02 Şubat 2026

Aydın Narsizmi ve Politik Geçerlilik

Pais [“Ülke”] gazetesinin köşe yazarı Antonio Muñoz Molina, “İmparatorluğa Karşı” başlıklı yazısında, uluslararası politikanın son elli yılını ve solun siyaseten yaşadığı hayal kırıklıklarını özetliyor. 

Makale, sahneye geri dönen emperyalizmin gölgesinde yazılmış. Yazı, yazarın eşinin, “gençken olduğu gibi yeniden emperyalizmle savaşmalıyız” sözüyle başlıyor. Benzer bir notla, Trump, Putin ve Şi Cinping’in (örtülü) emperyalizmine karşı savaş çağrısıyla sona eriyor.

Makalenin büyük bir kısmı, yazarın gençliğinde anti-emperyalist solun yaptığı hataların listesinden, hatta hatalara dair bir tür vaazdan ibaret. 

Elli yaş üstü, bilhassa daha yaşlı olanlar, bu olayların hepsini çok iyi hatırlıyorlar. Aslında makalede belirtilenlerin hepsini ben de hatırlıyorum, hatta bazılarını birkaç ay önce yaşanan olaylardan daha iyi hatırlıyorum.

Molina’nın dediğine göre yazısı, Lenin’in Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması ile Mao’nun Kızıl Kitap’ını okuyarak başlayan, daha sonra sadece Amerikan emperyalizmini eleştirmeye odaklanan solun eleştirisini içeriyor. Kuzey Vietnam ve Vietkong’un savaşı kazanmasından sonra Güney Vietnam nüfusunun kitlesel göçü gibi “solun ürettiği” felaketleri bir kenara bıraktı, görmezden geldi veya destekledi, en iyi ihtimalle bunları yeterince eleştirmedi. Sol, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini görmezden geldi veya İslam Devrimi sırasında net bir Humeyni karşıtı tavır sergilemedi. Daha da kötüsü, solcular, Küba, Zimbabve veya Çin gibi her türden Üçüncü Dünya ülkesinde yürürlükte olan baskıcı rejimleri destekledi (bu noktada Vargas Llosa’dan anlamlı bir alıntı yapılıyor).

Bunlar, alışılagelmiş liberal eleştiriler ve hiç de yeni değiller. 1917’den beri liberalizm, aynı şeyi söylüyor. Sadece bu fikrin uygulanacağı olayların sayısı arttı. Ancak, son otuz yılın olaylarının cahiliymiş gibi görünmemek için Molina, biraz isteksizce de olsa, eleştirisinin kapsamını, Latin Amerika’daki neoliberal oligarşilerin demokratik sol tarafından yeterince reddedilmemesi olgusunu içerecek şekilde genişletiyor. Bu oligarşiler, kendi ülkelerinde ağır koruma altındaki sitelerde yaşarken, Miami ve Madrid’de pahalı villalar satın aldıktan sonra daha eşit ve zengin toplumların zevklerinin tadını çıkarıyorlar. (Belki de bu bağlamda Marquess de Vargas Llosa da anılabilirdi.) Unutmadan belirtelim, yazıda, çoğunlukla komünist kadrolara fayda sağlayan komünizm sonrası özelleştirmelerdeki aşırılıklardan bahsediliyor.

Okur, gene de merak ediyor: Makalenin amacı, hatalar konusunda vaaz verip bir hatalar listesi sunmak değilse nedir? Elli yıldır sürekli yanlış yapan sol, dünyanın yüzünü yeniden emperyalizme çevirdiği koşullarda, yazarın gençliğindeki değerlere mi dönmeli? Lenin’in Emperyalizm kitabına mı dönülmeli? Mesajın bu olup olmadığı net değil. Dürüst olmak gerekirse ben, mesajın bu olduğu düşüncesinde değilim. Yazar, sadece kişinin, her daim politik açıdan haklı, ancak geçersiz ve saf olduğu, “aydın narsisizmi” olarak adlandırılabilecek bir şeye sığınması gerektiğini söylüyor. Bu kibir ve saflık bileşkesi, arzu edilmesi gereken bir şey midir, asıl soru bu.

Bu düşünceyle, Molina’nın özgürce dile getirdiği eleştiriler, gücünü yitirmeye başlıyor. Vietnam örneğini ele alalım. Sol, demokrasiye pek önem vermiyorlar diye ABD emperyalizmine karşı mücadelelerinde Vietnamlı komünistleri desteklememeli miydi? Ya da sol, Humeyni’nin teokrasisini görmezden gelmemeli miydi? Cevap her zaman “evet” olabilir, ancak mesele şu ki, aydının içinden çıkamadığı hayaller âleminin aksine gerçek dünyada uluslararası bağlam önemlidir.

Bir de ehven-i şer meselesi var. Bazı mücadeleler, ya desteklenen taraf, iki taraf içerisinde ehven-i şer olarak kabul edildiği için ya da mücadelelerin küresel bağlamda görülmesi gerektiği için desteklenmeyi hak eder. Bir örnek vermek gerekirse: 1941-1945 yılları arasında SSCB ve Almanya arasında cereyan eden savaş, yalnızca uluslararası bir bağlamda görülebilir, görülmelidir. Stalin rejiminin bazı durumlarda Hitler’inkinden daha baskıcı, hatta birçok durumda daha da baskıcı olması nedeniyle tarafsızlık ilan etmenin bir anlamı yok. Bu yaklaşım bize, birini mi yoksa diğerini mi destekleyeceğimiz hususunda vereceğimiz kararın gerekçesini sunmaz. Karar, küresel bağlamda, yani bir tarafın ya da diğer tarafın zaferinin dünya için ne anlama geleceği göz önünde bulundurularak alınmalıdır.

Olasılıklar arasında yer almayan politikaları veya ideolojileri desteklemedikleri için insanları eleştirmek de aynı derecede anlamsızdır. Tercih ettiğimiz seçenek, hiç mevcut olmayabilir. Menüde bulunmuyor olabilir. Eğer Ocak 1979’da Tahran’da olsaydık, menüdeki seçenekler, kibirli bir otokrat tarafından yönetilen bir komprador diktatörlüğünün devam etme olasılığını, teokratik bir hükümeti, komünist bir darbeyi veya aşırı solcu bir Üçüncü Dünya rejimini içeriyor olacaktı. Liberal demokrasi menüde yer almayacaktı. Molina, bunun olmasını isteyebilir, ama maalesef yoktu.

Kişi, ya hayal âleminde yaşamaya devam edecek, her daim tutarlı ve “doğru” kalacak, böylelikle, politik açıdan geçersiz ve hükümsüz bir şey olacak ya da belirli bir anda ehven-i şer olduğuna inandığı şeyi seçecek.

Aslında, Molina’nın verdiği her bir örnek, kendi bağlamında ele alınmalı. Kızıl Kmerleri ele alalım.

Lon Nol’un ABD yardımıyla kurduğu diktatörlüğünü devirdikten sonra iktidara geldiler, ancak Lon Nol, Amerikalıların “Ho Chi Minh yolu” boyunca Kuzey Vietnam’a sağlanan silah akışını durdurmak için Kamboçya’yı işgal etme kararı nedeniyle iktidara gelmişti. Dolayısıyla, Kuzey Vietnam’ı, Kamboçya’yı veya Sihanouk’u destekleme kararı, bunun neye yol açacağını bilerek değil, tamamen o seçeneği desteklemeye karar verildiği zamanki koşullara bağlı olarak verilir.

Kızıl Kmerlerin iktidara gelişi, Kamboçya’nın Vietkong’a silah tedarikini destekleme kararının doğruluğunu geçersiz kılmaz. Hatalar konusunda verilen vaaz, tarihsel gerçeklerden kopar.

Bu kopuşun da kimseye hayrı ve yardımı olmaz. Bugün en iyi yaklaşımın ne olduğuna karar verirken, Trump’ı Amerikan emperyalizmi, Putin’i Rus emperyalizmi, Şi Cinping’i ise insan haklarına saygısızlığı sebebiyle suçlayabiliriz. Ancak dünyanın mevcut halinde, tarihi bağlam ve ehven-i şeri seçme ilkesi üzerinden karar vermemiz gerekiyor.

Ukrayna’daki savaş sona ermeli. Rusya, dünyada kimsenin tanımayacağı bir bölgeyi kontrol edecek, bu durum, belirsiz bir geleceğe kadar devam edecek. Trump (ve Biden), Amerika’yı Batı yarımküre üzerindeki egemenliğini daha sağlam bir şekilde kuran ve küresel olarak Çin’e karşı koymaya odaklanan politikalara yönlendirdi. Maduro’nun kaçırılması ve Grönland’a yönelik tehditlerden, sanki ABD’nin davranışlarında tanık olduğumuz tümüyle yeni bir sapmaymış gibi söz etmek, kesinlikle yanlıştır.

Maduro kaçırılmadan önce Noriega da kaçırılmıştı. Çok daha fazla insan ölmüş, hiçbir uluslararası kuruluşun izni olmadan ülkeye 20.000 Amerikan askeriyle saldırılmıştı. Grönland, tehdit edilmeden önce Irak da tehdit edilmişti, orada da çok kişi ölmüştü.

“Emperyalizm karşıtlığı”nda yeni gibi görünen şey, aslında hiç de yeni değil. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca muhtelif emperyalizm biçimleriyle karşılaştık. Bazen bazıları (solun görüşüne göre) dünya için daha iyi oldukları veya iç politikada sunulan seçenekler arasında ehven-i şer oldukları için desteklendi. Bugün de durum farklı değil. Neoliberal dönemde de imparatorluklar vardı. Bunlar dün icat edilmediler.

Ayrıca Molina’nın sunduğu örnek, teknik olarak tamamıyla doğru değil, çünkü Vietnamlılar tarafından devrildikten sonra Kızıl Kmer hükümetine destek veren, “anti-emperyalist” sol değil, ABD’ydi.

Branko Milanoviç
2 Şubat 2026
Kaynak

0 Yorum: