Pais [“Ülke”] gazetesinin köşe yazarı Antonio Muñoz Molina, “İmparatorluğa Karşı” başlıklı yazısında, uluslararası politikanın son elli yılını ve solun siyaseten yaşadığı hayal kırıklıklarını özetliyor.
Makale, sahneye geri dönen emperyalizmin gölgesinde yazılmış. Yazı, yazarın
eşinin, “gençken olduğu gibi yeniden emperyalizmle savaşmalıyız” sözüyle
başlıyor. Benzer bir notla, Trump, Putin ve Şi Cinping’in (örtülü)
emperyalizmine karşı savaş çağrısıyla sona eriyor.
Makalenin büyük bir kısmı, yazarın gençliğinde anti-emperyalist solun yaptığı hataların listesinden, hatta hatalara dair bir tür vaazdan ibaret.
Elli yaş üstü, bilhassa daha yaşlı olanlar,
bu olayların hepsini çok iyi hatırlıyorlar. Aslında makalede belirtilenlerin
hepsini ben de hatırlıyorum, hatta bazılarını birkaç ay önce yaşanan olaylardan
daha iyi hatırlıyorum.
Molina’nın
dediğine göre yazısı, Lenin’in Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması
ile Mao’nun Kızıl Kitap’ını okuyarak başlayan, daha sonra sadece
Amerikan emperyalizmini eleştirmeye odaklanan solun eleştirisini içeriyor.
Kuzey Vietnam ve Vietkong’un savaşı kazanmasından sonra Güney Vietnam nüfusunun
kitlesel göçü gibi “solun ürettiği” felaketleri bir kenara bıraktı, görmezden
geldi veya destekledi, en iyi ihtimalle bunları yeterince eleştirmedi. Sol, Sovyetler’in
Çekoslovakya’yı işgalini görmezden geldi veya İslam Devrimi sırasında net bir
Humeyni karşıtı tavır sergilemedi. Daha da kötüsü, solcular, Küba, Zimbabve
veya Çin gibi her türden Üçüncü Dünya ülkesinde yürürlükte olan baskıcı
rejimleri destekledi (bu noktada Vargas Llosa’dan anlamlı bir alıntı
yapılıyor).
Bunlar,
alışılagelmiş liberal eleştiriler ve hiç de yeni değiller. 1917’den beri liberalizm,
aynı şeyi söylüyor. Sadece bu fikrin uygulanacağı olayların sayısı arttı.
Ancak, son otuz yılın olaylarının cahiliymiş gibi görünmemek için Molina, biraz
isteksizce de olsa, eleştirisinin kapsamını, Latin Amerika’daki neoliberal
oligarşilerin demokratik sol tarafından yeterince reddedilmemesi olgusunu içerecek
şekilde genişletiyor. Bu oligarşiler, kendi ülkelerinde ağır koruma altındaki
sitelerde yaşarken, Miami ve Madrid’de pahalı villalar satın aldıktan sonra
daha eşit ve zengin toplumların zevklerinin tadını çıkarıyorlar. (Belki de bu
bağlamda Marquess de Vargas Llosa da anılabilirdi.) Unutmadan belirtelim,
yazıda, çoğunlukla komünist kadrolara fayda sağlayan komünizm sonrası
özelleştirmelerdeki aşırılıklardan bahsediliyor.
Okur,
gene de merak ediyor: Makalenin amacı, hatalar konusunda vaaz verip bir hatalar
listesi sunmak değilse nedir? Elli yıldır sürekli yanlış yapan sol, dünyanın
yüzünü yeniden emperyalizme çevirdiği koşullarda, yazarın gençliğindeki
değerlere mi dönmeli? Lenin’in Emperyalizm kitabına mı dönülmeli?
Mesajın bu olup olmadığı net değil. Dürüst olmak gerekirse ben, mesajın bu
olduğu düşüncesinde değilim. Yazar, sadece kişinin, her daim politik açıdan
haklı, ancak geçersiz ve saf olduğu, “aydın narsisizmi” olarak
adlandırılabilecek bir şeye sığınması gerektiğini söylüyor. Bu kibir ve saflık
bileşkesi, arzu edilmesi gereken bir şey midir, asıl soru bu.
Bu
düşünceyle, Molina’nın özgürce dile getirdiği eleştiriler, gücünü yitirmeye
başlıyor. Vietnam örneğini ele alalım. Sol, demokrasiye pek önem vermiyorlar
diye ABD emperyalizmine karşı mücadelelerinde Vietnamlı komünistleri
desteklememeli miydi? Ya da sol, Humeyni’nin teokrasisini görmezden gelmemeli
miydi? Cevap her zaman “evet” olabilir, ancak mesele şu ki, aydının içinden
çıkamadığı hayaller âleminin aksine gerçek dünyada uluslararası bağlam
önemlidir.
Bir
de ehven-i şer meselesi var. Bazı mücadeleler, ya desteklenen taraf, iki taraf içerisinde
ehven-i şer olarak kabul edildiği için ya da mücadelelerin küresel bağlamda
görülmesi gerektiği için desteklenmeyi hak eder. Bir örnek vermek gerekirse:
1941-1945 yılları arasında SSCB ve Almanya arasında cereyan eden savaş,
yalnızca uluslararası bir bağlamda görülebilir, görülmelidir. Stalin rejiminin
bazı durumlarda Hitler’inkinden daha baskıcı, hatta birçok durumda daha da
baskıcı olması nedeniyle tarafsızlık ilan etmenin bir anlamı yok. Bu yaklaşım bize,
birini mi yoksa diğerini mi destekleyeceğimiz hususunda vereceğimiz kararın gerekçesini
sunmaz. Karar, küresel bağlamda, yani bir tarafın ya da diğer tarafın zaferinin
dünya için ne anlama geleceği göz önünde bulundurularak alınmalıdır.
Olasılıklar
arasında yer almayan politikaları veya ideolojileri desteklemedikleri için
insanları eleştirmek de aynı derecede anlamsızdır. Tercih ettiğimiz seçenek,
hiç mevcut olmayabilir. Menüde bulunmuyor olabilir. Eğer Ocak 1979’da Tahran’da
olsaydık, menüdeki seçenekler, kibirli bir otokrat tarafından yönetilen bir
komprador diktatörlüğünün devam etme olasılığını, teokratik bir hükümeti, komünist
bir darbeyi veya aşırı solcu bir Üçüncü Dünya rejimini içeriyor olacaktı.
Liberal demokrasi menüde yer almayacaktı. Molina, bunun olmasını isteyebilir,
ama maalesef yoktu.
Kişi,
ya hayal âleminde yaşamaya devam edecek, her daim tutarlı ve “doğru” kalacak,
böylelikle, politik açıdan geçersiz ve hükümsüz bir şey olacak ya da belirli
bir anda ehven-i şer olduğuna inandığı şeyi seçecek.
Aslında,
Molina’nın verdiği her bir örnek, kendi bağlamında ele alınmalı. Kızıl Kmerleri
ele alalım.
Lon
Nol’un ABD yardımıyla kurduğu diktatörlüğünü devirdikten sonra iktidara
geldiler, ancak Lon Nol, Amerikalıların “Ho Chi Minh yolu” boyunca Kuzey
Vietnam’a sağlanan silah akışını durdurmak için Kamboçya’yı işgal etme kararı
nedeniyle iktidara gelmişti. Dolayısıyla, Kuzey Vietnam’ı, Kamboçya’yı veya
Sihanouk’u destekleme kararı, bunun neye yol açacağını bilerek değil, tamamen o
seçeneği desteklemeye karar verildiği zamanki koşullara bağlı olarak verilir.
Kızıl
Kmerlerin iktidara gelişi, Kamboçya’nın Vietkong’a silah tedarikini destekleme
kararının doğruluğunu geçersiz kılmaz. Hatalar konusunda verilen vaaz, tarihsel
gerçeklerden kopar.
Bu
kopuşun da kimseye hayrı ve yardımı olmaz. Bugün en iyi yaklaşımın ne olduğuna
karar verirken, Trump’ı Amerikan emperyalizmi, Putin’i Rus emperyalizmi, Şi
Cinping’i ise insan haklarına saygısızlığı sebebiyle suçlayabiliriz. Ancak
dünyanın mevcut halinde, tarihi bağlam ve ehven-i şeri seçme ilkesi üzerinden karar
vermemiz gerekiyor.
Ukrayna’daki
savaş sona ermeli. Rusya, dünyada kimsenin tanımayacağı bir bölgeyi kontrol
edecek, bu durum, belirsiz bir geleceğe kadar devam edecek. Trump (ve Biden),
Amerika’yı Batı yarımküre üzerindeki egemenliğini daha sağlam bir şekilde kuran
ve küresel olarak Çin’e karşı koymaya odaklanan politikalara yönlendirdi.
Maduro’nun kaçırılması ve Grönland’a yönelik tehditlerden, sanki ABD’nin davranışlarında
tanık olduğumuz tümüyle yeni bir sapmaymış gibi söz etmek, kesinlikle
yanlıştır.
Maduro
kaçırılmadan önce Noriega da kaçırılmıştı. Çok daha fazla insan ölmüş, hiçbir
uluslararası kuruluşun izni olmadan ülkeye 20.000 Amerikan askeriyle
saldırılmıştı. Grönland, tehdit edilmeden önce Irak da tehdit edilmişti, orada
da çok kişi ölmüştü.
“Emperyalizm
karşıtlığı”nda yeni gibi görünen şey, aslında hiç de yeni değil. Geçtiğimiz
yüzyıl boyunca muhtelif emperyalizm biçimleriyle karşılaştık. Bazen bazıları
(solun görüşüne göre) dünya için daha iyi oldukları veya iç politikada sunulan
seçenekler arasında ehven-i şer oldukları için desteklendi. Bugün de durum
farklı değil. Neoliberal dönemde de imparatorluklar vardı. Bunlar dün icat
edilmediler.
Ayrıca
Molina’nın sunduğu örnek, teknik olarak tamamıyla doğru değil, çünkü
Vietnamlılar tarafından devrildikten sonra Kızıl Kmer hükümetine destek veren, “anti-emperyalist”
sol değil, ABD’ydi.
Branko Milanoviç
2
Şubat 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder