçeği dile getirdiği haberinde, Sabiti’nin dönüşünü destekleyen Farsça sloganın vahim bir uyarı olarak ele alıyordu.

İşkencelerinden sağ kurtulan üç kişi, 2025 yılında Florida’da ona karşı 225 milyon dolarlık bir tazminat davası açtı. Dava sürecinde, tecavüz ve ölümün eşiğine getirip bırakacak kadar boğazlama gibi işkence yöntemlerini bizzat Sabiti’nin yönettiğini iddia etti. Guardian gazetesinin haberine göre, davacılar, Pehlevi’nin yeniden iktidara gelmesiyle birlikte SAVAK’ın yeniden canlanacağından ve mağdurların adalete ilelebet kavuşamayacağından endişe ediyorlar.

Üçüncü Cumhuriyete Doğru: Devrimci Coşkuyu Yeniden Canlandırmak

ABD-Siyonist kukla rejimini deviren devrimin üzerinden 47 yıl geçmesine rağmen, temel dersleri geçerliliğini koruyor: Halk hareketliliği, imparatorluğu yenebilir, özgüven, yaptırımlara galebe çalar, Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe karşı uzlaşmaz muhalefet, küresel adalet mücadelelerine ilham verir.

Ancak öte yandan hayatta kalma çabası, değişime ihtiyaç duyuyor. Devrimi savunmak, hem şahçı restorasyoncuları hem de ilke pahasına Batı’yla entegrasyonu hedefleyen liberal reformcuları yenmeyi gerektiriyor. Geleceğe uzanan yol, ekonomik adaleti derinleştiren, yolsuzlukla mücadele önlemlerini güçlendiren, Devrim Muhafızları Birliği’ni Siyonist ve ABD’nin yürüttüğü hibrit savaş karşısında yetkilendiren ve Filistin’in özgürleşmesine olan bağlılığı tazeleyen, reforma tabi tutulmuş bir “Üçüncü Cumhuriyet”ten geçiyor.

İran’ın kararlı direnişi, halklar boyun eğmeyi reddettiklerinde, imparatorlukların ve yerleşimci-sömürgeci güçlerin en nihayetinde toza dumana karıştıklarının ispatıdır. Dünyanın önde gelen anti-emperyalist gücü, bugün varoluşunu tehdit edecek gelişmelerle karşı karşıya. En nihayetinde Siyonizmi ve küresel hegemonyaya yönelik çabalarını ancak kararlı eylem alt edebilir. 1979’da yükselen alevin ışığı daha da parlak olmalıdır.

David Miller
9 Şubat 2026
Kaynak

0 Yorum: